6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Hisse devri sözleşmesinde ikrah iddiası ve husumet yokluğu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2023/1218 E. 2023/1517 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Alacakkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ EmsalHak düşürücü süreDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)

Mahkemenin nitelemesi: Kıymetli evrak (kambiyo)Bono

Gerekçe özeti

Bir tarafın hukuki hakkını (icra takibi başlatma gibi) kullanmasının ikrah (korkutma) olarak nitelendirilebilmesi için hukuka aykırılık şartı gerçekleşmediğinden, cebri icra yoluna başvurma tek başına ikrah sayılmaz; ayrıca ikrah iddiası korkutmanın ortadan kalkmasından itibaren belirli bir süre içinde ileri sürülmelidir. Sözleşmede taraf olmayan bir şirkete, o sözleşmeden kaynaklanan talepler yöneltilemez; bu durumda dava pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddedilmelidir. İşçinin ücret alacaklarının ödenmemesi nedeniyle iş akdini haklı olarak feshetmesi halinde, işverenin öngördüğü çalışma süresi taahhüdüne bağlı cezai şarttan ve bu şartın teminatı olan senetten işçi sorumlu tutulamaz. Kar payı alacağı, şirketin geçmiş yıllardaki zararından etkilenmeksizin, kâr edilen yıllar itibariyle net kâr üzerinden hesaplanır.

Ele alınan sorunlar

07.11.2006 tarihli sözleşmenin ikrah nedeniyle geçersizliği iddiası → ret

İddia: Davacı, sözleşmenin alacaklı üçüncü kişilerin icra takipleri yoluyla oluşturulan korku ve baskı altında (ikrah) imzalandığını, bu nedenle sözleşmenin ve buna bağlı bonoların geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: İkrahtan söz edilebilmesi için tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelikte olması, haksız (hukuka aykırı) sayılması ve illiyet bağının bulunması gerekir. Davalının önceki sözleşme gereğince icra dosyası alacağının temliki suretiyle cebri icra yoluna başvurması yasal bir hakkın kullanılması niteliğinde olup ikrah olarak nitelendirilemez. Sözleşmenin ikrah altında imzalatıldığına ilişkin başkaca delil veya iddia bulunmadığından ikrah iddiası kanıtlanamamıştır. Ayrıca dava tarihi itibariyle korkutmanın ortadan kalkmasından sonra aradan 2,5 yıl kadar süre geçtiğinden, ikrah iddiasının hak düşürücü süre nedeniyle de dinlenmesi mümkün değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davalı şirket aleyhine açılan davada pasif husumet ehliyeti → kabul

Gerekçe: 29.11.2005 tarihli ilk sözleşmenin imza tarihi itibariyle davalı gerçek kişi henüz davalı şirketin ortağı olmadığından şirket adına sözleşme yapması mümkün değildir; 07.11.2006 tarihli sözleşmede de şirketi taahhüt altına sokan bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı şirkete husumet yöneltilmesi mümkün olmayıp, bu davalı yönünden davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddedilmiş olması isabetsizdir.

Gerekçe kaynağı: özgün

1.000.000-USD bedelli bonoya ve temlik alınan icra takibine borçlu olunmadığının tespiti → ret

İddia: Davacı, davalının ödediği icra borcunu sözleşmeye aykırı olarak temlik aldığını, bu bedelin esasen davalının hisselere karşılık ödemesi gereken bedel olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: 07.11.2006 tarihli sözleşmede davalının davacının üçüncü kişiye olan 300.000-USD borcunu ödediği ve ilgili icra dosyalarında alacağı temlik aldığı açıkça yazılı olduğundan ve davacının bu sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, davacının borçlusu olduğu icra takibine ve bu borcun teminatı olan 500.000-USD bedelli bonoya yönelik borçlu olunmadığının tespiti ile temlik işleminin iptali isteminin reddinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

1.000.000-USD bedelli cezai şart bonosundan sorumluluk → kabul

İddia: Davacı, iş akdini haklı nedenle feshettiğinden, davalının çalışmama nedeniyle öngörülen cezai şarttan ve bu şartın teminatı olan bonodan sorumlu tutulamayacağını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen İstanbul Anadolu 3. İş Mahkemesi kararında iş sözleşmesinin davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı nedenle feshedildiği tespit edilmiştir. Bu tespit karşısında davacının 5 yıl süreyle çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple gerçekleştiği sabit olduğundan, davacı bu cezai şarttan ve teminatı olan bonodan sorumlu tutulamaz; bu husus gözetilmeksizin bu bonoya dayalı istemin reddine karar verilmesi doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kar payı alacağı talebi (%15 net kar payı) → kabul

İddia: Davacı, 29.11.2005 tarihli sözleşme gereği şirketin net kârından %15 pay alması gerektiğini, bu payın ödenmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Yargıtay 11. HD'nin bozma ilamında, şirketin karı üzerinden hesaplanacak tutarın tahsiline karar verilmesi gerekirken şirketin yıllara göre kar zarar durumu değerlendirilerek geçmiş yıllardan kaynaklı kar elde edilemediği gerekçesiyle talebin reddinin doğru olmadığı belirtilmiştir. Bozma ilamına uyularak, davalı şirketin kâr elde ettiği yıllar itibariyle net kar üzerinden %15 oranındaki kar payı alacağı miktarı belirlenmiş, geçmiş yıllardaki şirket zararı dikkate alınmadan kar payı alacağının kısmi talebi olan tutarın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Hakediş bedeli alacağı talebi → ret

İddia: Davacı, doktor olarak verdiği hizmetlerden dolayı ortaya çıkan hakediş bedelinin borçlarına mahsup edilmesi suretiyle borcunun ödendiğini, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı hesaplamaya dayandığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Protokole göre davacının hakedişinin masraf ve vergiler sonrası %50 olarak belirlendiği, ayrıca davacının borcu bitene kadar aylık 10.000-USD ücret alacağının kararlaştırıldığı tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda davacının doktor olarak verdiği hizmet nedeniyle hakediş alacağı 25.433,17-USD olarak hesaplanmış, ancak protokol gereği davacıya ödenmesi gereken aylık 10.000-USD ücretin bu hakedişten mahsubu gerekmektedir. Kesinleşen İş Mahkemesi kararına göre davacının ücretinin ödendiği yönünde açık kabulü bulunduğundan ve bakiye ücret alacağı yönünden ayrıca tahsil hükmü kurulup kesinleştiğinden, mahsup sonucunda davacının bakiye hakediş alacağının bulunmadığı, hakedişlerle borcun ödendiği iddiasının doğru olmadığı anlaşılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararda, alacaklının yasal icra takibi hakkını kullanmasının ikrah (korkutma) sayılamayacağı, sözleşmede taraf olmayan şirkete husumet yöneltilemeyeceği ve işçinin haklı fesih hakkını kullanması halinde çalışma taahhüdüne bağlı cezai şarttan sorumlu tutulamayacağı yönündeki tespitler, benzer uyuşmazlıklarda BAM içtihadı bakımından yol gösterici niteliktedir.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
İkrah (korkutma) iddiasına dayalı iptal hakkı, korkunun ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanılmalıdır; bu süre geçtikten sonra ileri sürülen ikrah iddiası dinlenemez.
Dava şartı
pasif husumet ehliyeti

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ikrah hak düşürücü süre pasif husumet ehliyeti cezai şart hakediş kar payı temlik mahsup bono

Atıf yapılan mevzuat: 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu (eBK) — 818 sayılı BK 29 · 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu (eTTK) — 6762 sayılı TTK 520

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/1218

KARAR NO 2023/1517

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 29/03/2017

NUMARASI 2014/1094 Esas - 2017/358 Karar

DAVA

Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 11/10/2023

Dairemizce verilen kararın Yargıtay 11. HD tarafından bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin 1989 yılında ... Göz Hastanesini kurduğunu, ancak maddi sıkıntı sebebi ile ortak arayışına girdiğini, bu süreçte davalının müvekkili ile ortak olmaya talip olduğunu, müvekkilinin 2005 yılında akdettikleri sözleşmeyle maliki bulunduğu hisselerin %99'unu davalı ...'e, %1'ini ise ...'ye devrettiğini, hisse devir sözleşmesinde "... Ltd. Şti, ... Ltd. Şti., ... Optik AŞ ve ... Sigorta Ltd. Şti'nin piyasa değerlerinin toplam 3.200.000-USD olarak belirlendiğini, sözleşmede gerek bu şirketler gerekse de müvekkilinin bu şirketler sebebiyle oluşan toplam 1.500.000-USD olan piyasa borçlarının davalı tarafından nakden ve defaten ödenerek kapatılması, bakiye 1.700.000-USD olan müvekkilinin şahsi borçlarının ise dönemler halinde ödenerek kapatılması hususlarının tanzim edildiğini, müvekkilinin şirket hisselerini devretmesine rağmen net kardan %15 pay alması hususunda tarafların mutabık kaldıklarını, ayrıca müvekkilinin doktor olarak hizmet vermeye devam edeceğinden, bu hizmetlerinden dolayı doğacak hakediş bedellerinden masraf ve vergilerin mahsubu neticesinde kalacak bakiye bedelin %50'sine tekabül eden kısmı hak ediş bedeli olarak alacağının, müvekkilinin almaya hak kazandığı hak ediş bedellerinin öncelikle borçlarından mahsup edileceğinin hüküm altına alındığını,davalının hiçbir edimini tam olarak ifa etmediğini, özellikle banka ödemeleri ve sair ödemeleri zamanında, tam ve eksiksiz olarak yapmayarak müvekkilini zarara uğrattığını, müvekkilinin maddi ve manevi olarak baskı altında tutulmasına sebebiyet verdiğini, özellikle ...'ın Şişli ...

İcra Müdürlüğünün ... Esas sayısıyla başlattığı icra takibinde yapması gereken ödemeleri kasten yapmayarak müvekkili üzerindeki baskıları arttırıp korku ve baskı ile ilk sözleşmeye ilaveten cezai şart maddelerinin de bulunduğu ikinci bir sözleşme akdettiğini, 07.11.2006 tarihli sözleşme ile müvekkilinin ... ve ...'a olan borçları ile nakit aldığı borçlar bulunduğu, bu borçların toplamının 1.000.000-USD olduğu hususunda mutabakat tesis edildiğinin baskı ve korku ile imza altına aldırıldığını, ayrıca ...'ın İstanbul ... İcra Dairesinin ...(doğrusu ...) esas sayılı dosyasında 300.000-USD bedel davalı tarafından ödendiğinden, icra bedelinin temlik alındığından ve davacının davalıya 1.000.000-USD borcu bulunduğundan bahisle borçların teminatı olarak 500.000-USD bedelli bono alındığını, müvekkili ile eşinin müştereken maliki bulundukları Beykoz ilçesi ...

Mahallesindeki ... parsel, ... Blok, ... numaralı bağımsız bölüm üzerinde 500.000-USD ipotek tesis edildiğini,sözleşmede düzenlenen cezai şart bedelinin de müvekkili tarafından tanzim ve imza altına alınan 07.11.2011 tediye tarihli ve 1.000.000-USD bedelli bono ile teminat altına alındığını, müvekkilinin taşınmazı üzerine ipotek konulmasını kabul etmek zorunda kaldığı gibi bonolar nedeniyle de borçlu olmadığı bedeli ödeme tehdidi ile karşı karşıya kaldığını, bu olumsuz gelişmelere rağmen davacının davalının belirlediği sağlık kuruluşlarında hizmet vermeye devam ettiğini, ilerleyen süreçte davacının sözleşmeyle belirlenen ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle iş akdinin müvekkili tarafından haklı olarak feshedildiğini, 07.11.2006 tarihli sözleşmenin ikrah ile imzalanması nedeniyle bu sözleşme ile sözleşme gereği imzalanan bonoların hükümsüz olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla 07.11.2006 tarihli sözleşme geçerli sayılsa dahi müvekkilinin borçlu olduğu tutarların hakediş bedelleri ile ödenmesi sonucunda bonolar ve temlik işleminin iptalinin gerektiğini, 29.11.2005 tarihli sözleşme gereğince müvekkilinin hakediş bedellerinden vergi ve masraflar çıkarıldıktan sonra kalan bedelin %50'sinin müvekkilinin borçlarından mahsubu gerektiğini, 07.11.2006 tarihli sözleşmedeki cezai şart hükmünün de geçersiz olduğunu,müvekkilinin işçi aleyhine düzenlenen cezai şarttan sorumlu tutulamayacağını, davalı tarafından İstanbul ...

İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında temlik alınan bedel ve ipotek ile ilgili müvekkilinin borcu bulunmadığından, temlik işlemi ile icra takibinin iptalinin gerektiğini, davalının bu takibe konu 300.000-USD borcu ödeyerek bu bedeli sözleşmeye aykırı olarak temlik aldığını, bu bedelin esasen davalının şirket hisselerine karşılık ödemekle yükümlü olduğu bedel olduğunu, ayrıca sözleşmeyle kararlaştırılmasına rağmen müvekkiline 2005 yılından beri %15 kar payı ödenmediğini belirterek, Müvekkilinin ikrah sebebiyle imza altına almak zorunda bırakıldığı 07.11.2006 tarihli sözleşmenin irade sakatlığı sebebiyle geçersizliğine, bu sözleşmeye binaen müvekkili ve eşi tarafından imza edilmiş 07.11.2011 ödeme tarihli ve 500.000-USD bedelli bono ile cezai şart teminatı olarak imzalanan 07.11.2011 ödeme tarihli ve 1.000.000-USD bedelli bonolar nedeniyle borçlu olmadığından bonoların iptaline, müvekkili ile davalı arasında 29.11.2005 tarihinde akdedilmiş sözleşme gereğince İstanbul ...

İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasına ödeme yapılmış olduğundan, bu dosya borcuna binaen davalı tarafından alınmış temlik işlemi ve icra takibinin iptaline, 29.11.2005 tarihli sözleşme gereğince net kardan davacıya ödenmesi gereken %15 kar payının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000-TL kar payı bedelinin ödenmeyen dönemlere uygulanacak en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, aynı sözleşme gereğince müvekkilinin hak ediş bedellerinden masrafların mahsubu neticesinde kalan bedelin %50'si oranına tekabül eden bölümü ile davalılara olan borçlarının ödendiği ve hiçbir borcu kalmadığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000-TL hak ediş bedelinin reeskont faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; davalı ... ile davacı arasındaki alacak borç ilişkisi ile diğer davalı ...'nin hiçbir ilgi veya irtibatının bulunmadığını, iptalleri istenen sözleşme, bono, icra takibi ve temlik işleminin tarafının davalı ... olduğunu, bu hukuki işlemlerle ilgili taleplerin ...'ye yöneltilemeyeceğini, davacının 07.11.2006 tarihli sözleşmeyi baskı, korku ve ikrah ile imzaladığı iddiasının yersiz olduğunu, ikrah şeklinde nitelendirilen eylemlerin davalı tarafından değil, alacaklı üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirildiğini, kişilerin hukukun kendilerine tanıdığı yasal imkanı kullanmaları ve cebri icra takibi yapmalarının gayri hukuki bir eylem ve ikrah olarak kabul edilemeyeceğini, BK'nın 31.

maddesinde ikrahın, ikrahı yaratan durum ortadan kalktıktan sonra en geç bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerektiğini, davacının sözleşme yapıldıktan dört ve işyerinden ayrılıp kendi işyerini açtıktan üç yıl sonra bu iddiasını ileri sürmesinin mümkün olmadığını, davacının icra borçlarının ödenmesini hastanenin devir bedeline karşılıkmış gibi göstermeye çalıştığını, davalının önce bedelini ödeyerek hastaneyi devraldığını, daha sonra da bu miktarı davacıya borç verdiğini ve 07.11.2006 tarihli protokolün gerçek yapılış amacının da bu durumu sarahate kavuşturmak olduğunu, sözleşmenin açıklamalar kısmında satış bedelinin tamamen ödendiği ve bu bedelden ayrı olarak ...'nın ...'e 1.000.000-USD borcu olduğu hususuna da yer verildiğini, ikrahın yasal şartlarının mevcut olmadığını, yıllık kardan %15, hasta başına net kardan %50 hakediş uygulamasının 07.11.2006 tarihli sözleşmenin imzalanması ile ortadan kalktığını, 29.11.2005 tarihli sözleşmede hakedişler açıkça yazıyorken 07.11.2006 tarihli sözleşmede açıkça yazmadığını, hak ediş uygulaması devam ediyor olsaydı en azından hakediş oranı veya borca mahsup edileceği yazılı olacağı için, davacının hakediş talep hakkının da bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; alınan bilirkişi raporuna atıf yapılmak suretiyle, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; taraflar arasında akdedilen sözleşme gereği müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının hiçbir edimini yerine getirmediğini, ...'ın Şişli ... İcra Müdürlüğünün ... esas dosyasında başlattığı icra takibinde davalının yapması gereken ödemeleri kasten yapmayarak, müvekkili üzerindeki korku ve baskı ile ilk sözleşmeye ilaveten cezai şart maddelerinin de bulunduğu ikinci bir sözleşme akdettiğini, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına yaptığı ödemenin davalının şirket hisselerine karşılık ödemesi gereken bedel olduğunu, 07.11.2006 tarihli sözleşmenin irade sakatlığına rağmen geçerli olduğu kabul edilse bile, müvekkilinin borcun hakediş bedelleri ile ödemiş olduğunu, 07.11.2006 tarihli sözleşme ikrah altında imzalandığından, buna dayalı olarak alınan bonoların da yok hükmünde olduğunu, sözleşmede belirtilen cezai şartın da hem bu yönüyle hem de işçi işveren ilişkisinde tek taraflı olarak işçi aleyhine düzenlenmiş olması nedeniyle geçersiz olduğunu, davalının ödediği icra borcu ile dosyayı kapatması gerekirken ödediği bedeli sözleşmeye aykırı olarak temlik aldığını, sözleşmede belirlenen kar payı ve hakediş bedellerine ilişkin olarak müvekkiline ödeme yapılmadığını, bu bakımdan bilirkişi raporunun hatalı yorum ve eksik hesaplamaya dayandığını, bilirkişilerce müvekkiline ödenecek ücretin hakedişe dahil edildiğini, ancak bunun sözleşmeye aykırı olduğunu, hakedişin bizzat müvekkilinin baktığı hastalar üzerinden davalılara kazandırdığı gelir üzerinden hesaplanması gerekirken bu konudaki delillerin incelenmediğini, müvekkilinin verdiği hizmet ile elde edilen hakedişlerin borcunu fazlasıyla karşıladığını, taraflar arasında İş Mahkemesinde görülen davada verilen kararın kesinleştiğini, bu kararla müvekkilinin iş akdini feshinin haklı nedene dayandığı ve üzerine düşen edimleri yerine getirdiği hususlarının kabulünün gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle tanzim edildiğini, rapora yönelik itirazları dikkate alınmadan karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE VE SÜREÇ

Dava; taraflarca imzalanmış olan 07.11.2006 tarihli sözleşmenin ikrah hukuksal nedenine dayalı olarak geçersizliğinin tespiti, buna bağlı olarak verilmiş olan bonolar ve İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti, 29.11.2005 tarihli sözleşme gereği kar payı ve hakediş bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. Davanın reddine ilişkin hükmün davacı tarafından istinafı üzerine Dairemizce yapılan istinaf incelemesi neticesinde 2018/1620 esas ,2021/294 karar sayılı 02.03.2021 tarihli ilam ile "Sözleşme tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca limited şirket hisse devir sözleşmesinin yazılı şekilde imzası noterlikçe onaylı sözleşme ile yapılması zorunlu olup, bu husus geçerlilik koşuludur.

Yasa hükmü gereğince haricen yapılan hisse devir sözleşmesi geçersiz ise de, dava konusu olayda olduğu gibi hisse devir bedeli ve tarafların edimlerinin ne şekilde yerine getirileceğine dair düzenlenmiş olan adi yazılı sözleşme taraflar açısından hüküm ifade eder ve bağlayıcıdır. İkrahın düzenlendiği 818 sayılı BK'nın 29. maddesine göre, bir kimse karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. İkrahtan (korkutma) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur.

Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir. İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme, karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi, def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Somut olayda ikrah altında imzalandığı iddia edilen sözleşme 07.11.2006 tarihinde imzalanmış olup, öncesinde yine taraflarca 29.11.2005 tarihli sözleşmenin imzalandığı, davaya konu işbu sözleşmenin ise ilk sözleşmedeki borcun davalı tarafından ödenmesi nedeniyle oluşan alacağının ödeme şartlarının belirlenmesi amacıyla akdedildiği görülmüştür.

Davalının ilk sözleşme gereğince icra dosyası alacağının temliği suretiyle cebri icra yoluna başvurmuş olması, yasal bir hakkın kullanılması mahiyetinde olup, ikrah olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davaya konu işbu sözleşmenin ikrah (korkutma) altında imzalatıldığı hususunda başkaca herhangi bir delil ve iddia da bulunmamaktadır. Dolayısıyla davacının ikrah iddiası kanıtlanamamıştır. Bu nedenle sözleşme geçerli olduğu gibi, esasen ortada ikrah bulunmadığından, korkutmanın ortadan kalkması gibi bir durum da söz konusu değildir. Dolayısıyla dava tarihi olan 29.06.2009 tarihi itibariyle aradan 2,5 yıl kadar bir süre geçtikten sonra ileri sürülen ikrah iddiasının, hakdüşürücü süre nedeniyle de dinlenebilmesi olanağı yoktur.

Somut olayda; davacının ...Ltd. Şti. unvanlı şirketin kurucu ortağı olduğu, davacının diğer grup şirketleriyle birlikte mevcut ve şahsi borçları nedeniyle mali sıkıntı yaşaması sonucunda taraflar arasında 29.11.2005 tarihli protokol imzalandığı, protokol gereği davacının taahhüt ettiği hisse devrinin 07.12.2005 tarihli resmi devir sözleşmesiyle gerçekleştirilerek davacının şirket ortaklığından ayrıldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen 29.11.2005 tarihli protokol içeriğinde; davacının hisseleri devrettiği şirketlerin hisse devir bedelinin 3.200.000-USD olarak belirlendiği, davalının şirketlerin ve davacının şahsi borçlarının ödenmesi için 1.500.000-USD'yi nakit olarak ödeyeceği, kalan 1.700.000-USD'nin yine davalı tarafından ödenerek davacının şahsi borcu olarak değerlendirilip, davacının zaman içerisinde çalışmasının karşılığındaki alacaklarından mahsup edilmek suretiyle davalıya ödeneceği, davacının şirketin net kârından %15 pay alacağının, ayrıca doktor olarak yaptığı hizmetlerden dolayı ortaya çıkan hak edişinin, masraflar ve vergiler sonrasında %50 olarak belirlendiği, davacının söz konusu borcu bitene kadar, doktor olarak yaptığı hizmetlerden dolayı ortaya çıkan hak edişinden her ay 10.000-USD ücret alacağının kararlaştırılmıştır.

Bu protokol sonrasında bu kez davacının bir kısım borçlarının davalı tarafından ödenmesi ve bir kısmının da ödenecek olması nedeniyle, hisse devir bedelinden hariç olmak üzere davalının davacıdan 1.000.000-USD alacaklı olduğunun kabulü ile bu borcun davacı tarafından ödenmesi koşullarının belirlenmesi amacıyla 07.11.2006 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Söz konusu sözleşmede; şirket hisse devir bedelinin tamamen ödendiği, bu bedelden ayrı olarak davacının var olan ...'a ve ...'a olan şahsi borcunun davalı tarafından ödendiği, bunların dışında davacının aldığı nakit borçlarla birlikte toplam 1.000.000-USD davacının borcu bulunduğu kabul edilmiştir. Davacının ...'a olan 300.000-USD borcunun davalı tarafından tamamen ödendiği, bu sebeple davalının İstanbul ...

İcra Müdürlüğü'nün ...(...) Esas ve İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyalarında temlik alacaklısı haline geldiği, sözleşme konusu 1.000.000-USD bakiye borcun teminatı olarak davacı tarafından davalıya 500.000-USD bedelli 5 yıl vadeli bir adet bono verildiği, yine davacının eşi adına kayıtlı taşınmaz üzerine davalı lehine 500.000-USD tutarında ipotek tesis edileceği, davacının borcunu 5 yıl içinde ödeyeceği, bu süre zarfında yalnızca davalının sahip ve hissedarı olduğu sağlık kuruluşlarında ücret mukabili hizmet vereceği, bu ücretin sözleşme konusu borca mahsuben işlem göreceği veya aylık harici ödemeler halinde borcun ödeneceği, davacının çalışmaması veya işi bırakması halinde davalıya 1.000.000-USD cezai şart ödeyeceği, bu cezai şartın teminatı olarak da davacı tarafından 1.000.000-USD bedelli bono verildiği hususları hüküm altına alınmıştır.

Sözleşme doğrultusunda davacı tarafından taahhüt edilen 500.000-USD ve 1.000.000-USD tutarlı bonolar davalıya verildiği gibi, davacının kendisi ve eşi üzerine kayıtlı taşınmaz kaydına da davalı lehine ipotek tesis edilmiştir. İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında davacı aleyhine başlatılan ... AŞ tarafından başlanılan takipte 300.000-USD dosya borcunun davalı ... tarafından sözleşme gereği ödenerek alacağın davalı tarafından temlik alındığı, tarafların kabulündedir. Dava dosyası içeriğinde; sözleşmede ve dava dilekçesinde yazılı davalı tarafından temlik alınan ve ... tarafından başlatılan ilamsız icra takip dosyası numarası İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... olduğu yazılı ise de bu dosyanın taraflarla ilgisiz, alacaklısı ve borçlunun farklı kişiler bulunduğu, bu nedenle doğru icra dosya numarasının ...

olduğu belirlenmiştir. İstanbul ... İcra dairesinin ... Esas sayılı icra takip dosyasının adliyelerin taşınması esnasında kaybedildiği ve henüz bulunamadığı, İstanbul 12.İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/790 esas sayısında açılan icra dosyasının ihyası talepli davanın takip edilmediğinden açılmamış sayılmasına karar verildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Dairemizde istinaf incelemesinde bulunan 2019/1082 esas sayılı dosya kapsamından; eldeki dosya davalısı ... tarafından davacı hakkında Beykoz İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile 04.11.2014 tarihinde kambiyo senedine dayalı takip başlatıldığı, dosya davacısı ... tarafından senedin protokolde yazılı borcun teminatı olarak düzenlendiği ileri sürülerek şikayet yoluna gidilerek takibin iptalini Beykoz İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/384 ve 387 Esas sayılı dosyalarında talep ettiği, 2014/384 Esas sayılı dosyada isteğin derdestlik nedeniyle reddine karar verildiği,Yargıtay 12.HD'nin 2015/10831esas 2015/22462 karar sayılı ilamı ile önce açılan davanın derdestlik nedeniyle reddi mümkün olmadığından kararın bozulduğu, mahkemece bozmaya uyularak bononun kayıtsız şartsız borç ikrarı içermediğinden iptaline karar verildiği, Yargıtay 12 HD'nin 2017/7794 Esas - 2017/14771 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, böylelikle 500.000-USD bedelli senede dayalı kambiyo takibinin iptal edildiği, akabinde alacaklı davalı tarafından Beykoz İcra Dairesinin ...

esas sayılı dosyasında davalı ... tarafından, 500.000-USD bedelli bonoya ve sözleşmeye dayalı olarak ilamsız icra takibi başlatıldığı, bu takibe dayalı itirazın iptali için Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/52 Esas sayılı dosyasında dava açıldığı, mahkemece itirazın iptali davasının reddine karar verildiği ve kararın henüz istinaf incelemesinde olduğundan kesinleşmediği görülmüştür. Yine bu dosya içeriğinden; Beykoz İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında; alacaklı ..., borçlu ..., 1.000.000-USD asıl alacak olmak üzere toplam 1.210.664,02-USD alacak üzerinden, imzalanan 7.11.2006 tarihli protokol ve borçlu tarafından keşide edilen 07.11.2011 vade tarihli 1.000.000-USD bedelli bonoya dayalı 15.09.2017 tarihinde Ankara ...

İcra Dairesinin ... esas sayılı takip dosyası ile ilamsız takip talebinde bulunulduğu, 23/09/2017 tarihinde borçlu vekili Av. ... tarafından takibe yetki, alacak ve ferileri yönünden itiraz edildiği, 06/10/2017 tarihinde takibin durdurulmasına yönelik karar verildiği, 11/01/2017 tarihinde alacaklı vekilinin dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini talep ettiği, dosyanın Beykoz İcra Müdürlüğünün ... esas numarasını aldığı, ödeme emrinin 20/12/2017 tarihinde borçlu vekili Av. ...'a tebliğ edildiği, 29/01/2018 tarihinde haciz kararı alındığı, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... talimat sayılı dosyasında borçlunun iş yerinde haciz işlemi gerçekleştirildiği, borçlu vekili tarafından 30/01/2018 tarihinde tebligatın usule aykırı olduğu olduğu belirtilerek ıttıla tarihinin 29/01/2018 olarak düzeltilmesi istemiyle icra müdürlüğüne talepte bulunulduğu, icra müdürlüğünce talebin reddine karar verildiği, dosyanın derdest olduğu anlaşılmıştır.

İşbu davanın tefrik edildiği İstanbul Anadolu 3. İş Mahkemesinin 2009/535 esas sayılı dosyasında ise davacı tarafından eksik ücret alacağı ve işçi alacakları için açılan davada iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiği, davacının aylık 10.000-USD ücret alacağı bulunduğu, bu ücretten ödenmeyen 23.591,95-USD bakiye ücret alacağının bulunduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın Yargıtay 9. HD onanarak kesinleşmiştir. Kesinleşen ilama göre; davacının davalıya ait iş yerlerinde 3 yıl 5 ay 14 gün çalıştığı, aylık 10.000-USD ücret ile çalıştığı, ücreti eksik ödendiğinden iş akdini 11.05.2009 tarihinde haklı nedenle feshettiği belirlenmiştir. Öncelikle davalı şirketin her iki sözleşmede de taraf olmadığı, ilk sözleşmenin imza tarihi olan 29.11.2005 tarihi itibariyle davalının, henüz davalı şirket ortağı olmadığı, bu nedenle şirket adına da sözleşme yapmasının mümkün olmadığı, 07.11.2006 tarihli sözleşmede ise şirketi taahhüt altına sokan bir düzenleme bulunmadığı anlaşılmakla, davalı şirkete husumet yöneltilmesi mümkün değildir.

Bu davalı yönünden açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, esastan reddi isabetsizdir. Davalı ... ise her iki sözleşmede de taraf konumundadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, taraflar arasındaki sözleşme bakımından ikrah koşullarının mevcut olmadığı tespit edilmekle, 07.11.2006 tarihli sözleşme geçerli olduğu gibi, sözleşme hükümleri gereğince davacının borç ikrarında bulunduğu 1.000.000-USD'nin teminatı olarak davacı tarafından davalıya verilen 500.000-USD bedelli senet ile davacının davalının işyerinde çalışmaması halinde ödeyeceği 1.000.000-USD cezai şartın teminatı olarak verdiği, 1.000.000-USD bedelli bonoların da ikrah nedeniyle geçersiz kabul edilmesi mümkün değildir.

500.000-USD bedelli bono, davacının sözleşmede kabul ettiği üzere (1.000.000 -USD) borcun teminatı olarak verilmekle, borcun henüz ödenmemiş olması nedeniyle de davacının bu bononun geçersizliğini ileri sürmesi mümkün değildir. Yine 07.11.2006 tarihli sözleşmede açıkça davalının, davacının ...'a olan 300.000-USD borcunu ödediği ve (İstanbul ... İcra Müd. ... ve İstanbul ... İcra Dairesinin ...) sayılı dosyalarda alacağı temlik aldığı açıkça yazılı olduğundan ve davacının 07.11.2006 tarihli sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, davacının borçlusu olduğu davalının temlik aldığı İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takibine ve (ikrar olunan bir milyon USD borcun teminatı olduğu sözleşmede açıkça yazılan) 500.000-USD bedelli bonoya yönelik borçlu olunmadığının tespiti ile temlik işleminin iptali isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Dava konusu olan;

1. 000.000-USD bedelli bono ise, yargılama devam ederken Beykoz İcra Dairesinin ... Esas sayılı (yetkisizlik kararından evvel Ankara ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyası) ile icra takibine konu edildiği tespit edilmiştir.) 07.11.2006 tarihli sözleşmenin 5. maddesi gereğince davacının, davalının sahip ve hissedarı olduğu sağlık kuruluşlarında 5 yıl süreyle çalışma taahhüdünün ihlali halinde öngörülen 1.000.000-USD tutarlı cezai şartın teminatı olarak düzenlenmiştir. Ancak Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen İstanbul Anadolu 3. İş Mahkemesinin 2009/535 esas sayılı dosyasında verilen kararda tespit edildiği üzere, iş sözleşmesi davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı olarak feshedilmiştir.

Bu tespit dikkate alındığında, artık davacının 5 yıl süre ile çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple mümkün olmadığı tespit edildiğinden, söz konusu cezai şarttan ve bunun teminatı olan verilmiş olan 1.000.000-USD tutarlı bonodan dolayı sorumlu tutulamayacağı gözetilmeksizin, bu bonoya dayalı istem yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru değildir.

29. 11.2005 tarihli protokolde, davacının şirketin net kârından %15 pay alacağı kararlaştırılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi kurulunca tespit edildiği üzere, davalı şirket 2005-2008 yıllarında kar, 2009 ve 2010 yılında zarar etmiş olup, 2005 yılı başında ise 1.131.715,32-TL geçmiş yıllar zararı bulunmaktadır. Şirketin 2005-2008 yılları toplam karı ise geçmiş yıllar zararını karşılamaya yeterli değildir. Davacının talep edebileceği %15'lik tutar açıkça kar payı olmakla ve belirtildiği üzere şirket geçmiş yıllardan ötürü kar elde edememiş olmakla, davacının sözleşme gereğince kar payı alacağı talep etmesi mümkün değildir. Yine aynı protokolde davacının doktor olarak yaptığı hizmetlerden dolayı ortaya çıkan hak edişinin, masraflar ve vergiler sonrasında %50 olarak belirlendiği, davacının söz konusu borcu bitene kadar, doktor olarak yaptığı hizmetlerden dolayı ortaya çıkan hak edişinden her ay 10.000-USD ücret alacağının kararlaştırıldığı görülmüştür.

Davacı ücret alacağını çalıştığı süre olan 3 yıl 5 ay 14 günlük ücret alacağını kendisi aldığı sabittir.Bu ücretten borcuna karşılık bir ödemede bulunmadığı kesinleşen hüküm ile sabittir. Dolayısıyla burada şirketin karlılık oranı dikkate alınmaksızın davacının doktor olarak verdiği hizmetten davalı şirketin elde ettiği gelirin, masraf ve vergiler çıkarılmak suretiyle tespiti gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacının doktor olarak verdiği hizmet nedeniyle şirketin elde ettiği gelir hesabı yapılarak, davacının hakediş alacağı 25.433,17-USD olarak tespit edilmiştir. Ancak taraflarca imzalanan protokoldeki hüküm gereği, davacıya ödenmesi gereken aylık 10.000-USD ücretin, davacının tespit edilen bu hakedişinden mahsubu gerekmektedir.

Bu kapsamda İstanbul Anadolu 3. İş Mahkemesinin 2009/535 esas sayılı dosyasında, davacının 29.11.2005-Mart 2018 döneminde aylık 10.000-USD ücretinin kendisine ödendiği yönünde açık kabulü bulunmaktadır. Bakiye 23.591,95-USD ücret alacağı yönünden ise tahsil hükmü kurulmuş ve karar kesinlemiştir. Davacıya ödendiği ikrar edilen ve mahkemece hüküm altına alınan ücret alacağının mahsubu sonucunda, davacının bakiye hakediş alacağının bulunmadığı anlaşılmakla, hak edişleri ile borcun ödendiği iddiasının doğru olmadığı, bu alacak kalemi yönünden de ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, belirtilen hususlar yeniden yargılama gerektirmediğinden, hükmün kaldırılarak, davalı ...

Hizmetleri AŞ. aleyhine açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın ise kısmen kabulü ile dava konusu 1.000.000-USD bedelli bono yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının fazlaya dair bütün taleplerinin reddine" karar verilmiştir. Taraf vekillerinin hükmü temyizi üzerine; Yargıtay 11. HD'nin 2021/4185 Esas, 2023-387 Karar sayılı 19.01.2023 tarihli ilamıyla; "Taraflar arasında akdedilen 29.11.2005 tarihli sözleşmede davacı ...'nın şirkette yapılan net kardan %15 kar alacağı kararlaştırılmış olup şirketin karı üzerinden hesaplanacak tutarın tahsiline karar verilmesi gerekirken şirketin yıllara göre kar zarar durumu değerlendirilerek, şirketin geçmiş yıllardan kaynaklı kar elde edemediği gerekçesiyle talebin reddi doğru olmamış, temyiz eden davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulmasına, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine" karar verilmiştir.Usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmuştur.

29. 11.2005 tarihli protokolde, davacının şirketin net kârından %15 pay alacağı kararlaştırılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi kurulunca tespit edildiği üzere davalı şirket 2005-2008 yıllarında kar etmiş, 2009 yılında ise zarar etmiş olup, protokolde davacının kar payı alacağı kabul edilmekle, şirket zararından sorumlu olmayıp, kar elde edilen yıllar itibariyle net kar üzerinden %15 oranındaki kar payı alacağı miktar 129.371,17-TL'dir. Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamı gereği geçmiş yıllarda şirketin zarar ettiği dikkate alınmadan kar payı alacağının kısmi talebi olan 10.000-TL'sinin davalı ...'den alınarak davacıya ödenmesine, hükmün kesinleşen diğer kısımlarının aynen tekrarına karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/03/2017 Tarih 2014/1094 Esas 2017/358 Karar sayılı hükmün HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "1- Davalı ... AŞ. aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, 2- a) Davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, Keşidecisi ..., lehtarı ... olan 07/11/2006 tanzim, 07/11/2011 vade tarihli, 1.000.000-USD bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, b) Davacının kar payı talebinin kabulüne, 10.000-TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren reeskont faizi işletilerek davalı ...'den tahsiliyle davacıya ödenmesine, Fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine" İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak;

"Alınması gereken 106.549,93-TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından yatırılan 675-TL peşin harç + 39.193-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 39.868-TL harcın mahsubu ile bakiye 66.681,93-TL harcın davalı ...'den tahsili ile hazineye gelir kaydına, Davacı tarafça peşin olarak yatırılan toplam 39.868-TL harcın davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan ve hakkındaki dava red edilen davalı için yapılan giderler ayrık tutularak hesaplanan 3.000-TL bilirkişi ücreti ile 93,85-TL tebligat ve müzekkere masrafı olmak üzere toplam 3.093,85-TL yargı giderinin, davanın kabulü oranı nazara alınarak takdiren 2.041,94-TL'sinin davalı ...'den alınarak davacıya ödenmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı ...

tarafından yapılan 83,50-TL yargı giderinin red oranı nazara alınarak 36-74-TL'sinin davacıdan alınarak bu davalıya ödenmesine, kalanın davalı ... üzerinde bırakılmasına, Davacı vekili için takdir olunan 87.662,50-TL nispi vekalet ücretinin davalı ...'den alınarak davacıya ödenmesine, Davalı ... vekili için takdir olunan 56.637,50-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e ödenmesine, Davalı ... AŞ vekili için takdir olunan 4.080-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı .. AŞ'ye ödenmesine," İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan 35,90-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davacı tarafından yapılan 363,15-TL istinaf yargı giderinin kabul ve red oranı nazara alınarak 240-TL'sinin davalı ...'den alınarak davacıya ödenmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı ...

AŞ tarafından yapılan 69,75-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya ödenmesine, davalı ... tarafından yapılan 125,80-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 55-TL'sinin davacıdan alınarak davalı ...'e ödenmesine, kalanın davalı ... üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 11/10/2023

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/61735 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/6815 E. 2024/4096 K. · Onandı

Bozmaya uyulmakla oluşan kazanılmış hak yeniden incelenemez

Gerekçe özeti

Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşan yönler, sonraki temyiz incelemesinde yeniden ele alınamaz. Esasa ilişkin olarak: sözleşmelerde taraf olmayan ve sözleşmeyle taahhüt altına girmeyen şirkete husumet yöneltilemez; borç ikrarı içeren sözleşme bakımından ikrah koşulları oluşmamışsa sözleşme ve buna dayalı olarak verilen bonolar ikrah nedeniyle geçersiz sayılamaz, kabul edilen borç ödenmedikçe teminat bonosunun geçersizliği de ileri sürülemez. Buna karşılık, iş sözleşmesinin işverenin ücret ödememesi nedeniyle işçi tarafından haklı olarak feshedildiği kesinleşmiş kararla tespit edilmişse, belirli süre çalışma taahhüdüne bağlanan cezai şarttan ve onun teminatı olan bonodan sorumluluk doğmaz. Sözleşmede şirketin net kârından pay kararlaştırılmışsa alacak şirketin kârı üzerinden hesaplanır; geçmiş yıl zararları gerekçe gösterilerek talep reddedilemez. Hakediş alacağından, protokol gereği ödenmesi gereken ücret mahsup edilir.

Emsal değeri

Bozmaya uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkın sonraki temyiz incelemesini sınırlaması ile iş sözleşmesinin işveren kusuruyla haklı feshedildiği kesinleşmiş kararla tespit edilmişse çalışma taahhüdüne bağlı cezai şart ve teminat bonosundan sorumluluk doğmaması bakımından emsal değer taşır.

Kavramlar: usuli kazanılmış hak bozmaya uyma pasif husumet ikrah borç ikrarı teminat bonosu alacağın temliki cezai şart kâr payı hakediş mahsup

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2023/6815 E.  ,  2024/4096 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2023/1218 Esas, 2023/1517 Karar

HÜKÜM

Bozmaya uyma

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2014/1094 E., 2017/358 K.

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen sözleşmenin ikrah sebebiyle geçersizliğinin tespiti ve buna bağlı olarak tanzim edilen bonoların iptali, icra takibinde temlikin geçersizliğinin tespiti ve takibin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ...vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin hissedar olduğu davalı şirket ile dava dışı şirketlerin hisselerinin davalıya devri konusunda yapılan sözleşme gereğince davalı ...'ın edimlerini yerine getirmeyerek müvekkilini zor durumda bırakarak haciz baskısı altında kendisini ikinci bir sözleşme yapmaya zorladığını, bu sözleşme gereği iki adet bono aldığını, sözleşmenin ikrah sebebiyle bonoların ise geçersiz sözleşmeye istinaden verilmiş olmaları sebebiyle geçersiz olduğunu, sözleşmenin geçerli kabul edilmesi halinde ise müvekkilinin hak ediş alacakları ile borcu ödediğini ayrıca dava dışı banka tarafından müvekkili aleyhine başlatılan icra takibindeki borcun ödenmesinin davalı ...'ın sözleşmesel sorumluluğu olduğunu ve borcu ödedikten sonra dosyanın kapatılması gerekmesine rağmen davalının alacağı temlik aldığını ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunun tespiti ve icra takibinin iptali ile bakiye hak ediş alacağı ve kar payı alacağının tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; iptali istenen sözleşme, bono, icra takibi ve temlik işleminin tarafının davalı ... olduğunu, bu hukuki işlemlerle ilgili taleplerin davalı şirkete yöneltilemeyeceğini, icra takibi yapılmasının ikrah olarak kabul edilemeyeceğini, sözleşmede açıkça hisse devir bedelinin tamamen ödendiği ve bu bedelden ayrı olarak davacının davalı ...'a 1.000.000,00 Amerikan doları borcu olduğu hususuna yer verildiğini, yıllık kardan %15, hasta başına net kardan %50 hakediş uygulamasının 07.11.2006 tarihli sözleşmenin imzalanması ile ortadan kalktığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 29.03.2017 tarihli ve 2014/1094 Esas, 2017/358 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 02.03.2021 tarihli ve 2018/1620 E., 2021/294 K. sayılı kararıyla; davalı şirketin her iki sözleşmede de taraf olmadığı, ilk sözleşmenin imza tarihi olan 29.11.2005 tarihi itibariyle davalının, henüz davalı şirket ortağı olmadığı, bu nedenle şirket adına da sözleşme yapmasının mümkün olmadığı, 07.11.2006 tarihli sözleşmede ise şirketi taahhüt altına sokan bir düzenleme bulunmadığı, davalı şirkete husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı, davalı ... yönünden ise taraflar arasındaki sözleşme bakımından ikrah koşullarının mevcut olmadığı, sözleşme hükümleri gereğince davacının borç ikrarında bulunduğu, sözleşme gereğince verilen bonoların da ikrah nedeniyle geçersiz kabul edilemeyeceği, 500.000,00 dolar bedelli bono davacının sözleşmede kabul ettiği borcun teminatı olarak verilmekle borcun henüz ödenmemiş olması nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, 07.11.2006 tarihli sözleşmede davalının, davacının bankaya olan borcunu ödediği ve alacağı temlik aldığının açıkça yazılı olduğu, davacının 07.11.2006 tarihli sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, davacının borçlusu olduğu davalının temlik aldığı icra takibine ve 500.000,00 dolar bedelli bonoya yönelik borçlu olunmadığının tespiti ile temlik işleminin iptali isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı;

ancak 1.000.00,00 dolarlık bono yönünden ise kesinleşen İş Mahkemesi kararı ile sözleşmenin davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı olarak feshedildiği tespit edilmiş olup bu tespit dikkate alındığında artık davacının 5 yıl süre ile çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple mümkün olmadığı anlaşıldığından söz konusu cezai şarttan ve bunun teminatı olarak verilmiş olan bonodan davacının sorumlu tutulamayacağı gözetilmeksizin, bu bonoya dayalı istem yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacının talep edebileceği %15'lik tutar açıkça kar payı olup şirket geçmiş yıllardan ötürü kar elde edemediğinden davacının sözleşme gereğince davalıdan kâr payı alacağı talep etmesinin mümkün olmadığı, davacının hakediş alacağının 25.433,17 dolar olarak tespit edildiği;

ancak protokoldeki hüküm gereği, davacıya ödenmesi gereken aylık 10.000,00 dolar ücretin, davacının tespit edilen bu hak edişinden mahsubunun gerektiği, davacıya ödendiği ikrar edilen ve İş Mahkemesince hüküm altına alınan bakiye ücret alacağının mahsubu sonucunda, davacının bakiye hakediş alacağının bulunmadığı, hak edişleri ile borcun ödendiği iddiasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, keşidecisi ..., lehdarı ... olan 07.11.2006 tanzim, 07.11.2011 vade tarihli, 1.000.000,00 dolar bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizin 19.01.2023 tarih, 2021/4185 E. ve 2023/387 K. sayılı kararıyla, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki itirazlarının yerinde görülmediği, taraflar arasında akdedilen 29.11.2005 tarihli sözleşmede davacı ...’nın şirkette yapılan net kârdan %15 kâr alacağı kararlaştırılmış olup şirketin karı üzerinden hesaplanacak tutarın tahsiline karar verilmesi gerekirken şirketin yıllara göre kar zarar durumu değerlendirilerek, şirketin geçmiş yıllardan kayanaklı kar elde edemediği gerekçesiyle talebin reddinin doğru olmadığı, temyiz eden davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, keşidecisi ..., lehtarı ... olan 07.11.2006 tanzim, 07.11.2011 vade tarihli, 1.000.000 USD bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının kar payı talebinin kabulüne, 10.000 TL kâr payı alacağının dava tarihinden itibaren reeskont faizi işletilerek davalı ...'den tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Davalı ...vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesine, dosyanın temyiz incelemesi akabinde istinaf incelemesine gitmesinde rağmen hükmolunacak vekalet ücretinin tarifenin yarısında hükmedilmesinin usul ve yasaua aykırı olduğunu belirterek vekalet ücretine yönelik kısmın kaldırılarak AAÜT uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesini istemiştir.

2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan ilk davanın iş mahkemesinde açıldığını, anılan dosyanın doğrudan Yargıtaya gönderildiğini, işbu dosyanın da istinaf incelemesi olmaksızın Yargıtay'da temyizen incelenmesi gerektiğini, uyuşmazlığın işçilik alacaklarına ilişkin kısmının kararda da belirtildiği üzere İstanbul Anadolu 3. İş Mahkemesi'nin 2009/535 esas sayılı kararında çözümlendiğini, eldeki dava konusu 1.000.000 USD tutarındaki bono iş ilişkisiyle alakalı olmadığından, bu kesinleşen işçilik alacaklarına dair kararda yer almadığını, zira 1.000.000 USD işçilik alacakları ile alakalı bir tutar olmayıp davacının ikrar ettiği borca ilişkin olduğunu. 2006 senesinde taraflar arasında imzalanan protokole bakıldığında "E.T.

Borcun 5 yıl içinde ödeneceğini ... Bu hükme aykırı davranır, ... ise 1.000.000 USD cezai şart ödeyeceğini bila kaydı şart kabul ve taahhüt etmiştir." ibarelerinin açıkça bulunduğunu, 1.000.000 USD cezai şart, borcun 5 sene içerisinde davalıya ödenmediği durumda kullanılabileceğini, borcun davalıya 5 sene içerisinde ödenmediğini, 5 sene içerisinde ödeme şartıyla FAİZSİZ alınan borç, neredeyse 20 senedir davalıya ödenmediği gibi, davacı davalıya "kör, görünce ilk asasını atar" misali sanki kendisi alacaklıymış gibi davranmak ve zamanındaki aczinin acısını çıkarmak adına kendisi de borcunu kabul etmesine rağmen, alacağına kavuşmasında zorluk üzerine zorluk çıkarmakta, her dilekçesinde şahsi başarılarını tekrarlasa da borcunu ödememek için hukuk sistemini kullanmaya çalıştığını, senedin "çalışma karşılığı cezai şart" olarak nitelendirilmesi müvekkilin hak kaybına sebebiyet verdiğini, somut olaya bakıldığında 1.000.000 USD ancak borcun 5 sene içerisinde ödenmemesine karşılık verildiğinde, anlamlı olduğunu, bu tutarın zikredilmesinin sebebinin borç olduğunun açık olduğunu, söz konusu senedin davacı tarafça geri alınması için konulan şartın 5 sene içerisinde borcun ödenmesi olduğunu, borç 5 sene içinde ödenmediği durumda bu senet tahsil edilerek davalı müvekkil alacağına kavuşmalıyken, bononun sadece iş sözleşmesine dayalı verilen cezai şarta ilişkin ve bu cihetle geçersiz olduğu iddiası, hayatın olağan akışına ve hatta hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu, bozma sebebi olarak görülen kâr payı hesabında öncelikle davacının 2005 senesi sonunda şirketini devrettiği ve 2005 dönemine dair kâr payını kendi dilekçesinde yaptığı hesaplamada eklemediğinin görüleceğini, yapılan protokollerde de 2005 senesine dair bir kar payı alacağından bahsedilmemekle birlikte, sene sonunda yapılan bir protokole bunun eklenmemesin düşünülemeyeceğini, bir an için şirketin kâr zarar hesaplamasının kümülatif yapılmayacağı düşünülürse de hükme esas olacak tutarın 129.371,17 TL değil 64.074,32 TL'ye tekabül edeceğini, buradan da davacının alacağının 9.611,14 TL olacağını, zaten 1.000.000 USD tutarındaki alacağını 20 yıldır tahsil edememiş müvekkilin davalıya 1 kuruş fazla ödemesi adalet ve hukuka olan güveni sarsmak dışında bir amaca hizmet etmeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, taraflarca imzalanmış olan 07.11.2006 tarihli sözleşmenin ikrah hukuksal nedenine dayalı olarak geçersizliğinin tespiti, buna bağlı olarak verilmiş olan bonolar ve İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 2005/10987 E. sayılı dosyası nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti, 29.11.2005 tarihli sözleşme gereği kâr payı ve hakediş bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalı ...vekili ve davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz eden davalılara yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.