Şirket müdürünün azli
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/1522 E. 2019/3375 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
organ boşluğu↗ yönetim kayyumu↗ özen ve bağlılık yükümlülüğü↗ bağlılık yükümlülüğü↗ müdürün azli↗ kasa açığı↗ gemi acenteliği↗ limited şirket müdürü↗ yönetim kayyımı↗ kayyum atanması↗ kar payı dağıtımı↗ azil↗ temsil yetkisi↗ kâr payı dağıtımı↗ şirket müdürlüğü↗ kayyım↗ kar payı↗ şirket müdürü↗ ortaklar kurulu kararı↗ sözleşmeden doğan dava↗ şirket zararı↗ acentelik↗ kâr dağıtımı↗ limited şirket↗ kâr payı↗ ek tasfiye↗ yönetim kurulu kararı↗ taşıyan↗ ilan↗ kusur↗ dava sebebi↗ temsil↗ i̇i̇k 72/son↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, dava tarihi itibariyle şirket kasasında 553.556,98 TL tutarında kasa açığı bulunduğunu, bunun davalılarca şirket personel ve müdürlerine elden yapılıp muhasebeleştirilmeyen ödemelerden kaynakladığı, şirket müdürleri tarafından 2014 yılında yapılması gereken 2013 yılına ait genel kurul toplantılarının, yine 2015 yılında yapılması gereken 2014 yılı genel kurul toplantılarının yapılmadığı, şirket tarafından inşa ettirilen Gözcü 4 isimli geminin ismininHG1 olarak değiştirildiği ve akabinde de davalı müdürlerin akrabası tarafından kurulan dava dışı şirkete devredildiği, davalıların şirket menfaatlerini haleldar ettikleri, şirketteki müdürlük, idare ve temsil yetkilerini kötüye kullandıkları bu nedenle müdürlükten azledilmelerine ilişki talebin yerinde olduğu, davalıların azli sebebiyle şirkette organ boşluğu oluşmaması için şirkete yönetim kayyumu atanmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalıların şirketteki müdürlük ve yönetim kurulu görevlerinden azline ve şirkete yönetim kayyumu atanmasına karar verilmiştir.
Karara karşı davalılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davadan evvel oluşan kasa açığının davalılarca şirket personeline açıktan ödenen maaşlar yüzünden meydana geldiğinin sabit olduğu, muhasebenin düzgün tutulmamasının şirket müdürüne atfı kabil bir kusur olduğu hususunda şüphe bulunmasa da, Kanun’da tarif edilen özen ve bağlılık yükümlülüğü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinin ağır bir şekilde ihlali olarak kabul edilemeyeceği, kayıt dışı işlemlerin arzu edilmese de sıklıkla yaşanan bir gerçek olduğunun göz önünde bulundurulması gerektiği, dosya içerisinde yer alan 6. kayyum raporuna göre, mevcut kasa açığının ilerleyen süreçte davalı müdürlerce aftan yararlanılmak suretiyle kapatıldığı, davada dayanılabilecek,mahkemenin inceleyebileceği vakıaların dava tarihinden önceki vakıalar olması sebebiyle, şirket tarafından inşa ettirilen bir geminin siparişinin iptal edilerek, dava dışı bir şirkete satılmasının azle gerekçe olamayacağı, kaldı ki, dava dışı bir firmaya geminin inşası için verilen siparişin, davacının şirketi tasfiye arzusunda olması ve ortaklar arasında yaşanan sorunlar sebebiyle iptal edilmesinin olağan bir davranış olduğu, mahkemece gemi siparişin iptal edilmesinden sonra gemiyi satın alan şirketle davalıların organik bağı olduğu gerekçesiyle anılan husus azil sebebi olarak gösterilmişse de, aynı sektörde bulunan kişilerin birbirleriyle iş yapmalarının olağan görüldüğü, ortaklara kâr payı dağıtmamasının tek başına müdürlükten azil için yeterli olmadığı gibi davadan hemen önce alınan ve davacının da imzasını taşıyan ortaklar kurulu kararıyla kar payı dağıtımının ilerde görüşülmesi yönünde karar alındığı, belirtilen nedenlerle, davalıların şirket müdürlüğünden azillerine karar verilmesi doğru görülmediği gibi, mahkemenin ortaklar kurulu yerine geçerek şirkete müdür (yönetim kayyımı )ataması doğru olmadığı gerekçesiyle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine, mahkemece yönetim kayyumu olarak atanan kişinin görevine son verilmesine ve kararın ilanına karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürlerinin azli istemine ilişkindir. Şirket ortağı olan davacı, dava tarihi itibariyle şirket kasasında 569.557,00 TL tutarında açık bulunduğunu, söz konusu kasa açığının davalı müdürlerce şirket kasasından kendi menfaatleri için yapılan harcamalardan kaynaklandığını ileri sürerek davalı müdürlerinin azlini istemiştir. Davalılar, şirket kasasında açık olduğunu kabul etmekle beraber, bunun şirketin faaliyet gösterdiği gemi acenteliği sektörünün kendine has özelliklerinden kaynaklandığını, zira, 7-24 esasına göre çalışan şirket personeline teşvik amacıyla zaman zaman elden ödemeler yapmak zorunda olduklarını, ayrıca, yine şirketin yaptığı iş gereği gümrük personeli ile çalışıldığını ve bunun bir takım formalite ödemeleri yapılmasını zorunlu kıldığını, belirtilen hususların söz konusu sektörün bir gerçeği olduğunu savunmuşlardır.Yargılama sırasında aldırılan bilirkişi raporlarıyla, şirket kasasında açık bulunduğu söz konusu açığın şirket personeline yapılan ve muhasebeleştirilmeyen ödemelerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.Bölge adliye mahkemesince, davadan evvel oluşan kasa açığının muhasebeleştirilmeyen bir takım ödemelerden kaynaklandığının sabit olduğu ancak mevcut kasa açığının yargılama sırasında vergi affından yararlanılmak suretiyle kapatıldığı, kayıt dışı ödemelerin tasvip edilmese de sektörün bir gerçeği olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, vergi affından yararlanılmak suretiyle kasa açığının kapatılması mevcut şirket zararını ortadan kaldırmadığı gibi, müdürlerin bu husustaki sorumluluğunu da bertaraf etmez. Ayrıca, şirketin, muhasebenin düzgün tutulmaması sebebiyle vergi dairesine ödemek zorunda kaldığı 16.380,00 TL para cezasının da davalı müdürlerin kusuru sebebiyle oluşmuş bir şirket zararı olarak kabulü zorunludur. Öte yandan, davalıların kasa açığını izah etmek için geliştirdikleri, sektörel zorunluluk sebebiyle bir takım formalite ödemeleri yapıldığı şeklinde ki savunmaya da demokratik bir hukuk devletinde itibar edilmesi mümkün olmayıp, söz konusu ödemeler rüşvet olarak dahi kabul edilebilecek ve tespit edilmesi halinde davalıların cezai sorumluluğunu gerektirebilecek niteliktedir. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesinin kayıt dışı ödemelerin arzu edilmese de sıklıkla yaşanan bir gerçek olduğu şeklindeki gerekçesi isabetli görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İnkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/5839 E. 2011/17169 K.
Ortak:kasa açığı · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaİstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davadan evvel oluşan «kasa açığının» davalılarca şirket personeline açıktan ödenen maaşlar yüzünden meydana geldiğinin sabit olduğu, muhasebenin düzgün tutulmamasının şirket müdürüne atfı kabil bir «kusur» olduğu hususunda şüphe bulunmasa da, Kanun’da tarif edilen özen ve «bağlılık yükümlülüğü» ile diğer kanunlardan ve şirket «sözleşmesinden doğan» yükümlülüklerinin ağır bir şekilde ihlali olarak kabul edilemeyeceği, kayıt dışı işlemlerin arzu edilmese de sıklıkla yaşanan bir gerçek olduğunun göz önünde bulundurulması gerektiği, dosya içerisinde yer alan 6. kayyum raporuna göre, mevcut kasa açığının ilerleyen süreçte davalı müdürlerce aftan yararlanılmak suretiyle kapatıldığı, davada dayanılabilecek,mahkemenin inceleyebileceği vakıaların dava tarihinden önceki vakıalar olması sebebiyle, şirket tarafından inşa ettirilen bir geminin siparişinin iptal edilerek, dava dışı bir şirkete satılmasının azle gerekçe olamayacağı, kaldı ki, dava dışı bir firmaya geminin inşası için verilen siparişin, davacının şirketi «tasfiye» arzusunda olması ve ortaklar arasında yaşanan sorunlar sebebiyle iptal edilmesinin olağan bir davranış olduğu, mahkemece gemi siparişin iptal edilmesinden sonra gemiyi satın alan şirketle davalıların organik bağı olduğu gerekçesiyle anılan husus «azil» «sebebi» olarak gösterilmişse de, aynı sektörde bulunan kişilerin birbirleriyle iş yapmalarının olağan görüldüğü, ortaklara kâr «payı» dağıtmamasının tek başına müdürlükten azil için yeterli olmadığı gibi davadan hemen önce alınan ve davacının da imzasını «taşıyan» «ortaklar kurulu» kararıyla «kar payı dağıtımının» ilerde görüşülmesi yönünde karar alındığı, belirtilen nedenlerle, davalıların «şirket müdürlüğünden» azillerine karar verilmesi doğru görülmediği gibi, mahkemenin ortaklar kurulu yerine geçerek «şirkete müdür» («yönetim kayyımı» )ataması doğru olmadığı gerekçesiyle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine, mahkemece «yönetim kayyumu» olarak atanan kişinin görevine «son» verilmesine ve kararın «ilanına» karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, dava tarihi itibariyle şirket kasasında 553.556,98 TL tutarında «kasa açığı» bulunduğunu, bunun davalılarca şirket personel ve müdürlerine elden yapılıp muhasebeleştirilmeyen ödemelerden kaynakladığı, «şirket müdürleri» tarafından 2014 yılında yapılması gereken 2013 yılına ait genel kurul toplantılarının, yine 2015 yılında yapılması gereken 2014 yılı genel kurul toplantılarının yapılmadığı, şirket tarafından inşa ettirilen Gözcü 4 isimli geminin ismininHG1 olarak değiştirildiği ve akabinde de davalı müdürlerin akrabası tarafından kurulan dava dışı şirkete devredildiği, davalıların şirket menfaatlerini haleldar ettikleri, şirketteki müdürlük, idare ve «temsil yetkilerini» kötüye kullandıkları bu nedenle müdürlükten azledilmelerine ilişki talebin yerinde olduğu, davalıların azli sebebiyle şirkette «organ boşluğu» oluşmaması için şirkete «yönetim kayyumu atanmasına» karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalıların şirketteki müdürlük ve «yönetim kurulu» «görevlerinden» azline ve şirkete yönetim kayyumu atanmasına karar verilmiştir.
Şirket ortağı olan davacı, dava tarihi itibariyle şirket kasasında 569.557,00 TL tutarında açık bulunduğunu, söz konusu «kasa açığının» davalı müdürlerce şirket kasasından kendi menfaatleri için yapılan harcamalardan kaynaklandığını ileri sürerek davalı müdürlerinin azlini istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından bozmadan önce sunulan «yemin» metni gereğince davalı şirket yetkilisine dosya içerisinde yer alan en «son» tarihli şirket yöneticisine yemin yöneltildiğini, davacı tarafa borçlarının bulunmadığını bildirdiğinden ispat edilemeyen davanın reddine, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle davalı lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.
Somut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kötüniyet tazminatı · yemin · kötü niyet tazminatı · mahsup · kötü niyet · kötüniyet
Benzer bu karardaSomut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece davacı tarafından yapılan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu kabul edilerek, davalı lehine «kötüniyet tazminatına» hükmetmiş ise de kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız ve kötüniyetle yapılmış olması gerekir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından bozmadan önce sunulan «yemin» metni gereğince davalı şirket yetkilisine dosya içerisinde yer alan en «son» tarihli şirket yöneticisine yemin yöneltildiğini, davacı tarafa borçlarının bulunmadığını bildirdiğinden ispat edilemeyen davanın reddine, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle davalı lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14348 E. 2015/1175 K.
Ortak:kasa açığı · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · i̇i̇k 72/son · görevli mahkeme
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, dava tarihi itibariyle şirket kasasında 553.556,98 TL tutarında «kasa açığı» bulunduğunu, bunun davalılarca şirket personel ve müdürlerine elden yapılıp muhasebeleştirilmeyen ödemelerden kaynakladığı, «şirket müdürleri» tarafından 2014 yılında yapılması gereken 2013 yılına ait genel kurul toplantılarının, yine 2015 yılında yapılması gereken 2014 yılı genel kurul toplantılarının yapılmadığı, şirket tarafından inşa ettirilen Gözcü 4 isimli geminin ismininHG1 olarak değiştirildiği ve akabinde de davalı müdürlerin akrabası tarafından kurulan dava dışı şirkete devredildiği, davalıların şirket menfaatlerini haleldar ettikleri, şirketteki müdürlük, idare ve «temsil yetkilerini» kötüye kullandıkları bu nedenle müdürlükten azledilmelerine ilişki talebin yerinde olduğu, davalıların azli sebebiyle şirkette «organ boşluğu» oluşmaması için şirkete «yönetim kayyumu atanmasına» karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalıların şirketteki müdürlük ve «yönetim kurulu» «görevlerinden» azline ve şirkete yönetim kayyumu atanmasına karar verilmiştir.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davadan evvel oluşan «kasa açığının» davalılarca şirket personeline açıktan ödenen maaşlar yüzünden meydana geldiğinin sabit olduğu, muhasebenin düzgün tutulmamasının şirket müdürüne atfı kabil bir «kusur» olduğu hususunda şüphe bulunmasa da, Kanun’da tarif edilen özen ve «bağlılık yükümlülüğü» ile diğer kanunlardan ve şirket «sözleşmesinden doğan» yükümlülüklerinin ağır bir şekilde ihlali olarak kabul edilemeyeceği, kayıt dışı işlemlerin arzu edilmese de sıklıkla yaşanan bir gerçek olduğunun göz önünde bulundurulması gerektiği, dosya içerisinde yer alan 6. kayyum raporuna göre, mevcut kasa açığının ilerleyen süreçte davalı müdürlerce aftan yararlanılmak suretiyle kapatıldığı, davada dayanılabilecek,mahkemenin inceleyebileceği vakıaların dava tarihinden önceki vakıalar olması sebebiyle, şirket tarafından inşa ettirilen bir geminin siparişinin iptal edilerek, dava dışı bir şirkete satılmasının azle gerekçe olamayacağı, kaldı ki, dava dışı bir firmaya geminin inşası için verilen siparişin, davacının şirketi «tasfiye» arzusunda olması ve ortaklar arasında yaşanan sorunlar sebebiyle iptal edilmesinin olağan bir davranış olduğu, mahkemece gemi siparişin iptal edilmesinden sonra gemiyi satın alan şirketle davalıların organik bağı olduğu gerekçesiyle anılan husus «azil» «sebebi» olarak gösterilmişse de, aynı sektörde bulunan kişilerin birbirleriyle iş yapmalarının olağan görüldüğü, ortaklara kâr «payı» dağıtmamasının tek başına müdürlükten azil için yeterli olmadığı gibi davadan hemen önce alınan ve davacının da imzasını «taşıyan» «ortaklar kurulu» kararıyla «kar payı dağıtımının» ilerde görüşülmesi yönünde karar alındığı, belirtilen nedenlerle, davalıların «şirket müdürlüğünden» azillerine karar verilmesi doğru görülmediği gibi, mahkemenin ortaklar kurulu yerine geçerek «şirkete müdür» («yönetim kayyımı» )ataması doğru olmadığı gerekçesiyle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine, mahkemece «yönetim kayyumu» olarak atanan kişinin görevine «son» verilmesine ve kararın «ilanına» karar verilmiştir.
Ancak, vergi affından yararlanılmak suretiyle «kasa açığının» kapatılması mevcut «şirket zararını» ortadan kaldırmadığı gibi, müdürlerin bu husustaki sorumluluğunu da bertaraf etmez.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
2- Dava, şirketin eski yöneticileri ve denetçisinin «şirketi zarara» uğrattığı iddiasıyla açılmış tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nispi vekalet ücreti · haksız eylem · maktu vekalet ücreti · ihtar · ıslah · asıl alacak · vekalet ücreti · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
3- Öte yandan, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için «vekalet ücretinin» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece hakkında ret kararı verilen bir kısım davalılar yönünden «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
Oysa, davacının alacak talebinin temeli davalıların haksız eylemleri olduğundan, davalıların «temerrütü» için «ihtar» gerekmez.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/1522 E. , 2019/3375 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 08/02/2017 tarih ve 2015/745 E. - 2017/160 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 29/12/2017 tarih ve 2017/518-2017/658 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı ...’ın dava dışı Gözcü Ltd. Şti.’in %50’şer hisseye sahip ortakları olduğunu, davalı ...’ın aynı zamanda şirketi münferit imza ile temsile yetkili müdür olduğunu, ...’ın kocası olan diğer davalının da dışarıdan atanmış şirket müdürü olarak görev yaptığını, şirket ortağı olan müvekkilinin şirket kayıtlarını incelemesinin akabinde müdürler tarafından yapılan bazı harcamalarla ilgili olarak davalılardan bilgi istediğini, davalı ...’ın bu sorulara verdiği cevaplarda şirketin bazı harcamalarının kendisi hesabına yapıldığını ikrar ettiğini, şirket kasasında 2014 yılı itibariyle 569.557.-TL açık bulunduğunu bunun davalılarca yapılan ve ne için yapıldığı izah edilemeyen harcamalar sebebiyle oluştuğunu, şirket nezdinde 2.690.350,80 TL dağıtılabilir kâr olduğu halde dağıtılmadığını, davalıların şirketi kötü idare ederek şirketin ve müvekkilinin zararına sebebiyet verdiğini, davalıların müdürlükten azli gerektiğini ileri sürerek, davalıların müdürlük, idare ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını, ve şirketin organsız kalmaması için şirkete yönetim kayyumu atanmasını istemiştir.
Davalılar davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, dava tarihi itibariyle şirket kasasında 553.556,98 TL tutarında kasa açığı bulunduğunu, bunun davalılarca şirket personel ve müdürlerine elden yapılıp muhasebeleştirilmeyen ödemelerden kaynakladığı, şirket müdürleri tarafından 2014 yılında yapılması gereken 2013 yılına ait genel kurul toplantılarının, yine 2015 yılında yapılması gereken 2014 yılı genel kurul toplantılarının yapılmadığı, şirket tarafından inşa ettirilen Gözcü 4 isimli geminin ismininHG1 olarak değiştirildiği ve akabinde de davalı müdürlerin akrabası tarafından kurulan dava dışı şirkete devredildiği, davalıların şirket menfaatlerini haleldar ettikleri, şirketteki müdürlük, idare ve temsil yetkilerini kötüye kullandıkları bu nedenle müdürlükten azledilmelerine ilişki talebin yerinde olduğu, davalıların azli sebebiyle şirkette organ boşluğu oluşmaması için şirkete yönetim kayyumu atanmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalıların şirketteki müdürlük ve yönetim kurulu görevlerinden azline ve şirkete yönetim kayyumu atanmasına karar verilmiştir.
Karara karşı davalılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davadan evvel oluşan kasa açığının davalılarca şirket personeline açıktan ödenen maaşlar yüzünden meydana geldiğinin sabit olduğu, muhasebenin düzgün tutulmamasının şirket müdürüne atfı kabil bir kusur olduğu hususunda şüphe bulunmasa da, Kanun’da tarif edilen özen ve bağlılık yükümlülüğü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinin ağır bir şekilde ihlali olarak kabul edilemeyeceği, kayıt dışı işlemlerin arzu edilmese de sıklıkla yaşanan bir gerçek olduğunun göz önünde bulundurulması gerektiği, dosya içerisinde yer alan 6. kayyum raporuna göre, mevcut kasa açığının ilerleyen süreçte davalı müdürlerce aftan yararlanılmak suretiyle kapatıldığı, davada dayanılabilecek,mahkemenin inceleyebileceği vakıaların dava tarihinden önceki vakıalar olması sebebiyle, şirket tarafından inşa ettirilen bir geminin siparişinin iptal edilerek, dava dışı bir şirkete satılmasının azle gerekçe olamayacağı, kaldı ki, dava dışı bir firmaya geminin inşası için verilen siparişin, davacının şirketi tasfiye arzusunda olması ve ortaklar arasında yaşanan sorunlar sebebiyle iptal edilmesinin olağan bir davranış olduğu, mahkemece gemi siparişin iptal edilmesinden sonra gemiyi satın alan şirketle davalıların organik bağı olduğu gerekçesiyle anılan husus azil sebebi olarak gösterilmişse de, aynı sektörde bulunan kişilerin birbirleriyle iş yapmalarının olağan görüldüğü, ortaklara kâr payı dağıtmamasının tek başına müdürlükten azil için yeterli olmadığı gibi davadan hemen önce alınan ve davacının da imzasını taşıyan ortaklar kurulu kararıyla kar payı dağıtımının ilerde görüşülmesi yönünde karar alındığı, belirtilen nedenlerle, davalıların şirket müdürlüğünden azillerine karar verilmesi doğru görülmediği gibi, mahkemenin ortaklar kurulu yerine geçerek şirkete müdür (yönetim kayyımı )ataması doğru olmadığı gerekçesiyle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine, mahkemece yönetim kayyumu olarak atanan kişinin görevine son verilmesine ve kararın ilanına karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürlerinin azli istemine ilişkindir. Şirket ortağı olan davacı, dava tarihi itibariyle şirket kasasında 569.557,00 TL tutarında açık bulunduğunu, söz konusu kasa açığının davalı müdürlerce şirket kasasından kendi menfaatleri için yapılan harcamalardan kaynaklandığını ileri sürerek davalı müdürlerinin azlini istemiştir. Davalılar, şirket kasasında açık olduğunu kabul etmekle beraber, bunun şirketin faaliyet gösterdiği gemi acenteliği sektörünün kendine has özelliklerinden kaynaklandığını, zira, 7-24 esasına göre çalışan şirket personeline teşvik amacıyla zaman zaman elden ödemeler yapmak zorunda olduklarını, ayrıca, yine şirketin yaptığı iş gereği gümrük personeli ile çalışıldığını ve bunun bir takım formalite ödemeleri yapılmasını zorunlu kıldığını, belirtilen hususların söz konusu sektörün bir gerçeği olduğunu savunmuşlardır.Yargılama sırasında aldırılan bilirkişi raporlarıyla, şirket kasasında açık bulunduğu söz konusu açığın şirket personeline yapılan ve muhasebeleştirilmeyen ödemelerden kaynaklandığı anlaşılmıştır.Bölge adliye mahkemesince, davadan evvel oluşan kasa açığının muhasebeleştirilmeyen bir takım ödemelerden kaynaklandığının sabit olduğu ancak mevcut kasa açığının yargılama sırasında vergi affından yararlanılmak suretiyle kapatıldığı, kayıt dışı ödemelerin tasvip edilmese de sektörün bir gerçeği olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, vergi affından yararlanılmak suretiyle kasa açığının kapatılması mevcut şirket zararını ortadan kaldırmadığı gibi, müdürlerin bu husustaki sorumluluğunu da bertaraf etmez. Ayrıca, şirketin, muhasebenin düzgün tutulmaması sebebiyle vergi dairesine ödemek zorunda kaldığı 16.380,00 TL para cezasının da davalı müdürlerin kusuru sebebiyle oluşmuş bir şirket zararı olarak kabulü zorunludur. Öte yandan, davalıların kasa açığını izah etmek için geliştirdikleri, sektörel zorunluluk sebebiyle bir takım formalite ödemeleri yapıldığı şeklinde ki savunmaya da demokratik bir hukuk devletinde itibar edilmesi mümkün olmayıp, söz konusu ödemeler rüşvet olarak dahi kabul edilebilecek ve tespit edilmesi halinde davalıların cezai sorumluluğunu gerektirebilecek niteliktedir.
Bu itibarla, bölge adliye mahkemesinin kayıt dışı ödemelerin arzu edilmese de sıklıkla yaşanan bir gerçek olduğu şeklindeki gerekçesi isabetli görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 06/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/513241800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz