İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/9859 E. 2018/3314 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
muacceliyet↗ taşıma sözleşmesi↗ yetkisizlik kararı↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin 8. maddesinin 250.000 TL'lik alacağın teminat olarak sözleşmenin bitiminden itibaren 6 ay boyunca doğabilecek risklere karşı davalının kendini korumaya alma iradesi olarak yorumlanması gerektiği, davalı şirketin de bu maddeyle sağlanan 250.000 TL'lik teminatı oluşturma amacıyla faturaları ödemediği, bu miktara ulaşıldıktan sonra da yine aynı maddeden yola çıkarak 6 aylık süreyle kendini risklere karşı koruma amacı taşıdığı, bu nedenle davacının icra takibine konu ettiği faturaya dayalı alacağın o tarih itibariyle henüz muaccel hale gelmediği, muaccel hale gelmeyen alacağın takip yoluyla da talebinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve dava, faturaya dayalı takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup davalı, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesi gereğince bu alacağı doğacak riskler nedeniyle 6 ay süreyle ödememe hak ve yetkisine sahip olduğunu savunarak ödemezlik definde bulunmuş olduğundan ve sözleşmenin bu hükmüne göre davalının bu alacağı doğabilecek risklere karşı tutabileceğine ilişkin kararlaştırılan 6 aylık sürenin icra takip tarihi itibariyle dolmamış olmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/9859 E. , 2018/3314 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/03/2016 tarih ve 2014/2104-2016/277 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08.05.2018 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında yapılan sözleşme gereğince müvekkilinin taşıma hizmeti gördüğünü, müvekkili tarafından borç tutarına ilişkin muhtelif tarihli faturaların davalı şirkete teslim ve tebliğ edildiğini, ancak davalı şirketin borcunu ödemediğini, alacağın tahsili için başlatılan takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile, alacağın % 20' sinden aşağı olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmenin açık ve emredici hükümlerine göre davacı tarafın, cari hesaplarda oluşan alacaklarından 250.000 TL'lik kısmını sözleşmenin sona ermesinden itibaren 6 ay geçmedikçe talep etme hak ve yetkisi bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 31.05.2014 tarihinde sona erdiğini, bu nedenle de davacı şirketin 31.05.2014 tarihinden itibaren 6 aylık süre geçmedikçe, müvekkil şirkete yapmış olduğu taşımalardan dolayı cari hesaplarda oluşmuş ya da oluşacak alacaklarından 250.000 TL'sine kadar olan kısmını talep etmesinin mümkün olmadığını, taraflar arasında davacı tarafın iddia ettiği şekilde bir hesap mutabakatı bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile % 20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin 8. maddesinin 250.000 TL'lik alacağın teminat olarak sözleşmenin bitiminden itibaren 6 ay boyunca doğabilecek risklere karşı davalının kendini korumaya alma iradesi olarak yorumlanması gerektiği, davalı şirketin de bu maddeyle sağlanan 250.000 TL'lik teminatı oluşturma amacıyla faturaları ödemediği, bu miktara ulaşıldıktan sonra da yine aynı maddeden yola çıkarak 6 aylık süreyle kendini risklere karşı koruma amacı taşıdığı, bu nedenle davacının icra takibine konu ettiği faturaya dayalı alacağın o tarih itibariyle henüz muaccel hale gelmediği, muaccel hale gelmeyen alacağın takip yoluyla da talebinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve dava, faturaya dayalı takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup davalı, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesi gereğince bu alacağı doğacak riskler nedeniyle 6 ay süreyle ödememe hak ve yetkisine sahip olduğunu savunarak ödemezlik definde bulunmuş olduğundan ve sözleşmenin bu hükmüne göre davalının bu alacağı doğabilecek risklere karşı tutabileceğine ilişkin kararlaştırılan 6 aylık sürenin icra takip tarihi itibariyle dolmamış olmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 08/05/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasında varlığı ihtilafsız taşıma sözleşmesinin "teminat" başlığını taşıyan 8. maddesinin eldeki davada uyuşmazlığı doğuran ilgili kısmı şu şekilde düzenlenmiştir: "Taşıyıcı, .... lehine işbu sözleşmenin uygulamasından doğacak ihtilafların teminatı olarak 250.000,00 TL'lik cari hesap alacağı nakit teminat tutarı sözleşme bitiminden Taşıyıcının tüm teslim evraklarını ....'ya eksiksiz teslim edinceye kadar hesapta bloke edilecektir. Evrakların ....'ya teslimini müteakip 1 hafta içinde bakiye alacağı taşıyıcıya ödenecektir. Taşıyıcı, evrakları teslim etmiş olmasına rağmen ....'ya doğabilecek risklere karşı 6 ay süre ile sorumludur. Sözleşme herhangi bir nedenle sona erdiğinde veya sözleşmenin sona ermesinden itibaren ....
tüm alacak ve risklerini tazmin edinceye kadar cari hesapta bulunan ve teminat yerine sayılan alacak miktarını ödemeyip kendi alacaklarına mahsubunu yapacaktır."
Mahkeme ve anlaşılan o ki, Dairemiz çoğunluğu, bu hükmü, davalı taşıtana sözleşme bitiminden itibaren 6 aylık süre ile cari hesap bakiyesini ödememe hak ve yetkisi tanıdığı, bunun da davacı taşıyanın alacağının muacceliyetini öteleme sonucunu doğuracağı biçiminde yorumlamaktadır. Halbuki, herşeyden önce, madde hükmü, başlığından da anlaşılacağı üzere davalı taşıtana davacı taşıyanın muaccel alacağından mahsup edilmek suretiyle nakit blokaj olanağı tanımakta olup davacının sözleşmeden kaynaklanan alacağının muacceliyetini öteleyen bir vasfı bulunmamaktadır. Blokaj süresi ise taşıyıcı davacının taşımaya ilişkin evrakları taşıtan davalıya teslimine kadar kararlaştırılmıştır. Taşıyıcının tüm evrakı teslim ettiği tarih itibariyle muaccel olan alacağının bir hafta içinde ödenmesi gerekmektedir.
Evrakların tümüyle teslim edildiği konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Öte yandan, davacıya yapılmış ve yapılacak ödemelerin ne şekilde ve hangi biçimde gerçekleştirileceği, eş deyişle, davalı taşıtana düşen para borcunu ifa zamanı sözleşmenin 6. maddesinde ve yukarıda da açıklandığı üzere bizatihi 8. maddenin 1. cümlesinde düzenlenmiş olup alacağın muaccel olup olmadığının değerlendirilmesinde söz konusu madde hükümlerinin nazara alınması gerekir.
Öte yandan, bir an için, söz konusu sözleşme maddesi ile davacının alacağının muacceliyetini öteleyecek biçimde davalı taşıtana bir ödemezlik süresinin tanındığı kabul edilecek olsa bile, bu süre, mahkemenin ve Daire çoğunluğunun düşüncesinin aksine, 6 ay gibi belirli bir süre ile sınırlandırılmış olmayıp "sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesini müteakip taşıtanın tüm alacak ve risklerini tazmin edinceye kadar" biçiminde ve belirsiz bir süre olarak belirlenmiştir. Belirsiz bu süre, ancak davalı taşıtanın davacı taşıtanın alacağından mahsup etme imkanı söz konusu ise kullanılabilir niteliktedir. Davalı taşıtanın mahsup hakkının ileri sürülmemesi, mahsup hakkının bulunmaması yahut bulunsa dahi davacı alacağından daha az olması halinde ise bir hafta içinde davacının bakiye alacağının ödenmesi gerekecektir.
Sözleşme hükmündeki 6 aylık süre ise, davacı taşıyanın taşıtana karşı sözleşmesel sorumluluğuna ilişkin olup taşıma işlerindeki zamanaşımına ilişkin TTK'nın 855. maddesindeki bir yıllık temel zamanaşımı süresi ve bu sürenin başlangıcına ilişkin hükümler gözetildiğinde, taşıyıcının sorumluluğu bakımından zamanaşımı süresini ve bu sürenin başlangıcını sözleşme ile değiştiren bir hüküm niteliğinde olmakla TTK'nın 6. maddesi ile TBK'nın 148. maddesi uyarınca geçersizdir. Geçersiz nitelikteki bir sözleşme hükmünün, maddenin düzenleniş biçimine de aykırı düşecek biçimde ve asıl bağlamından koparılarak davalıya tanınan bir asgari blokaj süresi ve/veya taşıtana sözleşmenin sona ermesinden itibaren -behemahal- tanınmış bir ödemezlik süresi olarak yorumlanması yerinde değildir.
Şu halde, uyuşmazlığın çözümü, davalı taşıtanın muaccel davacı alacağına karşı mahsup def'iinde bulunmakta haklı olup olmadığının belirlenmesi ile çözümlenmelidir. Davalı taşıtan, davacı taşıyan tarafından gerçekleştirilen taşımalar nedeniyle, gerek takip ve gerekse de dava tarihi itibariyle davacının alacağından mahsubu gereken bir tutarın varlığını iddia ve ispat etmiş değildir. Şu halde, mahkemece, bilirkişi raporunda belirlenen cüz'i mutabakatsız tutar üzerinde durulmak suretiyle davalıdan bu tutara ilişkin kanıtları sorulup saptandıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği kanısında olduğumuzdan Daire çoğunluğunun kararın onanmasına dair düşüncesine katılamıyoruz.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/423183400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz