6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kefil, imzasının bulunmadığı sözleşme kapsamında kullandırılan krediden sorumlu tutulamaz

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/2908 E. 2020/5385 K. ·

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Banka / kredi / finans

Gerekçe özeti

Müteselsil kefil yalnızca imzasını taşıyan ve geçerli olan kefalet sözleşmesi kapsamındaki kredilerden sorumludur; imzasının bulunmadığı sonraki sözleşme kapsamında kullandırılan krediden sorumlu tutulamaz. Kefilin asıl borçlu şirketteki hissesini devretmesi, önceki geçerli kefaletten doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Ele alınan sorunlar

Kefilin, imzasının bulunmadığı sözleşme kapsamındaki krediden sorumluluğu → ret

İddia: Davacı, davalının müteselsil kefil olarak dava konusu kredi borcundan sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: 04.01.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi eski BK döneminde akdedilmiş olup davalının imzası bu sözleşmede mevcut ve kefalet geçerlidir; davalının hissesini devretmesinin kefil sıfatıyla sorumluluğuna etkisi yoktur. Ancak dava dışı asıl borçlu şirkete 20.10.2014 tarihinde kullandırılan kredi, davalının imzasının bulunmadığı 24.07.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığından, davalı bu krediden kaynaklı borçtan sorumlu tutulamaz. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Kefilin sorumluluğunun imzasını taşıyan sözleşme kapsamıyla sınırlı olması ve hisse devrinin kefalete etkisi bakımından emsaldir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müteselsil kefalet kefaletin kapsamı imza incelemesi hisse devri

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/2908 E.  ,  2020/5385 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 09/11/2017 tarih ve 2015/1076 E- 2017/982 K. sayılı kararın temlik alan davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 21/02/2019 tarih ve 2018/735 E- 2019/227 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi temlik alan davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, temlik eden davacı ... ile dava dışı Dicle Balık Market İth. İhr. Ltd. Şti. arasında akdedilen 04.01.2011 ve 24.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmelerinin davalılar tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek borçlulara ihtarname gönderildiğini, ihtarnameye rağmen ödemesi yapılmayan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalıların haksız itiraz ettiğini belirterek itirazların iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... ve ... vekili, davalıların talep edilen tutarda borçlarının olmadığını, davacıya yapılan ödemelerin tamamının borçtan düşülmediğini, talep edilen faiz oranının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı ... vekili, davalının, dava dışı asıl borçlu şirketteki hisselerini 24.01.2012 tarihinde diğer davalı ...’a devrettiğini ve devir işleminin 02.02.2012 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayımlandığını, davacı banka tarafından gönderilen 09.03.2015 tarihli ihtarnameye de 20.10.2014 tarihinde kullandırılan krediden kaynaklı borçtan yapılan hisse devri ile sorumlu olunmadığı yönünde cevap verildiğini, kaldı ki 24.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalının imzasının olmadığını, imzası bulunan 04.01.2011 tarihli sözleşmedeki imza ve yazıların ise davalıya ait olmadığını, 04.01.2011 tarihli sözleşmenin imzalandığı kabul edilse dahi TBK’nın 583 ve 584 .maddeleri uyarınca kefaletin geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı ile dava dışı şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmelerinden 04.01.2011 tarihli sözleşmede davalılardan ...’ın imzası mevcut olup, imzanın kendisine ait olduğunun tespit edildiği, 24.07.2012 tarihli sözleşmede ise imzasının bulunmadığı, davacı tarafından dava dışı şirkete kredinin 24.07.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığı, davalı ...’ın imzası olmayan sözlşemeden kaynaklı kredi borcundan sorumlu tutulamayacağı, diğer borçluların ise sözleşme gereği davacıya borçlu oldukları gerekçesiyle davanın davalılar ... ve ... yönünden kısmen kabulü ile diğer davalı ...'a yönelik davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, davaya konu 04.01.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinin eski BK zamanında akdedildiği ve kefalet hükümlerinin geçerli olduğu, davalı ...’ın hissesini devretmesinin kefil olarak sorumluluğuna bir etkisi bulunmadığını ancak dava dışı asıl borçlu şirkete 20.10.2014 tarihinde kullandırılan kredinin davalılardan ...’ın imzasının olmadığı 24.07.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığının tespit olunduğu ve mahkemenin bu yöndeki kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle maddi hukuka ve muhakeme hukukuna uygun bulunan istanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 2018/735 esas ve 2019/227 karar sayılı 21.02.2019 tarihli kararın ONANMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden temlik alan davacıdan alınmasına, 25.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/630663900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/735 E. 2019/227 K.

Şirket hissesini devreden kefilin sonraki genel kredi sözleşmesindeki sorumluluğu

Gerekçe özeti

Kefilin imzasını içermeyen, kendisinden sonra akdedilen ayrı bir genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredi borcundan, önceki sözleşmedeki kefaleti nedeniyle sorumlu tutulamayacağı; kefilin şirket hissesini devretmiş olmasının önceden geçerli şekilde imzaladığı kefaletin sonuçlarına etkisinin bulunmadığı; kefalet sözleşmesinin geçerliliğinin, düzenlendiği tarihte yürürlükte olan kanun hükümlerine göre değerlendirileceği kabul edilmiştir.

Emsal değeri

Kefilin imzasının bulunmadığı sonraki bir genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredi borcundan, önceki sözleşmedeki kefaleti nedeniyle sorumlu tutulamayacağına dair değerlendirme, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi kararına atıfla desteklenmiş ve bu husustaki BAM görüşü açıkça ortaya konmuştur.

Kavramlar: müşterek borçlu müteselsil kefil genel kredi sözleşmesi itirazın iptali hesabın kat edilmesi temlik imza inkarı kefaletin geçerliliği

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/735

KARAR NO 2019/227

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 09/11/2017

NUMARASI 2015/1076 2017/982

DAVA

İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 21/02/2019

İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı-temlik alan vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı-temlik eden .... Bank vekili, müvekkili ile dava dışı ....... Ltd. Şti. arasında akdedilen 04/11/2011 ve 24/07/2012 tarihli Genel Kredi Sözleşmelerinin davalılar tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek borçlulara ihtarname gönderildiğini, ancak ödeme yapılmadığını, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin davalıların haksız itirazları ile durduğunu ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı-temlik alan ..... A.Ş. vekili, yargılama sırasında dava konusu nakdi alacağın müvekkiline temlikine dair sözleşme sunmuş ve davanın kabulünü istemiştir.

CEVAP

Davalılar ... ve ... vekili, müvekkillerinin talep edilen tutarda borçlarının olmadığını, tahsilatların tamamının borçtan düşülmediğini, oranının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin dava dışı asıl borçlu şirketteki hisselerini 24/01/2012 tarihinde davalı ...’a devrettiğini ve devir işleminim 02/02/2012 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayımlandığını, ayrıca davacı banka tarafından gönderilen 09/03/2015 tarihli ihtarnameye şirket ortaklığından ayrılma nedeniyle 20/10/2014 tarihinde kullandırılan krediden sorumlu olunmadığı yönünde cevap verildiğini, kaldı ki 24/07/2012 tarihli sözleşmede müvekkilinin imzasının olmadığını, 04/01/2011 tarihli sözleşmedeki imza ve yazıların ise müvekkiline ait olmadığını, 04/01/2011 tarihli sözleşmenin imzalandığı kabul edilse dahi TBK 583 ve 584 maddeleri uyarınca kefaletin geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yanlar arasında 04/01/2011 tarihli 1500.000-TL bedelli genel kredi sözleşmesi ile 24/07/2012 tarihli ve 1.250.000-TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalanmış olup davalılardan ...'ın 04/01/2011 tarihli sözleşmede adına atfen imzasının bulunduğu, ancak 24/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı, davalı ... 2011 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek imza inkarında bulunmuş ise de yapılan grafoloji incelemesinde imzanın adı geçen ait olduğunun anlaşıldığı, ancak adın geçenin asıl borçlu şirketteki hissesini devretmesinden sonra 24/07/2012 tarihinde yeni bir genel kredi sözleşmesinin imzalandığı ve dava konusu kredinin bu sözleşme kapsamında kullandırıldığı, dolayısıyla davalı ...’a yönelik alacak talebinin yerinde görülmediği, diğer davalılar yönünden ise davacının alacak talebinde haklı olduğu, denetime açık olan bilirkişi raporunun hükme esas alınması gerektiği, buna göre davacının bu davalılardan takip tarihi itibariyle 334.388,10-TL asıl alacak olmak üzere toplam 364.377,83-TL nakdi ve çek taahhüt kredisinden dolayı 1.200-TL gayrinakdi depo talebi alacağı olduğu gerekçesiyle davalılar ...

ve ...’a yönelik davanın kısmen kabulüne, davalı ...’a yönelik davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı-temlik alan vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Borçlunun icra dosyasına yapmış olduğu itiraza ve huzurdaki davaya süre yönünden itiraz ettiklerini,2-Her ne kadar borçlu şirket hisselerini devrettiğinden bahsetmiş ise de , şirket hisselerinin hangi tarihte ve kime devredildiği, hisseleri devralan ile borçlu arasındaki akrabalık bağı araştırılması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığını,3-Borca ve takibe konu genel kredi sözleşmesinin davalı ... tarafından müteselsil kefil olarak kabul edilip imzalandığını, ...’ın genel kredi sözleşmesini imzaladığı tarihte şirket ortağı olduğunu ve şirket işlerinin devamı amacıyla sözleşmede imzasının bulunduğunu, dava konusu icra takibinin davalının imzaladığı genel kredi sözleşmesi ve taksitli krediden kaynaklanmakta olduğunu,4-Her ne kadar kefil, şirket hissesini devrettiğini, kefillikten çekildiğini ve bu sebeple kefalet sorumluluğunun bulunmadığını iddia etmekte ise de Yargıtay HGK kararlarına göre kredi borcunun bir tarihte tamamen ödenmiş olmasının kredi sözleşmesini sona erdirmeyeceği için bu ödemeden sonra borçluya yeni bir kredi kullandırılmasının yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığını, dolayısıyla kefilin sorumluluğunun bu yeni kredi açısından da süreceğini, dolayısıyla davalının iddialarının ve dayanaklarının yersiz olduğunu, kredi sözleşmesi cari hesap şeklinde süresiz düzenlendiğinden şirket hisselerini devreden kefil, geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra tek taraflı olarak kefaletini geri alamayacağını, sorumluluğunun devam edeceğini, dolayısıyla davalı ...’ın müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmesi ile kefil olduğu borcun sözleşmedeki limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

GEREKÇE

Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan nakdi alacağın tahsili ve gayrinakdi alacağın depo edilmesi amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazların iptali istemine ilişkindir.Yargılama sırasında dava konusu nakdi alacağın temlikine ilişkin sözleşme sunulmuş olup, temlik dava konusu gayrinakdi alacağı kapsamadığından(ve temlik tarihi itibariyle gayrinakdi alacağın nakdi alacağa dönüştüğü yönünde bir iddia da ileri sürülmediğinden) davacı bankanın da gayrinakdi alacak yönünden davacı sıfatının devam ettiği kabul edilmiştir. Dosya kapsamında mevcut delillerden, davacı banka ile dava dışı ......... Ltd. Şti. arasında akdedilen 04/11/2011 tarihli 1.500.000-TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesinin tüm davalılar tarafından, 24/07/2012 tarihli 1.250.000-TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesinin ise davalılar ...

ve ... tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığı,sözleşme hükümlerinin ihlal edildiğinden bahisle 09/03/2015 tarihi itibariyle hesap kat edilerek borçlu kefillere ihtarname gönderildiği ve 10/04/2015 tarihi itibariyle davalılar hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığı tespit edilmiştir. Öncelikle davalı ... müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzalamış olduğu 04/01/2011 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin TBK’nun 583 ve 584 maddesi hükümlerine aykırı olarak düzenlenmesi nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de, olayda sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı BK hükümleri uygulanacağından ve buna göre kefaletin geçerli olduğu anlaşılmakla, davalının bu yöndeki savunması yerinde görülmemiştir.Yine davalının 24/01/2012 tarihinde asıl borçlu şirketteki hisselerini devretmiş olmasının da, kefil olarak sorumluluğuna bir etkisi bulunmamaktadır.

O halde uyuşmazlık, dava konusu kredinin hangi kredi sözleşmesi/sözleşmeleri uyarınca kullandırıldığı, buna bağlı olarak davalının herhangi bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.25/04/2016 tarihli bilirkişi ek raporunda, dava konusu BCH kredisi 20/10/2014 tarihinde kullandırılmış olan 687.600-TL’lik krediden kalan borç olduğundan temerrüt faizinin 24/07/2012 tarihli sözleşme koşullarına göre belirlenmesi gerektiği, zira dava konusu kredinin 24/07/2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığının değerlendirilmekte olduğu, nitekim 04/01/2011 tarihli sözleşme varken ve limit açığı yokken 24/07/2012 tarihli sözleşmenin imzalanmasına gerek olmadığı belirtilmiş, davacı banka vekili ise rapora karşı yasal sürede sunduğu beyan dilekçesinde, ek raporda borcun 24/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı konusunda değerlendirme yapıldığını, ancak TBK 589.maddesi uyarınca davalının kefalet sözleşmesi kurulduktan sonra borçlunun borçlarının tamamından sorumlu olduğunu, dolayısıyla davalının sonraki sözleşmede imzasının bulunmamasının ileride doğacak borçlardan sorumlu olmayacağı anlamına gelmediğini belirtmiş olup, davacı banka vekilinin bu beyanı ile dava konusu kredinin 24/07/2012 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi uyarınca kullandırıldığını kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda davalı ...’ın müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzasını içermeyen 24/07/2012 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi uyarınca kullandırılan krediden dolayı sorumluluğunun bulunmadığı açık olup(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 20/12/2018 tarihli 2018/2708 E., 2018/6783 K. sayılı emsal kararı), ilk derece mahkemesince bu davalıya yönelik davanın redddinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yukarıda açıklanan gerekçelerle davacı-temlik alan vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacı-temlik alan vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 44,40-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 35,90- TL nin mahsubu ile bakiye 8,50- TL harcın davacı-temlik alandan alınarak hazineye gelir kaydına, İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın birer örneğinin tüm taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile HMK'nun 361/1 maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. 21/02/2019

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.