6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Ticari işletme devir sözleşmesinde aktif husumet ve şirket icazeti

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2026/104 E. 2026/804 K. · · İlk derece: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptalikaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)

Davacının nitelemesi: Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan (Ticari İşletme Devri Bedeli) mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Bir sözleşmenin altında taraf olarak yer almayan bir şirketin, o sözleşmeye dayalı hak ve borçlara icazet vermiş sayılabilmesi için, sözleşmenin bizzat kendisinde şirket kaşesi/imzası bulunması şart değildir; sözleşmeyle bağlantılı olarak ve ona atıfla imzalanan, ifasına yönelik sonraki tarihli belgelerde şirketin kaşe ve yetkili imzasının bulunması, söz konusu ilk sözleşmenin şirket ad ve hesabına akdedildiğinin kabulü için yeterlidir. Bu durumda, sözleşmeyi bizzat imzalayan gerçek kişilerin, sözleşmeden doğan alacak konusunda aktif husumet ehliyeti bulunmaz; husumet, icazet veren şirkete aittir.

Ele alınan sorunlar

Dava dışı şirketin sözleşmeye icazeti ve aktif husumet → ret

İddia: Davalı vekili, ilişkinin tarafının davacılar ile davalı gerçek kişiler değil, tarafların ortağı oldukları şirketler olduğunu, bu nedenle davacıların taraf ve dava ehliyeti bulunmadığını ve müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Taraflar arasındaki 19.09.2012 tarihli sözleşmede dava dışı ... Ltd. Şti.'nin kaşesi bulunmamakla birlikte, bu sözleşmenin ardından ve onunla bağlantılı olarak imzalanan 26.09.2012 ve 27.09.2012 tarihli sözleşmelerde anılan dava dışı şirketin kaşesi bulunmakta ve bu sözleşmeler şirket yetkilisi tarafından imzalanmaktadır. Sonraki sözleşmelerde önceki sözleşmeye atıf yapıldığı ve sözleşmelerin birbiriyle bağlantılı olduğu, sonraki sözleşmelerin 19.09.2012 tarihli sözleşmenin ifasına yönelik bulunduğu dikkate alındığında, dava dışı şirketin 19.09.2012 tarihli sözleşmeye icazetinin bulunduğu ve bu sözleşmenin şirket ad ve hesabına yapıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda husumetin şirkete düştüğü, davacı gerçek kişilerin işbu davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Yasal zorunluluk nedeniyle bu tespite dayalı bozma ilamına uyularak davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kötüniyet tazminatı talebi → ret

İddia: Davalı vekili, davacılar aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiş; ilk derece kararında bu talep hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmediğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacıların takipte kötüniyetli olduklarının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Birbiriyle bağlantılı ve birbirine atıf yapan birden fazla sözleşme belgesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi suretiyle, ilk sözleşmede kaşesi bulunmayan bir şirketin sonraki icra belgelerindeki kaşe ve imzasından hareketle o sözleşmeye icazet verdiğinin kabulü ve buna bağlı olarak gerçek kişi imzacıların aktif husumet ehliyetinin bulunmadığının tespiti yönünden emsal niteliktedir; ancak bu husus esasen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamındaki tespitin BAM tarafından uygulanmasına dayanmaktadır.

Usul tespitleri

Dava şartı
Aktif husumet ehliyeti (taraf sıfatı)

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
peştamaliye sözleşmesi ticari işletmenin devri aktif husumet ehliyeti icazet itirazın iptali icra inkar tazminatı kötüniyet tazminatı

Atıf yapılan mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 353(1)b-2HMK 361/1 · 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 11/3 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 117 · 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) — İİK 67

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2026/104

KARAR NO 2026/804

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 18/04/2019

NUMARASI 2018/843 Esas  2019/380 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ 20/03/2017

İSTİNAF KARAR TARİHİ 29/04/2026

Dairemizce verilen kararın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü

DAVA

Davacılar vekili; müvekkilleri ile dava dışı ortak ...'ın İstiklal Caddesinde bulunan ve 1921 yılından beri işlettikleri ... ...'ı davalının devralmak istemesi üzerine tarafların 19/09/2012 tarihli peştamaliye sözleşmesini imzaladıklarını, sözleşmeye göre davalının müvekkillerine 3.200.000-USD ödemeyi taahhüt ettiğini, davalının 2.850.000-USD’yi ödeyip bakiye kısmı ise ödemediğini, bunun üzerine İstanbul 24. İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun kötü niyetli olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu, peştamaliye sözleşmesinde alacaklı olan ...’ın taraflarına verilen vekaleti bulunmadığından onun payı mahsup edilerek takip bedelinin belirlendiğini, ...'nın 1921’ten beri işletilen ve meşhur olan bir ...

olup, lokasyon olarak da çok işlek bir yerde bulunduğunu, müvekkillerinin devrettiği ticari işletmenin ticarette dünyaca ün kazanmış olup, bulunduğu yerde de müşteri portföyünün oldukça genişlediğinin sabit olduğunu, bu kapsamda müvekkillerinin ... bedeli isteme haklarının bulunduğunu belirterek, davalının takibe yönelik itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; davaya konu maddi olayın tarafları davacılar ve davalı müvekkili olmayıp, Tasfiye Halinde ... .. Ltd. Şti. ile ... .. Ltd Şti. olduğunu, bu nedenle davacıların taraf ve dava ehliyeti olmadığı gibi müvekkiline de husumet yöneltilemeyeceğini, davacıların iddia ettiği gibi bir ... sözleşmesi bulunmadığını, kira bedeli dışında hava parası istenmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin restoranın işletmesini, unvanını veya başkaca bir maddi veya manevi değerini devir veya satın almadığını, ... Restoranın kiracı olarak faaliyette bulunduğu taşınmazın ... Vakfına ait olup, taşınmazın müvekkilinin ortağı olduğu şirket tarafından boş olarak kiralandığını, restoranın ...adıyla farklı bir konseptle açıldığını ve halen faal olduğunu, davacılara ...

veya başka bir ad altında borcu bulunmadığı gibi taahhüde dayalı temerrüdün de söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddi ile davacılar aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; taraflar arasında 19/09/2012 tarihli sözleşmeden doğan ticari ilişki bulunduğu, taraflar arasında düzenlenmiş bulunan 19/09/2012, 16/09/2012, 26/09/2012, 27/09/2012 ve 03/10/2012  tarihli belgelerdeki imzanın davalı tarafça inkar edilmediği, ... ... isimli iş yerinin davalıya 3.200.000-USD bedel karşılığı devrinin kararlaştırıldığı, davalı tarafça yapılan kısmi ödemelerin taraflarca düzenlenen belgelerle imza altına alındığı, belgelerin içeriğine göre taraflar arasındaki anlaşmanın ... sözleşmesi niteliğinde olduğu, peştemaliyenin, taşınmazın kiralanmasında değil, ticari bir işletmenin devri halinde işletmeyi devralanın, bu işletme hakkının maddi değeri yanında işletmenin ünü ve manevi değerleri için ödemesi lazım gelen bedel olduğu, işletmenin faaliyetini yerine getirdiği taşınmaz veya taşınmazın kiralanması ile ilgili olmadığından peştemaliyenin bu haliyle yasaya ve ahlaka aykırı bir edim olmadığı, davalı taraf husumet itirazında bulunmuş ise de, sözleşmenin taraflar arasında düzenlendiği, davacı tarafın, karşı taraftan edimini yerine getirmesini dava yolu ile talep etmesinde yasal engel bulunmadığından, davalının husumet itirazının kabul edilmediği, davalının, davacı tarafça ibraz edilen ödeme belgeleri dışında ödeme yaptığına yönelik bir belge ibraz etmediği, bakiye asıl alacak miktarının 296.000-USD olduğu, taraflar arasında düzenlenen 26/09/2012 tarihli belgede davalı tarafın kalan bedeli 27/09/2012 tarihinde ödeyeceği kararlaştırılmış olmakla, bilirkişi vasıtası ile yapılan 76.295,01-USD'lik faiz hesaplamasının yerinde görüldüğü, davalı tarafın itirazının haksız olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davalı vekili; davacıların ortağı olduğu şirketin kiracı olduğu taşınmazın maliki olan ... Vakfına başvurarak kira akdini sonlandırdığını, müvekkilinin ortağı olduğu ... .. Ltd Şti'nin taşınmazı 01.10.2012 tarihli sözleşmeyle kiraladığını, davacılara yapılan ödemenin, kira akdinin feshini sağlamak üzere hava parası olarak ödendiğini, bu nedenle ... sözleşmesinin oluşmadığını, ilişkinin taraflarının, tarafların ortağı oldukları şirketler olduğundan davacıların taraf ve dava ehliyeti bulunmadığı gibi müvekkiline de husumet yöneltilemeyeceğini, olayda ticari işletme devrinin söz konusu olmadığını, taraflar  arasında akdedilmiş bir ... sözleşmesi bulunmadığını, müvekkilinin restoranın işletmesini, unvanını veya başkaca bir maddi veya manevi değerini devir veya satın almadığını, taşınmazın, müvekkilinin ortağı olduğu şirket tarafından boş olarak kiralandığını, restoranın farklı bir konseptle açıldığını ve halen faal olduğunu, davacılara ...

adı altında borçlarının bulunmadığı gibi taahhüde dayalı temerrüdün de söz konusu olmadığını,faiz talebinin haksız olduğunu ve icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, ayrıca taleplerine rağmen kötü niyet tazminatı hakkında karar verilmediğini, davacıların yatırdığı peşin harcın müvekkilinden tahsiline karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

İSTİNAF KARARI VE SÜREÇ Dairemizce yapılan istinaf incelemesi neticesinde; 2019/2086 Esas, 2022/422 Karar sayılı ve 17/03/2022 tarihli ilam ile;

"Dava, taraflarca imzalanan 19.09.2012 tarihli ticari işletmenin devrine ilişkin sözleşme ile belirlenen bakiye bedelin tahsiline yönelik takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; taraflar arasında düzenlenen ve altındaki imza davalı tarafça ikrar edilen 19/09/2012 tarihli sözleşme ile, davacıların ortağı olduğu Tasfiye Halinde ... .. Ltd. Şti'nin işlettiği ... ... adlı işletmenin 3.200.000-USD bedelle davalıya devrinin kararlaştırıldığı ve 30.000-USD kapora bedelinin ödendiği, paranın geri kalanının Pazartesi gününe (24.09.2012 tarihi) kadar tedarik edileceğinin belirtildiği, yine tarafların imzasını içeren 26/09/2012, 27/09/2012 ve 03/10/2012 tarihli belgelerde belirtildiği üzere davalı tarafından 2.800.000-USD ödeme yapıldığı, 26.09.2012 tarihli ödeme belgesinde kalan tutarın 27.09.2012 tarihinde ödeneceğinin belirtildiği, kapora bedeli ile birlikte toplam ödeme tutarı 2.830.000-USD olup devredenlerden ...'ın %20 oranındaki 74.000-USD payı düşülerek bakiye 296.000-USD devir bedeli ile işlemiş faizinin takip konusu yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sözleşme ve ödeme belgelerinin tarafı davacılar ile davalı gerçek kişiler olup, davacıların taraf ve dava ehliyeti bulunduğu gibi, sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince, sözleşme ile belirlenen bedelden sözleşmede imzası bulunan davalının sorumlu olduğu anlaşılmasına göre, davalı vekilinin husumete yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. ... (işletme değeri), ticarette ün kazanmış bir müessesenin başkasına devri halinde üne neden olan manevi değere veya müessesenin bulunduğu yörenin onur ve önemine karşılık olmak üzere ödenen bedel olup, taşınmazın kiralanmasında değil ticari bir işletmenin devri halinde işletmeyi devralanın bu işletmenin ünü ve manevi değerleri için ödenmesi lazım gelen bedel olup kira ilişkilerinde ödenen hava parası olarak nitelenemeyeceği sonucuna varılmaktadır.

6102 sayılı TTK’nın 11. maddesinin 3. fıkrası gereğince; ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Taraflarca düzenlenen sözleşmede açıkça davacıların işlettiği restaurantın davalıya  devri kararlaştırılmış olup, işletme değeri de ticari işletmenin bir unsuru olarak kabul edildiğinden,  sözleşme konusu bedel ...

(işletme değeri) olarak kabul edilmelidir. Nitekim davalı tarafından da dayanak sözleşme benimsenerek bir kısım ödemeler yapılmıştır. Davalının, dosyaya ibraz edilen ödeme belgeleri dışında bir ödeme iddiası ve delili de bulunmadığından, davalının bakiye bedelden sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik yoktur.

TBK'nın 117. maddesine göre; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle ... borçlu temerrüde düşmüş olur. Somut olayda da 26/09/2012 tarihli ödeme belgesinde açıkça kalan bedelin 27/09/2012 tarihinde ödeneceği kararlaştırılmış olmakla,ayrıca bir temerrüt ihtarına gerek olmaksızın davalının belirlenen vadede temerrüde düştüğünün kabulü gerekmektedir. HMK'nın 323. maddesi gereğince başvurma, karar ve ilam harçları da yargı giderlerindendir. HMK'nın 326. maddesine göre ise, kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinde aleyhine hüküm verilen taraf sorumludur.

Somut olayda da davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmakla, davacılar tarafından ödenen peşin harçların davalıdan tahsiline karar verilmesi yerindedir. İİK’nın 67. maddesi uyarınca, itirazın iptali davasında borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması halinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilir. Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Bu kapsamda takip ve dava konusu alacak davalı tarafından imzalanan sözleşmeden kaynaklandığından, alacak likittir.Davalının itirazının da haksız olduğu anlaşılmakla, davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinde  isabetsizlik görülmemiştir.

Diğer yandan kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için, davacının takipte haksız olması yanında kötü niyetli olduğunun da kanıtlanması gerekmektedir. Ancak somut olayda davacının asıl alacağı tam olarak, işlemiş faiz bakımından ise 145,98-TL'si dışında itirazın iptaline karar verilmiştir. Bu cüzi miktar bakımından alacaklının takipte kötü niyetli olduğu kabul edilemez ise de, bu hususta olumlu olumsuz bir karar verilmediği anlaşılmakla, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, hükmün kaldırılmasına, yeniden hüküm verilerek itirazın kısmen iptaline, davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davalının koşulları bulunmayan kötüniyet tazminatı isteminin reddine" karar verilmiştir.

Bu kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/09/2023 tarih ve 2022/3029 Esas - 2023/5371 Karar sayılı ilamında; "Dava, taraflarca imzalanan 19.09.2012 tarihli ticari işletmenin devrine ilişkin sözleşme ile belirlenen bakiye bedelin tahsiline yönelik takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, alacağa dayanak belge davalı tarafından ve dava dışı ... tarafından şirket kaşesi ile imzalanmıştır. Davalı tarafça işbu sözleşme kapsamında kısmi ödeme yapılmış ancak bakiye kalan miktar ödenmemiştir. Davacılar vekili, ... ... adıyla uzun yıllar aynı adreste faaliyet gösteren işletmenin davalıya devri nedeniyle peştamaliye sözleşmesi kapsamında alacaklı olduğunu iddia etmekte iken, davalı, ...

sözleşmesinin söz konu olmadığını, talep edilen tutarın hukuka ve ahlaka aykırı olduğunu savunmaktadır. Dava konusu ticari işletme davacıların ve dava dışı ...'ın ortağı ve yetkilisi olduğu .... Ltd. Şti. tarafından "..." ismiyle faaliyet göstermekte iken, davalının aynı adreste faaliyet göstermek için taşınmazı davadışı malikinden kiraladığı, aynı zamanda dava dışı şirket ile de 19.09.2012 tarihli sözleşmeyi imzaladığı anlaşılmaktadır. İşbu sözleşme altında .... Ltd. Şti.'nin yetkilisi ...'ın imzası ile şirket kaşesi de bulunduğu dikkate alındığında, sözleşmeyi esasen şirket adına imzaladığı, bu nedenle husumetin şirkete düştüğü, davacı gerçek kişilerin davada aktif husumetinin bulunmadığı gerekçesiyle, kararın davalı yararına bozulmasına" karar verilmiştir.

Dairemizin 24/04/2024 Tarih 2023/2456 Esas 2024/585 Karar sayılı ilamı ile; "Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/09/2023 tarih ve 2022/3029 Esas - 2023/5371 Karar sayılı bozma ilamında; davaya dayanak 19.09.2012 tarihli sözleşme altında .... Ltd. Şti. yetkilisi ...'ın imzası ile şirket kaşesinin de bulunduğu, bu nedenle sözleşmenin dava dışı şirket adına imzalandığı, bu nedenle davacı gerçek kişilerin işbu davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesine dayanılmış ise de, adı geçen dayanak 19.09.2012 tarihli sözleşmenin altında davalı ile dava dışı Cengiz ...'ın isim ve imzaları yer almakta olup, dava dışı şirketin kaşesi bulunmamaktadır. Bu nedenle Yargıtay bozma ilamının maddi hataya dayalı olduğu kanaatine varılmakla, bozma kararı usul ve yasaya uygun bulunmadığından, bozmaya konu kararda direnilmesine" karar verilmiştir.

Kararın davalı tarafça temyizi üzerine; Yargıtay HGK'nın 2025/11-39 esas, 2025/682 karar sayılı ilamı ile "taraflar  arasındaki 19.09.2012 tarihli sözleşmede dava dışı .... Ltd. Şti'nin kaşesi bulunmasa da, bu sözleşmenin ardından ve bu sözleşme ile bağlantılı olarak imzalanan 26.09.2012 ve 27.09.2012 tarihli sözleşmelerde bahsi geçen dava dışı şirket kaşesinin bulunduğu ve bu sözleşmelerin şirket yetkilisi ... tarafından imzalandığı, sözleşmelerde önceki sözleşmelere atıf yapıldığı gibi sözleşmelerin birbirleriyle bağlantılı olduğu ve sonraki sözleşmelerin 19.09.2012 tarihli sözleşmenin ifasına yönelik olduğu dikkate alındığında; dava dışı  şirketin 19.09.2012 tarihli sözleşmeye icazetinin bulunduğu ve bu sözleşmenin şirket ad ve hesabına yapıldığı kabul edilmelidir." denilerek direnme kararımız  bozulmuş, yasal zorunluluk nedeniyle bozma ilamına uyularak davanın aktif husumet yokluğundan reddine,davacıların takipde kötüniyetleri kanıtlanamadığından kötüniyet tazminatı talebinin reddine  karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/04/2019 Tarih 2018/843 Esas 2019/380 Karar sayılı kararın HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;

"Davanın aktif husumet yokluğundan reddine ,

Davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine ,

İlk derece yargılamasına  ilişkin olarak;

"Alınması gereken 732-TL karar harcının peşin yatırılan 17.452,85.-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 16.720,85-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine,

Davacılar tarafından yapılan yargı giderinin üzerlerinde bırakılmasına,

Davalı vekili için takdir olunan 45.000-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,"

Yatırılan 24.669-TL peşin istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde istek halinde davalıya iadesine,

Davacılar tarafından  istinaf ve temyiz aşamasında yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,

Davalı tarafından istinaf ve temyiz aşamasında yapılan 1.685,50-TL yargı giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,

Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,

Dair, duruşmalı yapılan inceleme neticesinde davacılar ... ve ... vekilinin ve davalı vekilinin  yüzüne karşı, diğer davacıların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde HMK’nun 361/1 maddesi gereği Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.  29/04/2026

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/358800 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.