6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Zamanaşımı, sorumluluğun doğduğu tarihte yürürlükteki mevzuata göre belirlenir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/2162 E. 2019/7605 K. ·

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna dayanan davada zamanaşımı süresi, sorumluluğun kaynağı olan eylemin/işlemin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuata göre belirlenir; bu tarihten sonra yürürlüğe giren mevzuat esas alınamaz. Eylemin aynı zamanda ceza hukukunu ilgilendirmesi (uzamış ceza zamanaşımı) hâlinde bile süre dolmuşsa dava zamanaşımından reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Yönetim kurulu üyesinin sorumluluğunda zamanaşımı süresinin belirlenmesi ve başlangıcı → ret

İddia: Davacı, davalının yönetim kurulu üyeliği sırasında verilen ibraname nedeniyle bankanın zarara uğratıldığını ileri sürerek zararın tahsilini istemiştir.

Gerekçe: Davalının sorumluluğunun kaynağı olarak gösterilen protokol 29/07/1998 tarihli olup, davalının sorumluluğu açısından zamanaşımı süresi bu tarihten sonra yürürlüğe giren mevzuat esas alınarak belirlenemez. Davalının eylemi aynı zamanda ceza hukukunu ilgilendiren bir eylem olarak düşünülse dahi dava zamanaşımına uğramıştır; ilk derece kararı usul ve yasaya uygun, istinaf nedenleri yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Yargıtay'ca onanan BAM gerekçesi, sorumluluk davasında zamanaşımı süresinin sorumluluğun doğduğu tarihteki mevzuata göre belirlenmesi ve sonradan yürürlüğe giren mevzuatın esas alınamayacağı bakımından emsal değer taşır.

Usul tespitleri

Zamanaşımı
Yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna dayanan davada zamanaşımı süresi, sorumluluğun kaynağı olan işlem/eylemin gerçekleştiği tarihte yürürlükteki mevzuata göre belirlenir; sonradan yürürlüğe giren mevzuat esas alınamaz. Eylem ceza hukukunu da ilgilendirse dahi süre dolmuşsa dava zamanaşımına uğrar.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
zamanaşımı yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu ceza zamanaşımının uygulanması mevzuatın zaman bakımından uygulanması

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2018/2162 E.  ,  2019/7605 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 29/12/2016 tarih ve 2007/312 E.- 2016/809 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 22/02/2018 tarih ve 2017/477 E.- 2018/141 K. sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 26.11.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. Nihat Kılıç dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.

Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, Toprakbank Anonim Şirketi’nin Bankacılık Denetleme Kurulu’nun (BDDK) 30.11.2001 tarih 538 numaralı kararı ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredildiğini, daha sonra Bayındırbank Anonim Şirketi’nin bünyesinde birleştirildiğini, Toprakbank A.Ş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 23.07.2002 tarih 11 sayılı raporunda, Örmeteks Tekstil Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’ne kullandırılan kredinin ve bu kredi borcunu sona erdiren ibranamenin araştırma konusu yapıldığını, Toprakbank Anonim Şirketi Sanayi Mahallesi /4....Şubesi’nin Örmeteks Tekstil Sanayi Ticaret Anonim Şirketi ile 27.05.1997 tarihinde kredi ilişkisine girdiğini, nakit sıkıntısına düşen firmanın kredilerine tahakkuk ettirilen 30.09.1997 devre sonu faizlerini ödenmediğini, bunun üzerine, 10.10.1997 tarihinde firma ve kefiline 81.521.324.672.-TL ve 9.447.724.938.-TL üzerinden iki ayrı ihtarname keşide edildiğini, tahsilat yapılamadığından 22.10.1997 tarihinde yasal takip başlatıldığını, firma ile yapılan görüşmeler sonucunda toplam 483.698.- USD ve 13.883.815.390-TL olarak 27.03.1998 tarihli bir protokol imzalandığını, müfettişlik raporu uyarınca, anılan protokolde, 04.02.1998 tarihi itibariyle 51 günlük eksik hesaplama yapıldığını, 27.03.1998 tarihi itibariyle protokoldeki borcun 492.840,17 USD ve 14.101.986.303.- TL olması gerektiğini, firmanın protokol şartlarını yerine getirmediğini, 8 adet gayrimenkulünü bankaya devrettiğini, gayrimenkuller karşılığında 29.07.1998 tarihinde ibra edildiğini, gayrimenkullerin 31.07.1998 tarihinde 26.200.000.000.-TL bedelle devralındığını, ibra tarihi olan 29.07.1998 tarihinde referans faizleri ile firmanın borcunun 515.067,40.- USD ve 17.701.956.312.- TL olmak üzere toplamda 157.223.413.624.- TL olarak hesaplandığını, ibraname verildikten sonra 12.11.1998 tarihinde firmanın 450.000.- USD anapara ve 10.900.- USD faiz borcu ile 7.000.000.000.- TL anapara kredisinin sıfır faizli krediye dönüştürüldüğünü ve bu kredi hesabının bakiyesinin 145.600.000.000.- TL olduğunu, gayrimenkullerin devir bedeli 26.200.000.000.- TL tutarının repo ve vadeli mevduat olarak değerlendirilmesi sonucunda 20.09.1999 tarihinde 58.705.000.000.- TL tutarına ulaştığını, 145.600.000.000.- TL kredi hesabından mahsup edildiğinde 20.09.1999 tarihi itibariyle banka riskinin 86.895.000.000.- TL tutarına düştüğünü, firmanın ibra edilmesi nedeniyle bankanın 131.023.413.624.- TL tutarında zarara uğradığını ileri sürerek, davalıdan faizi ile tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava konusu zararın oluştuğu öne sürülen ibranamenin davalı ... tarafından 29/07/1998 tarihinde imzalandığı, ibra kararını hükümsüz sayan 15/07/2002 tarihli Genel Kurul kararı geçerli kabul edilse bile TTK'nun 336/5 maddesi hükmünü ihlal ettiği tarihin 29/07/1998 tarihine karşılık geldiği, bu tarihten itibaren 5 yıllık süre eklendiğinde zamanaşımı süresinin dolduğu, davacının en geç 23/07/2002 tarihli soruşturma raporunda zararı öğrendiği kabul edilse bile o tarihten itibaren de öğrenmeyle başlayan 2 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilerek davanın kayıt kabul davasına dönüştüğü de belirtilerek zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkemece, dava konusu zararın oluştuğu öne sürülen ibranamenin davalı ... tarafından 29/07/1998 tarihinde imzalandığı, ibra kararını hükümsüz sayan 15/07/2002 tarihli Genel Kurul kararı geçerli kabul edilse bile TTK'nın 336/5 maddesi hükmünü ihlal ettiği tarihin 29/07/1998 tarihine karşılık geldiği, bu tarihten itibaren 5 yıllık süre eklendiğinde zamanaşımı süresinin dolduğu, davacının en geç 23/07/2002 tarihli soruşturma raporunda zararı öğrendiği kabul edilse bile o tarihten itibaren de öğrenmeyle başlayan 2 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilerek davanın kayıt kabul davasına dönüştüğü de belirtilerek zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bu karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, davalının sorumluluğunun kaynağı olarak gösterilen protokolün 29/07/1998 tarihli olduğu, davalının sorumluluğu açısından zamanaşımı süresinin bu tarihten sonra yürürlüğe giren mevzuat esas alınarak belirlenemeyeceği, davalının eylemi aynı zamanda ceza hukukunu ilgilendiren bir eylem olarak düşünülse bile davanın zamanaşımına uğradığı, ilk derece mahkemesince verilen kararın dosya içeriğine, usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf nedenlerinin ise yerinde olmadığı gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 28/11/2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/549129500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2017/477 E. 2018/141 K.

Şirket yöneticisinin ibra ile sorumluluğunda zamanaşımı süresi

Gerekçe özeti

Şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı alacak davasında, alacağın hukuki niteliği fon alacağı değil yönetici sorumluluğu alacağı olarak kabul edilir; sorumluluğun kaynağı olan işlemin (protokol/ibraname) tarihi itibariyle henüz yürürlükte olmayan sonraki mevzuat (örn. 5411 sayılı Kanun) zamanaşımı süresinin belirlenmesinde uygulanamaz, zamanaşımı süresi işlem tarihinde yürürlükte olan mevzuata (6762 sayılı TTK 309) göre ve sorumluluğun başlangıç tarihi olan işlem tarihinden itibaren hesaplanır.

Emsal değeri

Fon'a devredilen bankalarla ilgili yönetici sorumluluğu davalarında alacağın hukuki niteliğinin fon alacağı değil şirket yöneticisi sorumluluğu alacağı olarak kabul edilmesi ve zamanaşımının işlemin (protokol/ibra) tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre, o tarihten itibaren işlemeye başlaması yönünden bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: zamanaşımı yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu ibraname fon alacağı ceza dava zamanaşımı protokol tarihi

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2017/477

KARAR NO 2018/141

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 29/12/2016

NUMARASI 2007/312 Esas 2016/809 Karar

DAVA

Alacak

İSTİNAF KARAR TARİHİ 22/02/2018

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, “... Anonim Şirketi’nin Bankacılık Denetleme Kurulu’nun (BDDK) 30.11.2001 tarih 538 numaralı kararı ile Tasarruf mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildiğini, daha sonra ... Anonim Şirketi’nin bünyesinde birleştirildiğini, ...bank AŞ Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 23.07.2002 tarih 11 sayılı raporunda, ... Anonim Şirketi’ne kullandırılan kredinin ve bu kredi borcunu sona erdiren ibranamenin araştırma konusu yapıldığını, ... Anonim Şirketi Sanayi Mahallesi /4.Levent Şubesi’nin ... Anonim Şirketi ile 27.05.1997 tarihinde kredi ilişkisine girdiğini, nakit sıkıntısına düşen firmanın kredilerine tahakkuk ettirilen 30.09.1997 devre sonu faizlerini ödenmediğini, bunun üzerine, 10.10.1997 tarihinde firma ve kefiline 81.521.324.672-TL.

ve 9.447.724.938-TL üzerinden iki ayrı ihtarname keşide edildiğini, tahsilat yapılamadığından 22.10.1997 tarihinde yasal takip başlatıldığını, firma ile yapılan görüşmeler sonucunda toplam 483.698-USD ve 13.883.815.390-TL olarak 27.03.1998 tarihli bir protokol imzalandığını, müfettişlik raporu uyarınca, anılan protokolde, 04.02.1998 tarihi itibariyle 51 günlük eksik hesaplama yapıldığını, 27.03.1998 tarihi itibariyle protokoldeki borcun 492.840,17-USD ve 14.101.986.303- TL. olması gerektiğini, firmanın protokol şartlarını yerine getirmediğini, 8 adet gayrimenkulünü bankaya devrettiğini, gayrimenkuller karşılığında 29.07.1998 tarihinde ibra edildiğini, gayrimenkullerin 31.07.1998 tarihinde 26.200.000.000-TL bedelle devralındığını, ibra tarihi olan 29.07.1998 tarihinde referans faizleri ile firmanın borcunun 515.067,40-USD ve 17.701.956.312-TL olmak üzere toplamda 157.223.413.624- TL.

olarak hesaplandığını, ibraname verildikten sonra 12.11.1998 tarihinde firmanın 450.000-USD anapara ve 10.900-USD faiz borcu ile 7.000.000.000-TL. anapara kredisinin sıfır faizli krediye dönüştürüldüğünü ve bu kredi hesabının bakiyesinin 145.600.000.000-TL olduğunu, gayrimenkullerin devir bedeli 26.200.000.000-TL. tutarının repo ve vadeli mevduat olarak değerlendirilmesi sonucunda 20.09.1999 tarihinde 58.705.000.000 TL. tutarına ulaştığını, 145.600.000.000-TL kredi hesabından mahsup edildiğinde 20.09.1999 tarihi itibariyle banka riskinin 86.895.000.000 -TL. tutarına düştüğünü belirterek sonuç olarak, firmanın ibra edilmesi nedeniyle bankanın 131.023.413.624- TL tutarında zarara uğradığını ileri sürerek bu zarara yol açtığı öne sürülen davalıdan 29.07.1998 tarihinden itibaren en yüksek banka kredi faizi ile tahsilini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davacının talep hakkının zamanaşımına uğradığını, Türk Ticaret Kanunu’nda anonim şirket yöneticilerinin şahsi sorumluluğu için belirlenmiş olan zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının tüzel kişiliğinin sona erdiğini, çünkü davacı banka hakkında 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 18. maddesinin uygulandığını, böylece davacının tüzel kişiliğinin sona erdiğini ve kaydının sicilden silindiğini, bu nedenlerle, davayı açan banka denetçilerinin dava takip yetkilerinin ortadan kalktığını, ..Anonim Şirketi ile imzalanan protokol ve ibranamenin bankacılık ilke ve teamüllerine uygun olduğunu, o günün şartlarında firmanın kredi borçlarına karşılık 8 adet gayrimenkulün devir alındığını, gayrimenkullerin rayiç değerlerinin değil de tapu işlem değerlerinin esas alınarak bankanın zararını hesaplamanın gerçekle bağdaşmadığını, riske karşılık alınan gayrimenkullerin son derece değerli olduğunu, firmanın borcunun fevkinde olmasına rağmen, bu gayrimenkullerin ekspertiz değerlerinden ve daha sonra kaça satıldığı konularından hiç bahsedilmediğini, davada Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre dava tarihinden itibaren kanuni faiz talep edilebileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, dava konusu zararın oluştuğu öne sürülen ibranamenin davalı ... tarafından 29/07/1998 tarihinde imzalandığı, ibra kararını hükümsüz sayan 15/07/2002 tarihli Genel Kurul kararı geçerli kabul edilse bile TTK'nun 336/5 maddesi hükmünü ihlal ettiği tarihin 29/07/1998 tarihine karşılık geldiği, bu tarihten itibaren 5 yıllık süre eklendiğinde zamanaşımı süresinin dolduğu, davacının en geç 23/07/2002 tarihli soruşturma raporunda zararı öğrendiği kabul edilse bile o tarihten itibaren de öğrenmeyle başlayan 2 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilerek davanın kayıt kabul davasına dönüştüğü de belirtilerek zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili, davalının yaptığı eylem nedeniyle kurum zararının önce 23/07/2002 tarih ve 11. No.lu soruşturma raporuyla belirlendiğini, Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 02/04/2007 tarihli yazısıyla durumun öğrenildiğini ve dava açıldığını, zamanaşımının, zarar ve failin öğrenildiği tarihten itibaren başlayabileceğini, ...bank'ın 15/07/2002 tarihinde yapılan genel kurulunda ibra kararlarının hükümsüz kılındığını, ...bank'tan fona devredilen alacaklar açısından zamanaşımının 5411 sayılı Kanunun 11. Maddesine göre 20 yıl olduğunu öne sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

İstinaf incelemesi açısından uyuşmazlık konusu davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı yönündedir.

Davalının da aralarında olduğu ve yine aynı mahkemenin 16/03/2009 tarih ve 2004/511 E-2009/116 K sayılı kararını temyiz üzerine inceleyen Yargıtay 11. HD nin 22/07/2011 tarih ve 2009/11498 E-2011/9330 K sayılı kararıyla benzer sorumluluk davasında davalıların sorumluluğunun başlangıç tarihinin protokol tarihi olup 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu hükme bağlanmıştır. İlk derece mahkemesine referans alınan bu Yargıtay kararı karşısında davanın kaynağını oluşturan protokol tarihi itibariyle davanın açıldığı tarih esas alındığında 6762 sayılı mülga TTK'nın 309/son maddesinde yazılı 5 yıllık zamanaşımının dolduğu kabul edilmek durumundadır.

Açıklandığı şekilde Yargıtay uygulaması karşısında dava konusu alacağın hukuki tanımlaması fon alacağı olmayıp, şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan alacak olarak kabul edilmek zorundadır. Bu nedenle de zamanaşımı süresinin de 5411 sayılı Kanuna göre değil, 6762 sayılı TTK'nın 309. Maddesine göre belirlenmesi gerekmektedir. Zira 19/10/2005 tarih ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 1/11/2005 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bundan önce yürürlükte olan 4389 sayılı Bankalar Kanunu ise, 18/06/1999 tarihlidir. Davalının sorumluluğunun kaynağı olarak gösterilen protokol ise 29/07/1998 tarihli olup, davalının sorumluluğu açısından zamanaşımı süresinin bu tarihten sonra yürürlüğe giren mevzuat esas alınarak belirlenmesi hukuken geçerli sayılamaz.

Davalının eylemi aynı zamanda ceza hukukunu ilgilendiren bir eylem olarak düşünülse bile dava zamanaşımına uğramıştır. Dosyada bulunan soruşturma dosya örnekleri incelendiğinde, Şişli CBS'nin Bankacılık Kanununda zimmet suç tanımlamasıyla 21/03/2008 tarih ve 2017/13202 sor. 2008/426 Fez. Nolu fezleke ile İstanbul CBS ye gönderilen bir soruşturma dosyasının bulunduğu, İstanbul CBS'nin de 31/03/2008 tarih ve 2008/15142 Sor. 2008/4119 K sayılı yetkisizlik kararıyla dosyayı tekrar Şişli CBS ye gönderdiği, suç tarihinin 31/07/1998, 4389 sayılı kanunun ise 23/06/1999 tarihli olması nedeniyle sonradan yürürlüğe giren kanuna göre dava açılamayacağı belirtilerek, şüpheli hakkında hizmet sebebiyle emniyeti suistimal suçundan işlem yapılmasının istendiği anlaşılmaktadır.

Bu soruşturmanın akıbeti konusunda dosyada bilgi bulunmamaktadır. Fakat eski 765 sayılı TCK nın 508 ve 510. Maddelerinde yazılı suçların ceza dava zamanaşımının 765 sayılı kanunun 102/4 maddeleri uyarınca maksimum 5 yıl kabul edilmesi durumunda dahi davalının zararlandırıcı olduğu iddia edilen eyleminin tarihi itibariyle eldeki davanın açıldığı tarihte ceza dava zamanaşımının dolduğu da ortadadır.

Sonuç olarak davanın zamanaşımına uğradığı, ilk derece mahkemesince verilen kararın dosya içeriğine, usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf nedenlerinin ise yerinde olmadığı anlaşılmakla davacı tarafı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

İstinaf yoluna başvuran davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,

Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,

HMK 'nun 362/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 22/02/2018

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.