Müdürün azli
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/1086 E. 2020/3457 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müdürün azli↗ kat karşılığı inşaat sözleşmesi↗ ttk 309/4↗ rayiç değer↗ kayyım atanması↗ rayiç bedel↗ sorumluluk davası↗ kayyım↗ şirket müdürü↗ ibra↗ şirket zararı↗ dolandırıcılık↗ alacak davası↗ bilirkişi incelemesi↗ ıslah↗ taahhütname↗ eksik inceleme↗ avans faizi↗ zamanaşımı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre; bilirkişi incelemesi ile davalı müdürün şirkete ait dairelerin gerçek satış bedellerini şirkete kazandırmadığı ve şirketi 3.916.975,85 TL zarara uğrattığının tespit edildiği anlaşıldığından şirket müdürünün azline, davacının ıslah talebi dikkate alınarak 400.000,00 TL tazminatın; 1.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan 25/08/2011 tarihinden, 399.000,00 TL'lik kısmının ıslah tarihi olan 08/12/2011 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile Türkkan Yapı Harfiyat İnşaat Taahhüt ve Tıbbi Malzemelere Tic. Ltd. Şti'ne verilmesine, tedbiren kayyım atanmasına yönelik talebinin reddine, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl davaya ilişkin davacı vekilinin ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Asıl dava, davalı şirket müdürünün görevini kötüye kullandığı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yüklenici olarak şirket tarafından inşa edilen dairelerin gerçek satış bedellerini şirkete kazandırmadığı, daireleri rayiç fiyatlarının altında sattığı iddialarına dayalı olarak açılan müdürün azli ve tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, dosya kapsamında alınan birden fazla bilirkişi raporu ile şirketin zararı tespit edilmiş ve taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak davalı vekili, müvekkili şirket müdürünün 2007, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin ayrı ayrı ibra edilmesine obirliğiyle karar verildiğini, hakkında sorumluluk davası açılamayacağını savunmaktadır. Mahkemece, davalı müdürün davaya konu eylemleri, inşaatın maliyeti ve dairelerin satış bedelleri gibi hususlarda açık ve ayrıntılı açıklamaları içeren kayıtların ve bilançoların onaylanması ile yasaya uygun çoğunlukla ve geçerli şekilde ibra edilip edilmediği değerlendirilmemiştir. Ayrıca davalı müdür hakkında dolandırıcılık iddiasıyla açılan ceza davası neticelenmiş ve davalının dolandırıcılık kastı bulunmadığından beraatine karar verilmiş ise de, işbu ceza dosyası ve beraat kararının kapsamı da mahkemece değerlendirmeye esas alınmamıştır. Bu durumda mahkemece öncelikle davalının dava konusu eylemleri nedeniyle ibra edilip edilmediğinin tespiti gerekir. Davacıların işbu sorumluluk davasını açabileceklerine kanaat getirilir ise, mahkemece davalının yargılanıp beraat ettiği Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/186 esas sayılı dosyası ve mahkemenin beraat kararının da değerlendirilmesi, hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte tespitlerin olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekecektir.
İşin esasına ve şirket zararının hesaplanmasına gelince, şirketin yüklenici olarak inşa ettiği dairelerin yapımına 2007 yılında yapı ruhsatı alındıktan sonra başlanmış olup, süreç içerisinde farklı tarihlerde dairelerin 3. kişilere satışı gerçekleştirilmiştir. Davalı ile birlikte şirketin ortağı ve müdürü olan Hakan Türkmenoğlu ve Muhammet Kandemir 03.06.2009 tarihinde vefat etmiş, sonrasında şirket müdürü olarak davalı tek başına yetkili kılınmıştır. Dava dilekçesinde, davalının yaptığı daire satışlarının rayiç bedelin altında gösterilip aradaki farkı uhdesinde tutarak şirketi zarara uğrattığı iddia edildiğine göre, zarar hesabı yapılırken yalnızca davalının yaptığı daire satışlarının hesaplamaya esas alınması gerekmektedir. Bilirkişilerce, dairelerin 2007 yılı yapım maliyeti ve buna ek olarak belgesiz harcamaların da olabileceği gözetilerek inşaatın yapım maliyeti hesaplanmış, dairelerin dava tarihi itibariyle rayiç değeri de belirlenerek sonuca varılmıştır. Oysa ki hesaplama yapılırken, dairelerin satış tarihlerindeki haliyle yine satış tarihlerindeki rayiç bedellerinin ayrı ayrı hesaplanması, dairelerin yapıldığı yer ve yıldaki malzeme ve işçilik maliyetleri de esas alınarak inşaatın gerçekleştiği oranda yıl yıl gerçek maliyetin bulunması ve ayrıca şirket kayıtlarına giren satış bedellerinin de mahsubu ile şirket kasasına girmeyen miktarın tespiti gerekmektedir. Bununla birlikte, hesaplamalar yapılırken davalının, şirketin ekonomik olarak zor durumda olduğu ve ekonomik sıkıntıları aşmak için bir an önce dairelerin satılması gerektiği, bunun da satış fiyatlarını etkilediği yönündeki savunmasının da ayrıca değerlendirilmesi gerekir. O halde mahkemece, eksik ve hatalı tespitler içeren bilirkişi raporlarının esas alınarak dava tarihi itibariyle rayiç bedeller üzerinden ve gerçeği yansıtmayan maliyet hesabıyla şirket zararının tespit ve tahsiline karar verilmesi doğru olmamış; eksik ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince kabule göre; dosya kapsamında bulunan 29.08.2016 tarihli ve 08.06.2017 tarihli ek bilirkişi raporlarında davalı şirketin zararı hesaplanmış ve davacıların hisse oranına göre zarar tespiti yapılmıştır. Oysa, şirket ortaklarının zararın şirkete ödenmesine karar verilmesi talebiyle açtıkları davalarda ortakların hisse oranı gözetilmeden tüm zararın tahsiline karar verilmesi gerekir. Mahkemenin gerekçeli kararında işbu bilirkişi raporlarına yer verilmekle birlikte davacıların hisse oranlarına göre zararın belirlenmesi konusunda kararda bir değerlendirme yapılmamıştır. Tespit edilen zararın davacıların hisse oranı gözetilmeksizin ancak, her hâlükârda taleple bağlı kalınarak şirkete ödenmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
4- Davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacı vekili 18.01.2017 tarihli dilekçe ile şirket müdürüne karşı, birleştirme talepli ek alacak davası açmış, birleştirilen davalar Rize 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/340esas sayılı dosyasında birlikte görülmüş ancak mahkemece zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmeden önce, davacı vekiline talebinin açıklattırılması, hak ve alacak taleplerinin davalının hangi iş ve eylemlerinden kaynaklı olduğunun tespiti ile TTK'nın 6762 sayılı TTK'nın 309. maddesi uyarınca zamanaşımının ve Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekirken, davaya konu edilen eylemler açıklığa kavuşturulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6844 E. 2021/2585 K.
Ortak:kat karşılığı inşaat sözleşmesi · rayiç bedel · şirket müdürü · şirket zararı · bilirkişi incelemesi · ıslah · avans faizi · zamanaşımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre; «bilirkişi incelemesi» ile davalı müdürün şirkete ait dairelerin gerçek satış bedellerini şirkete kazandırmadığı ve şirketi 3.916.975,85 TL zarara uğrattığının tespit edildiği anlaşıldığından şirket müdürünün azline, davacının «ıslah» talebi dikkate alınarak 400.000,00 TL tazminatın; 1.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan 25/08/2011 tarihinden, 399.000,00 TL'lik kısmının ıslah tarihi olan 08/12/2011 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile Türkkan Yapı Harfiyat İnşaat Taahhüt ve Tıbbi Malzemelere Tic.
Dava dilekçesinde, davalının yaptığı daire satışlarının «rayiç bedelin» altında gösterilip aradaki farkı uhdesinde tutarak «şirketi zarara» uğrattığı iddia edildiğine göre, zarar hesabı yapılırken yalnızca davalının yaptığı daire satışlarının hesaplamaya esas alınması gerekmektedir.
O halde mahkemece, eksik ve hatalı tespitler içeren bilirkişi raporlarının esas alınarak dava tarihi itibariyle «rayiç bedeller» üzerinden ve gerçeği yansıtmayan maliyet hesabıyla «şirket zararının» tespit ve tahsiline karar verilmesi doğru olmamış; eksik ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaŞti’nin ortağı ve münferit imza «yetkisine» sahip müdürleri olduğunu, şirketin 2007 yılında davacıların murisi de hayattayken dava dışı arsa sahipleri ile «kat karşılığı inşaat sözleşmesi» imzalayarak yüklenici sıfatını kazandığını, sözleşme uyarınca iki «blok» halinde yapılacak inşaattaki 12 dairenin arsa sahiplerine, 34 dairenin ise yüklenici şirkete kalacağını, davacıların murisi hayattayken inşaata başlandığını, davalı ile birlikte «şirket müdürü» ve ortağı olan Hakan Türkmenoğlu ve ...’in 03.06.2009 tarihinde vefat etmesinden sonra şirket müdürü olarak davalının tek başına yetkili kılındığını, şirkete ait sınırlı belge üzerinde özel amaçlı yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda şirket kayıtlarının usulüne ve denetime uygun olmayıp, yerinde yapılacak «keşif» ile inşaat maliyetinin tespiti gerektiğini, daire satış bedelleri arasındaki farkların olağan olmadığını ve «muvazaanın» araştırılması gerektiğini, öte yandan şirket kayıtlarının davalı tarafından usulsüz şekilde maliyetler yüksek gösterilerek doldurulduğunu, gerçek duruma aykırı old …
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre; davacının davasının kabulü ile 400.000,00 TL tazminatın 1.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan 25.08.2011 tarihinden, 399.000,00 TL'lik kısmının «ıslah» tarihi olan 08.12.2011 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile Türkkan Yapı Harfiyat İnşaat Taahhüt ve Tıbbi Malzemelere Tic.
2020/3457 K. sayılı bozma ilamının 2 nolu bendinin ikinci paragrafında “....Dava dilekçesinde, davalının yaptığı daire satışlarının «rayiç bedelin» altında gösterilip aradaki farkı uhdesinde tutarak «şirketi zarara» uğrattığı iddia edildiğine göre, zarar hesabı yapılırken yalnızca davalının yaptığı daire satışlarının hesaplamaya esas alınması gerekmektedir....” şeklinde bir be …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:limited şirket müdürünün azli · şirket müdürünün azli · kayyum atanması · keşif · bloke · muvazaa · limited şirket · yetkisizlik kararı
Benzer bu karardaŞti’nin ortağı ve münferit imza «yetkisine» sahip müdürleri olduğunu, şirketin 2007 yılında davacıların murisi de hayattayken dava dışı arsa sahipleri ile «kat karşılığı inşaat sözleşmesi» imzalayarak yüklenici sıfatını kazandığını, sözleşme uyarınca iki «blok» halinde yapılacak inşaattaki 12 dairenin arsa sahiplerine, 34 dairenin ise yüklenici şirkete kalacağını, davacıların murisi hayattayken inşaata başlandığını, davalı ile birlikte «şirket müdürü» ve ortağı olan Hakan Türkmenoğlu ve ...’in 03.06.2009 tarihinde vefat etmesinden sonra şirket müdürü olarak davalının tek başına yetkili kılındığını, şirkete ait sınırlı belge üzerinde özel amaçlı yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda şirket kayıtlarının usulüne ve denetime uygun olmayıp, yerinde yapılacak «keşif» ile inşaat maliyetinin tespiti gerektiğini, daire satış bedelleri arasındaki farkların olağan olmadığını ve «muvazaanın» araştırılması gerektiğini, öte yandan şirket kayıtlarının davalı tarafından usulsüz şekilde maliyetler yüksek gösterilerek doldurulduğunu, gerçek duruma aykırı old …
2- Asıl dava, «limited şirket müdürünün azli» ve müdürün sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Şti'ne tedbiren «kayyum atanmasına» yönelik talebinin reddine, birleşen davanın «zamanaşımı» nedeniyle reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/1086 E. , 2020/3457 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
Taraflar arasında görülen davada Rize 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce bozmaya uyularak verilen 05/12/2017 tarih ve 2013/340-2017/372 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 10.12.2019 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davalı ... vekili Av. ...ile asıl ve birleşen davada davacılar vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, temsilcisi olarak hareket ettiği küçükler ile annelerinin davalının müdürlük yaptığı limitet şirkete miras yoluyla ortak olduklarını, küçüklerin dedelerinin kayyım olarak atandığını, dava dışı bu kayyımın görevini ifa etmediğini, şirketin dolayısıyla davacıların zarara uğradığını, kayyımın azli ve kendisinin kayyım atanması istemli dava açtığını, anılan bu davada davalı aleyhine sorumluluk davası açılması için yetki verildiğini, bu amaçla dava dışı şirkete ait taşınmazlar üzerine tedbir kararı konulduğunu, tarafların ortak olduğu şirketin davacı küçüklerin murisinin hayatta olduğu dönemde kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayarak yüklenici sıfatını aldığını, kayıtların düzenli tutulmadığını, daire satışlarının gerçek bedeli yansıtmadığını, davalının satışları rayicin altında gösterip aradaki farkı uhtesinde tuttuğunu, şirketi zarara uğrattığını, müdürlük görevini kötüye kullandığını ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, davalının müdürlükten azline, sorumluluğunun tespitiyle şimdilik 400.000.00 TL tazminatın Türkan Yapı Haf.
Ltd. Şti’ne verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacılar vekili, asıl dava tarihinden sonraki zararlar için şimdilik 50,00 TL'nın tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacıların temsilcisi olarak hareket eden kişinin küçüklerin halası olduğunu, anneleriyle menfaat çatışması olacağından dedelerinin kayyım atandığını, davacı çocukların, anneleri ve dedeleriyle yaşadıklarını, temsilci olarak dava açan halanın menfaat amacı güttüğünü, tedbir koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddine istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre; bilirkişi incelemesi ile davalı müdürün şirkete ait dairelerin gerçek satış bedellerini şirkete kazandırmadığı ve şirketi 3.916.975,85 TL zarara uğrattığının tespit edildiği anlaşıldığından şirket müdürünün azline, davacının ıslah talebi dikkate alınarak 400.000,00 TL tazminatın;
1. 000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan 25/08/2011 tarihinden, 399.000,00 TL'lik kısmının ıslah tarihi olan 08/12/2011 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile Türkkan Yapı Harfiyat İnşaat Taahhüt ve Tıbbi Malzemelere Tic. Ltd. Şti'ne verilmesine, tedbiren kayyım atanmasına yönelik talebinin reddine, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl davaya ilişkin davacı vekilinin ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Asıl dava, davalı şirket müdürünün görevini kötüye kullandığı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yüklenici olarak şirket tarafından inşa edilen dairelerin gerçek satış bedellerini şirkete kazandırmadığı, daireleri rayiç fiyatlarının altında sattığı iddialarına dayalı olarak açılan müdürün azli ve tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, dosya kapsamında alınan birden fazla bilirkişi raporu ile şirketin zararı tespit edilmiş ve taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak davalı vekili, müvekkili şirket müdürünün 2007, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin ayrı ayrı ibra edilmesine obirliğiyle karar verildiğini, hakkında sorumluluk davası açılamayacağını savunmaktadır.
Mahkemece, davalı müdürün davaya konu eylemleri, inşaatın maliyeti ve dairelerin satış bedelleri gibi hususlarda açık ve ayrıntılı açıklamaları içeren kayıtların ve bilançoların onaylanması ile yasaya uygun çoğunlukla ve geçerli şekilde ibra edilip edilmediği değerlendirilmemiştir. Ayrıca davalı müdür hakkında dolandırıcılık iddiasıyla açılan ceza davası neticelenmiş ve davalının dolandırıcılık kastı bulunmadığından beraatine karar verilmiş ise de, işbu ceza dosyası ve beraat kararının kapsamı da mahkemece değerlendirmeye esas alınmamıştır. Bu durumda mahkemece öncelikle davalının dava konusu eylemleri nedeniyle ibra edilip edilmediğinin tespiti gerekir. Davacıların işbu sorumluluk davasını açabileceklerine kanaat getirilir ise, mahkemece davalının yargılanıp beraat ettiği Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/186 esas sayılı dosyası ve mahkemenin beraat kararının da değerlendirilmesi, hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte tespitlerin olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekecektir.
İşin esasına ve şirket zararının hesaplanmasına gelince, şirketin yüklenici olarak inşa ettiği dairelerin yapımına 2007 yılında yapı ruhsatı alındıktan sonra başlanmış olup, süreç içerisinde farklı tarihlerde dairelerin 3. kişilere satışı gerçekleştirilmiştir. Davalı ile birlikte şirketin ortağı ve müdürü olan Hakan Türkmenoğlu ve Muhammet Kandemir 03.06.2009 tarihinde vefat etmiş, sonrasında şirket müdürü olarak davalı tek başına yetkili kılınmıştır. Dava dilekçesinde, davalının yaptığı daire satışlarının rayiç bedelin altında gösterilip aradaki farkı uhdesinde tutarak şirketi zarara uğrattığı iddia edildiğine göre, zarar hesabı yapılırken yalnızca davalının yaptığı daire satışlarının hesaplamaya esas alınması gerekmektedir.
Bilirkişilerce, dairelerin 2007 yılı yapım maliyeti ve buna ek olarak belgesiz harcamaların da olabileceği gözetilerek inşaatın yapım maliyeti hesaplanmış, dairelerin dava tarihi itibariyle rayiç değeri de belirlenerek sonuca varılmıştır. Oysa ki hesaplama yapılırken, dairelerin satış tarihlerindeki haliyle yine satış tarihlerindeki rayiç bedellerinin ayrı ayrı hesaplanması, dairelerin yapıldığı yer ve yıldaki malzeme ve işçilik maliyetleri de esas alınarak inşaatın gerçekleştiği oranda yıl yıl gerçek maliyetin bulunması ve ayrıca şirket kayıtlarına giren satış bedellerinin de mahsubu ile şirket kasasına girmeyen miktarın tespiti gerekmektedir. Bununla birlikte, hesaplamalar yapılırken davalının, şirketin ekonomik olarak zor durumda olduğu ve ekonomik sıkıntıları aşmak için bir an önce dairelerin satılması gerektiği, bunun da satış fiyatlarını etkilediği yönündeki savunmasının da ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
O halde mahkemece, eksik ve hatalı tespitler içeren bilirkişi raporlarının esas alınarak dava tarihi itibariyle rayiç bedeller üzerinden ve gerçeği yansıtmayan maliyet hesabıyla şirket zararının tespit ve tahsiline karar verilmesi doğru olmamış; eksik ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince kabule göre; dosya kapsamında bulunan 29.08.2016 tarihli ve 08.06.2017 tarihli ek bilirkişi raporlarında davalı şirketin zararı hesaplanmış ve davacıların hisse oranına göre zarar tespiti yapılmıştır. Oysa, şirket ortaklarının zararın şirkete ödenmesine karar verilmesi talebiyle açtıkları davalarda ortakların hisse oranı gözetilmeden tüm zararın tahsiline karar verilmesi gerekir. Mahkemenin gerekçeli kararında işbu bilirkişi raporlarına yer verilmekle birlikte davacıların hisse oranlarına göre zararın belirlenmesi konusunda kararda bir değerlendirme yapılmamıştır. Tespit edilen zararın davacıların hisse oranı gözetilmeksizin ancak, her hâlükârda taleple bağlı kalınarak şirkete ödenmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
4- Davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacı vekili 18.01.2017 tarihli dilekçe ile şirket müdürüne karşı, birleştirme talepli ek alacak davası açmış, birleştirilen davalar Rize 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/340esas sayılı dosyasında birlikte görülmüş ancak mahkemece zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmeden önce, davacı vekiline talebinin açıklattırılması, hak ve alacak taleplerinin davalının hangi iş ve eylemlerinden kaynaklı olduğunun tespiti ile TTK'nın 6762 sayılı TTK'nın 309. maddesi uyarınca zamanaşımının ve Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekirken, davaya konu edilen eylemler açıklığa kavuşturulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davaya yönelik davacılar vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada verilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA; (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada verilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA; (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle birleşen davada verilen hükmün birleşen davada davacılar yararına BOZULMASINA; takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin her bir taraftan alınıp yekdiğerine verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 06/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/587606600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz