YİDK kararının iptali | Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/2013 E. 2019/4037 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müktesep hak↗ maddi hata↗ iltibas↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Dava, YİDK kararı iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, davacı adına tescilli itiraza mesnet markalar ile davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusu arasında iltibas oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, davalı şirket tarafından müktesep hakka dayanak olarak bildirilen 2007/05375 sayılı markanın ise davalı şirket adına tescilli olmadığı ve işbu dava ile alakalı olmadığı, bu nedenle davalı tarafın müktesep hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı şirket vekilince, marka başvurusu ile davacının itiraza mesnet markaları arasında iltibas oluşmayacağı, ayrıca müvekkilnin 2015/105003, 2005/47451 ve 2007/53475 sayılı markalarından kaynaklanan müktesep hakkının bulunduğu sebeplerine dayalı olarak istinaf isteminde bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı adına tescilli itiraza mesnet markalar ile davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusu arasında iltibas oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, davalı şirket tarafından İlk Derece Mahkemesindeki yargılamanın her aşamasında müktesep hakka dayanak olarak 2007/05375 sayılı markanın ileri sürüldüğü, bu markanın işbu yargılama ile alakası olmadığı, istinaf isteminde ileri sürülen markaların ise İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmemiş olduğu, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyecek ve re'sen göz önünde tutulacaklar dışında yeni delillere de dayanılamayacak olması karşısında davalışirketin müktesep hakkın bulunduğunun ispatlanamadığı gerekçesi ile davalı şirket vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Davalı şirket tarafından 2015/105003 ve 2005/47451 sayılı markaların İlk Dererece Mahkemesinde ileri sürülmemiş olması karşısında Bölge Adliye Mahkemesinin kararı yerinde ise de 2007/53475 sayılı marka bakımından İlk Derece Mahkemesinde maddi hataya dayalı olarak yanlış numara bildirildiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan müktesep hakka dayanak markanın numarasının yanlış olarak bildirilmesi söz konusu delile dayanılmamış olduğunu göstermeyeceğinden 2007/53475 sayılı markasının davalı taraf lehine müktesep hak teşkil edip etmeyeceği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle esastan red kararı verilmesi doğru görülmemiş hükmün davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/195 E. 2024/3503 K.
Ortak:iltibas
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, davacı adına tescilli itiraza mesnet markalar ile davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusu arasında «iltibas» oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, davalı şirket tarafından müktesep hakka dayanak olarak bildirilen 2007/05375 sayılı markanın ise davalı şirket adına tesc …
Davalı şirket vekilince, marka başvurusu ile davacının itiraza mesnet markaları arasında «iltibas» oluşmayacağı, ayrıca müvekkilnin 2015/105003, 2005/47451 ve 2007/53475 sayılı markalarından kaynaklanan müktesep hakkının bulunduğu sebeplerine dayalı olarak istin …
Benzer bu kararda… cının markası ile müvekkilinin markasının kulakta bıraktığı iz bakımından farklı olduğunu, markaların kullanıldığı ürün olan sigaranın kullanıcıları bakımından uzun «vadede» yanılma ihtimalinin olmadığını, kısa vadede yanılma ihtimali olacağı düşünülse bile markaların aynı piyasayı paylaşmadığını, bunun yasal olarak mümkün olmayacağını belirten rapora rağmen yerel mahkeme tarafından raporun göz ardı edildiğini, aksi yönde hüküm kurulduğunu, öncelikle müvekkili şirketin markası ile davacının markalarının halk nezdinde karıştırılma ihtimallerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, karıştırılma ihtimalinin her somut olaya göre, o olayın koşullarıyla alakalı tüm faktörlerin göz önüne alınması suretiyle, geniş çaplı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, kıyaslanan markaların aynı piyasayı paylaşıp paylaşmadığı, aynı tüketici kitlesine hitap edip etmediği, piyasadaki tanınırlığı, halkın iki marka arasında ilişkilendirme yapabilmesi ve görsel, fonetik açıdan markalar arasındaki benzerlik düzeyi olmak üzere pek çok unsura bağlı olduğunu, bu unsurların hepsinin birlikte değerlendirilmesi gerekirken yerel mahkeme tarafından hatalı olarak bilirkişi raporunda bu hususta yer alan tespitler göz ardı edilerek yalnızca marka tasarımlarının benzediği gerekçesi ile marka tecavüzü ve «haksız rekabetin» varlığına karar verildiğini, davacının markasının tanınmış marka olup olmadığını, davacının markasının müvekkilinin markasının tescil için başvuru tarihi olan 03.07.2014 tarihi itibariyle Türkiye'de bilinir bir marka olmadığını, TPE nezdinde tanınmış marka statüsünde olmadığını, bu hususun bilirkişi raporu ile de açıkça ortaya konulduğunu, bu hususun mahkeme tarafından hiç dikkate alınmadığını, davacı markalarının Türk Patent Kurumu nezdinde Türkiye'de tanınmış marka statüsünde olmadığını, her ne kadar davacının markaları TPE nezdinde tescil edilmiş olsa da fiili olarak Türkiye'de satışının yapılmadığını, TPE'nin Türkiye'de satışa izni olan sigaralar listesinde bu sigaranın yer almadığını, tarafların markalarının aynı piyasayı dahi paylaşmadığını bu sebeple tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin gündeme dahi gelmeyeceğini, her iki tarafın markasının aynı anda aynı ülke içerisinde satılması yasal olarak mümkün olmadığından tüketicilerin paketleri yan yana görerek birini diğerinin seri markası zannetmesinin fiziken de yasal olarak mümkün olmadığını, aksinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, sigara konusunda «ayırt ediciliğin» ambalaj ve görsellik açısından bir değerlendirmeye konu olmayacağını, önceki marka halk nezdinde özellikle tanınmış değilse ve yaratıcı içeriği çok az bir şekilden oluşuyorsa, sadece markaların kavramsal olarak benzer olmasının tek başına, karıştırılma ihtimali sonucuna ulaşmak için yeterli bir sebep olmadığını, dava konusu markaların kullanıldığı sigara ürünlerine yasa gereği tüketicinin birebir ulaşamamasının yalnızca kasiyer/ satıcıdan marka ismi söylemek suretiyle satın alabilecekleri hususunun hiç dikkate alınmaksızın hatalı gerekçe ile hüküm tesis edildiğini, dava konusu markaların hitap ettiği tüketicilerin tiryaki olarak tabir edilen bilinçli bir tüketici grubu olup, bu grubun normal tüketiciden farklı olarak ekstra bir dikkat ve özen içinde olacaklarının şüphesiz olduğunu, markalar arasında görsel ve fonetik olarak benzerlik bulunmadığını beyanla bu hususların, bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin ve re'«sen gözetilecek» sebeplerin dikkate alınarak istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiş; 10.04.2020 tarihli ek beyan ile; İlk derece Mahkemesi tarafından hükme esas alınan rapor doğrultusunda verilen kararın Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, sigara tüketicisinin «ortalama tüketici» olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, raporda markalar arası işitselliğin değerlendirildiğini, «iltibasa» sebep benzerliğin bulunmadığının sabit olduğunu, sigara tüketicilerinin 18 yaşını aşkın ve dikkatli tüketici olarak kabulünün gerektiğini, yazı unsurundan çok sesl …
… dikkat seviyelerinin ortalama halk kitlesine göre daha yüksek olduğu, tüketim alışkanlıkları tercihlerini belirlediği, tüketicilerin sigara alırken şekil unsurundan «ziyade» yazı unsurunu dikkate aldıkları ve ürünleri daha çok isim söyleyerek satın aldıkları, ürünün genel görünümlerinin tercihlerinde «iltibasa» sebep olmayacağı fiili durum olduğu, ancak davalının benzer ses/ harf ve ambalaj yakınlaştırılması ile ürün satışı halinde davacı markasının başka ürün/ seri çıkarttığı, ülkemizde satışına başlandığı izlenimini oluşturması, davacının ürününü bilen açısından denenmek arzusu uyandırması, tercih edilmesinin de muhakkak olduğu, tüketicilerin ürünü alırken isim söyledikleri ve markadaki şekil unsurunun tercih belirlemede etkili olmadığı ancak işitsel olarak aynı kelimelerin kullanılmasının davalı ürününün davacı markası ile iltibasa ve «haksız rekabete» sebep olacağının da sabit olduğu, eldeki davada, haksız rekabetin aynı zamanda marka hakkı ihlali sonucunu doğurmakta olduğu, çünkü davalının her ne kadar ... markasını tescil ettirmiş ise de ürünlerinde, markasal olarak ambalaj üzerindeki yazı karakterini, renklerini, harfler arasındaki ayırıcı işaretleri vb. davacının ... markasını ses/ harf olarak, ayırıcı işaret olarak, renk ve ambalaj olarak birebir yakınlaştırmak sureti ile kullandığı, tüketici ''..." sigarasını satıcıdan talep ettiğinde, ürünün davacının ürünü "..." veya davalı ürünü "..." olarak karıştırılması ve her ne kadar davacının markasının iç piyasada satış izni bulunmamakta ise de ülkemizde satıldığı izlenimi vereceği de , davalı markası ile davacı markası arasında bu benzerliğin karıştırma riskini taşımakta olduğu, markaların benzer olduğu, aynı mal/hizmet alanında tescil edilmesi ve kullanılmasının, davacının markası ile arasında bağlantı olduğu ihtimali de «dahil» ortalama düzeyde bir tüketici nazarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun sabit görüldüğü, davalının markasını tescilli olduğu hali ile değil, davacı markasına yakınlaşmak suretiyle kullandığı, davacı ile davalıya ait ürünlerin görsel ambalajı incelendiğinde, ... markasının yanısıra paketin kapağında davacıya ait tescilli 2015/105003 nolu markada yer alan ... ibaresinin karakteristik logosunun da birebir davalı ürünü üzerinde yer aldığı, davacının 2007/53475 nolu markasında M harfleri arasında kare şeklinde bir nokta işaretine benzer işaretin bulunduğu, davalı markasında harfler arasında böyle bir işaret olmamasına rağmen davalının bu karakteri de aynen sigara paketi üzerinde kullandığı, davalı ürününü gören tüketicinin davacının seri bir marka yarattığı hissine kapılmasının kaçınılmaz olduğu dolayısıyla davacının marka hakkını ihlal edildiği ve eylemin haksız rekabete sebep olduğu sabit olmakla ilk derece Mahkemesi marka hakkını ihlali ve haksız rekabet iddialarını isabetli değerlendirmiş, davalı eyleminin davacıya ait tescilli marka haklarına, tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, karar kesinleştiğinde ihlal teşkil eden ambalaj tasarımlarını içeren etiket ve ambalajlar ile sınırlı olarak üretilen ürünlere, gümrükler da dahil olmak üzere el konulmasına, hükmün ilanında davacının «hukuki menfaati» bulunduğundan «ilan» isteminin kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:re'sen gözetilme · yoksun kalınan kâr · hukuki menfaat · ziya · münhasırlık · ihtiyati tedbir · vade · kâr kaybı
Benzer bu kararda… i “..." 2015-105003 (WIPO 1275456) sayı ile koruma alandaki “... şekil” markalarına ilişkin aleyhine tespit istenen tarafından gerçekleştirilen markalara tecavüz ve «haksız rekabet» fiillerinin tespiti, tecavüzün önlenmesi, tecavüz fillerinin durdurulması, tecavüzün kaldırılması, tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde «münhasıran» kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde el konulması, «masrafları» davalıya ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak «ilan» edilmesi, ilgililere tebliği, davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin önlenmesi ve durdurulması, bu durdurma için TAPDK'ya müzekkere yazılması, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilerek üretilen veya ithal edilen tecavüze konu ürünlere, bunların üretimine münhasıran kullanılan vasıtalara, patenti verilmiş usulün icrasında kullanılan vasıtalara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde Türkiye sınırları içerisinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar «dahil» bulundukları her yerde el konulması, ve bunların saklanması, davalıya ait Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli 2014-56150 sayılı ... markasının 3. kişilere devrinin önlenmesi, tazminat ve «yoksun kalınan» kazanca ilişkin zararın tazminini temin için davalı tarafından 500.000,00 TL «teminat» verilmesine yönelik «ihtiyati tedbir» talep etmiştir.
… cının markası ile müvekkilinin markasının kulakta bıraktığı iz bakımından farklı olduğunu, markaların kullanıldığı ürün olan sigaranın kullanıcıları bakımından uzun «vadede» yanılma ihtimalinin olmadığını, kısa vadede yanılma ihtimali olacağı düşünülse bile markaların aynı piyasayı paylaşmadığını, bunun yasal olarak mümkün olmayacağını belirten rapora rağmen yerel mahkeme tarafından raporun göz ardı edildiğini, aksi yönde hüküm kurulduğunu, öncelikle müvekkili şirketin markası ile davacının markalarının halk nezdinde karıştırılma ihtimallerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, karıştırılma ihtimalinin her somut olaya göre, o olayın koşullarıyla alakalı tüm faktörlerin göz önüne alınması suretiyle, geniş çaplı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, kıyaslanan markaların aynı piyasayı paylaşıp paylaşmadığı, aynı tüketici kitlesine hitap edip etmediği, piyasadaki tanınırlığı, halkın iki marka arasında ilişkilendirme yapabilmesi ve görsel, fonetik açıdan markalar arasındaki benzerlik düzeyi olmak üzere pek çok unsura bağlı olduğunu, bu unsurların hepsinin birlikte değerlendirilmesi gerekirken yerel mahkeme tarafından hatalı olarak bilirkişi raporunda bu hususta yer alan tespitler göz ardı edilerek yalnızca marka tasarımlarının benzediği gerekçesi ile marka tecavüzü ve «haksız rekabetin» varlığına karar verildiğini, davacının markasının tanınmış marka olup olmadığını, davacının markasının müvekkilinin markasının tescil için başvuru tarihi olan 03.07.2014 tarihi itibariyle Türkiye'de bilinir bir marka olmadığını, TPE nezdinde tanınmış marka statüsünde olmadığını, bu hususun bilirkişi raporu ile de açıkça ortaya konulduğunu, bu hususun mahkeme tarafından hiç dikkate alınmadığını, davacı markalarının Türk Patent Kurumu nezdinde Türkiye'de tanınmış marka statüsünde olmadığını, her ne kadar davacının markaları TPE nezdinde tescil edilmiş olsa da fiili olarak Türkiye'de satışının yapılmadığını, TPE'nin Türkiye'de satışa izni olan sigaralar listesinde bu sigaranın yer almadığını, tarafların markalarının aynı piyasayı dahi paylaşmadığını bu sebeple tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin gündeme dahi gelmeyeceğini, her iki tarafın markasının aynı anda aynı ülke içerisinde satılması yasal olarak mümkün olmadığından tüketicilerin paketleri yan yana görerek birini diğerinin seri markası zannetmesinin fiziken de yasal olarak mümkün olmadığını, aksinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, sigara konusunda «ayırt ediciliğin» ambalaj ve görsellik açısından bir değerlendirmeye konu olmayacağını, önceki marka halk nezdinde özellikle tanınmış değilse ve yaratıcı içeriği çok az bir şekilden oluşuyorsa, sadece markaların kavramsal olarak benzer olmasının tek başına, karıştırılma ihtimali sonucuna ulaşmak için yeterli bir sebep olmadığını, dava konusu markaların kullanıldığı sigara ürünlerine yasa gereği tüketicinin birebir ulaşamamasının yalnızca kasiyer/ satıcıdan marka ismi söylemek suretiyle satın alabilecekleri hususunun hiç dikkate alınmaksızın hatalı gerekçe ile hüküm tesis edildiğini, dava konusu markaların hitap ettiği tüketicilerin tiryaki olarak tabir edilen bilinçli bir tüketici grubu olup, bu grubun normal tüketiciden farklı olarak ekstra bir dikkat ve özen içinde olacaklarının şüphesiz olduğunu, markalar arasında görsel ve fonetik olarak benzerlik bulunmadığını beyanla bu hususların, bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin ve re'«sen gözetilecek» sebeplerin dikkate alınarak istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiş; 10.04.2020 tarihli ek beyan ile; İlk derece Mahkemesi tarafından hükme esas alınan rapor doğrultusunda verilen kararın Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, sigara tüketicisinin «ortalama tüketici» olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, raporda markalar arası işitselliğin değerlendirildiğini, «iltibasa» sebep benzerliğin bulunmadığının sabit olduğunu, sigara tüketicilerinin 18 yaşını aşkın ve dikkatli tüketici olarak kabulünün gerektiğini, yazı unsurundan çok sesl …
… dikkat seviyelerinin ortalama halk kitlesine göre daha yüksek olduğu, tüketim alışkanlıkları tercihlerini belirlediği, tüketicilerin sigara alırken şekil unsurundan «ziyade» yazı unsurunu dikkate aldıkları ve ürünleri daha çok isim söyleyerek satın aldıkları, ürünün genel görünümlerinin tercihlerinde «iltibasa» sebep olmayacağı fiili durum olduğu, ancak davalının benzer ses/ harf ve ambalaj yakınlaştırılması ile ürün satışı halinde davacı markasının başka ürün/ seri çıkarttığı, ülkemizde satışına başlandığı izlenimini oluşturması, davacının ürününü bilen açısından denenmek arzusu uyandırması, tercih edilmesinin de muhakkak olduğu, tüketicilerin ürünü alırken isim söyledikleri ve markadaki şekil unsurunun tercih belirlemede etkili olmadığı ancak işitsel olarak aynı kelimelerin kullanılmasının davalı ürününün davacı markası ile iltibasa ve «haksız rekabete» sebep olacağının da sabit olduğu, eldeki davada, haksız rekabetin aynı zamanda marka hakkı ihlali sonucunu doğurmakta olduğu, çünkü davalının her ne kadar ... markasını tescil ettirmiş ise de ürünlerinde, markasal olarak ambalaj üzerindeki yazı karakterini, renklerini, harfler arasındaki ayırıcı işaretleri vb. davacının ... markasını ses/ harf olarak, ayırıcı işaret olarak, renk ve ambalaj olarak birebir yakınlaştırmak sureti ile kullandığı, tüketici ''..." sigarasını satıcıdan talep ettiğinde, ürünün davacının ürünü "..." veya davalı ürünü "..." olarak karıştırılması ve her ne kadar davacının markasının iç piyasada satış izni bulunmamakta ise de ülkemizde satıldığı izlenimi vereceği de , davalı markası ile davacı markası arasında bu benzerliğin karıştırma riskini taşımakta olduğu, markaların benzer olduğu, aynı mal/hizmet alanında tescil edilmesi ve kullanılmasının, davacının markası ile arasında bağlantı olduğu ihtimali de «dahil» ortalama düzeyde bir tüketici nazarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun sabit görüldüğü, davalının markasını tescilli olduğu hali ile değil, davacı markasına yakınlaşmak suretiyle kullandığı, davacı ile davalıya ait ürünlerin görsel ambalajı incelendiğinde, ... markasının yanısıra paketin kapağında davacıya ait tescilli 2015/105003 nolu markada yer alan ... ibaresinin karakteristik logosunun da birebir davalı ürünü üzerinde yer aldığı, davacının 2007/53475 nolu markasında M harfleri arasında kare şeklinde bir nokta işaretine benzer işaretin bulunduğu, davalı markasında harfler arasında böyle bir işaret olmamasına rağmen davalının bu karakteri de aynen sigara paketi üzerinde kullandığı, davalı ürününü gören tüketicinin davacının seri bir marka yarattığı hissine kapılmasının kaçınılmaz olduğu dolayısıyla davacının marka hakkını ihlal edildiği ve eylemin haksız rekabete sebep olduğu sabit olmakla ilk derece Mahkemesi marka hakkını ihlali ve haksız rekabet iddialarını isabetli değerlendirmiş, davalı eyleminin davacıya ait tescilli marka haklarına, tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, karar kesinleştiğinde ihlal teşkil eden ambalaj tasarımlarını içeren etiket ve ambalajlar ile sınırlı olarak üretilen ürünlere, gümrükler da dahil olmak üzere el konulmasına, hükmün ilanında davacının «hukuki menfaati» bulunduğundan «ilan» isteminin kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
… şaret arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzer olup olmadıkları değerlendirmesi yapıldığında markaların farklı olduğunu, davacının sessiz kalma yoluyla hak «kaybına» da uğradığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/2013 E. , 2019/4037 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/01/2017 tarih ve 2015/340 E. - 2017/10 K. sayılı kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 08/02/2018 tarih ve 2017/1274-2018/124 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin "M", "M şekil", "MM", "MM şekil", "MMM" "MMM şekil" ibareli tanımış markaları bulunduğunu, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "MM" ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, müvekkilince başvuruya itiraz edildiğini, YİDK’nın 2015-m-5494 sayılı kararı ile itirazın nihahi olarak reddedildiğini, oysa başvurunun müvekkilinin markaları ile benzer olduğunu ve başvurunun tümüyle reddinin gerektiğini, davalının başvurusunun iltibas yaratma ihtimalinin bulunduğunu, tüketicilerin başvuruyu, müvekkili şirketin seri markalarından birisi olarak algılayacağını ileri sürerek, YİDK'nın anılan kararının iptaline, tescil edilmiş olması halinde diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı TPMK vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı vekili, harf markalarının ayırt edicilik vasfının düşük olduğunu, başvuruda davacı markalarının kapsamında yer alan 34 ve 35. sınıflardaki mal ve hizmetlerin bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin 2007/05375 sayılı "MM" ibareli markasından kaynaklanan müktesep hakkının bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İlk Derece Mahkemesince, dava konusu "MM" markası ile davacıya ait markalar arasında 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi uyarınca benzerlik bulunduğu, dava konusu emtialar bakımından ortalama tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin olduğu, davalı markasında farklılaşmış emtialarının bulunduğu, söz konusu markalar açısından da markanın tanınmışlığı ve yüksek ayırt ediciliği dikkate alındığında, dava konusu marka başvurusunun tescilinin davacının tanınmış nitelikli markalarını çağrıştıracağı ve onun yüksek ayırt edicilik gücüne zarar vereceği, 556 sayılı KHK'nın 8/4.
maddesindeki ilave korumadan davacı markasının yararlanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı YİDK'nın 2015-M-5494 sayılı kararının iptaline, diğer davalının 2013/23038 sayılı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı TPMK vekili ve diğer davalı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, yine davalı şirket vekilince tüm yargılama boyunca, müvekkili lehine dava konusu marka tescil başvurusu için kazanılmış hak yarattığı savunulan markanın numarasının 2007/05375 olarak bildirildiği ve mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere bu markanın dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olmadığı ve davalı adına tescilli bulunmadığının anlaşıldığı, her ne kadar davalı şirket vekilince istinaf dilekçesinde, müvekkilinin 2015/105003, 2005/47451 ve 2007/53475 sayılı markaları nedeniyle başvuru markası üzerinde eskiye dayalı kazanılmış haklarının bulunduğu savunulmuşsa da HMK'nın 357/1.
maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerince ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyecek ve re'sen göz önünde tutulacaklar dışında yeni delillere de dayanılamayacak olduğu gerekçesi ile davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı TPMK vekili ve diğer davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurularının HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalı TPMK vekilinin tüm, davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, YİDK kararı iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, davacı adına tescilli itiraza mesnet markalar ile davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusu arasında iltibas oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, davalı şirket tarafından müktesep hakka dayanak olarak bildirilen 2007/05375 sayılı markanın ise davalı şirket adına tescilli olmadığı ve işbu dava ile alakalı olmadığı, bu nedenle davalı tarafın müktesep hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı şirket vekilince, marka başvurusu ile davacının itiraza mesnet markaları arasında iltibas oluşmayacağı, ayrıca müvekkilnin 2015/105003, 2005/47451 ve 2007/53475 sayılı markalarından kaynaklanan müktesep hakkının bulunduğu sebeplerine dayalı olarak istinaf isteminde bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı adına tescilli itiraza mesnet markalar ile davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusu arasında iltibas oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, davalı şirket tarafından İlk Derece Mahkemesindeki yargılamanın her aşamasında müktesep hakka dayanak olarak 2007/05375 sayılı markanın ileri sürüldüğü, bu markanın işbu yargılama ile alakası olmadığı, istinaf isteminde ileri sürülen markaların ise İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmemiş olduğu, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyecek ve re'sen göz önünde tutulacaklar dışında yeni delillere de dayanılamayacak olması karşısında davalışirketin müktesep hakkın bulunduğunun ispatlanamadığı gerekçesi ile davalı şirket vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket tarafından 2015/105003 ve 2005/47451 sayılı markaların İlk Dererece Mahkemesinde ileri sürülmemiş olması karşısında Bölge Adliye Mahkemesinin kararı yerinde ise de 2007/53475 sayılı marka bakımından İlk Derece Mahkemesinde maddi hataya dayalı olarak yanlış numara bildirildiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan müktesep hakka dayanak markanın numarasının yanlış olarak bildirilmesi söz konusu delile dayanılmamış olduğunu göstermeyeceğinden 2007/53475 sayılı markasının davalı taraf lehine müktesep hak teşkil edip etmeyeceği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle esastan red kararı verilmesi doğru görülmemiş hükmün davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıdaki (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı TPMK vekili tüm, davalı şirket vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) davalı şirket vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik İstinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı TPMK'dan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine, 22/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/508734900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz