Teminaten temlikte bankanın gecikmeli ödemeyi mahsup usulünden sorumluluğu
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2023/1198 E. 2026/1207 K. · · İlk derece: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık
★ Emsal
Davacının nitelemesi: Alacağın teminaten temliki mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor
Gerekçe özeti
Alacağın teminaten temliki sözleşmesinde, temlik bedelinin tahsili halinde bankanın bunu dilediği alacağına ve alacağının dilediği kısmına mahsup etmekte muhtar olduğu ve temlike konu alacağın ödenmesindeki gecikmelerden temlik edenin sorumlu olacağı açıkça kararlaştırılmışsa, temlik alan bankanın TBK 100. madde gereği geç ödenen tutarları öncelikle faiz ve ferilere mahsup etme yükümlülüğü bulunmaz; sözleşmede bankanın dava ve takip hakkını kullanıp kullanmamakta muhtar olduğu ve bu konuda sorumluluğunun bulunmadığı düzenlenmişse, kötü niyetli kullanıma dair delil yokluğunda banka bu nedenle sorumlu tutulamaz.
Ele alınan sorunlar
Temlik alan bankanın geç ödenen alacağı öncelikle faize mahsup etme yükümlülüğü → ret
İddia: Davacı vekili, TBK'nın 100. maddesi gereği borçlunun temerrütten sonra yaptığı ödemelerin öncelikle gecikme faizi ve masraflardan sayılması gerektiğini, davalı bankanın bu ödemeleri asıl borçtan düşerek özen borcuna aykırı davrandığını ve bu nedenle müvekkilinin faiz alacağından mahrum kaldığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Taraflarca akdedilen temlik sözleşmelerinin 8. maddesinde, temlik edenin, bankanın temlik olunan alacağı tahsile yetkili olduğunu, muhatabın ödemede bulunmaması durumunda bankanın dava ve takip hakkını kullanıp kullanmamakta muhtar olduğunu ve bu konuda bir sorumluluğunun bulunmadığını, temlike konu alacağın ödenmesinde doğabilecek gecikmelerden temlik edenin sorumlu olacağını kabul ettiği; 9. maddesinde ise temlik bedeli tahsil edilip bankanın kasasına girdiğinde bunun kredi müşterisinden olan alacaklarından dilediği alacağına ve alacağının dilediği kısmına mahsup etmekte bankanın muhtar olduğunun kararlaştırıldığı görülmektedir. Bu sözleşme hükümleri doğrultusunda, temlik konusu borcun üçüncü kişi borçlular tarafından geç ödenmesi halinde davalı bankanın yapılan ödemeleri TBK'nın 100. maddesi gereğince öncelikle gecikmeden kaynaklanan faizden mahsup etme yükümlülüğü bulunmamaktadır; sözleşmede aksine düzenleme yapılmış olup taraflar bu hükmün uygulanmayacağını açıkça kabul etmişlerdir. Ayrıca bankanın dava ve takip hakkını kullanıp kullanmamakta muhtar olduğu ve bu konuda bir sorumluluğunun bulunmadığı da sözleşmede hüküm altına alınmış olup, davalı bankanın dava ve takip hakkını kötü niyetli kullandığına dair delil bulunmamaktadır. Aksine, temlik sözleşmelerinde temlike konu alacakların ödenmesindeki gecikmelerden temlik eden davacı şirketin sorumlu olacağı kararlaştırılmıştır. Bu nedenle temlik konusu alacağın davalı bankaya geç ödenmesi nedeniyle oluştuğu iddia edilen faiz alacağından davalı bankanın sorumlu tutulması mümkün değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Teminat amaçlı alacağın temliki sözleşmelerinde, mahsup usulü ve bankanın dava/takip hakkının kullanımı konusunda sözleşmede açık düzenleme bulunması halinde TBK 100. maddenin emredici olmayıp sözleşmeyle bertaraf edilebileceği yönünden emsal niteliktedir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
alacağın teminaten (inançlı) temliki↗ mahsup↗ TBK 100↗ temerrüt↗ özen borcu↗ genel kredi sözleşmesi↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2023/1198
KARAR NO 2026/1207
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 29/09/2022
NUMARASI 2017/1055 Esas - 2022/693 Karar
DAVA
Tazminat
DAVA TARİHİ 01/12/2017
İSTİNAF KARAR TARİHİ 25/06/2026
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkili şirketin tıbbi malzeme tedarikinden dolayı, dava dışı ... ...İşletmesinden toplam 80.432,16-TL, ... ...İşletmesinden ise toplam 238.331,16-TL alacaklı olduğunu, borçluların ödemelerinde yaşanan gecikmeler sebebiyle müvekkili şirketin finans sıkıntısı içerisine girdiğini ve bunu aşmak için davalı bankadan kredi talebinde bulunduğunu, davalı bankanın, açacağı krediyi teminat altına almak için müvekkilinin dava dışı kurumlardaki alacağının teminaten temlikini istediğini, bunun üzerine müvekkili şirketin dava dışı ... olan 80.432,16-TL tutarındaki alacağını ve ...'nden olan toplam 238.331,16-TL tutarındaki alacağını 25/08/2014 tarihli iki ayrı temlik sözleşmesi ile kullanmış olduğu kredinin teminatı olarak davalı bankaya temlik ettiğini, teminat amacıyla temlik edilen alacakların toplamının 318.763,32-TL olduğunu, TBK'nın 189.
maddesi hükmü gereği, temlik edilen asıl alacak ile birlikte işlemiş faizlerin de devredildiğini, bu temliklerin, davalı bankanın müvekkili şirkete açmış olduğu kredi borçlarının ifası amacıyla ve ifa yerine değil, krediden doğan asıl borç ifa edilince müvekkili şirkete iade edileceği inancıyla (teminat amacıyla) temlik edildiğini, bu sebeple teminaten temlik sözleşmeleri ile taraflar arasında bir inanç ilişkisinin kurulduğunu, davalı bankanın inanç sözleşmesine istinaden kendisine devredilen alacak hakkını özenle idare ve muhafaza etme, krediden doğan alacağını temlik edilen alacaktan karşılama, varsa aşan kısmını inanana iade etme (iadeten temlik) borcu altında olduğunu, davalı bankanın krediden doğan alacağını temlik edilen alacaktan karşılamış olmasının, temlike ifa yerine ve ifa amacıyla temlik vasfını vermeyeceğini, zira temlik sözleşmelerinde tarafların alacağın teminat amacıyla temlik edildiğini açıkça kabul ettiklerini, borçlu kurumların temlik keyfiyetinin bildirilmesi üzerine davalıya temerrüt tarihinden gecikmeli olarak ödemeler yaptığını, bu ödemelerin davalı banka tarafından kredi borcuna sayıldığını, müvekkili şirketin davalı bankanın Adana Gazipaşa Şubesince 09.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi ile açmış olduğu krediden kaynaklanan asıl borcu ve bu sözleşmeye bağlı diğer borçlarının, bu ödemeler ve davalıya müvekkili şirketin doğrudan yaptığı ödemelerle tamamen ifa edildiğini, müvekkili şirketin kredi sözleşmelerinden dolayı davalı bankaya bir borcunun kalmadığını, dolayısıyla alacağın teminat amacıyla temlikine ilişkin inanç sözleşmesinin asıl borcun ifa edilmesiyle sona erdiğini, temlik edilen alacağın teminat olma işlevinin gerçekleştiğini, bu durum karşısında müvekkili şirketin, borçlu kurumlar tarafından temlik sebebiyle davalı bankaya temerrütten sonra yapılan ödemelerin öncelikle gecikme faizi ve masraflardan sayılmış olması lazım geldiğini belirterek, kredi borcunun ifa ile sona ermiş olması sebebiyle temlik ettiği alacağın bakiyesinin iadeten temlikini davalı bankadan Ankara 20.
Noterliğinin 19.07.2017 tarihli ihtarnamesi ile talep ettiğini, ancak davalı bankanın ihtara cevap vermediğini ve iadeten temlikten kaçındığını, TBK'nın 100. maddesi gereğince borçlunun, borcu ödemekte gecikmemiş ise kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahip olduğunu, borçlunun temerrüt tarihinden sonraki ödemeleri alacaklının öncelikle gecikme faizi ve masraflardan saydığının karine olarak kabul edildiğini, dolayısıyla davalı bankanın, temlikle devraldığı alacakla ilgili borçlunun temerrüde düştükten sonra yaptığı ödemeleri, öncelikle gecikme faizinden ve masraflardan saymış olması gerekirken, böyle yapmayarak temlik sebebiyle borçlunun kendisine yaptığı ödemeleri ana borçtan düşmesinin, teminaten temlik aldığı alacağı korumaya ilişkin özen borcuna aykırılık teşkil ettiğini, bunun ise TBK'nın 112.
maddesi gereğince, alacağını teminaten temlik edenin varsa bundan doğan zararının tazminini gerektirdiğini, borçlunun temerrütten sonra yaptığı ödemeler sebebiyle, müvekkili şirketin borçlunun gecikmeli ödemelerinden dolayı faiz alacağının mevcut olduğunu, davalı bankanın açmış olduğu kredi sözleşmesinden doğan temlike konu alacağın teminat altına aldığı asıl borç ifa ile sona erdiğine göre, borçlu kuruma karşı bakiye alacakları ve sözleşmeden doğan sair yasal hakları ileri sürebilmenin, ancak teminat amacıyla temlik ettikleri alacaktan geriye kalanının müvekkili şirkete iadeten temlik edilmesi halinde mümkün olacağını, davalı bankanın iadeten temlikten kaçınmakla, geç ödemeden kaynaklanan haklarını asıl borçluya karşı ileri sürme imkanı vermediğini belirterek, şimdilik 10.000-TL tazminatın ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; mahkeme yetkisiz olup yetkili mahkemenin HMK 14. maddesi gereğince Adana asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, müvekkili bankanın alacağın temliki nedeni ile tam hak ve yetkiye sahip olduğunu, davacının müvekkili bankadan kredi kullandığını ve söz konusu kredi sözleşmesi için iki üniversiteden olan alacağını 25.08.2014 tarihli temliknameler ile müvekkiline temlik ettiğini, teminat amaçlı temlikte temlik alanın alacağı bir bütün olarak iktisap ettiğini, bu durumda temlik alanın alacağın üçüncü kişilere karşı da tam hak sahibi olduğunu, TBK'nın 100. maddesi hükmünün emredici bir hüküm olmadığını, tarafların hükmün aksini açık veya örtülü olarak kararlaştırabileceğini, genel kredi sözleşmesi çerçevesinde müşterinin kredi çekme yetkisine sahip olduğunu, belirli dönemlerle cari hesap şekilde işleyen kredi hesabının kat edildiğini ve bu kat işlemi ile birlikte anapara ve faiz borçlarının muaccel olduğunu, müşterinin anapara faizi ödeme borcu muacceliyeti ise hesabın kat edilmesi ile gerçekleştiğinden, hesabın kat edilmesinden sonra müşterinin TBK 100 maddesi anlamında hesabının ödemede gecikmiş durumda olduğunu ve bu nedenle yaptığı tam olmayan ödemenin alacaklı kabul etmedikçe, öncelikle ana borca mahsup ettiremeyeceğini, bu tür bir mahsubun, hesabın kat edilmediği dönemde yapılan ödemeler için de mümkün görülemeyebileceğini, zira burada da genel kredi sözleşmesinin banka lehine öngördüğü anapara faizi alacağının bankaya, müşterinin önceden anaparaya ilişkin ödemede bulunma talebini alacaklı temerrüdüne düşmeden reddetme olanağı tanıdığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; taraflar arasında Adana 5.Noterliğinin 25/08/2014 tarihli temlik sözleşmeleri akdedildiği, taraflar arasındaki ihtilafın, teminat amaçlı alacağın inançlı temliki sözleşmeleri kapsamında, davalının temlik aldığı alacakları özen borcuna aykırı şekilde tahsil edilip edilmediği, davalının davacıdan temliken iade alacağının varlığı ve miktarı noktalarında toplandığı, alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, bankacılık uygulamalarında alacağın temliki teminatlı kredilerde bankaların, kredi borçlusu ile temlik borçlusu arasındaki ilişkiyi, yalnızca temlik edilen alacağın varlığını teyit yönünden inceleyip değerlendirdiği, temlik edilen alacağın ödenmemesi veya geç ödenmesi halinde bir yükümlülük almamaya özen gösterdiği, davalı bankanın, temlik aldığı alacağı temlik sözleşmeleri doğrultusunda tahsil ettikçe kredi alacağına mahsup etmek suretiyle kredi alacağını tahsil ve tasfiye ettiği, bankanın, müşterisi ile temlik borçlusu kurumlar arasındaki sözleşme şartlarını bilmediği ve bilmek zorunda olmadığı gibi, müşterisi ile iş yaptığı kurum arasındaki ilişkilerin zedelenmemesi için temlik edilen alacağının ödenmemesi, geç veya eksik ödenmesine müdahale etme yükümlülüğünden kaçındığı, davacının kredilerinde, tazmin edilen teminat mektubu hariç yasal takip hesaplarına aktarılmış bir borcu, buna bağlı olarak temerrütü söz konusu olmadığından, TBK 100.
madde hükmünün krediler yönünden uygulama olanağının bulunmadığı, davacının, temlik konusu alacağın ilgili kurumlarca geç ödenmesi nedeniyle oluşan faiz ve faizle karşılanmayan zararlarını talep ve dava hakkını, sözleşme hükümleri kapsamında ilgili kurumlara yöneltebilirse de temlikname hükümleri ve yerleşik bankacılık uygulamaları karşısında davalı bankaya yöneltemeyeceği, davalı bankanın yaptığı tahsil ve mahsup işlemlerinin temlik hükümlerine uygun olduğunun tespit edilmesi ve davalı bankanın, temlik borçlusu kurumların geç, eksik veya hiç ödenmeyen alacak nedeniyle doğacak faiz ve ferilerden, taraflar arasındaki temlik sözleşmeleri ve yerleşik banka uygulamaları uyarınca sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitin tamamen soyut gerekçelere dayandığını, bankanın, müşterisi ile temlik borçlusu arasındaki ilişkiyi bilmemesinin mümkün olmadığını, banka da bir tacir olduğundan basiretli davranarak temlik aldığı alacağa ilişkin hukuki ilişkinin mahiyetini inceleyeceğini, kaldı ki davalı bankanın, alacağını tahsil etme gayesinde olduğu için müşterisi ile iş yaptığı kurum arasındaki ilişkilerin zedelenmemesi amacıyla temlik edilen alacağın ödenmemesi, geç veya eksik ödenmesine müdahale etme yükümlülüğünden kaçınması halinde açıkça kusurlu olacağını, TBK'nın 189. maddesinde yer alan hüküm gereği, temlik edilen asıl alacakla birlikte işlemiş faizlerin de devredildiğini, temliklerin krediden doğan asıl borç ifa edilince müvekkili şirkete iade edileceği inancıyla (teminat amacıyla) temlik edildiğini, davalı bankanın inanç sözleşmesine istinaden kendisine devredilen alacak hakkını özenle idare ve muhafaza etme, krediden doğan alacağını temlik edilen alacaktan karşılama, varsa aşan kısmını iade etme borcu altında olduğunu, borçlu kurumların davalı bankaya temerrüt tarihinden sonra gecikmeli olarak ödemeler yaptıklarını, müvekkilinin davalı bankadan kullanmış olduğu krediden doğan borcunun bu ödemeler ve müvekkilinin doğrudan yaptığı ödemeler ile tamamen ifa edildiğini, bu durum karşısında müvekkilince borçlu kurumlarca davalı bankaya temerrütten sonra yapılan ödemelerin öncelikle gecikme faizi ve masraflara sayılmış olması gerektiği belirtilerek, temlik edilen alacak bakiyesinin iadesinin talep edildiğini, bu kapsamda dava dışı üniversite hastanelerinin fatura borçlarını geç ödemeleri nedeniyle, davalı bankaya yapılan ödemenin öncelikle gecikme faizinden düşülmesi gerekirken bankaca asıl alacaktan düşülmesi sonucunda müvekkilinin zarara uğradığını, ancak davalının iadeten temlikten kaçınarak, müvekkilinin geç ödeme sebebiyle asıl borçlulardan talep edebileceği faize ulaşmasını engellediğini, müvekkili şirketin iadeten temlik sağlanmadan dava dışı kurumlardan zararını talep etme imkanı bulunmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki alacağın temliki sözleşmeleri kapsamında borçlu üçüncü kişiler tarafından gecikmeli ödeme yapılmasına rağmen, temlik alacaklısı davalı bankaca ödemelerin üçüncü kişilerin asıl borcundan düşülmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Somut olayda; taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi kapsamında davalı bankaca davacı şirkete kredi kullandırıldığı, taraflar arasında düzenlenen 25.08.2014 tarihli iki adet temlik sözleşmesi ile davacı şirketin davalı bankadan kullandığı veya kullanacağı kredilerin, doğmuş ve doğacak her türlü borçlarının teminatı olmak üzere davacının dava dışı ... olan 80.432,16-TL alacağı ile ... olan 238.331,16-TL alacağının davalı bankaya temlik edildiği, temlik konusu borçların ilgili üniversiteler tarafından davalı bankaya ödendiği ve bankaca davacının kredi borcundan mahsup edilerek kredi borcunun tasfiye edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı vekilince; temlik konusu alacağın borçlusu olan üniversiteler tarafından temlik alan davalı bankaya geç ödeme yapıldığı, bu durumda yapılan gecikmeli ödemelerin öncelikle faiz ve ferilere sayılması gerekirken, davalı bankaca üniversitelerin asıl borcundan düşülmesi sonucunda müvekkilinin faiz alacağından mahrum kaldığı ileri sürülerek, bu nedenle uğranılan zararın davalı bankadan tahsili talep edilmiştir.
Taraflarca akdedilmiş olan temlik sözleşmelerinin 8. maddesinde, temlik edenin, bankanın temlik olunan alacağı tahsile yetkili olduğunu, ancak muhatabın ödemede bulunmaması durumunda bankanın dava ve takip hakkını kullanıp kullanmamakta muhtar olduğunu, bankanın mutlaka dava ve takip yapması gibi bir sorumluluğunun bulunmadığını, temlike konu alacağın ödenmesinde doğabilecek gecikmelerden temlik eden olarak sorumlu olduğunu kabul ettiği;
9. maddesinde, temlik edenin, işbu temlikin bankanın borcun tamamı üzerinden takip hakkını etkilemeyeceğini ve temlik bedeli tahsil edilmeden kredi borçlusunun kredi borcundan temlik bedeline ilişkin herhangi bir mahsup yapılmayacağını, temlik bedeli tahsil edilip bankanın kasasına girdiğinde temlik bedelini kredi müşterisinden olan alacaklarından dilediği alacağına ve alacağının dilediği kısmına mahsup etmekte bankanın muhtar olduğunu kabul ettiği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu düzenlemelere dayalı olarak temlik konusu borcun 3. kişi borçlular tarafından geç ödenmesi halinde davalı bankanın yapılan ödemeleri TBK'nın 100. maddesi gereğince öncelikle gecikmeden kaynaklanan faizden mahsup etme yükümlülüğü bulunmadığı gibi, bankanın dava ve takip hakkını kullanıp kullanmamakta muhtar olduğu, bu konuda bir sorumluluğunun bulunmadığı açıkça hüküm altına alınmış olmakla, bu hükümler doğrultusunda davalı bankanın dava ve takip hakkını kötü niyetli olarak kullanmadığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.
Aksine temlik sözleşmelerinde temlike konu alacakların ödenmesindeki gecikmelerden temlik eden davacı şirketin sorumlu olacağı kararlaştırılmıştır. Bu nedenle temlik konusu alacağın temlik alan davalı bankaya geç ödenmesi nedeniyle oluştuğu iddia edilen faiz alacağından davalı bankanın sorumlu tutulması mümkün olmayıp, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 552,10-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
Davacı tarafından yapılan giderlerin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine,
HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 25/06/2026
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/381245 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi