6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Müşterilere yönelik ispatlanamayan beyanlar kötüleme sayılır

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/1784 E. 2020/69 K. ·

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Haksız rekabet

Gerekçe özeti

Taraflardan biri tarafından imzalanmamış sözleşmedeki yabancı mahkeme yetki şartı bağlayıcı olmaz; haksız rekabet fiilinin Türkiye'de gerçekleşmesi hâlinde Türk mahkemeleri yetkilidir. Ticari ilişki sürerken bir tarafın, karşı tarafın müşterilerine yönelttiği ve gerçekliğini ispat edemediği olumsuz beyanlar TTK 55/1 anlamında kötüleme yoluyla haksız rekabet oluşturur; beyanların yalnızca bilgilendirme amacı taşıdığı savunması ispat edilemezse haksız rekabet gerçekleşmiş sayılır. Bu eylemler iş ilişkisini karşı taraf için çekilmez kılıyorsa sözleşme haklı nedenle feshedilebilir.

Ele alınan sorunlar

Yabancı mahkeme yetki şartı ve Türk mahkemelerinin yetkisi → ret

İddia: Davalı, taraflar arasındaki sözleşmenin 7.2 maddesiyle Brüksel mahkemelerinin yetkili kılındığını, öncelikle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Gerekçe: Yetki şartını içeren ve davalı tarafça sunulan sözleşme davacı tarafından imzalanmadığından tarafları bağlamaz; ayrıca haksız rekabet Türkiye'de gerçekleştiğinden Türk mahkemeleri yetkilidir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık sayılıp sayılamayacağı → ret

İddia: Davalı, 2004 yılından beri taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, imzalanmamış olsa da hak edilecek ücretin yarısının kendisine ait olmasının kararlaştırıldığını savunmuştur.

Gerekçe: Davalının dayandığı sözleşmede davacının imzası bulunmadığı gibi, sözleşme içeriğine göre de adi ortaklığın kabulü mümkün değildir; taraflar arasında 2004 yılından beri süregelen bir ticari ilişki mevcuttur. (Yargıtay'ca benimsenen İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Müşterilere gönderilen e-postaların kötüleme yoluyla haksız rekabet oluşturması ve manevi tazminat → kabul

İddia: Davalı, bildirimlerin ortaklık ilişkisi sona erdikten sonra ve müşteri kanalları bilgilendirmek amacıyla yapıldığını, beyanların incitici olmadığını, eylemlerinin hukuka uygun olduğunu savunmuştur.

Gerekçe: Ticari ilişki henüz devam ederken davalının, kendisince de inkâr edilmeyen e-postalarla davacı şirkete yönelik olarak kullandığı ifadeler 6102 sayılı TTK'nın 55/1. maddesi anlamında kötüleme teşkil eder. Bu bildirimlerin bilgilendirme amacıyla gönderildiği savunulmuşsa da bunu ispata yarar delil sunulamamıştır. Feshten sonra devam eden eylemler de aynı nitelikte olup davacıyı manevi zarara uğratmıştır. (Yargıtay'ca benimsenen İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin tespiti → kabul

Gerekçe: Davalının kötüleme niteliğindeki eylemleri taraflar arasındaki iş ilişkisini davacı açısından çekilmez hâle getirdiğinden, fesih bu yönüyle haklı sebebe dayanmaktadır. (Yargıtay'ca benimsenen İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

İmzalanmamış sözleşmedeki yabancı mahkeme yetki şartının bağlayıcı olmaması ile müşterilere yöneltilen ve ispatlanamayan olumsuz beyanların TTK 55/1 anlamında kötüleme sayılması yönünden emsal değeri taşır; Yargıtay onamasıyla teyit edilmiştir.

Usul tespitleri

Yetkili mahkeme
Haksız rekabet fiilinin Türkiye'de gerçekleşmesi hâlinde Türk mahkemeleri yetkilidir; taraflarca imzalanmamış sözleşmede yer alan yabancı mahkeme yetki şartı bu yetkiyi bertaraf etmez.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haksız rekabet kötüleme yetki şartı adi ortaklık haklı nedenle fesih manevi tazminat ispat yükü

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı TTK — 6102 sayılı TTK 55/1

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2019/1784 E.  ,  2020/69 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 27/12/2017 tarih ve 2013/328 E- 2017/1137 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 17/01/2019 tarih ve 2018/581 E- 2019/43 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili asıl davada, müvekkilinin ülkemizdeki televizyon kanalları tarafından, Avrupa ülkeleri ile İsrail'de yayın yapmak üzere operatörler nezdinde münhasır sözleşme yapmaya yetkili olarak tayin edildiğini, müvekkilinin bu sözleşmelere dayanarak davalı şirket aracılığıyla anılan ülkelerdeki operatörlerle sözleşme yapıp Türk kanallarının kablo, uydu, dijital yayıncılar gibi platformlar üzerinden dağıtım ve yayımını sağladığını, ancak davalının bir süre sonra müvekkilini Türk televizyon kanalları nezdinde mesnetsiz beyanlarla kötüleyerek onları müvekkili ile yaptıkları sözleşmeleri sonlandırmaya ilişkilerini doğrudan kendisi ile yürütmeye çağırdığını, davalının Türk televizyon kanallarına gönderdiği mesaj ve e-postalarla 03.07.2013 tarihinde, aktivite raporunu doğrudan kanallara göndermek suretiyle müvekkilini bu ilişkiden çıkartma faaliyetine başladığını;

13. 07.2013 tarihinde, müvekkili ile ilişkisinin sona erdiği, müvekkilinin vergi ödemediği;

15. 07.2013 tarihinde, dağıtım sözleşmelerinin kolaylıkla kendisine temlik edilebileceği, müvekkilinin bu iş ilişkisinden çıkarılması halinde Türk televizyon kanallarının daha çok para kazanabileceği, müvekkilinin vergisel sorunları bulunduğu;

17. 07.2013 tarihinde, müvekkilinin vergisel sorunları nedeniyle Avrupa dışında sözleşme imzalayamayacağı yönünden mesnetsiz iddialarda bulunduğunu, kanal temsilcilerinin bildirimi üzerine müvekkilinin durumdan haberdar olduğunu, yine 29.10.2013 tarihli e-posta ile müvekkilinin finansal durumu hakkında yanlış bilgiler vererek Avrupa ülkelerindeki sözleşmelerde kendisinin imzacı olmasını isteyen davalının haksız menfaat elde etmeye çalıştığını, davalının anılan eylemlerinin haksız rekabet teşkil edip, müvekkilinin müşterileri nezdinde itibarını sarstığını, tüm bu nedenlerle müvekkilinin taraflar arasındaki sözleşmeyi haklı olarak sona erdirmek zorunda kaldığını ileri sürerek, davalı eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve men'ine, 150.000 TL manevi tazminatın haksız rekabetin gerçekleştiği tarihten itibaren avans faiziyle tahsiline, müvekkilinin davalı tarafın sözleşmeyi ihlal eden davranışları nedeni ile sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinin tespitine karar verilmesini istemiş;

birleşen davada ise, 08.11.2013 tarihinde davalı ile aralarındaki sözleşmenin feshedildiğini, fesih sonrasında davalının Türk televizyon kanallarıyla görüşerek müvekkiliyle imzaladıkları sözleşmeleri sonlandırmaları, nitekim ATV Avrupa kanalının bu yönde talebinin olduğu yönünde beyanda bulunduğunu, yine 22.01.2014 tarihinde yurtdışı operatörlerin bir kısmının taraflar arasındaki bu durum ve müvekkilinin operatörler nezdinde ki girişimleri nedeniyle kanallara ödeme yapamayacaklarını bildirdikleri yönünde kanallara e-posta gönderdiğini, ayrıca davalının internet sitesinde davacıyla sözleşmesi olan kanallara yer vererek müşterilerin kendileri yerine davalı ile iletişim kurmalarına yol açtığını, davalının fesihten ve asıl davadan sonra da haksız rekabetine devam ettiğini ileri sürerek, davalı eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ve men'i ile 150.000 TL manevi tazminatın haksız rekabetin gerçekleştiği tarihten itibaren avans faiziyle davalıdan tahsiline, haksız rekabet teşkil eden içeriğin davalının internet sitesinden çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili asıl davada, davacının Türkiye'de bazı televizyon kanallarına medya hizmeti sağladığını, 2004 yılında davacı şirketin hizmet sağladığı kanalların Avrupa ülkeleri ve İsrail'de yayınlanması için müvekkili ile adi ortaklık ilişkisine girildiğini, taraflar arasında düzenlenen bir sözleşme olduğunu ancak imzalanmadığını, her ne kadar sözleşme imzalanmasa da hak edilecek ücretin yarısının müvekkiline ait olmasının kararlaştırıldığını, bu şekilde ilişkinin yıllarca devam ettiğini, ancak davacının 2013 yılı içinde ortaklık yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının 08.11.2013 tarihinde imzasız sözleşmeyi yazılı fesih beyanı ile sona erdirmek istediğini, sözleşmenin 7.2 maddesi ile Brüksel mahkemelerinin yetkili kılındığından öncelikle bu yönden yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkilinin tüm işlemleri adi ortaklık yararına yaptığını, müvekkilinin davaya konu bildirimleri ortaklık ilişkisi sona erdikten sonra yaptığını ve davacının ihlallerinin müşteri kanallara onları bilgilendirmek maksadıyla bildirildiğini ,beyanların incitici olmadığını, müvekkilinin kanallar ile ilişkisini Avrupa ve İsrail'de sürdürmek istemesinin kanallara karşı mevcut yükümlülüklerini sürdürmeye yönelik olduğunu, müvekkilinin eylemlerinin hukuka uygun olup haksız rekabet teşkil etmediğini ileri sürerek davanın reddini savunmuş;

birleşen davada ise, asıl dava ile birleşen davanın aynı konuya ilişkin olduğunu ve davanın derdestlik nedeniyle reddinin gerektiğini, müvekkilinin eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece taraflar arasında 2004 yılından beri bir ticari ilişki bulunduğu, her ne kadar davalı taraf adi ortaklıktan bahsetmiş ise de sunulan sözleşmede davacının imzasının bulunmadığı, ayrıca sözleşme içeriğine göre de adi ortaklığın kabulünün mümkün olmadığı, ticari ilişki henüz devam ederken davalının, davalı tarafça da inkar edilmeyen e-postalarla, davacı şirkete yönelik ifadelerinin 6102 sayılı TTK'nın 55/1 maddesi anlamında kötüleme teşkil ettiği, bunların bilgilendirme olarak gönderildiği savunulmuşsa da bunu ispata yarar delil sunulamadığı, davalının bu eylemlerinin taraflar arasındaki iş ilişkisini davacı açısından çekilmez hale getirdiği ve feshin bu yönüyle haklı sebebe dayandığı, birleşen davanın da fesihten sonra davalının devam eden eylemlerine ilişkin olduğu ve bu eylemlerin de asıl davadaki eylemler gibi haksız rekabet niteliğinde olup davacıyı manevi zarara uğrattığı, davalının birleşen dosyada içerik sağladığı internet sitesindeki içeriğin çıkarılması talebinin yargılama aşamasında konusuz kaldığı gerekçesiyle, asıl davada sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğinin tespitine, asıl ve birleşen davada haksız rekabetin tespiti ve meni ile her iki dosyada da ayrı ayrı 15.000'er TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsiline, içeriğin çıkartılması talebi konusuz kaldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, davalı tarafından sunulan ve yetki şartı içeren sözleşmenin davacı tarafından imzalanmadığı ve haksız rekabetin Türkiye'de gerçekleşmiş olması nedeniyle Türk Mahkemelerinin yetkili olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin niteliğinin acentelik veya adi ortaklık olarak nitelendirilmesinin sonuca etkili olmadığı, davalı tarafından da inkar edilmeyip bilgilendirme kapsamında kaldığı iddia olunan e-postaların içerikleri ispatlanamadığından ve bu e-postalarla davalının doğrudan sözleşme ilişkisi içinde olmadığı davacının müşterileri olan televizyon kanallarıyla davacının sözleşmelerini sonlandırıp kendisi ile sözleşme yapmalarını istemesinin haksız rekabet niteliğinde olduğu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 1.536,98 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 06/01/2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda gerek Bölge Adliye Mahkemesi ve gerekse Yargıtayca hükmedilecek istinaf red harcı ile temyiz onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.

492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı",

(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı",

1/e maddesinde de "yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı" düzenlenmiştir.

Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen "istinaf başvurusunun esastan reddi" kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen "esas hakkında" karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.

Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki "esastan" ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)

Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir.(Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh.

99)

1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.

Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 73/3 maddesindeki "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına" ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.

Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.

Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastdan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararına, alınan harcın niteliğine göre maktu olmalıdır.

Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın e çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/587408300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/581 E. 2019/43 K.

Acentelik ilişkisinde kanallara yönelik kötüleyici beyanların haksız rekabet teşkili

Gerekçe özeti

Bir ticari ilişkide taraf (acente/hizmet sağlayıcı ortak) sıfatıyla hareket eden kişinin, kendisiyle sözleşmesel bağı bulunmayan üçüncü kişilere (müşterilere/kanallara) yönelik olarak karşı tarafı doğruluğu ispatlanmamış biçimde vergisel veya mali açıdan kötüleyici beyanlarda bulunması ve bu yolla karşı tarafın sözleşmelerinin sonlandırılıp kendisiyle doğrudan ilişki kurulmasını sağlamaya çalışması, TTK 55(1)a-1 ve b-1 kapsamında haksız rekabet teşkil eder; bu sonuç, taraflar arasındaki ilişkinin acentelik veya adi ortaklık olarak nitelendirilmesinden bağımsızdır. Yabancı mahkemeye yetki tanıyan sözleşmenin davacı tarafça imzalanmadığı sabit ise, MÖHUK 47 kapsamında geçerli bir yetki anlaşmasından bahsedilemez ve haksız rekabetin işlendiği yer mahkemesi yetkilidir. Aynı taraflar arasında, önceki davanın açılış tarihinden sonra gerçekleşen ayrı haksız rekabet eylemleri, yeni bir dava ile ileri sürülebilir; bu durumda derdestlik itirazı dinlenmez.

Emsal değeri

Kararın emsal değeri, sözleşmesel bağı bulunmayan üçüncü kişilere yönelik doğrulanmamış kötüleyici beyanların ilişkinin hukuki niteliğinden bağımsız olarak TTK 55 kapsamında haksız rekabet oluşturduğu, yazılı olarak imzalanmamış yetki anlaşmasının MÖHUK 47 açısından geçersiz olduğu ve ardışık/devam eden haksız rekabet eylemlerinde derdestlik itirazının dinlenemeyeceği yönündeki tespitlerdedir. BAM kararı olarak ikna edici, bölgesel nitelikte bir emsaldir.

Kavramlar: haksız rekabet kötüleme acentelik sözleşmesi adi ortaklık milletlerarası yetki anlaşması MÖHUK 47 derdestlik manevi tazminat

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/581

KARAR NO 2019/43

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 27/12/2017

NUMARASI 2013/328 Esas 2017/1137 Karar

BİRLEŞEN DOSYA İSTANBUL 10.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2014/156 Esas 2015/198 Karar

DAVA

Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 17/01/2019

Davanın kısmen kabulune ilişkin hükmün asıl ve birleşen dava davalı vekilince istinafı üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

ASIL DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin televizyon kanalları tarafından, Avrupa ülkeleri ile İsrail'deki operatörler nezdinde münhasır acenta olarak tayin edildiğini, bu sözleşmelere dayalı olarak bu ülkelerde bulunan operatörler ile sözleşme yapılarak Türk kanallarının kablo, uydu, dijital yayıncılar gibi platformlar üzerinden dağıtım ve yayımının sağlandığı,bu kapsamda davalı ile yapılan sözleşme ile adı geçen ülkelerde pazarlama faaliyetinin davalı aracılığıyla sürdürüldüğü,ancak bir süre önce davalının eylemleri ile haksız rekabette bulunduğunu öğrendiklerini ,davalının müvekkilini aradan çıkartarak müvekkilinin müşterisi bulunan televizyon kanallarıyla yaptığı sözleşmeleri sonlandırmaya çağırdığını ,3 temmuz 2013 tarihinde aktivite raporunu doğrudan kanallara göndermek suretiyle devreden çıkartma faaliyetine başladığını ,13 temmuz 2013 tarihinde müvekkili ile ilişkisinin sona erdiği ,davacının vergi ödemediğini ,15 temmuz 2013 tarihinde "Avrupa" konulu e-posta mesajında dağıtım sözleşmelerinin davalıya temlik edilebileceğini bildirdiğini ,müvekkiline ödeme yapılmaması halinde tv kanallarının iki katı para kazanacağı ve müvekkilinin vergisel sorunları bulunduğunu yazdığını ,17 temmuz 2013 tarihli mesajda da vergisel sorunları nedeniyle Avrupa dışında sözleşme imzalayamayacağını ,kanal temsilcilerinin bildirimi ile durumdan haberdar olan müvekkilinin durumu davalıdan sorduğunu ancak yanıt alamadığını , 29 ekim 2013 tarihli e-posta ile yine müvekkilinin finansal durumu hakkında yanlış bilgiler vererek Avrupa ile sözleşmenin kendisiyle imzalanmasını isteyerek haksız menfaat peşine düştüğünü , davalının müvekkilinin müşterisi tv kanallarıyla temas kurarak vergi ödememek ile itham etmesi ve kötülemesi nedeniyle haksız rekabette bulunduğu, güveni suistimal eden davranışları nedeniyle taraflar arasındaki sözleşmeyi haklı olarak sona erdirmek zorunda kaldığı, müvekkilinin müşterileri ile bizzat sözleşme yapabilmek için haksız rekabette bulunduğundan haksız rekabetinin tespitine ve men'ine, 150.000-TL manevi tazminata hükmedilmesine, maddi tazminat isteminin saklı tutulmasına, müvekkili ile sözleşmeyi ihlal eden davranışları nedeni ile sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

ASIL DAVADA CEVAP

Davalı vekili; davacının Türkiye'de bazı TV kanallarına medya hizmetleri sağladığı, 2004 yılında davacı şirketin kanallarının Avrupa ülkeleri ve İsrail'de yayınlanması için ortaklık ilişkisine girildiğini, hak edilecek ücretin %50'si ile anlaşıldığını, bu şekilde ilişkinin yıllarca devam ettiği ,ancak davacının 2013 yılı içinde ortaklık yükümlülüklerini yerine getirmediğini, 8.11.2013 tarihinde imzasız sözleşmeyi yazılı fesih beyanı ile sona erdirmek istediği,sözleşmenin 7.2 maddesi ile Brüksel mahkemelerinin yetkili kılındığını müvekilinin tüm işlemleri adi ortaklık yararına yaptığı,adi ortaklık sözleşmesinin yazılı olarak yapılması gerekmediğini ,davacının sözleşmeyi fesih beyanı üzerine ilişkinin bittiğini kanallara duyurduğunu,müvekkilinin bildirimleri ortaklık ilişkisi sona erdikten sonra yaptığını ,davacının ihlallerinin de müşteri kanallara bildirildiğini ,beyanların incitici olmadığı,müvekkilinin kanallar ile ilişkiyi Avrupa ve İsrailde sürdürmek istemesi kanallara karşı mevcut yükümlülüklerini sürdürmeye yönelik olduğu,eylemlerin hukuka uygun olup haksız rekabet teşkil etmediğini öncelikle yetkisizlik kararı verilmesini ,aksi halde davanın esastan reddini istemiştir.

BİRLEŞEN DAVA

Birleşen davada davacı vekili ; sözleşmenin feshedildiği 8.11.2013 tarihli bildirimden sonra müvekkilinin bilgisi dışında ...Avrupa kanalı ile görüşerek bu görüşmede ....Avrupa dışındaki diğer kanallar ile de müvekkilinin imzaladığı sözleşmelerin sonlandırılmasına çalışılacağı bilgisi verildiği ve 22.1.2014 tarihinde bütün kanallara e-posta göndererek sözleşmelerin değiştirildiği izlenimi vererek artık kanallara ödeme yapamayacağını bildirerek davacı şirketin de işbirliği yapması gerektiğini bildirmesi nedeniyle kanallardan uyarı aldığını ve kanallara taahhüdü nedeniyle ödeme almasa da ödeme yapmak zorunda kaldığını ,ayrıca internet sitesinde davacının acentesi olduğu kanalları gösterdiğini müşterilerin kendileri yerine davalı ile iletişim kurduklarını davalının fesihten ve davadan sonra da haksız rekabetine devam ettiğini TTK 54.

ve 55. maddeleri gereğince davalının haksız rekabet teşkil edecek eylemleri olduğunu, müşterisi kanallar ile sözleşme yapmak amacı ile hareket ettiği , haksız rekabetin tesbiti ve meni ile 150.000-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline ve içerik sağlayıcısının siteden çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir.

BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP

Birleşen dava yönünden davalı iddialarının asılsız olduğu, dava konularının aynı olup 2. kez bu dava ile manevi tazminat talep edemeyeceği, adi ortaklık ilişkisinde davacının üzerine düşen görevi yerine getirmediği,davanın derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini , haksız rekabet oluşmayacağı nedenle davanın reddi istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece taraflar arasında 2004 yılından beri bir ticari ilişkinin bulunduğu, her ne kadar adi ortaklıktan bahsedilmiş ise de davacının imzasının bulunmadığı sözleşme nedeniyle adi ortaklığın kabulüne yeterli olmadığı ,sözleşmenin uygulanış biçimi itibariyle bir acentelik sözleşmesi olarak kabul edildiği ,ticari ilişki devam ederken davalının davalı tarafçada inkar edilmeyen e-posta yolu ile yapılan davacı şirkete yönelik ifadelerin, eylemlerin TTK 55/1 maddesi anlamında kötüleme teşkil ettiği, bunların bilgilendirme olarak değerlendirilemeyeceği, haksız rekabet teşkil ettiği, bunun taraflar arasındaki iş ilişkisini çekilmez hale getirerek fesih beyanı ile sonuçlandığı, birleşen davanın da fesih sonra davalının devam eden eylemlerine ilişkin olup davalının eylemlerinin haksız rekabet olarak nitelğinde olduğu asıl ve birleşen dosyada davalının haksız rekabet teşkil eden eylemleri ile davacının manevi zarara uğradığı,asıl davada sözleşmenin haklı sebeble feshedildiğinin tesbitine, asıl ve birleşen davada haksız rekabetin tesbiti ve meni ile her iki dosyada da ayrı ayrı 15.000'er TL manevi tazminata hükmedilerek, davalının birleşen dosyada içerik sağlayıcı sitesindeki içeriğinin çıkarılması talebinin yargılama aşamasında konusuz kaldığı nedenle bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek haksız rekabetin tesbiti ile ,her bir dosyada 15.000-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Asıl ve birleşen dava davalı vekili ; milletlerarası yetki itirazlarının bulunduğu, sözleşmenin 7.

2. maddesinde Brüksel Mahkemelerinin yetkili kılındığını ,MÖHUK 47. maddeye uygun sözleşme bulunduğunu, ilişkinin bir adi ortaklık ilişkisi olup acentelik olarak kabulünün doğru olmadığını,davacının kanallar ile imzaladığı sözleşmeler doğrultusunda davalının yurt dışındaki operatörler ile imzalanmasında davacıya yardımcı olacağı şeklinde anlaşıldığını, hukuki ilişkinin acenteliği aşan boyutta olduğunu, gönderdikleri e-postaların hatalı değerlendirildiğini, yine eylemlerin hatalı değerlendirilip haksız rekabet olarak nitelendirildiğini, müvekkilinin adi ortaklık tasfiyesi sonrasında davacı ile çekişmenin sona erdirilip kendisi ile devam edilmesi halinde kanalların kazancının artacağını, ancak kendisiyle çalışmaya son verilip davacı ile de devam edilmesi halinde ise arta kalan gelir operatörlere aktarılacağından korsanla mücadelenin daha etkin hale geleceğini ifade ederek seçim yapılmasını sağlayıcı objektif sonuçları göz önüne serdiğini, usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Davacı şirket Avrupada yayın yapan TV kanallarıyla acentelik sözleşmesi akdetmiş ve bu sözleşme ile bölge olarak tarif edilen Avrupa'nın bir kısım ülkeleri ile İsrailde kanalların bölge dahilinde digital ve analog kablo yayını ve DSL çerçevesinde dağıtımına yönelik hizmetlerin tedarikini üstlenmiştir.Çeşitli kanallara ait sözleşme suretleri dosyaya sunulmuş ,sözleşmelerin tümünde benzer hükümlere yer verildiği tesbit edilmiştir.Bu sözleşmelerde davalıya da yer verildiği ; ...'nın herhangi bir izin almadan ortak firması davalı .... dan hizmet alabileceği, hizmetlerin verilmesinde kablo operatörü dağıtıcı firmalarla yapılacak müzakerelerde ... nın hizmetlerinden yararlanacağı, ancak yapılacak tüm işlem ve sözleşmelerde ...'nın taraf olacağı ,...

veya herhangi birinin.... adına taraf olmayacağı taahhüt edilmiş olup sözleşmenin izin alınmadan temlik veya devir edilemeyeceği kararlaştırılmıştır. Davanın tarafları arasında ticari ilişkinin 2004 yılından itibaren yazılı bir sözleşmeye bağlanmadan devam ettiği hususu çekişmesizdir. Yurtdışı operatörler ile sözleşmelerin davacı ... tarafından imzalandığı yine sunulan sözleşme suretlerinden anlaşılmış,esasen bu durum davacının imzaladığı acentelik sözleşmesi ile üstlendiği bir yükümlülüktür. İlişki de davacının acentesi olduğu Türk TV kanallarının yurt dışında yayınını sağlayacak operatörler ile ... arasında sözleşmesel ilişki kurulmasına aracılık etmek,sözleşmelerin müzakeresini yürütmek şeklinde uygulandığı gözetildiğinde ilk derece mahkemesinin TTK 102 kapsamında acentelik olarak kabul edilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.Bu kapsamda davacının yurtdışı operatörler ile imzaladığı sözleşmelerde davalının sözleşmeleri müzakere ve şartaların belirlenmesi için davalıdan hizmet aldığı anlaşılmaktadır.Yazıya bağlanmayan ticari birliktelik 8.11.2013 tarihinde davacı şirket tarafından yapılan fesih bildirimi ile sona ermiş olup fesih gerekçesi davacının devreden çıkartılmaya çalışılarak haksız rekabette bulunulması ,davalının kar payını haksız olarak uhdesinde tutarak davacıya ödenmemesi olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.Elde ki asıl dava da davacı tarafça yapılan fesih bildiriminden evvel davalının haksız rekabet eylemlerinin tesbiti ve meni talep edilmektedir.İlk davanın açılış tarihi 6.12.2013 olup bu tarihe kadar davalının haksız eylemde bulunduğu tarihler belirtilerek davaya konu edilmiştir.Bu bağlamda 3 temmuz 2013 tarihinde başlayan ve davacının temsilcisi olduğu kanallara aktivite raporlarının doğrudan gönderilmesinin ardından ....

Avrupa ve Eurostar temsilcilerine gönderdiği 13.7.2013 tarihli mailde ; şirket temsilcisi(...ın) kirli çamaşırları ortaya çıkararak ciddi çizgiyi aştı, ...'nın Türkiye'de vergi ödemediği, Türk Devleti bunu öğrenirse ortada ... diye birşey kalmayacağı, faturalar Hollanda standartlarına uygun olsa da resmi nitelik taşımadıkları,paranın İsviçreye gittiği, yine Eurostar temsilcisine gönderdiği 15.7.2013 tarihli e-mailde ; mevcut dağıtım anlaşmalarının kolaylıkla (...)ya temlik edilebilir,... kanallarla olan sözleşmelerden kolaylıkla çıkabilir, sözleşmeler ... ya devredildiği takdirde kanalların gelirlerinin 2 katına çıkabileceği , davalının vergisel problemi olmadığından gelirleri daha kısa süre de ödeyebileceği "nin beyan edildiği anlaşılmaktadır.15.7.2013 tarihli maile karşılık ;paylaşımların etik olmadığına dair Eurostar yetkilisinin beyanı üzerine davalı şirket yetkilisinin cevabi mailinde vergi denetimine tabii tutulursa neler olabileceğini düşünebiliyormusunuz,yaptığım bazı araştırmalara göre ...'ın (davacı şirket yetkilisi)yerinde olmak istemezdim diye cevap verdiği ve devamında 17.7.2013 tarihli mailde ise "Avrupa dışında ki operatörlerin ...

ile anlaşma yapmasını sağlayamadığını yazdığı anlaşılmaktadır.Yine müşterilere gönderilen 3.çeyrek Avustralya raporunda ; .... için yapılan araştırmaların şok edici ve bir operatörün araştırma yapması halinde ...'nın hiç şansı kalmayacağı,şu anda elinde olan bilgilerle ya ....ya da ...'nın bırakacağını ,... bırakırsa gelirlerin kanallara gideceğini ,yine 20.10.2013 tarihinde kanallara gönderilen mailler ile davacının 3 adet sözleşmesinin feshedilip yeni sözleşme göndermediğini ,davacının korsanlara karşı bir şey yapmadığını ,davacı ile nasıl çalışmaya devam edeceğini bilemediğini , kanallar ile Avrupa'da çalışmaya devam etmek istediğini bildirdiği; neticede bu sürecin davacının fesih bildirimi ile sonlandığı ve elde ki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Davalı vekili "yetkili mahkemenin Brüksel Mahkemeleri olduğu" nu da istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de MÖHUK'un "Yetki anlaşması ve sınırları" başlıklı 47.

maddesi hükmü ile Türk mahkemelerinin yer itibariyle yetki kurallarının münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, tarafların, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan bir uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesini kararlaştırmalarının Türk Hukuku bakımından geçerli olacağı düzenlenmiştir. Yabancı devlet mahkemesine yetki tanıyan anlaşmanın Türk hukuku bakımından hukuki değer taşıması için öncelikle yazılı ve taraflar arasında yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkisinden doğan bir uyuşmazlığa ilişkin olmalıdır. Sözleşmenin davacı tarafça imza edilmediği davalının kabulünde olduğundan yetkiye ilişkin ileri sürülen istinaf sebebi yerinde olmayıp ,haksız rekabetin işlendiği yer itibariyle mahkeme yetkili bulunduğundan yetki itirazının reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.TTK 55-(1)a-1 maddesinde;

başkalarını veya onların mallarını ,iş ürünlerini ,fiyatlarını ,faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek,1-b)sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek haksız rekabet hallerinden sayılmıştır. Davalı aradaki ilişkiyi adi ortaklık olarak tanımlamakta ve bildirimleri kanallar ile imzalanan sözleşmeler kapsamında adi ortaklığın yükümlülüklerini yerine getirmek çerçevesinde yaptığını ve bilgilendirme yükümlülüğü çerçevesinde yaptığı bildirimlerin haksız rekabet teşkil etmeyeceğini savunmaktadır. Ancak kanalların muhatabı acentelik sözleşmeleri ile davacı şirket olup davalı şirketin bu sözleşmelerde hizmet alınacak ortak olduğu ,kanallara karşı bir yükümlülüğünün olmadığı da anlaşılmaktadır.Davalının yukarıda sayılan e-posta yazışmalarında bildirdiği beyanlarının doğruluğu yönünde bir delil sunulmamıştır.Buna göre "davacının kirli çamaşırlarının ortaya çıktığı ,davacının Türkiye de vergi ödemediği ,faturalarının resmi nitelik taşımadığı,vergi incelemesi yapılırsa davacının hiç şansı kalmayacağı,Avrupa sözleşmelerinden ....'nın kolaylıkla çıkartılabileceği ,çıkartıldığı takdirde kanalların gelirlerinin iki katına çıkacağı ve ...'dan daha erken zamanda ödeme yapılacağına yönelik beyanların" haksız rekabet teşkil eden gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek kapsamında bulunduğu, ifadelerin bilgilendirme sınırında kabul edilemeyeceği , esasen kanallar sözleşmesel bağı olmadığı halde bildirimleri yapmasının davacının sözleşmelerinin feshi suretiyle kanallarla sözleşme yapma amacını taşıdığı sonucuna varılmaktadır.Esasen davalı şirket yetkilisi amacını 30.9.2013 tarihli mailiyle ortaya koymuş ;

davacı şirket yetkilisine "en iyi seçeneğin . nın Avrupada imzacı konumuna geçmesi ve ...'nın gelirini elde etmeye devam etmesi olduğunu" belirtmiştir.Buna göre Avrupada ki yayın hakları ile ilgili olarak kanalların davacı ile imzalanan sözleşmelerin sonlandırılmasına çabaladığı, bu amaca yönelik olarak davacı şirketi devam eder şekilde kötülediği kanaatına varılmıştır.Asıl davada davacının haksız rekabette bulunulduğu ileri sürülen yazışmaların tamamı kanal yetkilileri ile yapılmıştır. Kanal yetkililerine yazılan yazılarda davacı ile olan ticari ilişkisi kapsamında değil ,davacının temsilcisi olduğu kanallarla olan ilişkisinin sonlandırılması,yani davacının tv kanallarıyla imzaladığı acentelik sözleşmelerinin sonlandırılması talebine ilişkindir.Bu sebeble davacı ve davalının ticari ilişkisine dahil olmayan bir konuda sonuca ulaşabilmek ve davacının müşterileri ile doğrudan sözleşme imzalamak arzusunda olup ,davacı ile davalının arasında ki ilişki ister acentelik ister adi ortaklık olsun davalının eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiği neticesini değiştirir bir yönü bulunmamaktadır.Zira kötüleme eylemi işbirliği içerisinde davranması gereken hizmet veren'in veya ortağın artık Avrupada imzacı konumuna geçmek istediği ve yayın hakkı sahibi kanalların müşterisi olmasını sağlama çabalarından ibaret görülmüştür.

Birleşen dosyada ise davalı davacının fesih bildiriminden sonra ve asıl davanın açıldığı 6 aralık 2013 tarihinden sonra ;17 aralık 2013 tarihinde ...'nın davalının verdiği hizmet ile sözleşme imzaladığı dağıtıcı operatörlere gönderdiği mektupta "...'nın iş yapma şeklinin profesyonellikten uzak olduğu ,... nın desteği olmadan geçmişte olduğu şekilde hizmet verilemeyeceğinden korktuğunu , ... nin ...'yı işin dışında bırakmak ve ... ile işbirliğine devamı istediğini bildirdiği , bu sebeble ... nin beyanını dikkate alarak Türk kanalları ile yapılan görüşmeler sonuçlanıncaya kadar yapılacak işlemleri ertelemeleri gerektiği bildirilmiş ,yine kanallara gönderdiği 22 ocak 2014 tarihli e-posta ile davacının operatörlerle olan sözleşmeleri değiştirmeye çalıştığı bir kısım operatörlerin davacıya ,bir kısmının davalıya ödeme yapacağını beyan ettiği ,ancak bir kısmının da hiç ödeme yapmayacağını söylediklerini bu durumu düzeltmek için elinden geleni yaptığını,ancak ...'nın da gayret göstermesi gerektiğini beyan ettiği ,buna göre dava tarihinden sonra devam eden haksız rekabet eylemlerinden dolayı birleşen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Esasen davalının elde ki asıl davanın açılmasından sonra;operatörlere gönderdiği mektuplar ile davacının profesyonellikten uzak olduğu , ...

tarafından sözleşmelerin ... ya kaydırılacağı ,kanallarla görüşmeler tamamlanmadan bir işlem yapmamalarını isterken kanallara da operatörlerin bir kısımının ödeme yapmayacağını beyan ederek kötüleme ve sözleşmelerin sonlandırılması çabalarına devam ettiği anlaşıldığından ilgili e-posta yazışmalarına devam eden davalının ilk davanın açılış tarihinden sonra ki eylemlere ilişkin olmaları nedeniyle ayrı bir dava ile haksız rekabetin tesbiti ve menii ile ayrıca manevi tazminat talep edilebileceği ,ilk açılan dava ile derdest olduğu itirazının da dinlenemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Anlatılan nedenlerle her iki davanın kabuluyle haksız rekabetin tesbiti ve menii ile her bir davada 15.000-TL manevi tazminata hükmedilmesinde isabetsizlik olmayıp ,davalı vekilinin hükme yönelik istinaf sebebleri yerinde görülmemiş davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Asıl ve birleşen davada ayrı ayrı hesaplanan toplamda alınması gereken 2.049,30-TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin yatırılan 1.055,90-TL nin mahsubu ile bakiye 993,40-TLharcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,Davalı tarafından yapılan istinaf yargı giderinin davalı üzerinde bırakılmasına, hükümden sonra davacı yan gider avansından karşılanan 46-TL posta masrafının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 17/01/2019

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.