Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/2116 E. 2021/2913 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haciz ihbarnamesi↗ munzam zarar↗ akdi faiz↗ menfi tespit davası↗ malvarlığına ilişkin dava↗ mevduat hesabı↗ hakkaniyet↗ eş rızası↗ tespit davası↗ dava şartı yokluğu↗ tbk 99↗ işlemiş faiz↗ usulden reddi↗ hukuki yarar↗ haciz↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ menfi tespit↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
11. Hukuk Dairesi 2020/2116 E. , 2021/2913 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın usulden reddine dair verilen 22.01.2020 tarih ve 2019/2460 E- 2020/29 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; dava dışı ... tarafından Şişli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2006/2396 Esas sayılı dosyasıyla müvekkili... ile diğer borçlular...ve ...aleyhine 368.559,00 TL üzerinden %98 faiz ile birlikte icra takibi yapıldığını, icra müdürlüğünce davalı bankaya İİK 89/1. maddesi gereğince haciz ihbarnamesi gönderildiğini, davalı bankanın haciz ihbarnamesine cevaben müvekkiline ait 178.986,06 TL mevduat hesabına haciz işlemi uygulandığını bildirdiğini ancak icra dosyasına ödeme yapılması bildirildiğinde davalı bankanın çeşitli gerekçeler ile bankada bulunan parayı icra dosyasına ödemediğini, yaklaşık 7 yıl sonra icra dosyasına ödemenin yapıldığını, mevduatta bulunan 88.986,06 TL'nin icra dosyasına hukuka aykırı olarak geç ödenmesi sebebiyle faiz borçlarının yığılmasına sebebiyet verildiğini, zira icra takibinde %98 oranında akdi faiz öngörüldüğünü, davalının icra dosyasındaki borcun artmasına sebep olduğunu ileri sürerek 521.064,39 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; müvekkili bankaya borçluların banka nezdindeki hak ve alacaklarının İİK 89/1. md gereğince haczi için haciz ihbarnamesi gönderildiğini, icra müdürlüğüne hesap sahibi hususunda sehven yanlış cevap verildiğini, hesabın aslında dava dışı ...'e ait olduğunu, ancak yanlışlığın düzeltilmesi taleplerinin icra müdürlüğünce kabul edilmediğini,bunun üzerine İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2007/6 Esas sayılı dosyasıyla borçlu olmadıklarına dair menfi tespit davası açtıklarını, bu davada hesaptaki paranın yarısının davacıya ait olduğuna dair karar verildiğini, mahkemece davanın devamı süresince hesap üzerine tedbir kararı verildiğini, menfi tespit davasının kesinleşmesi üzerine ...'ya ait olduğu tespit edilen ana para ile ana paraya işletilen faizin icra dosyasına ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce Dairemiz bozma ilamına uyularak, davacının borçlu bulunduğu Şişli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2006/2396 E. sayılı icra takip dosyasından İİK 89/1. md gereğince üçüncü şahıs konumundaki davalı bankaya birinci haciz ihbarnamesi gönderildiği, davalı bankanın yazı cevabı ile ... adına ve ... ile müşterek olan hesapta 178.986,06 TL bulunduğunu bildirdiği, hesaptaki paranın icra dosyasına aktarılmasının istenilmesi üzerine, parayı icra dosyasına göndermekten kaçınarak, hesapta bulunan paranın ...'ya ait olmadığı gerekçesiyle, dosyası alacaklısına borçlu bulunmadığının tespitine dair ... aleyhine dava açtığı, davanın reddine dair kararın kesinleşmesi üzerine, davalı bankanın davacının hissesine düşen ana para ile birlikte işlenmiş faizini icra dosyasına gönderdiği, davacının davalı banka tarafından ödenen faizin, icra dosyasında işleyen faizi karşılamadığını belirterek aradaki farkı munzam zarar olarak talep ettiği, hüküm altına alınacak miktarın bizzat davacıya ödenmesi talep edilmesine rağmen icra dosyasına herhangi bir ödeme yapılmadığı, işbu davanın açılabilmesi için öncelikle davacı tarafından fiili bir ödemenin bulunmasının şart olduğu, bu sebeple davacının bu aşamada, dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı, ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu, ancak Yargıtay bozma kararı doğrultusunda yeniden hüküm verilmesi gerektiği gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının davalı bankada mevcut ve davacıdan alacaklı olan 3. kişi tarafından haczedilen mevduatının, bankanın kusurlu davranışından ötürü icra dairesine geç ödenmesi nedeniyle, davacının işlemiş faiz yükünün arttığı iddiasına dayalı zararın tazminine ilişkindir.
Hukuki açıdan zarar, hak sahibinin rızası dışında malvarlığında meydana gelen azalma olup, söz konusu azalmanın kişinin malvarlığının aktifinin azalması veya pasifinin artması şeklinde ortaya çıkabileceğinde duraksanmamalıdır. Bu anlamda, davacının pasifinin artması biçiminde ortaya çıkmış olan zararının da tazminini talep edebileceği ve esasen bu yolda açılmış bir davada hukuki yararının var olduğu açıktır. Belirtilen hususlara, Bölge Adliye Mahkemesince verilen karara ekli karşıoyda da değinilmekte olduğu görülmektedir.
Dosya içinde bulunan İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2008/351 E-2010/777 K sayılı olup davalı banka tarafından menfi tespit davasında, davalı bankaya icra dosyasından gönderilen haciz ihbarnamesi gereğince, davalının 3.kişiye olan borcuna ilişkin icra dosyasına ödemesi gereken tutarın 88.413,03 TL olarak belirlendiği, belirlenen bu tutara ilişkin olarak davalı bankaca icra dosyasına, 10.10.2012 tarihinde asıl alacağın 03.12.2012 tarihinde de işlemiş faizin ödendiği sabittir. Davacı yan, bu ödemenin gecikmesinde davalı bankanın sorumluluğu bulunduğunu ve aleyhine kesinleşen icra dosyasındaki faiz oranının davalının ödemekle yükümlü olduğu faizden yüksek olması nedeniyle bakiye ödemekle yükümlü olduğu borcun miktarının arttığını ileri sürmektedir. Gerçekten de, davalı bankanın icra dosyasına yaptığı ödemeye ilişkin faiz oran ve tutarı ile aynı döneme ilişkin olarak kesinleşen takip nedeniyle takip borçlusu davacının faiz yükünün artmış olduğu görülmektedir.
Bu durumda, mahkemece, kural olarak davacı yanın işbu pasif nitelikteki zararının tazminini talep edebileceği, esasen borçlunun nezdinde mevcut mevduatını, vaki talep üzerine icra dosyasına ödemekle yükümlü bulunan davalı bankanın, alacaklı aleyhine açmış olduğu davalarda kısmen dahi olsa haksız çıkmış bulunduğu ve davada iddianın ileri sürülüş biçimi gözetilerek, davalının anılan davalarda ödemekle yükümlü tutulduğu tutarın ödenmesinde geciktiği ve sorumlu olduğunun kabulü ile bu meblağın zamanında ödenmemiş olması nedeniyle davacının kesinleşen takip nedeniyle faiz yükünde mevcut artmanın rakamsal olarak saptanması, bu şekilde saptanacak zararın doğumuna, davacının icra takip dosyasında istenen faiz oran ve tutarı bakımından yasal yollara başvurmamış olmasının, alacaklısına hiçbir ödemede bulunmamasının etkisi olup olmadığı, var ise nitelik ve niceliğinin TBK’nın 52. maddesi çerçevesinde tartışılarak hakkaniyete uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı yanın temyiz itirazının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2976 E. 2023/3249 K.
Ortak:haciz ihbarnamesi · akdi faiz · menfi tespit davası · mevduat hesabı · hakkaniyet · tespit davası · işlemiş faiz · usulden reddi · dava şartı
İncelediğiniz kararda… diğer borçlular...ve ...aleyhine 368.559,00 TL üzerinden %98 faiz ile birlikte icra takibi yapıldığını, icra müdürlüğünce davalı bankaya İİK 89/1. maddesi gereğince «haciz ihbarnamesi» gönderildiğini, davalı bankanın haciz ihbarnamesine cevaben müvekkiline ait 178.986,06 TL «mevduat hesabına» haciz işlemi uygulandığını bildirdiğini ancak icra dosyasına ödeme yapılması bildirildiğinde davalı bankanın çeşitli gerekçeler ile bankada bulunan parayı icra dosyasına ödemediğini, yaklaşık 7 yıl sonra icra dosyasına ödemenin yapıldığını, mevduatta bulunan 88.986,06 TL'nin icra dosyasına hukuka aykırı olarak geç ödenmesi sebebiyle faiz borçlarının yığılmasına sebebiyet verildiğini, zira icra takibinde %98 oranında «akdi faiz» öngörüldüğünü, davalının icra dosyasındaki borcun artmasına sebep olduğunu ileri sürerek 521.064,39 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2007/6 Esas sayılı dosyasıyla borçlu olmadıklarına dair «menfi tespit davası» açtıklarını, bu davada hesaptaki paranın yarısının davacıya ait olduğuna dair karar verildiğini, mahkemece davanın devamı süresince hesap üzerine tedbir kararı ver …
İcra Müdürlüğü'nün 2006/2396 E. sayılı icra takip dosyasından İİK 89/1. md gereğince üçüncü şahıs konumundaki davalı bankaya birinci «haciz ihbarnamesi» gönderildiği, davalı bankanın yazı cevabı ile ... adına ve ... ile müşterek olan hesapta 178.986,06 TL bulunduğunu bildirdiği, hesaptaki paranın icra dosyasına aktarılmasının istenilmesi üzerine, parayı icra dosyasına göndermekten kaçınarak, hesapta bulunan paranın ...'ya ait olmadığı gerekçesiyle, dosyası alacaklısına borçlu bulunmadığının tespitine dair ... aleyhine dava açtığı, davanın reddine dair kararın kesinleşmesi üzerine, davalı bankanın davacının hissesine düşen ana para ile birlikte işlenmiş faizini icra dosyasına gönderdiği, davacının davalı banka tarafından ödenen faizin, icra dosyasında işleyen faizi karşılamadığını belirterek aradaki farkı «munzam zarar» olarak talep ettiği, hüküm altına alınacak miktarın bizzat davacıya ödenmesi talep edilmesine rağmen icra dosyasına herhangi bir ödeme yapılmadığı, işbu davanın açılabilmesi için öncelikle davacı tarafından fiili bir ödemenin bulunmasının şart olduğu, bu sebeple davacının bu aşamada, dava açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı, ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu, ancak Yargıtay bozma kararı doğrultusunda yeniden hüküm verilmesi gerektiği gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAsliye Ticaret Mahkemesinin 2008/351 E ve 2010/777 K sayılı «menfi tespit» davasında, davalı bankaya icra dosyasından gönderilen «haciz ihbarnamesi» gereğince, davalının «üçüncü kişiye» olan borcuna ilişkin icra dosyasına ödemesi gereken tutarın 88.413,03 TL olarak belirlendiği, belirlenen bu tutara ilişkin olarak davalı bankaca icra dosyasına, 10.10.2012 tarihinde asıl alacağın 03.12.2012 tarihinde de «işlemiş faizin» ödendiği, davacının bu ödemenin gecikmesinde davalı bankanın sorumluluğu bulunduğunu ve aleyhine kesinleşen icra dosyasındaki faiz oranının davalının ödemekle yükümlü olduğu faizden yüksek olması nedeniyle bakiye ödemekle yükümlü olduğu borcun miktarının arttığını ileri sürdüğü, gerçekten de, davalı bankanın icra dosyasına yaptığı ödemeye ilişkin faiz oran ve tutarı ile aynı döneme ilişkin olarak kesinleşen takip nedeniyle takip borçlusu davacının faiz yükünün artmış olduğunun görüldüğü, mahkemece, kural olarak davacı yanın işbu pasif nitelikteki zararının tazminini talep edebileceği, esasen borçlunun nezdinde mevcut mevduatını, vaki talep üzerine icra dosyasına ödemekle yükümlü bulunan davalı bankanın, alacaklı aleyhine açmış olduğu davalarda kısmen dahi olsa haksız çıkmış bulunduğu ve davada iddianın ileri sürülüş biçimi gözetilerek davalının anılan davalarda ödemekle yükümlü tutulduğu tutarın ödenmesinde geciktiği ve sorumlu olduğunun kabulü ile bu meblağın zamanında ödenmemiş olması nedeniyle davacının kesinleşen takip nedeniyle faiz yükünde mevcut artmanın rakamsal olarak saptanması, bu şekilde saptanacak zararın doğumuna, davacının icra takip dosyasında istenen faiz oran ve tutarı bakımından yasal yollara başvurmamış olmasının, alacaklısına hiçbir ödemede bulunmamasının etkisi olup olmadığı, var ise nitelik ve niceliğinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 52 nci maddesi çerçevesinde tartışılarak «hakkaniyete» uygun bir karar verilmesi gerektiğine işaret edilerek davacı yanın temyiz itirazının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen kararın bozulmasına karar …
… Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının icra dosyasına ödemek zorunda olduğu «gecikme faizi» miktarının, davalının ödediği faizden daha fazla olduğu, icra dosyasında davacının ödemek zorunda olduğu faiz miktarının artmasına davalının sebebiyet verdiği, davalının «haciz ihbarnamesinin» gönderilmesi üzerine, yasal süresi içinde davacının mevduat hesabındaki parayı icra dosyasına ödeseydi, davacı fazladan gecikme faizi ödemek borcu altına girmeyeceği, davacının icra dosyasındaki faiz borcu, davalının bu haksız davranışıyla, yani kanundan doğan ödeme yükümlülüğüne uymaması nedeniyle arttığının alınan bilirkişi raporuyla tespit edildiği, davacı aleyhindeki icra takip talebinde istenilen faiz oranının fahiş olduğu, davacının bu faiz oranına itiraz etmeyerek borcunun artmasına kendisinin sebebiyet verdiği, davacının faizin oranına itiraz etmemesinden kaynaklanan zarara kendisinin katlanması gerektiği, banka mevduat hesabında davacının payına düşen ana para miktarının 178.986,06/2= 89.493,03 TL olmakla birlikte, davacı vekili, dava dilekçesinde faiz hesabına esas ana para tutarını 88.986,06 TL olarak gösterdiği, «taleple bağlılık ilkesi» gereği, zarar hesabında bu ana para esas alınması gerektiği, davalı banka, 03.12.2012 tarihinde iki parça halinde toplam 163.335,23 TL'yi icra dosyasına yapılan ödemeden ana para düştüğünde, geri kalan 74.349,17 TL'lik ödeme, faiz ödemesi olduğu, faiz ödemesinin, bilirkişi tarafından hesaplanan toplam zarar miktarı olan 132.450,26 TL'den düşülmesi halinde, davacının talep edebileceği «gerçek zarar» miktarının 58.101,09 TL olduğu, hesaplamanın 6098 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi uygun olduğundan başkaca bir indirime gerek bulunmadığı, davacının borçlusu olduğu icra takibine ödeme yapmamakta başkaca bir «kusuru» olduğu, örneğin ödeme gücü varken ödemeyi yapmadığı ve zararın çoğalmasına sebebiyet verdiği konusunda bir bulgu ve kanıt olmadığı, davacının bankadaki mevduatı dışında borç ödemede kullanabileceği bir mal varlığının ya da parasının bulunduğu kanıtlanmadığından, «hakkaniyet» gereği başkaca bir indirime mahal bulunmadığı, davalının «tacir» olduğu ticari işler için kanunda öngörülen «temerrüt» faizinden sorumlu olduğu, faiz zararı bakımından «kısmi ödeme» yaptığı 03.12.2012 tarihinden itibaren temerrüt faizinden sorumlu tutulduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkeme …
… hüküm verilmesi gerektiğinden, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm kurularak davanın, dava şartı olan «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:rücu davası · itirazın kaldırılması · kısmi ödeme · taleple bağlılık ilkesi · gecikme faizi · taleple bağlılık · infazda tereddüt · aktif husumet yokluğu
Benzer bu kararda… Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının icra dosyasına ödemek zorunda olduğu «gecikme faizi» miktarının, davalının ödediği faizden daha fazla olduğu, icra dosyasında davacının ödemek zorunda olduğu faiz miktarının artmasına davalının sebebiyet verdiği, davalının «haciz ihbarnamesinin» gönderilmesi üzerine, yasal süresi içinde davacının mevduat hesabındaki parayı icra dosyasına ödeseydi, davacı fazladan gecikme faizi ödemek borcu altına girmeyeceği, davacının icra dosyasındaki faiz borcu, davalının bu haksız davranışıyla, yani kanundan doğan ödeme yükümlülüğüne uymaması nedeniyle arttığının alınan bilirkişi raporuyla tespit edildiği, davacı aleyhindeki icra takip talebinde istenilen faiz oranının fahiş olduğu, davacının bu faiz oranına itiraz etmeyerek borcunun artmasına kendisinin sebebiyet verdiği, davacının faizin oranına itiraz etmemesinden kaynaklanan zarara kendisinin katlanması gerektiği, banka mevduat hesabında davacının payına düşen ana para miktarının 178.986,06/2= 89.493,03 TL olmakla birlikte, davacı vekili, dava dilekçesinde faiz hesabına esas ana para tutarını 88.986,06 TL olarak gösterdiği, «taleple bağlılık ilkesi» gereği, zarar hesabında bu ana para esas alınması gerektiği, davalı banka, 03.12.2012 tarihinde iki parça halinde toplam 163.335,23 TL'yi icra dosyasına yapılan ödemeden ana para düştüğünde, geri kalan 74.349,17 TL'lik ödeme, faiz ödemesi olduğu, faiz ödemesinin, bilirkişi tarafından hesaplanan toplam zarar miktarı olan 132.450,26 TL'den düşülmesi halinde, davacının talep edebileceği «gerçek zarar» miktarının 58.101,09 TL olduğu, hesaplamanın 6098 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi uygun olduğundan başkaca bir indirime gerek bulunmadığı, davacının borçlusu olduğu icra takibine ödeme yapmamakta başkaca bir «kusuru» olduğu, örneğin ödeme gücü varken ödemeyi yapmadığı ve zararın çoğalmasına sebebiyet verdiği konusunda bir bulgu ve kanıt olmadığı, davacının bankadaki mevduatı dışında borç ödemede kullanabileceği bir mal varlığının ya da parasının bulunduğu kanıtlanmadığından, «hakkaniyet» gereği başkaca bir indirime mahal bulunmadığı, davalının «tacir» olduğu ticari işler için kanunda öngörülen «temerrüt» faizinden sorumlu olduğu, faiz zararı bakımından «kısmi ödeme» yaptığı 03.12.2012 tarihinden itibaren temerrüt faizinden sorumlu tutulduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkeme …
… it paranın icra dosyasının mülkiyetinde olduğu, geç aktarılma sebebiyle zarar varsa zarar gören icra dosyası alacaklısı ...'ın dava açabileceği bu nedenle davacının «aktif husumet ehliyetinin» bulunmadığı, davacının dava dilekçesinde söz konusu paranın icra dosyasına aktarılmasını talep etmediği, bizzat kendisine ödenmesini talep ettiği, davacı tarafından icra dosyasına herhangi bir ödeme yapılmadığı, davacının icra dosyasına bir ödeme yapmadan «rücu davası» açmasında «hukuki yararının» bulunmadığı gerekçesiyle hem «aktif husumet yokluğu» hem de hukuki yarar yokluğu nedeniyle dava şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 02.10.2019 tarih, 2019/633 E. ve 2019/6101 K. sayılı kararıyla davacı vekilinin «istinaf yoluna başvurması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, «inceleme duruşmalı» yapılarak bilirkişi raporu alınmış ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, incelenen kararda bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki ve «infazda tereddüt» oluşacak biçimde karar verildiği, bu durumun kanuna açık aykırılık nedeniyle resen bozma nedeni teşkil ettiği, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerektiği, «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmediğine işaret edilerek kararın bozulduğu, bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine y …
İcra Hukuk Mahkemesinin 2006/545 E. sayılı dosyasında müvekkil tarafından istenen %45 faiz oranının kabul edilmemesi üzerine «itirazın kaldırılması» davası açıldığı ve mahkemenin de 2006/1502 K. sayılı ve 28.12.2016 sayılı kararı ile müvekkil itirazını kaldırdığı ve Yargıtay tarafından kararın onanarak kesinleş …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/2116 E. , 2021/2913 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın usulden reddine dair verilen 22.01.2020 tarih ve 2019/2460 E- 2020/29 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; dava dışı ... tarafından Şişli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2006/2396 Esas sayılı dosyasıyla müvekkili... ile diğer borçlular...ve ...aleyhine 368.559,00 TL üzerinden %98 faiz ile birlikte icra takibi yapıldığını, icra müdürlüğünce davalı bankaya İİK 89/1. maddesi gereğince haciz ihbarnamesi gönderildiğini, davalı bankanın haciz ihbarnamesine cevaben müvekkiline ait 178.986,06 TL mevduat hesabına haciz işlemi uygulandığını bildirdiğini ancak icra dosyasına ödeme yapılması bildirildiğinde davalı bankanın çeşitli gerekçeler ile bankada bulunan parayı icra dosyasına ödemediğini, yaklaşık 7 yıl sonra icra dosyasına ödemenin yapıldığını, mevduatta bulunan 88.986,06 TL'nin icra dosyasına hukuka aykırı olarak geç ödenmesi sebebiyle faiz borçlarının yığılmasına sebebiyet verildiğini, zira icra takibinde %98 oranında akdi faiz öngörüldüğünü, davalının icra dosyasındaki borcun artmasına sebep olduğunu ileri sürerek 521.064,39 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; müvekkili bankaya borçluların banka nezdindeki hak ve alacaklarının İİK 89/1. md gereğince haczi için haciz ihbarnamesi gönderildiğini, icra müdürlüğüne hesap sahibi hususunda sehven yanlış cevap verildiğini, hesabın aslında dava dışı ...'e ait olduğunu, ancak yanlışlığın düzeltilmesi taleplerinin icra müdürlüğünce kabul edilmediğini,bunun üzerine İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2007/6 Esas sayılı dosyasıyla borçlu olmadıklarına dair menfi tespit davası açtıklarını, bu davada hesaptaki paranın yarısının davacıya ait olduğuna dair karar verildiğini, mahkemece davanın devamı süresince hesap üzerine tedbir kararı verildiğini, menfi tespit davasının kesinleşmesi üzerine ...'ya ait olduğu tespit edilen ana para ile ana paraya işletilen faizin icra dosyasına ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce Dairemiz bozma ilamına uyularak, davacının borçlu bulunduğu Şişli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2006/2396 E. sayılı icra takip dosyasından İİK 89/1. md gereğince üçüncü şahıs konumundaki davalı bankaya birinci haciz ihbarnamesi gönderildiği, davalı bankanın yazı cevabı ile ... adına ve ... ile müşterek olan hesapta 178.986,06 TL bulunduğunu bildirdiği, hesaptaki paranın icra dosyasına aktarılmasının istenilmesi üzerine, parayı icra dosyasına göndermekten kaçınarak, hesapta bulunan paranın ...'ya ait olmadığı gerekçesiyle, dosyası alacaklısına borçlu bulunmadığının tespitine dair ... aleyhine dava açtığı, davanın reddine dair kararın kesinleşmesi üzerine, davalı bankanın davacının hissesine düşen ana para ile birlikte işlenmiş faizini icra dosyasına gönderdiği, davacının davalı banka tarafından ödenen faizin, icra dosyasında işleyen faizi karşılamadığını belirterek aradaki farkı munzam zarar olarak talep ettiği, hüküm altına alınacak miktarın bizzat davacıya ödenmesi talep edilmesine rağmen icra dosyasına herhangi bir ödeme yapılmadığı, işbu davanın açılabilmesi için öncelikle davacı tarafından fiili bir ödemenin bulunmasının şart olduğu, bu sebeple davacının bu aşamada, dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı, ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu, ancak Yargıtay bozma kararı doğrultusunda yeniden hüküm verilmesi gerektiği gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının davalı bankada mevcut ve davacıdan alacaklı olan 3. kişi tarafından haczedilen mevduatının, bankanın kusurlu davranışından ötürü icra dairesine geç ödenmesi nedeniyle, davacının işlemiş faiz yükünün arttığı iddiasına dayalı zararın tazminine ilişkindir.
Hukuki açıdan zarar, hak sahibinin rızası dışında malvarlığında meydana gelen azalma olup, söz konusu azalmanın kişinin malvarlığının aktifinin azalması veya pasifinin artması şeklinde ortaya çıkabileceğinde duraksanmamalıdır. Bu anlamda, davacının pasifinin artması biçiminde ortaya çıkmış olan zararının da tazminini talep edebileceği ve esasen bu yolda açılmış bir davada hukuki yararının var olduğu açıktır. Belirtilen hususlara, Bölge Adliye Mahkemesince verilen karara ekli karşıoyda da değinilmekte olduğu görülmektedir.
Dosya içinde bulunan İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2008/351 E-2010/777 K sayılı olup davalı banka tarafından menfi tespit davasında, davalı bankaya icra dosyasından gönderilen haciz ihbarnamesi gereğince, davalının 3.kişiye olan borcuna ilişkin icra dosyasına ödemesi gereken tutarın 88.413,03 TL olarak belirlendiği, belirlenen bu tutara ilişkin olarak davalı bankaca icra dosyasına, 10.10.2012 tarihinde asıl alacağın 03.12.2012 tarihinde de işlemiş faizin ödendiği sabittir. Davacı yan, bu ödemenin gecikmesinde davalı bankanın sorumluluğu bulunduğunu ve aleyhine kesinleşen icra dosyasındaki faiz oranının davalının ödemekle yükümlü olduğu faizden yüksek olması nedeniyle bakiye ödemekle yükümlü olduğu borcun miktarının arttığını ileri sürmektedir.
Gerçekten de, davalı bankanın icra dosyasına yaptığı ödemeye ilişkin faiz oran ve tutarı ile aynı döneme ilişkin olarak kesinleşen takip nedeniyle takip borçlusu davacının faiz yükünün artmış olduğu görülmektedir.
Bu durumda, mahkemece, kural olarak davacı yanın işbu pasif nitelikteki zararının tazminini talep edebileceği, esasen borçlunun nezdinde mevcut mevduatını, vaki talep üzerine icra dosyasına ödemekle yükümlü bulunan davalı bankanın, alacaklı aleyhine açmış olduğu davalarda kısmen dahi olsa haksız çıkmış bulunduğu ve davada iddianın ileri sürülüş biçimi gözetilerek, davalının anılan davalarda ödemekle yükümlü tutulduğu tutarın ödenmesinde geciktiği ve sorumlu olduğunun kabulü ile bu meblağın zamanında ödenmemiş olması nedeniyle davacının kesinleşen takip nedeniyle faiz yükünde mevcut artmanın rakamsal olarak saptanması, bu şekilde saptanacak zararın doğumuna, davacının icra takip dosyasında istenen faiz oran ve tutarı bakımından yasal yollara başvurmamış olmasının, alacaklısına hiçbir ödemede bulunmamasının etkisi olup olmadığı, var ise nitelik ve niceliğinin TBK’nın 52.
maddesi çerçevesinde tartışılarak hakkaniyete uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı yanın temyiz itirazının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 25.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/666894200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz