Tbk 447/2
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/730 E. 2020/5053 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tbk 447/2↗ avans iadesi↗ haksız fesih↗ rekabet yasağı↗ istifa↗ cezai şart↗ hizmet sözleşmesi↗ oy yasağı↗ tbk 99↗ fesih↗ ihbar↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, yargılama sürecinde bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların beyanlarından, davacı şirket yöneticileri tarafından davalıya manevi baskı uygulandığı ve rencide edici sözler söylendiğinin tespit edildiği, bu nedenle davalının sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiğinin anlaşıldığı, bu durumda davacının sözleşmeyle kararlaştırılan cezai şartı talep edemeyeceği, davacı yanca dayanılan ve davalının avans aldığını bildiren makbuzdaki imzanın davalının elinden sadır olmadığı bilirkişi raporuyla tespit edildiğinden avansın iadesi talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinin sözleşmeyle öngörülen fesih ihbar süresine riayet edilmeksizin feshedildiği iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalının sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TBK'nın 447/2. maddesi uyarınca, ayrılan işçiye karşı açılan rekabet yasağına aykırılık sözleşmesine istinaden dava açılabilmesi için, işverenin sözleşmeyi haklı olarak veya işçinin sözleşmeyi haksız olarak fesih etmiş olması gerekir. Ancak somut olayda davalı istifa dilekçesinde herhangi bir gerekçe göstermediği gibi, yargılama sırasında davalı tarafa, davacı şirket yetkilileri tarafından kendisine mobbing uygulandığı şeklindeki savunmasını da somutlaştırıp ispat edememiştir. Mahkemece hükme dayanak yapılan tanık beyanları ise soyut nitelikte olup, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini ispata yetersiz olduğu halde mahkemece, hatalı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2150 E. 2024/372 K.
Ortak:avans iadesi · rekabet yasağı · istifa · cezai şart · hizmet sözleşmesi · oy yasağı · fesih · ihbar
İncelediğiniz kararda2- Dava, taraflar arasında akdedilen «hizmet sözleşmesinin» sözleşmeyle öngörülen «fesih» «ihbar» süresine riayet edilmeksizin feshedildiği iddiasına dayalı «cezai şart» istemine ilişkindir.
TBK'nın 447/2. maddesi uyarınca, ayrılan işçiye karşı açılan «rekabet yasağına» aykırılık sözleşmesine istinaden dava açılabilmesi için, işverenin sözleşmeyi haklı olarak veya işçinin sözleşmeyi haksız olarak «fesih» etmiş olması gerekir.
… i sözler söylendiğinin tespit edildiği, bu nedenle davalının sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiğinin anlaşıldığı, bu durumda davacının sözleşmeyle kararlaştırılan «cezai şartı» talep edemeyeceği, davacı yanca dayanılan ve davalının avans aldığını bildiren makbuzdaki imzanın davalının elinden sadır olmadığı bilirkişi raporuyla tespit edildiğinden «avansın iadesi» talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… yle davanın reddine karar verildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 447 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ayrılan işçiye karşı açılan «rekabet yasağına» aykırılık sözleşmesine istinaden dava açılabilmesi için, işverenin sözleşmeyi haklı olarak veya işçinin sözleşmeyi haksız olarak «fesih» etmiş olması gerektiği, ancak somut olayda davalının «istifa» dilekçesinde herhangi bir gerekçe göstermediği gibi, yargılama sırasında davalı tarafa, davacı şirket yetkilileri tarafından kendisine mobbing uygulandığı şeklindeki savunmasını da somutlaştırıp ispat edemediği, Mahkemece hükme dayanak yapılan «tanık beyanlarının» ise soyut nitelikte olup, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini ispata yetersiz olduğu halde Mahkemece, hatalı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilme …
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve numarası belirtilen karar ile; taraflar arasında 06.12.2012 tarihli «hizmet sözleşmesi» akdedildiği, söz konusu sözleşmenin 2 yıllık süre için yapıldığı ve sözleşmenin 2. maddesi uyarınca taraflarca 120 gün öncesinden «ihbar» edilmek kaydıyla sözleşmenin feshedilebileceği, taraflarca bu maddeye aykırı şekilde sözleşmenin feshedilmesi durumunda karşı tarafın 50.000,00 TL «cezai şart» ödeyeceği konusunda anlaşıldığı, sözleşmeye göre davacının davalıdan cezai şart talep edebilmesi için öncelikle sözleşmede yer ... cezai şart hükmünün hukuken geçerli olması gerektiği, söz konusu sözleşmenin iş bu maddesinin 6098 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi uyarınca «genel işlem koşulları» içermemesi ve 21 ... madde ve devamında belirtildiği üzere, iş bu maddenin her iki taraf için geçerli olması nedeniyle kanun hükümlerine uygun olduğu ve hukuken geçerli olduğu ve fakat bu cezai şartın talep edilebilmesi için davalı tarafından hizmet «sözleşmesinin feshinin» haksız olması gerektiği, davalı tarafından söz konusu sözleşmenin 23.01.2014 tarihinde «istifa» dilekçesi ve «ibraname» imzalanarak feshedildiği ve imzalanan bu belgelerin «irade fesadı» ile imzalandığının iddia edildiği, dinlenen «tanık beyanlarına» göre sözleşmenin haklı nedenle davalı tarafından feshedildiğinin ispatlanamadığı anlaşıldığından davacı lehine bilirkişi raporuna göre 50.000,00 TL cezai şarta hükmedilmesine karar vermek gerektiği, davacı beyanlarında yer ... avans bedelinin dayandığı avans makbuzundaki imzanın davalıya ait olmadığının bilirkişi raporuyla ... olması nedeniyle davalının avans makbuzu «bedeli iadesi» talebinin yerinde olmadığı kanaatine varıldığı, her ne kadar davacı şirket tarafından 6098 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesi uyarınca davalıdan sözleşmeyi ... feshetmesi nedeniyle aylık ücretinin 1/4 oranında bakiye süre ücretinin tahsil edilmesi talep edilmiş ise de, 6098 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre bakiye süre ücretinin iş akdinin sona ermesinden sonra işlemeye başlayacak 30 günlük «hak düşürücü süre» içerisinde istenebileceği, iş akdinin 23.01.2014 tarihinde feshedildiği, iş bu davanın ise 03.07.2014 tarihinde açılmış olduğu anlaşıldığından davacı şirketin bakiye süre ücret alacağı talebini hak düşücü süreden sonra talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 50.000,00 TL cezai şartın 5.000,00 TL'sinin dava tarihinden itibaren 35.000,00 TL'sinin «ıslah» tarihi olan 02.03.2022 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının avans makbuzu bedeli ile bakiye süre ücretine yönelik taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasında akdedilen «hizmet sözleşmesinin» sözleşmeyle öngörülen «fesih» «ihbar» süresine riayet edilmeksizin feshedildiği iddiasına dayalı «cezai şart» istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:genel işlem koşulları · irade fesadı · vekalet ilişkisi · tanık beyanı · bedel iadesi · ibraname · sözleşmenin feshi · hak düşürücü süre
Benzer bu karardaMahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve numarası belirtilen karar ile; taraflar arasında 06.12.2012 tarihli «hizmet sözleşmesi» akdedildiği, söz konusu sözleşmenin 2 yıllık süre için yapıldığı ve sözleşmenin 2. maddesi uyarınca taraflarca 120 gün öncesinden «ihbar» edilmek kaydıyla sözleşmenin feshedilebileceği, taraflarca bu maddeye aykırı şekilde sözleşmenin feshedilmesi durumunda karşı tarafın 50.000,00 TL «cezai şart» ödeyeceği konusunda anlaşıldığı, sözleşmeye göre davacının davalıdan cezai şart talep edebilmesi için öncelikle sözleşmede yer ... cezai şart hükmünün hukuken geçerli olması gerektiği, söz konusu sözleşmenin iş bu maddesinin 6098 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi uyarınca «genel işlem koşulları» içermemesi ve 21 ... madde ve devamında belirtildiği üzere, iş bu maddenin her iki taraf için geçerli olması nedeniyle kanun hükümlerine uygun olduğu ve hukuken geçerli olduğu ve fakat bu cezai şartın talep edilebilmesi için davalı tarafından hizmet «sözleşmesinin feshinin» haksız olması gerektiği, davalı tarafından söz konusu sözleşmenin 23.01.2014 tarihinde «istifa» dilekçesi ve «ibraname» imzalanarak feshedildiği ve imzalanan bu belgelerin «irade fesadı» ile imzalandığının iddia edildiği, dinlenen «tanık beyanlarına» göre sözleşmenin haklı nedenle davalı tarafından feshedildiğinin ispatlanamadığı anlaşıldığından davacı lehine bilirkişi raporuna göre 50.000,00 TL cezai şarta hükmedilmesine karar vermek gerektiği, davacı beyanlarında yer ... avans bedelinin dayandığı avans makbuzundaki imzanın davalıya ait olmadığının bilirkişi raporuyla ... olması nedeniyle davalının avans makbuzu «bedeli iadesi» talebinin yerinde olmadığı kanaatine varıldığı, her ne kadar davacı şirket tarafından 6098 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesi uyarınca davalıdan sözleşmeyi ... feshetmesi nedeniyle aylık ücretinin 1/4 oranında bakiye süre ücretinin tahsil edilmesi talep edilmiş ise de, 6098 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre bakiye süre ücretinin iş akdinin sona ermesinden sonra işlemeye başlayacak 30 günlük «hak düşürücü süre» içerisinde istenebileceği, iş akdinin 23.01.2014 tarihinde feshedildiği, iş bu davanın ise 03.07.2014 tarihinde açılmış olduğu anlaşıldığından davacı şirketin bakiye süre ücret alacağı talebini hak düşücü süreden sonra talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 50.000,00 TL cezai şartın 5.000,00 TL'sinin dava tarihinden itibaren 35.000,00 TL'sinin «ıslah» tarihi olan 02.03.2022 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının avans makbuzu bedeli ile bakiye süre ücretine yönelik taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında «vekalet ilişkisi» bulunduğunu, dolayısıyla sözleşmede her iki taraf için zorlaştırıcı şartlar ve cezai şartların «geçersiz» olduğunu, geçersiz şarta dayalı hüküm kurulamayacağını, dava konusu sözleşmenin feshinde davalının kandırıldığı ve iyi niyetinin suistimal edildiğinin ... olduğunu, üzerinde baskı kurularak hazırlanmış «ibranamenin» geçersiz olduğunu, davalının zorla «istifa» ettirildiğini, davacının davasını ispat etmesi gerektiğini, davalının haklılığını ispat ettiğini ileri sürerek ve re'sen tespit edilecek sebeplerle kararın bozulma …
… yle davanın reddine karar verildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 447 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ayrılan işçiye karşı açılan «rekabet yasağına» aykırılık sözleşmesine istinaden dava açılabilmesi için, işverenin sözleşmeyi haklı olarak veya işçinin sözleşmeyi haksız olarak «fesih» etmiş olması gerektiği, ancak somut olayda davalının «istifa» dilekçesinde herhangi bir gerekçe göstermediği gibi, yargılama sırasında davalı tarafa, davacı şirket yetkilileri tarafından kendisine mobbing uygulandığı şeklindeki savunmasını da somutlaştırıp ispat edemediği, Mahkemece hükme dayanak yapılan «tanık beyanlarının» ise soyut nitelikte olup, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini ispata yetersiz olduğu halde Mahkemece, hatalı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilme …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/730 E. , 2020/5053 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce bozmaya uyularak verilen 17.12.2019 tarih ve 2016/81-2019/1159 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında 06.12.2012 tarihinde akdedilen hizmet akdiyle, davalının müvekkili şirket bünyesinde “C” grubu imza yetkilerine sahip genel müdür sıfatıyla göreve başladığını, sözleşmede sürenin 2 yıl olduğu ve 120 gün önceden yazılı olarak adrese tebliğ edilmek şartıyla sözleşmenin feshedilebileceğinin düzenlendiğini, bu usul ve şartlara uyulmadan fesih halinde 50.000.-TL cezai şartın ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının sürelere riayet etmeksizin 23.01.2014 tarihinde istifa dilekçesi verip aynı gün iş yerinden ayrıldığını ileri sürerek, davalının sözleşme hükümlerini ihlali nedeniyle şimdilik 15.000 TL'nin cezai şartın, verilen 13.403.-TL'nin avansın ve hizmet sözleşmesinin süreli olmasından dolayı sözleşmedeki bakiye süre veya şirketin zararına istinaden şimdilik 1.000.-TL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin tamamen işçi aleyhine hükümler içerdiğini, yöneticiler tarafından müvekkiline mobbing uygulandığını, hakaret edildiğini, şirketin isteği üzerine müvekkilin ayrıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, yargılama sürecinde bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların beyanlarından, davacı şirket yöneticileri tarafından davalıya manevi baskı uygulandığı ve rencide edici sözler söylendiğinin tespit edildiği, bu nedenle davalının sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiğinin anlaşıldığı, bu durumda davacının sözleşmeyle kararlaştırılan cezai şartı talep edemeyeceği, davacı yanca dayanılan ve davalının avans aldığını bildiren makbuzdaki imzanın davalının elinden sadır olmadığı bilirkişi raporuyla tespit edildiğinden avansın iadesi talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinin sözleşmeyle öngörülen fesih ihbar süresine riayet edilmeksizin feshedildiği iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalının sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TBK'nın 447/2. maddesi uyarınca, ayrılan işçiye karşı açılan rekabet yasağına aykırılık sözleşmesine istinaden dava açılabilmesi için, işverenin sözleşmeyi haklı olarak veya işçinin sözleşmeyi haksız olarak fesih etmiş olması gerekir. Ancak somut olayda davalı istifa dilekçesinde herhangi bir gerekçe göstermediği gibi, yargılama sırasında davalı tarafa, davacı şirket yetkilileri tarafından kendisine mobbing uygulandığı şeklindeki savunmasını da somutlaştırıp ispat edememiştir. Mahkemece hükme dayanak yapılan tanık beyanları ise soyut nitelikte olup, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini ispata yetersiz olduğu halde mahkemece, hatalı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.11.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Dava, anonim şirket genel müdürünün, taraflar arasındaki 6.12.2012 tarihli olup 2 yıl süreli sözleşmede öngörülen süre ve biçime uymaksızın 23.1.2014 tarihinde istifası nedeniyle, sözleşmede öngörülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki sözleşme, her ne kadar “hizmet akti” başlığını taşımakta ise de, mahkemenin görevsizlik kararının bozulmasına ilişkin Dairemizin 5.10.2015 tarih ve 8681-9883 sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği gereği vekalet sözleşmesi mahiyetinde olup uyuşmazlığa da öncelikle vekalet sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bilindiği üzere, vekalet sözleşmesi, karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven, sözleşmenin temelini oluşturan, olmazsa olmaz önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflardan her biri, sözleşmeyi her zaman feshedebilir yahut olayımızda olduğu gibi istifa suretiyle sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir.
Nitekim bu husus, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesinde,
“Vekalet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir.” 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 396. maddesinde de “vekaletten azil ve ondan istifa, her zaman caizdir.” şeklindeki hükümlerde de açıkça belirtilmiştir. Emredici nitelikteki bu hüküm gereğince müvekkil, vekilini her zaman azletmek hakkından, vekil de her zaman istifa edebilmek hakkından önceden vazgeçemez. Bunun aksini öngören sözleşmeler geçersiz olduğu gibi, istifa ve azil hakkını zorlaştıran kararlaştırmalar da geçersizdir (Yargıtay 13. HD'nin 16.6.2015 gün ve 19562-20555 sayılı kararı).
Taraflar arasındaki sözleşmenin 2. maddesindeki 120 günlük ihbar süresine riayet edilmeksizin sözleşmenin sona erdirilmesi halinde cezai şart içeren hüküm, yukarıda açıklandığı üzere, her iki yan bakımından da kural olarak geçersiz olup davacı yanın bu yoldaki talebinin reddi, sonucu itibariyle doğrudur. Davacı yan, TBK'nın 512. maddesi uyarınca ancak uygun olmayan bir zamanda tek taraflı olarak sonlandırıldığını ileri sürerek bu nedenle uğradığı zararın tazminini isteyebilirse de, davadaki talep salt sözleşme maddesinin ihlali ve buna bağlı cezai şartın tahsili isteminden ibaret olduğu gibi davacı yanın davalının sözleşmeyi bu biçimde sonlandırması nedeniyle zarara uğramış bulunduğunu ispata elverişli bir kanıt sunmadığı dosya kapsamıyla sabittir.
Yukarıdaki açıklamalar saklı kalmak kaydıyla, taraflar arasındaki uyuşmazlığa TBK'nın genel hizmet sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağı düşünülse dahi, davanın işçinin rekabet yasağına ilişkin hükümlerle bir ilgisi bulunmadığı gibi, davalının durumuna uygun düşen anılan kanunun 439. maddesi uyarınca, davacı işveren, davalıdan aylık ücretinin dörtte birine tekabül eden bir tazminat ile ayrıca ek zararlarının tazminini isteyebilirse de, davalının istifa suretiyle işi bıraktığı tarih ile dava tarihi gözetildiğinde, mezkur yasa maddesinin son fıkrası gereğince, davanın, hak düşürücü nitelikteki 30 günlük süre sona erdikten sonra açıldığı kuşkusuzdur. Bu itibarla, mahkemece davanın reddi sonucu itibariyle yerindedir.
Son olarak değinmek gerekir ki, dinlenen davacı tanıkları, davacı işverenin, genel müdür olan davalının bazı icraatlarından memnun olmamasından ötürü kendisine haksız ve münasip olmayan şekilde davranıldığını, bu halin birden fazla tekrar ettiğini ifade etmişlerdir. Söz konusu tanık beyanları, Dairemiz çoğunluğunca soyut bulunmuş ise de, kanımca, yeterince somut ve kanaate varmaya elverişli nitelikte beyanlar olup, davalının istifa suretiyle sözleşmeyi sonlandırmasının haklı nedenlere dayandığının da kabulü gerekir.
Tüm bu nedenlerle, yerel mahkeme kararının tümüyle onanması görüşünde olduğumdan, Daire çoğunluğunun kararın bozulmasına ilişkin düşüncesine katılamıyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/625810500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz