İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/5593 E. 2019/7080 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aldatma kastı↗ ifa imkansızlığı↗ ticari defter incelemesi↗ aldatma (hile)↗ ön inceleme aşaması↗ sözleşmenin iptali↗ illiyet bağı↗ hile↗ dolandırıcılık↗ ifa↗ sebepsiz zenginleşme↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ haksız fiil↗ ticari defter↗ geçersizlik↗ ıslah↗ cy/cy kaydı↗ zamanaşımı↗ temsil↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, davacının davalı şirket kayıtlarında ortak olarak kaydı bulunduğundan şirket ile bu şekilde bağının bulunduğu, TTK'nın 405. maddesi gereğince anonim şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, davacının davalı şirketlerin yetkili temsilcilerince yanıltıldığı, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, öte yandan davacının 18.000,00-TL şirketten alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, dosyada mevcut SPK raporunun tek başına ispata yeterli olmadığı ve davacı vekilince usule uygun ıslah yoluyla sebepsiz zenginleşme hukuki nedenine de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1.Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadı istemine ilişkin olup mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında davalı şirketin kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda davalı şirket yöneticileri hakkında Konya 1.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2003/279 Esas, 2009/143 Karar sayılı dava dosyasında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...olmak üzere, Nitelikli Dolandırıcılık suçundan dolayı açılmış kamu davası olduğu, 21/04/2009 tarihinde sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında suç tarihi itibarıyle 765 S.TCK.'nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu anlaşıldığından sanıklar hakkındaki kamu davalarının vaki zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı ortadan kaldırılmasına karar verildiği, Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 07/05/2012 tarihli kararı ile hüküm fıkrasında yer alan "ortadan kaldırılması" ibaresinin çıkartılarak yerine CMK'nın 223/8. Maddesi gereğince " Düşmesine" denilmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verildiği ve kararın düzeltilerek onama tarihi olan 07/05/2012 tarihi itibariyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme ehliyeti, hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, ifa imkansızlığının bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır (Bkz. Prof Dr. Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50). 818 sayılı BK'nin 28. maddesine göre hile, diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder. Hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için kişide aldatma kastının bulunması gerekir. Buna göre kişinin ileri sürdüğü ya da açıklanan zorunluluğu bulunmadığı halde susmuş olduğu nitelikler, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etme veya sözleşme düşüncesini pekiştirme amacıyla ortaya konulmuş olmaktadır. Kişi bu eylem ve davranışlarda bulunmasaydı diğer tarafın bu sözleşmeyi yapmayacağı bilinç ve düşüncesinde olmalıdır. Aldatma kastında, kişiyi gerçek dışı eylem ve davranışlarda bulunmak suretiyle sözleşme yapmaya ikna etme düşüncesi vardır. Bir başka ifadeyle, sözleşmenin yapılması ile aldatma eylemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hileye uğrayan kişinin iradesi sakatlanmıştır. Bu nedenle sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir. Sözleşmenin iptali halinde tarafların aldıklarını iade yükümlülüğü doğacaktır.
Somut olayda, davacı taraf, davalının yüksek oranda kâr verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil ettiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu iddia etmiş, davalı ise davacı taraf ile müvekkili arasında ortaklık ilişkisinin kurulduğunu ve TTK'nin 329 ve 405. maddeleri gereğince ödediği parayı geri isteyemeyeceğini savunmuşlar, mahkemece de bilirkişi raporu alındıktan sonra yazılı şekilde, davacının davalı şirketteki ortaklığının geçerli olduğu, sermaye olarak şirkete verilenin geri istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece alınan ve benimsenen bilirkişi raporunun sonuç bölümüne göre, SPK’nın 02.04.2013 tarihli 24171390-331-3374 sayılı yazısının ekinde yer alan 10.07.2003 tarihli denetleme raporunun 14. sayfasında holdingin ortaklara borçlar hesabında ...’un 18.000.000.000 TL (2002 tarihi itibariyle) alacaklı olduğu tespitlerine yer verildiği ancak bilirkişi heyeti tarafından ticari defterler incelenemediğinden söz konusu durumun teyit edilemediği, bu çerçevede taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunup bulunmadığı hususunun şüpheden uzak bir biçimde tespit edilemediği anlaşılmaktadır. Bu aşamadan sonra davacının zararından davalının haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, haksız fiil, hile ve aldatma olgusunun tespiti yapılırken SPK, TBMM, MASAK raporları, davalı şirketin yöneticileri hakkındaki ceza dosyaları, bu dosyalardaki tanık beyanları da nazara alınarak, davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2.Bozma sebep ve şekline göre, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/13994 E. 2017/1791 K.
Ortak:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · ifa · anonim şirket · taraf ehliyeti · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır (Bkz.
Mahkemece, davacının davalı şirket kayıtlarında ortak olarak «kaydı» bulunduğundan şirket ile bu şekilde bağının bulunduğu, TTK'nın 405. maddesi gereğince «anonim şirket» ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, davacının davalı şirketlerin yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığı, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, öte yandan davacının 18.000,00-TL şirketten alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, dosyada mevcut SPK raporunun tek başına ispata yeterli olmadığı ve davacı vekilince usule uygun «ıslah» yoluyla «sebepsiz zenginleşme» hukuki nedenine de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
818 sayılı BK'nin 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Benzer bu karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
İhtiyaç Maddeleri Pazarlama ve Ticaret A.Ş.'den almış olduğu 07/09/1999 tarihli «hisse senedi» ile bu şirketin ortağı olduğu, SPK raporlarında davalı şirketin şirket ortaklarına ilişkin ikincil kayıt tuttukları yönünde somut bir verinin bulunmadığı, davacının davalı Şirket'e ortak olduğunun bilirkişi kurulu raporu ile sübut bulduğu, davacının davalıların «haksız fiillerini» ispatlayamadığı, haksız fiilin ispatlandığı düşünülse bile «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının şirket ortaklığını, hisse devralmak yoluyla kazandığı, 6762 Sayılı TTK'nın 405/2 maddesinin "«pay sahipleri» sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; «tasfiye» payına mütaallik hakları mahfuzdur" şeklinde düzenlendiği, bu hüküm uyarınca sermaye şirketlerinde, sermaye olarak şirkete verilenin geri istenemeyeceği, davalı Şirket'in tasfiye halinde bulunmadığı, Türk Ticaret Kanunu'nun «anonim şirketler» ve pay sahiplerine ilişkin hükümleri karşısında davacının talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) 818 sayılı BK'nın 28. madddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay sahipliği · sermaye artırımı · hisse senedi · pay defteri · hisse devir sözleşmesi · def'i · ek tasfiye
Benzer bu karardaİhtiyaç Maddeleri Pazarlama ve Ticaret A.Ş.'den almış olduğu 07/09/1999 tarihli «hisse senedi» ile bu şirketin ortağı olduğu, SPK raporlarında davalı şirketin şirket ortaklarına ilişkin ikincil kayıt tuttukları yönünde somut bir verinin bulunmadığı, davacının davalı Şirket'e ortak olduğunun bilirkişi kurulu raporu ile sübut bulduğu, davacının davalıların «haksız fiillerini» ispatlayamadığı, haksız fiilin ispatlandığı düşünülse bile «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının şirket ortaklığını, hisse devralmak yoluyla kazandığı, 6762 Sayılı TTK'nın 405/2 maddesinin "«pay sahipleri» sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; «tasfiye» payına mütaallik hakları mahfuzdur" şeklinde düzenlendiği, bu hüküm uyarınca sermaye şirketlerinde, sermaye olarak şirkete verilenin geri istenemeyeceği, davalı Şirket'in tasfiye halinde bulunmadığı, Türk Ticaret Kanunu'nun «anonim şirketler» ve pay sahiplerine ilişkin hükümleri karşısında davacının talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı Şirket yöneticisininde bulunduğu sanıklar hakkında ...
Bilirkişi raporunda açıkça, şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bu durumda taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisi» bulunmadığı anlaşıldığından bu aşamadan sonra davacının zararından davalıların «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, haksız fiil, «hile» ve aldatma olgusunun tespiti yapılırken SPK, TBMM, MASAK raporları, davalı Şirket'in yöneticileri hakkındaki ceza dosyaları, bu dosyalardaki tanık beyanları da nazara alınarak, davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve zaman aşımı «def»'inin de buna göre değerlendirilmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı Şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, «sermaye artırım» kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6992 E. 2015/5376 K.
Ortak:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · ifa · sebepsiz zenginleşme · anonim şirket · zamanaşımı var · İstirdat
İncelediğiniz karardaMahkemece, davacının davalı şirket kayıtlarında ortak olarak «kaydı» bulunduğundan şirket ile bu şekilde bağının bulunduğu, TTK'nın 405. maddesi gereğince «anonim şirket» ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, davacının davalı şirketlerin yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığı, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, öte yandan davacının 18.000,00-TL şirketten alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, dosyada mevcut SPK raporunun tek başına ispata yeterli olmadığı ve davacı vekilince usule uygun «ıslah» yoluyla «sebepsiz zenginleşme» hukuki nedenine de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır (Bkz.
818 sayılı BK'nin 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Benzer bu karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının davalı şirkette «ortaklık sıfatını» kazandığı, ancak davalı şirketin 54,77 TL bedel kadar «sebepsiz zenginleştiği», şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle davalı ...'a yönelik davanın «husumet yokluğu» nedeni reddine, davalı şirkete yönelik davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) Mülga 818 Sayılı BK'nun 28. madddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklık sıfatı · hazirun cetveli · şahsi sorumluluk · sermaye artırımı · pasif husumet yokluğu · hisse senedi · pay defteri · hisse devir sözleşmesi
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının davalı şirkette «ortaklık sıfatını» kazandığı, ancak davalı şirketin 54,77 TL bedel kadar «sebepsiz zenginleştiği», şirket «yönetim kurulu» başkanı olan davalının «şahsi sorumluluğunu» gerektirir bir durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle davalı ...'a yönelik davanın «husumet yokluğu» nedeni reddine, davalı şirkete yönelik davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kar ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında ...
Somut olayda, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın davalı şirket yönünden kısmen kabulüne, diğer davalı yönünden ise «husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, öncelikle davacının sahih bir şekilde davalı şirkete ortak olup olmadığının belirlenmesi gerektiğinden mahkemece bilirkişi kuruluna davalının tüm «ticari defter» ve kayıtları ve ayrıca hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve «hazirun cetvelleri» incelettirilmek suretiyle davacıya verilen «hisse senedinin» bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde «temsil» edilip edilmediği, davacının hisse devir aldığı kişinin devir tarihi itibariyle davalı şirkette ortak olup olmadığı, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği hususlarının yeterince ve «denetime elverişli» bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerektiği açıktır.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, «sermaye artırım» kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/8220 E. 2015/5385 K.
Ortak:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · ifa · anonim şirket · taraf ehliyeti · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır (Bkz.
Mahkemece, davacının davalı şirket kayıtlarında ortak olarak «kaydı» bulunduğundan şirket ile bu şekilde bağının bulunduğu, TTK'nın 405. maddesi gereğince «anonim şirket» ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, davacının davalı şirketlerin yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığı, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, öte yandan davacının 18.000,00-TL şirketten alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, dosyada mevcut SPK raporunun tek başına ispata yeterli olmadığı ve davacı vekilince usule uygun «ıslah» yoluyla «sebepsiz zenginleşme» hukuki nedenine de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
818 sayılı BK'nin 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Benzer bu karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık «defterlerinin» ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacıların hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacıların ortaklığın yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığını veya yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, davacıların pay senedi satın almak suretiyle davalı şirkete ortak oldukları, «pay defteri» ve «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacıların iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, davaya konu «hisse devir sözleşmesinden» doğacak sorumluluk davalı şirkete ait olduğundan davalı ... yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı ... yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) 818 sayılı BK'nun 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hazirun cetveli · pasif husumet ehliyeti · pay sahipliği · sermaye artırımı · husumet ehliyeti · pasif husumet yokluğu · sözleşmeye aykırılık · pay defteri
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık «defterlerinin» ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacıların hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacıların ortaklığın yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığını veya yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, davacıların pay senedi satın almak suretiyle davalı şirkete ortak oldukları, «pay defteri» ve «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacıların iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, davaya konu «hisse devir sözleşmesinden» doğacak sorumluluk davalı şirkete ait olduğundan davalı ... yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı ... yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, «sermaye artırım» kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, ...
Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kar ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında ...
… ının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli deliller bulunmadığı gerekçesiyle davalı şirket yönünden dava ispatlanamadığından, davalı ... yönünden ise «pasif husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/8236 E. 2015/5384 K.
Ortak:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · ifa · anonim şirket · taraf ehliyeti
İncelediğiniz karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır (Bkz.
Mahkemece, davacının davalı şirket kayıtlarında ortak olarak «kaydı» bulunduğundan şirket ile bu şekilde bağının bulunduğu, TTK'nın 405. maddesi gereğince «anonim şirket» ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, davacının davalı şirketlerin yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığı, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, öte yandan davacının 18.000,00-TL şirketten alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, dosyada mevcut SPK raporunun tek başına ispata yeterli olmadığı ve davacı vekilince usule uygun «ıslah» yoluyla «sebepsiz zenginleşme» hukuki nedenine de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
818 sayılı BK'nin 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Benzer bu karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık «defterlerinin» ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığını veya yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, davacının pay senedi satın almak suretiyle davalı şirkete ortak olduğu, «pay defteri» ve «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, davaya konu «hisse devir sözleşmesinden» doğacak sorumluluk davalı şirkete ait olduğundan davalı ... yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı ... yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) 818 sayılı BK'nın 28. maddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hazirun cetveli · pasif husumet ehliyeti · pay sahipliği · sermaye artırımı · husumet ehliyeti · pasif husumet yokluğu · sözleşmeye aykırılık · pay defteri
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana «sözleşmesine aykırılık» teşkil etmediği, ortaklık «defterlerinin» ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacının ortaklığın yetkili «temsilcilerince» yanıltıldığını veya yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, davacının pay senedi satın almak suretiyle davalı şirkete ortak olduğu, «pay defteri» ve «hazirun cetvelinde» yer alan kayıtların farklılık göstermediği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, davaya konu «hisse devir sözleşmesinden» doğacak sorumluluk davalı şirkete ait olduğundan davalı ... yönünden «pasif husumet ehliyeti» yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı ... yönünden «pasif husumet yokluğu» nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, «sermaye artırım» kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, ...
Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kar ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında ...
… ının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli deliller bulunmadığı gerekçesiyle davalı şirket yönünden dava ispatlanamadığından, davalı ... yönünden ise «pasif husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/5593 E. , 2019/7080 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesi verilen 21/01/2016 tarih ve 2005/274-2016/31 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesinin davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istenilmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların gerçeğe aykırı yalan yanlış vaatlerle 27/02/2000 tarihinde davacının 62.000 DM. ve 01/01/2001 tarihinde 13.000 DM. miktarındaki parasını hileli ve oyunla elinden aldıklarını, karşılığında SPK’dan habersiz sahte olarak bastırılmış hisse senetlerini verdiklerini, bu senetlerin işe yaramadığını 2004 yılında öğrenmiş olduğunu, belirterek 75.000 DM bazındaki paranın faizi ile birlikte (euro olarak hesaplanıp) davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... ve davalı ... Holding A.Ş'ye davaya cevap vermemişlerdir.
Davalı ... ve davalı ... vekilleri davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının davalı şirket kayıtlarında ortak olarak kaydı bulunduğundan şirket ile bu şekilde bağının bulunduğu, TTK'nın 405. maddesi gereğince anonim şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, davacının davalı şirketlerin yetkili temsilcilerince yanıltıldığı, yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, öte yandan davacının 18.000,00-TL şirketten alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, dosyada mevcut SPK raporunun tek başına ispata yeterli olmadığı ve davacı vekilince usule uygun ıslah yoluyla sebepsiz zenginleşme hukuki nedenine de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1.Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadı istemine ilişkin olup mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında davalı şirketin kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda davalı şirket yöneticileri hakkında Konya 1.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2003/279 Esas, 2009/143 Karar sayılı dava dosyasında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...olmak üzere, Nitelikli Dolandırıcılık suçundan dolayı açılmış kamu davası olduğu, 21/04/2009 tarihinde sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında suç tarihi itibarıyle 765 S.TCK.'nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu anlaşıldığından sanıklar hakkındaki kamu davalarının vaki zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı ortadan kaldırılmasına karar verildiği, Yargıtay 15.
Ceza Dairesi'nin 07/05/2012 tarihli kararı ile hüküm fıkrasında yer alan "ortadan kaldırılması" ibaresinin çıkartılarak yerine CMK'nın 223/8. Maddesi gereğince " Düşmesine" denilmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verildiği ve kararın düzeltilerek onama tarihi olan 07/05/2012 tarihi itibariyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme ehliyeti, hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, ifa imkansızlığının bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır (Bkz. Prof Dr. Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50). 818 sayılı BK'nin 28. maddesine göre hile, diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder. Hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için kişide aldatma kastının bulunması gerekir.
Buna göre kişinin ileri sürdüğü ya da açıklanan zorunluluğu bulunmadığı halde susmuş olduğu nitelikler, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etme veya sözleşme düşüncesini pekiştirme amacıyla ortaya konulmuş olmaktadır. Kişi bu eylem ve davranışlarda bulunmasaydı diğer tarafın bu sözleşmeyi yapmayacağı bilinç ve düşüncesinde olmalıdır. Aldatma kastında, kişiyi gerçek dışı eylem ve davranışlarda bulunmak suretiyle sözleşme yapmaya ikna etme düşüncesi vardır. Bir başka ifadeyle, sözleşmenin yapılması ile aldatma eylemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hileye uğrayan kişinin iradesi sakatlanmıştır. Bu nedenle sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir. Sözleşmenin iptali halinde tarafların aldıklarını iade yükümlülüğü doğacaktır.
Somut olayda, davacı taraf, davalının yüksek oranda kâr verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil ettiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu iddia etmiş, davalı ise davacı taraf ile müvekkili arasında ortaklık ilişkisinin kurulduğunu ve TTK'nin 329 ve 405. maddeleri gereğince ödediği parayı geri isteyemeyeceğini savunmuşlar, mahkemece de bilirkişi raporu alındıktan sonra yazılı şekilde, davacının davalı şirketteki ortaklığının geçerli olduğu, sermaye olarak şirkete verilenin geri istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece alınan ve benimsenen bilirkişi raporunun sonuç bölümüne göre, SPK’nın 02.04.2013 tarihli 24171390-331-3374 sayılı yazısının ekinde yer alan 10.07.2003 tarihli denetleme raporunun 14. sayfasında holdingin ortaklara borçlar hesabında ...’un 18.000.000.000 TL (2002 tarihi itibariyle) alacaklı olduğu tespitlerine yer verildiği ancak bilirkişi heyeti tarafından ticari defterler incelenemediğinden söz konusu durumun teyit edilemediği, bu çerçevede taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunup bulunmadığı hususunun şüpheden uzak bir biçimde tespit edilemediği anlaşılmaktadır. Bu aşamadan sonra davacının zararından davalının haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, haksız fiil, hile ve aldatma olgusunun tespiti yapılırken SPK, TBMM, MASAK raporları, davalı şirketin yöneticileri hakkındaki ceza dosyaları, bu dosyalardaki tanık beyanları da nazara alınarak, davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2.Bozma sebep ve şekline göre, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/562029000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz