İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/14533 E. 2018/7099 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ihbar süresi↗ ödünç sözleşmesi↗ muacceliyet↗ ihbar↗ havale↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, takibin 192.170,00 TL asıl alacak yönünden devamına, davalı tarafın 192.170,00 TL'lik itirazının iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağın varlığı yargılama ile açıklığa kavuşturulduğundan icra inkar tazminat talebinin reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davalı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’un 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen aşağıdaki bent dışında kalan sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
...- Dava, ödünç sözleşmesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı tarafından davalıya “borç olarak” kaydıyla yapılan havale tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 312. maddesi, takip ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ise 392. maddesi gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir. Yani, madde metninde yazılı hususlar söz konusu değilse ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Dolayısıyla somut olayda, davacı iade talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiğinden davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle Dairemizin 29/02/2016 tarihli 2015/7633 Esas 2016/2139 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/973 E. 2024/3493 K.
Ortak:ihbar süresi · muacceliyet · ihbar
İncelediğiniz karardaDavacı tarafından davalıya “borç olarak” kaydıyla yapılan «havale» tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 312. maddesi, takip ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ise 392. maddesi gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, «ihbar süresi» belirlenmemiş veya istenildiği zaman «muaccel» olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir.
Benzer bu kararda… le yürürlükte bulunan 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda «muaccel» olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alanın, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmadığının düzenlendiği, bu madde hükmü gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, «ihbar süresi» belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerektiği, …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra takibine yapılan itirazın «yetkisiz» vekil tarafından gerçekleştirilmesi sebebiyle hükümsüz olduğu yönündeki itirazlarının değerlendirilmediğini, karara dayanak gösterilen 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesinin Borçlar Hukuku kapsamında aralarında hukuki ve «organik bağ» olmayan kişiler arasındaki tüketim eşyalarının ödüncünü düzenlediğini, davacının, davalı şirketin %50 ortağı ve müşterek imza yetkilisi müdürü olduğundan şirket ile arasında hukuki bir bağ olduğunu, şirket ortağının, Ticaret Hukuku ve yerleşik «ticari teamüller» kapsamında şirkete finans sağladığını, bu nedenle de «ortaklar cari hesabına» alacak «kaydı» yapıldığını, 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde borcun geri istendiği anda «muaccel» olacağı kararlaştırılmamış ise ödeyecek olan borçluya altı haftalık bir süre tanındığını, şirkete borç veren ortakların bugüne kadar gerçekleşmiş iradelerinin şirket hesabında mevcut bulunması halinde ortakların alacaklarının öncelikle ödenmesi şeklinde olduğunu, ortaklar tarafından şirkete verilen borçların iadesi için bugüne kadar önce altı haftalık bildirim, sonra ödeme gibi bir uygulama olmadığını, talep halinde derhal ödeme ilkesinin uygulandığını, şirket kâr ve zararına %50 hak ve sorumluluk sahibi ortağın, bildirimi kendisine yapması ve alacağını kendisinden istemesi gibi bir beklentinin hukuka uygun olmadığını, borcun geri istendiği anda muaccel olacağının tüzel kişi ve ortaklar arasında geçmiş uygulamalar ile ispat edilmiş olduğunu, davalı şirketin «basiretli tacir» olarak alacak ve borçlarını düzenli takip etmek ve ödemelerini ayrıca «ihbar» ve «ihtara» gerek kalmadan zamanında ödemek, borcun bekletilerek ek «masraf», faiz ve saire gibi zararların doğmasını önlemekle yükümlü olduğunu, karara dayanak emsal kararda alacağın şirket dışı «üçüncü kişiye» ait olduğunu, davacının paraya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle şirketten alacağının kendisine ödenmesini diğer ortağa karşı tanıklar huzurunda defalarca dile getirdiğini, zira alacağın ayrıca yazılı olarak istenmesinin ilgili yasa maddesi gereğince zorunlu olmadığını, müvekkilinin kendi şirketine karşı yazılı talepte bulunmasının ticari hayatın olağan akışına da ters olduğunu, başka bir anlatımla alacaklı da borçlu da nerede ise aynı kişi olup kişinin kendi kendine yazılı bildirimde bulunmasının beklenemeyeceğini, bilirkişi raporuna dayanak alınan ortaklar cari hesabında ortakların hesap hareketleri görüldüğünü, ortakların davalı şirkete verdikleri borçlara karşılık kendilerine zaman zaman «kısmi ödeme» yapıldığını, dolayısıyla davalı şirketin ortaklara olan borçlarını herhangi isteme gerek kalmadan ödeme yönünde yerleşik teamülü bulunduğunu, dava konusu takip dosyasında «ödeme emrinin» davalı şirkete 19.10.2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davanın aradan bir seneye yakın zaman geçtikten sonra 18.10.2019 tarihinde açıldığını, borçlu şirketin, mütemmerrit olmasının üzerinden 6 haftanın çok üzerinde süre geçmesine rağmen borcunu «ifa» etmeyip haksız bahanelerle sürüncemede bırakmasının bile niyetinin kötü olduğunu gösterdiğini, Yargıtay 11.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ortaklar cari hesabı · ticari teamül · kısmi ödeme · organik bağ · ödeme emri · teamül · basiretli tacir · üçüncü kişi
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra takibine yapılan itirazın «yetkisiz» vekil tarafından gerçekleştirilmesi sebebiyle hükümsüz olduğu yönündeki itirazlarının değerlendirilmediğini, karara dayanak gösterilen 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesinin Borçlar Hukuku kapsamında aralarında hukuki ve «organik bağ» olmayan kişiler arasındaki tüketim eşyalarının ödüncünü düzenlediğini, davacının, davalı şirketin %50 ortağı ve müşterek imza yetkilisi müdürü olduğundan şirket ile arasında hukuki bir bağ olduğunu, şirket ortağının, Ticaret Hukuku ve yerleşik «ticari teamüller» kapsamında şirkete finans sağladığını, bu nedenle de «ortaklar cari hesabına» alacak «kaydı» yapıldığını, 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde borcun geri istendiği anda «muaccel» olacağı kararlaştırılmamış ise ödeyecek olan borçluya altı haftalık bir süre tanındığını, şirkete borç veren ortakların bugüne kadar gerçekleşmiş iradelerinin şirket hesabında mevcut bulunması halinde ortakların alacaklarının öncelikle ödenmesi şeklinde olduğunu, ortaklar tarafından şirkete verilen borçların iadesi için bugüne kadar önce altı haftalık bildirim, sonra ödeme gibi bir uygulama olmadığını, talep halinde derhal ödeme ilkesinin uygulandığını, şirket kâr ve zararına %50 hak ve sorumluluk sahibi ortağın, bildirimi kendisine yapması ve alacağını kendisinden istemesi gibi bir beklentinin hukuka uygun olmadığını, borcun geri istendiği anda muaccel olacağının tüzel kişi ve ortaklar arasında geçmiş uygulamalar ile ispat edilmiş olduğunu, davalı şirketin «basiretli tacir» olarak alacak ve borçlarını düzenli takip etmek ve ödemelerini ayrıca «ihbar» ve «ihtara» gerek kalmadan zamanında ödemek, borcun bekletilerek ek «masraf», faiz ve saire gibi zararların doğmasını önlemekle yükümlü olduğunu, karara dayanak emsal kararda alacağın şirket dışı «üçüncü kişiye» ait olduğunu, davacının paraya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle şirketten alacağının kendisine ödenmesini diğer ortağa karşı tanıklar huzurunda defalarca dile getirdiğini, zira alacağın ayrıca yazılı olarak istenmesinin ilgili yasa maddesi gereğince zorunlu olmadığını, müvekkilinin kendi şirketine karşı yazılı talepte bulunmasının ticari hayatın olağan akışına da ters olduğunu, başka bir anlatımla alacaklı da borçlu da nerede ise aynı kişi olup kişinin kendi kendine yazılı bildirimde bulunmasının beklenemeyeceğini, bilirkişi raporuna dayanak alınan ortaklar cari hesabında ortakların hesap hareketleri görüldüğünü, ortakların davalı şirkete verdikleri borçlara karşılık kendilerine zaman zaman «kısmi ödeme» yapıldığını, dolayısıyla davalı şirketin ortaklara olan borçlarını herhangi isteme gerek kalmadan ödeme yönünde yerleşik teamülü bulunduğunu, dava konusu takip dosyasında «ödeme emrinin» davalı şirkete 19.10.2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davanın aradan bir seneye yakın zaman geçtikten sonra 18.10.2019 tarihinde açıldığını, borçlu şirketin, mütemmerrit olmasının üzerinden 6 haftanın çok üzerinde süre geçmesine rağmen borcunu «ifa» etmeyip haksız bahanelerle sürüncemede bırakmasının bile niyetinin kötü olduğunu gösterdiğini, Yargıtay 11.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/14533 E. , 2018/7099 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ... .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen .../02/2015 gün ve 2014/724 - 2015/136 sayılı kararı onayan Daire'nin 29/02/2016 gün ve 2015/7633 - 2016/2139 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin büyük ortağı olan İbrahim İnci'nin paraya ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine daha önceki tanışıklıklarına binaen müvekkilinin 29.04.2010 tarihinde davalı şirkete 192.170,00 TL tutarında banka kanalıyla ve "borç olarak" ibaresiyle havale gönderdiğini, borç olarak verilen tutar ödenmeyince tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkâr tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, takibin 192.170,00 TL asıl alacak yönünden devamına, davalı tarafın 192.170,00 TL'lik itirazının iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağın varlığı yargılama ile açıklığa kavuşturulduğundan icra inkar tazminat talebinin reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davalı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’un 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen aşağıdaki bent dışında kalan sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
...- Dava, ödünç sözleşmesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı tarafından davalıya “borç olarak” kaydıyla yapılan havale tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 312. maddesi, takip ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ise 392. maddesi gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir. Yani, madde metninde yazılı hususlar söz konusu değilse ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.
Dolayısıyla somut olayda, davacı iade talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiğinden davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle Dairemizin 29/02/2016 tarihli 2015/7633 Esas 2016/2139 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin sair karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, (...) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 29/02/2016 tarihli 2015/7633 Esas 2016/2139 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, ödediği peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalıya iadesine, .../11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/467380100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz