Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/3157 E. 2013/23700 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
5718 sayılı möhuk↗ sözlü yargılama↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ kesinleşen ilam↗ savunma hakkı↗ kısıtlılık↗ möhuk 47↗ tenfiz↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, tenfizi istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla tebliğ olunduğu, 5718 sayılı Kanun'un 54/ç. maddesi uyarınca davalıların mahkemedeki duruşmaya çağrılmamaları ve alınan gıyabi kararın tenfizine de itiraz edilmesi karşısında tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı şirket vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece tenfizi istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara Lahey Sözleşmesi uyarınca tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu, davalıların yabancı mehkemedeki duruşmaya çağrılmamaları ve alınan gıyabi kararın tenfizine de itiraz edilmesi karşısında tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir. Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalılara 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalıların davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemeleri nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, sözlü yargılama yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir. Buraya kadar olan gelişmelerin davalıların savunma haklarını kısıtlar nitelikte olmadığı, benzer olaylarda Yargıtay dairelerince verilen kararlarla da benimsenmiştir (Yargıtay 13. HD. 01.10.1992 gün ve 5764 E.-7352 K., Yargıtay 11. HD. 06.07.2010 gün ve 2008/12797 E.- 2010/7992 K.). Zira “kural olarak” her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular. Bu itibarla, mahkemece, tenfizi istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede savunma hakkının kısıtlanmadığının kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4298 E. 2012/5048 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi'nde belirtilen usulde tebliğ edilmediği, doğrudan posta yolu ile «tebligatın» yapıldığı, bu itibarla kesinleşmiş bir kararın mevcut olmadığı, ayrıca tenfize konu kararın «kamu düzenini» ilgilendiren TTK’nın 329. ve 405/2. maddelerine de açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · oy yasağı
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Bu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/2647 E. 2012/9096 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi'nde belirtilen usulde tebliğ edilmediği, doğrudan posta yolu ile «tebligatın» yapıldığı, bu itibarla kesinleşmiş bir kararın mevcut olmadığı, ayrıca tenfize konu kararın «kamu düzenini» ilgilendiren TTK’nun 329. ve 405/2. maddelerine de açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · infaz · oy yasağı
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Kanunda «kamu düzeni» kavramının zamana ve yere göre değişebilen niteliği gereği bir tanımlama yapılmaktan kaçınılmış ve konunun hakimin takdirine bırakılması tercih edilmiş, ancak «kamu düzenine aykırılığın» “açıkça” olmasının aranmasıyla bu konuda takdir hakkı bulunan hakime bir sınırlama getirilmek istenmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/5022 E. 2012/5049 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi'nde belirtilen usulde tebliğ edilmediği, doğrudan posta yolu ile «tebligatın» yapıldığı, bu itibarla kesinleşmiş bir kararın mevcut olmadığı, ayrıca tenfize konu kararın «kamu düzenini» ilgilendiren TTK’nun 329. ve 405/2. maddelerine de açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nun 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · oy yasağı
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Bu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
5 benzer karar daha
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4240 E. 2012/5047 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi'nde belirtilen usulde tebliğ edilmediği, doğrudan posta yolu ile «tebligatın» yapıldığı, bu itibarla kesinleşmiş bir kararın mevcut olmadığı, ayrıca tenfize konu kararın «kamu düzenini» ilgilendiren TTK’nun 329. ve 405/2. maddelerine de açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nun 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · oy yasağı
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Bu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14224 E. 2012/8931 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre diplomatik yollarla yapılmadığı, posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu şeklindeki yazılı diğer gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · mükerrerlik
Benzer bu karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14292 E. 2012/8937 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK'nun 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre diplomatik yollarla yapılmadığı, posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu şeklindeki yazılı diğer gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · mükerrerlik
Benzer bu karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK'nun 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14291 E. 2012/8936 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey sözleşmesinin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre diplomatik yollarla yapılmadığı, posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu şeklindeki yazılı diğer gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · mükerrerlik
Benzer bu karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey sözleşmesinin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14262 E. 2012/8935 K.
Ortak:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tenfiz · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede «savunma hakkının kısıtlanmadığının» kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla te …
Benzer bu karardaGerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı kanunun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK'nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK'nun 329. ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2-Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre diplomatik yollarla yapılmadığı, posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nun 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu ve yazılı diğer gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · mükerrerlik
Benzer bu karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK'nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK'nun 329. ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/3157 E. , 2013/23700 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.12.2012 tarih ve 2012/379-2012/479 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Almanya Hannover Eyalet (Asliye Hukuk) Mahkemesi tarafından verilen 06.08.2009 tarih 13 O 41/09 numaralı kararın kesinleştiğini ileri sürerek, bu kararın tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, tenfizi istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesi uyarınca davalılara tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının davalılara posta yoluyla tebliğ olunduğu, 5718 sayılı Kanun'un 54/ç. maddesi uyarınca davalıların mahkemedeki duruşmaya çağrılmamaları ve alınan gıyabi kararın tenfizine de itiraz edilmesi karşısında tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı şirket vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece tenfizi istenilen kararın ve bu karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara Lahey Sözleşmesi uyarınca tebliğ edildiği, ancak duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu, davalıların yabancı mehkemedeki duruşmaya çağrılmamaları ve alınan gıyabi kararın tenfizine de itiraz edilmesi karşısında tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 5718 sayılı MÖHUK’nın 54/ç maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması gerekir. Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalılara 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalıların davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemeleri nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, sözlü yargılama yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
Buraya kadar olan gelişmelerin davalıların savunma haklarını kısıtlar nitelikte olmadığı, benzer olaylarda Yargıtay dairelerince verilen kararlarla da benimsenmiştir (Yargıtay 13. HD.
01. 10.1992 gün ve 5764 E.-7352 K., Yargıtay 11. HD.
06. 07.2010 gün ve 2008/12797 E.- 2010/7992 K.). Zira “kural olarak” her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular. Bu itibarla, mahkemece, tenfizi istenilen karara ilişkin dava dilekçesinin davalılara usulünce tebliğ edilmiş olması karşısında davalı tarafın yabancı mahkemede savunma hakkının kısıtlanmadığının kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde duruşma çağrısının posta yoluyla tebliğ olunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı şirketten alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 30.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/633273400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz