Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/1773 E. 2021/1964 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kötüniyet↗ hmk 353(1)b-2↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu 2016/75439, 2016/75404 ve 2016/75409 tescil sayılı markaların başvurularından önce aynılarının veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlerinin davacı taraf adına yurt dışında değişik ülkelerde tescilli olduğu ancak bu markaların Türkiye'de kullanıldığının ispat edilemediği, dolayısıyla gerçek hak sahipliğine ilişkin iddianın yerinde olmadığı, davalının gıda sektöründe dava dışı şirketler adına çok sayıda ülkede tescilli bulunan 6 farklı marka ile üst düzeyde benzer olan marka başvurularında bulunmasının, yurt dışındaki markaların varlığından habersiz şekilde ve tesadüfen gerçekleşmesinin olası bulunmadığı, marka tescillerinin kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 2016/75439, 2016/75404 ve 2016/75409 tescil sayılı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6769 sayılı Kanunun 25/2. maddesi uyarınca menfaati olan herkesin markanın hükümsüzlüğünü istemesinin mümkün olduğunu, davalının iyi niyetle hareket ettiğinin söylenemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davalı adına tescilli “DANCE MOR”, “ROMBA” ve “HUM HUM” ibareli markaların başvuru tarihlerinden önce ayırt edilemeyecek derecede benzerlerinin davacı taraf adına değişik ülkelerde (Sudan, Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün, Tunus, Cezayir) tescilli olduğu, davacının bu markalarını Türkiye’de kullandığını ispat edemediği ancak davalının, davacının yurt dışında tescilli markalarının varlığından haberdar olmamasının olası bulunmadığı bu sebeple marka tescillerinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmiş; bu karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi'nce davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacının Türkiye’de tescilli bir markası bulunmamaktadır. Öte yandan davacının “Hum Hum”, Romba” ve “Dance Mor” markalarını ya da buna benzer işaretleri Türkiye’de markasal etki yaratacak şekilde kullandığına dair bilgi ve belge sunulmadığı gibi, davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin ispatlanamadığı da mahkemenin kabulünde, davalının kötüniyetli olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeter olmadığı birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemece davalının marka tescillerinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1509 E. 2023/1507 K.
Ortak:kötüniyet · Marka hükümsüzlüğü
İncelediğiniz kararda… ğını ispat edemediği ancak davalının, davacının yurt dışında tescilli markalarının varlığından haberdar olmamasının olası bulunmadığı bu sebeple marka tescillerinin «kötüniyetli» olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmiş; bu karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge …
… ına dair bilgi ve belge sunulmadığı gibi, davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin ispatlanamadığı da mahkemenin kabulünde, davalının «kötüniyetli» olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışın …
Benzer bu kararda… ilgi ve belge sunulmadığı gibi, davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin ispatlanamadığının da mahkemenin kabulünde olduğu, davalının «kötüniyetli» olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışın …
… nulmadığı, diğer yönden davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin ispatlanamadığı yanında 6769 sayılı Kanun'un 6/9 anlamında davalının «kötüniyetli» olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunulmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dış …
… ü niyetle kullanıldığını, davalının bu tanınmışlıktan yararlanmak ve ticari çıkar sağlamak amacıyla tescil ettirdiğini, her ne kadar Yargıtay tarafından " davalının «kötüniyetli» olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeter olmadığı" şeklinde bir gerekçe belirtilmiş ise de davalı tarafın Suriye uyruklu olup dava konusu markaları davacının kullanmakta olduğunu ve iştigal alanını çok iyi bildiğini, davalının davacıya ait tanınmış markaları, bir harf değişikliğiyle veya isimleri arasına boşluk bırakmak suretiyle değiştirerek, «haksız rekabet» ve marka tecavüzü oluşturacak şekilde kullandığını, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, ABAD kararları da dikkate alınarak davalının kötü niyetli olup olmadığı somut koşullara göre değerlendirildiğinde; 6769 sayılı Kanun'un 6/9 bakımından ''«kötü niyet»'' gerekçeli hükümsüzlük koşullarının hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde açık olduğunu, tanınmışlık yönünden Paris Sözleşmesinin 1 inci «mükerrer» 6 ıncı maddesine yönelik değerlendirme yapılması gerektiğini, Paris Sözleşmesinin ilgili maddesinde temel olarak düzenlenen hususun Paris Birliğine üye ülkede tesc …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:mükerrerlik · kazanılmış hak · kötü niyet · haksız rekabet · iltibas
Benzer bu kararda… ü niyetle kullanıldığını, davalının bu tanınmışlıktan yararlanmak ve ticari çıkar sağlamak amacıyla tescil ettirdiğini, her ne kadar Yargıtay tarafından " davalının «kötüniyetli» olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeter olmadığı" şeklinde bir gerekçe belirtilmiş ise de davalı tarafın Suriye uyruklu olup dava konusu markaları davacının kullanmakta olduğunu ve iştigal alanını çok iyi bildiğini, davalının davacıya ait tanınmış markaları, bir harf değişikliğiyle veya isimleri arasına boşluk bırakmak suretiyle değiştirerek, «haksız rekabet» ve marka tecavüzü oluşturacak şekilde kullandığını, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, ABAD kararları da dikkate alınarak davalının kötü niyetli olup olmadığı somut koşullara göre değerlendirildiğinde; 6769 sayılı Kanun'un 6/9 bakımından ''«kötü niyet»'' gerekçeli hükümsüzlük koşullarının hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde açık olduğunu, tanınmışlık yönünden Paris Sözleşmesinin 1 inci «mükerrer» 6 ıncı maddesine yönelik değerlendirme yapılması gerektiğini, Paris Sözleşmesinin ilgili maddesinde temel olarak düzenlenen hususun Paris Birliğine üye ülkede tesc …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının mesnet markalarıyla kendi markaları arasında herhangi bir şekilde benzerlik ya da «iltibas» ihtimalinin bulunmadığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına «kazanılmış hak» durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8314 E. 2016/8156 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:vekalet ücreti takdiri · teminat kapsamı · riziko · vekalet ücreti · karar verilmesine yer olmadığına · teminat
Benzer bu kararda… e kaza tarihi aynı olmakla beraber işkazasının sabah saatlerinde gerçekleştiği ancak poliçenin akşam düzenlendiği, kazadan sonra yaptırılan sigortaların dava konusu «riziko» açısından hükümsüz olduğu, «teminatın» daha önceki bir tarihten başlatılmış olmasının sonucu değiştirmeyeceği, poliçe bilgilerine vakıf olmayan davacının talebi üzerine yeterli açıklama yapmayıp poliçe «teminatı kapsamında» olmayan bir talep olduğu açıklamasıyla davacının talebini reddeden davalının dava açılmasına sebebiyet verdiği, bu nedenle davalı tarafa, davacı aleyhinde avukatlık ücreti «verilmesine yer olmadığı» şeklinde vicdanen hüküm oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… in katılma yoluyla temyizine gelince; davacı tarafından 64.878,27 TL tazminat talep edilmiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş olduğuna göre; davalı yararına «vekalet ücreti takdir» edilmesi gerekirken, dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru olmamış kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına ka …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/7511 E. 2024/3981 K.
Ortak:Marka hükümsüzlüğü
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:yabancılık teminatı · erken açılan dava · usul ekonomisi · husumet itirazı · bedelsizlik · cy/cy şerhi · yenileme · husumet yokluğu
Benzer bu kararda… .2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 25.10.2005 tarihinde dava dışı Güzel Pazarlama Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına tescil edildiği, markanın «yenilendiğine» yahut davalı şirkete devredildiğine dair bir «kaydın» bulunmadığı, diğer yandan işbu davada davalı Kuruma «husumet» düşmeyeceği gerekçesiyle davalı Kurum aleyhine açılan davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddine, diğer davalı adına açılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı adına tescilli 2015/04869 sayılı KATAKİT ibareli markanın tescilli olduğu tüm sınıflar yönüden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, diğer markalardan 2017/41104, 2017/41117, 2017/41143 sayılı markalar henüz tescil edilmediğinden ve yine 2017/41135, 2017/41108, 2017/41156 sayılı markalar dava tarihi itibariyle tescilli olmadığından «erken açılan» davaların reddine karar verilmiştir.
… lı Şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; "Katakit" ibareli markanın 2003 yılından beri tescilli bir marka olup müvekkilinin bu markayı 15.01.2015 tarihli devir «protokolü» ile devir ve «temlik» aldığını, devir protokolünün dosyaya sunulduğunu, 2003 yılından bu yana ülkemizde tescilli olarak kulanılan ve üzerinde kadim ve müktesep oluşmuş bu marka müvekkilince devir alındıktan sonra bu marka hakkına dayalı olarak 2015/07869 sayılı markayı tescil ettirdiğini, davacının Katakıt markasını ülkemizde kullanmadığını, bu nedenle korunmaya değer bir marka hakkının bulunmadığını, davacı tarafça dayanılan markaların pek çoğunun 2003 yılından çok sonra 2010-2013 yılları arasında ve sadece 5 farklı ülke için dava dışı şirketlere ait markalar olduğunu, bu markaların davacıya ne şekilde bir hak verdiğinin hükümde açıklanmadığını, bir markanın farklı ülkerde tescilinin ülkemizde tanınmış olduğu sonucunu doğurmayacağını, tanımış marka iddialarının ispalanmadığını, mahkemece hükme esas açınan bilikişi raporunun «son» derece hatalı oldup rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, diğer taraftan davacıdan «yabancılık teminatı» alınmadığı gibi davacı vekaletnamesinde onay ve apostil «şerhi» bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın davalı ... vekili yönünden «husumet yokluğu» nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… arkasının dünya çapındaki tanınmışlığından ve iyi ününden yararlanmak amacıyla ticari çıkar sağlamak, müvekkilinin sarf ettiği emek, zaman ve paranın semerelerinden «bedelsiz» ve haksız bir şekilde faydalanmak amacıyla kötü niyetli olarak markayı tescil ettirdiğini ileri sürerek 2015/04869 sayılı “KATAKİT” ibareli markanın hükümsüzlüğüne …
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5930 E. 2013/8098 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mutabakat · davanın konusu · protokol · geçersizlik · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, ‘SULTANS OF THE DANCE’ ibaresinin ... tarafından meydana getirildiği, markasal kullanım hakkının sözleşme ile davalıya tanındığı, 30.07.2002 tarihli «mutabakat» ile bu hakkın ortadan kaldırıldığı, FSEK .../..., 60, TMK’nun .... maddeleri uyarınca ... tarafından ibarenin kullanılamayacağına dair mutabakat zaptının «geçersiz» olduğu, ... ....
Somut uyuşmazlık, marka hukukundan kaynaklanmakta olup, anılan «protokolün» «geçersizliği» sonucunu doğuracak yasal bir düzenleme de marka hukuku bakımından bulunmadığından protokolün geçersizliğinden bahsetmek mümkün değildir.
Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nin 2003/578 esas sayılı kesinleşen dosyasında 30.07.2002 tarihli «protokolün» .../.... maddesi gerekçe gösterilerek ...’ın anılan markayı adına tescil ettiremeyeceğine karar verilmiş olup, işbu «davanın konusu» farklı olsa da ...’ın yetkilisi ve haklarını devrettiği şirket yönünden de anılan hüküm güçlü delil teşkil eder.
Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nin 2003/578 esas sayılı dosyasının uyuşmazlık yönünden «kesin» hüküm teşkil etmeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, ... kararının iptaline, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/1773 E. , 2021/1964 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4.Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04.07.2018 tarih ve 2017/323 E- 2018/282 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 16.01.2020 tarih ve 2018/1866 E- 2020/22 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkili tarafından 1990 yılında Suriye/Şam'da kurulan Katakit Group'un yiyecek içecek alanında faaliyet gösterdiğini, bu şirketin KATAKİT markasıyla ürünlerini piyasaya sürdüğünü ve bu markayı 1993 yılında Suriye'de tescil ettirdiğini, şirketin Katakit markasının Ürdün, Tunus, Lübnan, Cezayir, BAE, Filistin, Bahreyn ve Sudan gibi ülkelerde de tescilli bulunduğunu, bunun yanında müvekkilinin ayrıca Katakit markasının alt markaları olarak Katakit Lavita, Katakit Dance, Katakit Ruby, Katakit Twist, Katakit Molto, Katakit Fruto, Katakit Rumba, Katakit Squeez markalarını da yurt dışında tescil ettirdiğini, 2017 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu'na da başvurularda bulunduğunu, davalı tarafın müvekkili davacıdan ve markalarından haberdar olmasına karşın kötü niyetli olarak bahsi geçen markalarda küçük değişiklikler yapmak suretiyle aynı mal gruplarında tescil ettirmek üzere TPMK'ya başvurular yaptığını, anılan markaların gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davalının bu başvuruları yapmaktaki temel gayesinin bu markaları iyi bilen Türkiye'deki Arap kökenli vatandaşlar bakımından markanın gücünden istifade etmek olduğunu ve davalının kötü niyetle hareket ettiğini ileri sürerek davalı adına tescilli 2016/75439 sayılı "DANCE MOR", 2016/75404 sayılı "ROMBA" ve 2016/75409 sayılı "HUM HUM" sayılı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının mesnet markalarıyla kendi markaları arasında herhangi bir şekilde benzerlik ya da iltibas ihtimalinin bulunmadığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu 2016/75439, 2016/75404 ve 2016/75409 tescil sayılı markaların başvurularından önce aynılarının veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlerinin davacı taraf adına yurt dışında değişik ülkelerde tescilli olduğu ancak bu markaların Türkiye'de kullanıldığının ispat edilemediği, dolayısıyla gerçek hak sahipliğine ilişkin iddianın yerinde olmadığı, davalının gıda sektöründe dava dışı şirketler adına çok sayıda ülkede tescilli bulunan 6 farklı marka ile üst düzeyde benzer olan marka başvurularında bulunmasının, yurt dışındaki markaların varlığından habersiz şekilde ve tesadüfen gerçekleşmesinin olası bulunmadığı, marka tescillerinin kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 2016/75439, 2016/75404 ve 2016/75409 tescil sayılı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6769 sayılı Kanunun 25/2. maddesi uyarınca menfaati olan herkesin markanın hükümsüzlüğünü istemesinin mümkün olduğunu, davalının iyi niyetle hareket ettiğinin söylenemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davalı adına tescilli “DANCE MOR”, “ROMBA” ve “HUM HUM” ibareli markaların başvuru tarihlerinden önce ayırt edilemeyecek derecede benzerlerinin davacı taraf adına değişik ülkelerde (Sudan, Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün, Tunus, Cezayir) tescilli olduğu, davacının bu markalarını Türkiye’de kullandığını ispat edemediği ancak davalının, davacının yurt dışında tescilli markalarının varlığından haberdar olmamasının olası bulunmadığı bu sebeple marka tescillerinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmiş; bu karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi'nce davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacının Türkiye’de tescilli bir markası bulunmamaktadır. Öte yandan davacının “Hum Hum”, Romba” ve “Dance Mor” markalarını ya da buna benzer işaretleri Türkiye’de markasal etki yaratacak şekilde kullandığına dair bilgi ve belge sunulmadığı gibi, davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin ispatlanamadığı da mahkemenin kabulünde, davalının kötüniyetli olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeter olmadığı birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemece davalının marka tescillerinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 03.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/655532900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz