Rehin hakkı sahibinin muvafakati olmadan aktif husumet ehliyeti değerlendirmesi
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2024/423 E. 2025/952 K. · · İlk derece: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminatkaldırıp gönderme (HMK 353/1-a)Kesin
★ EmsalZamanaşımıDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)usul emsali
Gerekçe özeti
Reasürans sözleşmesinin tarafı olmayıp brokerlik/aracılık faaliyeti yürüten kişilere, sözleşmeden doğan edimin ifasına ilişkin davada husumet yöneltilemez. Rehin hakkı (dain-i mürtehin) ile takyit edilmiş bir menfaatin sigortalanması halinde, sigorta tazminatı üzerinde rehin hakkı sahibinin hakkı devam eder ve sigortacı bu hak sahibinin muvafakati olmadan tazminatı sigortalıya ödeyemez; davacının aktif husumet ehliyeti kural olarak rehin hakkı sahibinin davaya muvafakatine bağlıdır. Ancak sigortacı tarafından rehin hakkı sahibine zaten ödeme yapılmış ve menfaati kalmamışsa, muvafakat aranmaksızın davacının aktif husumet ehliyeti kabul edilir. Davacının dava konusu alacağın hangi döneme ve hangi ödemelere ilişkin olduğunu somutlaştırmaması, iddia yükünün değil somutlaştırma yükünün ihlalidir ve mahkemece bu konuda kesin süre verilerek belgelerin istenmesi, sunulması halinde ise husumet ehliyetinin kabul edilerek uyuşmazlığın esasına (zamanaşımı dahil) geçilmesi gerekir; bu belirleme yapılmadan doğrudan aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddi hatalıdır.
Ele alınan sorunlar
Reasürans brokerlerine (sözleşmenin tarafı olmayan) husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği → ret
İddia: Davacı, broker sıfatındaki davalıların bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu nedenle kusurlu olduklarını ve tazminattan sorumlu olduklarını, mahkemenin pasif husumet ehliyeti bulunmadığı yönündeki değerlendirmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Sigorta/reasürans brokeri, sigorta veya reasürans sözleşmesi yaptırmak isteyenleri temsil ederek sözleşmenin hazırlık çalışmalarını yürütmeyi ve gerektiğinde sözleşmenin uygulanmasında veya tazminatın tahsilinde yardımcı olmayı meslek edinen kişidir; sözleşmenin tarafı değildir. Reasürans sözleşmesinin tarafları sigorta şirketi ile reasürans şirketidir ve sözleşmeden doğan borçları ifa ile yükümlü olanlar da bunlardır. Davacı, reasürans sözleşmesi uyarınca reasürörün ödemekle yükümlü olduğu tutarı ödemekten imtina ettiğini ileri sürerek dava açtığından, sözleşmenin tarafı olmayan brokere dava açılması mümkün değildir; bu davalıların eldeki davada husumet ehliyeti bulunmamaktadır. (BAM'ca yerinde görülen İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi gerekçesi)
Rehin hakkı sahibi (dain-i mürtehin) bankanın muvafakati olmadan davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı → kabul
İddia: Davacı, ödemelerin müvekkili şirket tarafından yapıldığını, dain-i mürtehin kaydının müvekkilinin alacaklı sıfatını değiştirmediğini belirterek aktif husumet ehliyetinin bulunmadığına hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: TTK'nın 1454. maddesi uyarınca sigorta ettiren üçüncü kişi menfaatine sigorta yaptırabilir ve sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir; sigortalı aksine sözleşme yoksa tazminatın ödenmesini isteyebilir ve dava edebilir. TTK'nın 1456. maddesine göre sınırlı ayni hak ile takyit edilmiş bir mal üzerindeki menfaat sigortalandığında, aksi öngörülmemişse sınırlı ayni hak sahibinin hakkı sigorta tazminatı üzerinde devam eder ve sigortacı, ayni hak sahibinin izni olmadıkça tazminatı sigortalıya ödeyemez. TMK'nın 879. maddesi gereğince sigorta tazminatının öncelikle rehin hakkı sahibine verilmesi veya açık muvafakatinin alınması gerekir; bu muvafakat davanın her aşamasında tamamlanabilir. Ancak sigortacı tarafından rehin hakkı sahibine ödeme yapılmışsa, menfaati kalmayan rehin hakkı sahibinin muvafakatinin aranmasına gerek yoktur. Davacı tarafça dava dışı rehin alacaklısı bankaya ödemeler yapıldığı ileri sürüldüğünden, davacı sigorta şirketince teminat altına alınan rizikolar kapsamında rehin hakkı sahibi bankaya ödeme yapılıp yapılmadığının belirlenmesi gerekir; ödeme yapılmışsa muvafakat aranmaksızın aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kabul edilmelidir. Davacı vekiline uyuşmazlık döneminin ve ödemelerin hangi dönemlere ilişkin olduğunu somutlaştırması için kesin süre verilmiş, ancak davacı vekili bu açıklamayı yapmaksızın okunması mümkün olmayan bir liste sunmuştur; somutlaştırma yükümlülüğü yerine getirilmemiştir. Dava dilekçesinde hiç vakıa gösterilmemesi ile vakıaların gösterilip yeterli açıklıkta sunulmaması ayrı değerlendirilmelidir; birincisi iddia yükünün, ikincisi somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesidir ve sonuçları farklıdır. Taraflarca getirilme ilkesi gereği dava malzemesinin getirilmesi taraflara aittir; kanunda öngörülen istisnalar dışında mahkemenin re'sen araştırma yapması mümkün değildir. Bu çerçevede davacının aktif husumet ehliyeti belirlenmeden davanın bu sebeple reddi doğru olmamış olup, davacı vekiline rehin alacaklısı bankaya yapılan ödeme belgelerini ve dayanaklarını ibraz etmesi için makul bir kesin süre verilmesi ve belgelerin sunulması halinde aktif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Zamanaşımı definin, aktif husumet ehliyeti belirlenmeden değerlendirilip değerlendirilemeyeceği → tartışılmadı
Gerekçe: 6102 sayılı TTK'nın 1420. maddesi (6762 sayılı TTK'nın 1268. maddesi) gereğince sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Davacının rehin alacaklısı bankaya yapılan ödeme belgelerini sunması halinde, davalılarca ileri sürülen zamanaşımı definin yerinde olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı alacağının hangi reasürörün sorumluluğu dahilinde kaldığı belirlenemediği gibi, zamanaşımı defi de bu belirsizlik nedeniyle incelenememektedir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Rehin hakkı ile takyit edilmiş sigorta menfaatlerinde, rehin hakkı sahibine ödeme yapılmışsa muvafakat aranmaksızın aktif husumet ehliyetinin kabul edilmesi gerektiği ve bu hususun somutlaştırma yükü çerçevesinde kesin süre verilerek araştırılması gerektiği yönündeki değerlendirme, benzer reasürans/rehin hakkı uyuşmazlıklarında bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 6102 sayılı TTK'nın 1420. maddesi (6762 sayılı TTK'nın 1268. maddesi) gereğince sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
- Dava şartı
- Rehin hakkı (dain-i mürtehin) ile takyit edilmiş sigorta menfaatlerinde, rehin hakkı sahibine ödeme yapılmamışsa davanın açılabilmesi için rehin hakkı sahibinin kayıtsız şartsız muvafakatinin bulunması gerekir; ödeme yapılmışsa bu şart aranmaz., Reasürans sözleşmesinin tarafı olmayıp yalnızca brokerlik/aracılık faaliyeti yürüten kişiler aleyhine sözleşmeden doğan edimin ifasına ilişkin dava açılamaz (husumet ehliyeti yokluğu).
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
husumet ehliyeti↗ reasürans sözleşmesi↗ reasürans brokeri↗ dain-i mürtehin↗ rehin hakkı sahibinin muvafakati↗ somutlaştırma yükü↗ iddia yükü↗ taraflarca getirilme ilkesi↗ zamanaşımı defi↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2024/423
KARAR NO 2025/952
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 23/11/2023
NUMARASI 2019/279 Esas 2023/823 Karar
DAVA
Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen)
DAVA TARİHİ 07/05/2019
İSTİNAF KARAR TARİHİ 12/06/2025
İlk derece mahkemesince verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkili sigorta şirketi ile davalılar arasında muhtelif tarihlerde sigorta reasürans sözleşmesi düzenlendiğini, ... Bankasının, banka müşterilerine verilen krediye istinaden müvekkili şirket adına sigorta poliçeleri tanzim ettiğini, bu poliçelere istinaden verilen teminatlar sebebiyle doğacak risklerin davalılarca düzenlenen reasürans sözleşmeleri ile reasürör olarak üstlenildiğini, müvekkilinin poliçe primlerini davalı ... şirketine aktardığını, müvekkilince sigortalılarına ödeme yapılarak meydana gelen hasar ve bu ödemelerin davalı ... şirketine mail ortamında bildirilerek hasar evraklarının kargo ile gönderildiğini, hasar mahsuplaşma işlemlerinin 2008-2015 vadeleri arasında düzenli olarak yapıldığını, ancak 2014 döneminin ortalarında hasar dosyalarının ve hasar ödemelerinin artması ve hasar miktarlarının, poliçe tahakkuklarını geçmesi sebebiyle poliçe primlerinin hasar dosyalarını karşılamaz hale geldiğini, bu aşamadan sonra reasürans sözleşmesinin doğası gereği riskleri üstlenen reasürör şirketlerin meydana gelen hasarları ödeme yükümlülüğü altına girdiğini, ancak müvekkili şirketin düzenli olarak hasar bildirimlerini yapmaya devam etmesi ve ödenen hasarları talep etmesine rağmen reasürans şirketlerince herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek, müvekkilince ödenen ve davalılarca karşılanmayan hasar dosyalarından doğan davalı ...
yönünden şimdilik 507.410,89-TL, davalı ... yönünden 301.866,42-TL ve davalı ... Sigorta yönünden 205.544,47-TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan sorumlulukları oranında müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
CEVAP
Davalı ... Sigorta vekili; müvekkili şirketin davaya konu reasürans sözleşmelerinin tarafı olmadığını, sözleşmelere ... şirketinin aracılık ettiğini, sözleşmelerin tarafının İngiltere'de kurulu bulunan ... Limited unvanlı şirket olduğunu, dava 2008-2015 yıllarında imzalanan reasürans sözleşmelerine dayalı olup müvekkili 2013 yılında faaliyete başladığından, sözleşmelerin tarafı olmasının fiilen imkansız olduğunu, müvekkilinin İngiltere'de kurulu bulunan ... Limited şirketinin iştiraki de olmadığını belirterek, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta vekili; davacı ile davalı ... arasında imzalanan reasürans protokollerinde ... Bankasının rehinli alacaklı sıfatıyla sigorta lehtarı olarak yer aldığını, sigortalı olan rehin hakkı sahibi olduğundan, müvekkilinden tazminat talep etme hakkının öncelikle rehin hakkı sahibine ait olduğunu, davacı ile müvekkili arasında imzalanmış bir sözleşme bulunmadığını, bu durumda davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gibi, müvekkili şirketin taraf olmadığı reasürans sözleşmeleri kapsamında müvekkili şirkete dava açma hakkının bulunmadığını, davacının 2008-2015 yılları arası tazminat talep ettiğini, bu nedenle TTK'nın 1420.
maddesi gereği zaman aşımına uğradığını, davacı ile davalı ... şirketi arasında ferdi kaza ve istem dışı işsizlik risklerine karşı kredi ödeme sigortası reasürans protokolü akdedildiğini, müvekkilinin bu protokolün tarafı olmadığını, ... şirketi ile müvekkili arasında ayrıca sözleşme düzenlenerek poliçe özel şartlarının belirlendiğini, sözleşme gereği müvekkilince reasürör sıfatıyla tazminat ödenmesinin ön koşulunun, reasürör primlerinin müvekkili şirkete aktarılmış olması ve akabinde tazminat ödemesi yapılan hasar bilgilerinin her ayın ilk 15 günü içinde broker tarafından bildirilmesi ve anılan taleplerin genel ve özel şartlar kapsamında teminat kapsamında kaldığının tespit edilmesi olduğunu, oysa dava dilekçesindeki tazminat talebinin hangi hasar dosyalarından kaynaklandığının, bildirimlerin ...
şirketine süresinde yapılıp yapılmadığının, ... şirketi tarafından da müvekkiline prim aktarımı ve süresinde ihbar yapılıp yapılmadığının anlaşılmadığını, bu nedenle davacının bu hususlarda somut beyanda bulunarak delillerini sunması gerektiğini, müvekkili temerrüde düşürülmediğinden ödeme tarihinden itibaren faiz talep edilemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta vekili; müvekkilinin davacı ile davalılar ... ve ... şirketleri arasında reasürans sözleşmelerinin hazırlık çalışmalarını yürüterek sözleşmelerin uygulanmasında veya tazminatın tahsilinde yardımcı olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin Sigortacılık Kanunu kapsamında reasürans brokerliği ve 6102 sayılı TTK kapsamında ise acentelik faaliyetinde bulunduğunu ve bu faaliyeti karşılığında komisyon ücretine hak kazandığını, aracılık faaliyetinde bulunan müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davanın 6102 sayılı TTK'nın 1420.
maddesi gereğince zaman aşımına uğradığını, müvekkili şirketin davacı tarafça yapılan geç bildirimlere rağmen davacının tazminat taleplerini ... Sigorta'ya bildirdiğini, ancak ... Sigorta tarafından poliçelerin zaman aşımına uğraması nedeniyle taleplerin reddedildiğini, taraflar arasında brokerlik hizmeti vermiş olan müvekkili şirketin, davacı tarafından zamanında ve usulüne uygun olarak yapılan tüm hasar taleplerini ilgili reasüröre aktardığını ve işbu aktarılan hasar talepleri akabinde davacı şirket ile ilgili reasürör arasında mutabakata varılması hususunda yardımcı olduğunu, müvekkilinin faaliyetini yerine getirdiğini ve bir kusurunun bulunmadığını, davacı ile davalı ... arasında yapılan mahsuplaşma sonrası düzenlenen ibranameler bulunduğunu, dolaysıyla davanın ibra nedeniyle de reddinin gerektiğini, davacı şirketin iddia ettiği ödenmeyen bedellerin bir kısmının zamanında veya hiç bildirmediği hasarlar, diğer kısmının ise poliçe teminatında yer almayan bedeller olduğunu, davacının müvekkiline ve reasürör şirketlere zamanında ve usulüne uygun bildirimde bulunmadığını, davacı tarafından bildirilen hasar listesinden halihazırda ödenmiş ve mahsup edilmiş meblağların olduğunu, dava açılmış olan hususlar için dava masrafının talep edildiğini, ancak bunun ilgili poliçe teminatı kapsamında olmadığının tespit edildiğini ve işbu hususların hasar listesinden çıkarılması yönünde karar alındığını, bu karar üzerine müvekkili şirketçe davacı tarafından gönderilen hasar bildirimlerinin yer aldığı listenin incelendiğini, 21.02.2018 tarihinde yapılan hasar bildirimlerine ilişkin olarak 29.000-TL'nin davacının hesabına ödendiğini, bununla birlikte müvekkili şirketçe yapılan incelemede ilgili poliçenin azami miktarının 19.999-TL olmasına rağmen 30.000-TL bedelli bir hasar talebi olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla müvekkili şirketçe davacı şirkete işbu bedelin ödenmeyeceğinin bildirildiğini, zira davacının kendi kusurundan kaynaklı olarak sigortalıya ödeme yaptığını, davacının hasar başvurularını ...
ve ...'ya iletip onay almadan sigortalıya ödeme yapmasının doğru olmadığını, 30.03.2018 tarihinde müvekkili şirketçe incelenmiş olan hasar listesinin davalı reasürör ...‘ye iletildiğini, davalı sigorta şirketinin müvekkiline projenin 2016 yılında sona erdiğini, o günden bu zamana mezkur hasarların ihbarının yapılmadığını, 2015 yılında mutabakat yapıldığı için geriye dönük herhangi bir ödeme olmadığını, iletilen listede salt zaman aşımına uğramamış 2016 yılı hasarlarına ilişkin evrakların iletilmesi akabinde 18.463,95-TL ödeme yapılabileceğini bildirdiğini, ancak davacı bu hususta müvekkiline herhangi bir evrak iletmediğinden işbu ödemenin gerçekleştirilmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece; dosyada bulunan sözleşmelere göre 01.02.2011-01.02.2012, 01.02.2013-01.02.2014, 01.03.2015-01.03.2016 tarihleri arasında geçerli olmak üzere yapılan ferdi kaza ve istem dışı işsizlik risklerine karşı kredi ödeme sigortası reasürans protokolleri bakımından davacı ... Sigorta'nın (... Sigorta) sedan, ... Sigorta'nın reasürör, ...'nin ise reasürans brokeri sıfatına sahip olduğu, alınan bilirkişi raporlarına göre davalı ... Sigorta ile ... Sigorta'nın davacı ... Sigorta ile ... arasında kurulan reasürans sözleşmelerinde, reasürans brokeri olarak yer aldıkları, Sigortacılık Kanununun 2/1 maddesi hükmüne göre brokerin, sigorta veya reasürans sözleşmesi yaptırmak isteyenleri temsil ederek, sözleşmelerin akdinden önceki hazırlık çalışmalarını yürütmeyi ve gerektiğinde sözleşmelerin uygulanmasında veya tazminatın tahsilinde yardımcı olmayı meslek edinen kişi şeklinde tanımlandığı, sigorta/reasürans brokerinin, sözleşmenin tarafı değil, sözleşmenin yapılmasına aracılık eden kişi olduğu, Türk hukukunda sigorta/reasürans sözleşmelerine aracılık eden meslek gruplarının acente ve brokerler olduğu, bunların sigorta/reasürans sözleşmesinin tarafı olmadıkları, reasürans sözleşmesinin taraflarının, sigorta şirketi ve reasürans şirketi (reasürör) olduğu, sözleşmeden doğan borçları ifa ile yükümlü olanların sigorta/reasürans şirketleri olduğu, davacının, reasürans sözleşmesi uyarınca reasürörün ödemekle yükümlü olduğu tutarı ödemekten imtina ettiğini ileri sürerek dava açtığı, brokere dava açılması söz konusu olmadığından, adı geçen davalıların eldeki davada husumet ehliyeti bulunmadığı sonucuna varıldığı, davalı ...
Sigortanın ise reasürans sözleşmesinin tarafı ve reasürans sözleşmesinden doğan edimlerin borçlusu olduğu, ancak söz konusu reasürans anlaşmalarında sigorta ettirenin ... olarak gösterildiği, nitekim dava dışı ... ile kredi sözleşmesi yaparak bireysel kredi kullanan müşterilerin ... Sigorta tarafından sigortalandığı, protokolde yer verilen “sigorta ettiren” ibaresiyle ... ile ... Sigorta arasındaki söz konusu ilişkiye atıfta bulunulduğu, ... Sigorta'nın (... Sigorta) sedan olarak belirlendiği, sedan şirketin, sigorta sözleşmesiyle üstlendiği riskin bir kısmını veya tamamını başka bir şirkete devreden sigortacıyı ifade ettiği, reasürans anlaşmalarının ... Sigorta (sedan şirket) ile ... Sigorta (reasürör) arasında yapıldığı,...
Sigorta'nın, yaptığı reasürans anlaşması ile sigorta ettiği menfaatleri ... Sigorta'ya tekrar sigorta ettirmeyi amaçladığı, dava dışı ... Bankasının dain-i mürtehin olarak belirlendiği, dain- i mürtehin olan bankanın muvafakatının alınması ve bu muvafakatın kayıtsız şartsız olmasının, aksi takdirde istemin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesinin, Yargıtay kararları doğrultusunda kabul edilen bir uygulama olduğu, davadan önce dain-i mürtehin ... Bankasından onay alındığına dair herhangi bir belge sunulmadığı, mahkemece ... Bankasına davaya muvafakati olup olmadığının sorulduğu, ancak bankaca müzekkere içeriğine uygun bilgi verilmediği, bu nedenle sigorta brokeri olan davalılar ... Sigorta ile ...
Sigorta'nın davada pasif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı, dain-i mürtehin olan dava dışı bankanın kayıtsız şartsız muvafakatının alınmaması nedeniyle, davalı ... Sigorta yönünden ise davacının aktif husumet ehliyetinin bulanmadığı gerekçesiyle, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili; davalılar ile müvekkili şirket arasında muhtelif tarihlerde reasürans sözleşmeleri düzenlendiğini, ... Bankası AŞ. tarafından banka müşterilerine verilen krediye istinaden, müvekkili şirket adına sigorta poliçeleri düzenlendiği, davalıların reasürans sözleşmesine istinaden poliçelere istinaden verilen teminatlar nedeniyle oluşan riskler reasürör olarak üstlendiğini, bu nedenle mahkemenin ... ve ... Sigorta'nın davada pasif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı yönünde yapılan değerlendirmenin hukuka aykırı olduğunu, reasürans sözleşmelerine istinaden tanzim edilen poliçeler bulunmakta olup, hasar meydana gelmesi üzerine davalılardan talepte bulunulmasına rağmen, reasürans şirketleri tarafından söz konusu hasarlara ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalılar tarafından müvekkiline ödenmeyen tutar 507.410,89-TL olup bu tutardan tüm davalıların müteselsilen sorumlu olduğunu, bilirkişiler tarafından alacağın eksik hesaplandığını, ...'nin broker şirket olması sebebiyle ilgili hasar bildirimlerini reasüröre ilettiğini, brokerin, reasürör ve şirket arasında mutabakat sağlanmasına aracılık ettiğini, ödenmesi gereken prim ve sigorta bedelini ilgili şirkete ilettiğini ve tüm bu aracılık işlemlerinden prim aldığını, bu davalının bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediği için kusurlu olduğunu ve kusurundan dolayı tazminattan sorumluluğu doğduğunu, ancak davalı tarafça bildirimlerin tam ve zamanında yapıldığına dair delil sunulmadığını, bu aşamada ilgili bildirimlerin yapıldığı yazışmaların tespit edilmesi gerekirken, itirazları doğrultusunda herhangi bir inceleme yapılmayarak eksik incelemeye dayalı karar verildiğini, bilirkişi raporlarında da tespit edildiği üzere ...
Sigorta'nın reasürans sözleşmesinin tarafı olduğunu, ilgili protokolde ... Sigorta'nın sedan şirket, davalı ... Sigorta'nın reasürans brokeri, ... Sigorta'nın ise reasürör sıfatına sahip olduğunu,müvekkilinin aktif husumet ehliyetinin bulunmadığına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece ticari defter incelemesi yapılmadığını, sundukları delillere rağmen itirazları doğrultusunda ek rapor alınmadığını, mahkemece ... Bankasına yazılan müzekkerenin dava ile bir ilgisinin bulunmamasının yanı sıra, eksik inceleme ile karar verildiğini, ödemeler müvekkili şirket tarafından yapılmakta olup, dain-i mürtehin kaydının müvekkilinin alacaklı sıfatını değiştirmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, reasürans sözleşmesinden kaynaklanan hasar bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı tarafça; ... Bankası'nın kredi müşterileri müvekkilince sigortalanmış olup, bu poliçelere istinaden verilen teminatlar sebebiyle doğacak risklerin davalılar ile düzenlenen reasürans sözleşmeleri doğrultusunda davalılarca reasürör olarak üstlenildiği, ilgili protokollerle teminat altına alınan hasarların bildirilmesine rağmen davalılarca ödeme yapılmadığı ileri sürülerek işbu dava açılmış olup, mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davalı ... Sigorta ile ... Sigorta'nın davacı ... Sigorta ile davalı ... Sigorta arasında kurulan reasürans sözleşmelerinde broker olarak yer aldıkları, bu nedenle tarafı bulunmadıkları sözleşmeden dolayı kendilerine husumet yöneltilemeyeceği, davalı ...
Sigortanın ise reasürans sözleşmesinin tarafı borçlusu olduğu, ancak sözleşmelerde dava dışı ... Bankasının dain-i mürtehin olarak belirlendiği, dain-i mürtehin davaya muvafakat etmediğinden davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Somut olayda; taraflar arasında dava dışı ... Bankası'ndan kredi kullanan müşterilerin, temin edilen risklerinin gerçekleşmesi neticesinde davacı ... Sigorta'nın (... Sigorta) ödemekle yükümlü olduğu hasarların teminat kapsam ve limitleri dahilinde tazmin edilmesi amacıyla muhtelif ferdi kaza ve işsizlik risklerine karşı kredi ödeme sigortası reasürans protokolleri akdedildiği, protokollerde davacının sedan şirket, davalı ...
Sigorta'nın reasürör, dava dışı ... (...) Sigorta'nın sigorta ettiren ve davalı ... şirketinin reasürans brokeri olarak yer aldığı, ayrıca dava dışı ... Bankası'nın dain-i mürtehin olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmelerde; sigortalı bilgilerinin her ayın sonunda en geç ilgili ayı takip ayın 15'ine kadar reasürans brokerine bildirileceği, bildirimi takip eden 3. ayda ise tahakkuk eden toplam reasürans priminin reasüröre ödeneceği, broker tarafından alınacak hasar bildirimlerinin her ayın sonunu takiben ilk 15 gün içinde yapılacağı, hasar ödemelerinin ise reasürans prim ödemesini takiben 5 gün içinde yapılacağı düzenlenmiştir. Davacı tarafça sunulan yabancı dilde düzenlenen belgelerin Türkçe tercümelerinde ise ...
Limited logo ve adının yer aldığı, ilgili metinlerde reasürans şirketlerinin ve sorumluluk oranlarının gösterildiği görülmektedir. Reasürans protokollerinde rehin alacaklısı olarak ... Bankası gösterilmiş olup, dava öncesinde rehin alacaklısının davaya kayıtsız şartsız muvafakat ettiğine dair bir belge sunulmamıştır. Yargılama sırasında da mahkemece rehin alacaklısına davaya muvafakat edip etmedikleri hususunda yazılar yazılmışsa da, rehin alacaklısı tarafından, yazı konusunun banka ile ilgisi olmadığı belirtilerek davacı sigorta şirketine yönlendirildiği, mahkemece ikinci kez yazılan yazıya da, yazıya cevap verilemediği şeklinde cevap verildiği anlaşılmaktadır. TTK'nın 1454. maddesi uyarınca;
sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir. Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir. Yine aynı yasanın 1456. maddesine göre; sınırlı ayni hak ile takyit edilmiş bir mal üzerindeki, malike ait menfaat sigortalandığı takdirde, kanunda aksi öngörülmemişse, sınırlı ayni hak sahibinin hakkı sigorta tazminatı üzerinde de devam eder. Sigortacıya, mal üzerinde sınırlı ayni hak bulunduğu bildirildiği takdirde, ayni hak sahiplerinin izni bulunmadıkça, sigortacı sigorta tazminatını sigortalıya ödeyemez. Ayni hakkın sicille alenileştiği veya sigortacının bunu bildiği durumlarda bildirime gerek yoktur.
4721 sayılı TMK'nın 879. maddesi gereğince de, sigorta tazminatının öncelikle rehin hakkı sahibine verilmesi veya açık muvafakatının alınması gerekmektedir. Rehin hakkı sahibi tarafından verilen muvafakat davanın her aşamasında tamamlanabilecektir. Ancak sigortacı tarafından rehin hakkı sahibine ödeme yapılmışsa, menfaati kalmayan rehin hakkı sahibinin davaya muvafakatinin aranmasına gerek yoktur. Bu kapsamda somut olayda da davacı tarafça, dava dışı rehin alacaklısı bankaya ödemeler yapıldığı ileri sürülmüş olmakla, davacı sigorta şirketince teminat altına alınan rizikolar kapsamında dava dışı rehin hakkı sahibi bankaya davacı tarafından ödeme yapılıp yapılmadığının belirlenmesi gerekmekte olup, davacı tarafından ödeme yapılmış ise rehin hakkı sahibinin muvafakatinin aranmasına gerek olmaksızın davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda 1.2.2011-2012/1.2.2013-2014/1.3.2015-2016 tarihleri arasında ...
şirketinin reasürör sıfatını haiz olduğu ,alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tesbit edilebilmesi için alacağın muaccel olduğu tarihin belirlenmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine davacı vekiline 19.1.2023 tarihli oturumda davacı vekiline tazminat taleplerinin hangi zaman aralığına ait olduğunu ,hangi alacak kaleminin ne zaman muaccel olduğu hususlarında iki haftalık kesin mehil verilmesi üzerine davacı vekili ; davacı vekilince uyuşmazlık dönemi ve bankaya yapılan ödemelerin hangi dönemlere ilişkin olduğu hususlarında herhangi bir açıklama yapılmaksızın, delil olarak 2011 yılından itibaren yapılan hasar ödemelerine ilişkin okunması da mümkün olmayan bir liste sunulmuştur. Eldeki davada dava dilekçesinde davacı vekilince hasar mahsuplaşma işlemlerinin 2008-2015 vadeleri arasında düzenli olarak yapıldığı, ancak 2014 döneminin ortalarından itibaren müvekkiline ödeme yapılmadığı belirtilmiş ise de, reasürör tarafından ödenmeyen alacaklarının hangi poliçeye ait olduğunun mahkemece 75 klasörden evraklarının incelenerek bulunması mahkemeden ve bilirkişilerden talep edilmektedir.Nitekim alınan rapor ve ek rapora rağmen bir sonuç alınamamıştır.
Uyuşmazlığın hangi döneme ilişkin olduğu ve uyuşmazlık konusu edilen dönemde dava dışı rehin alacaklısı bankaya ödeme yapılıp yapılmadığı hususu açıklanmadığı gibi, buna ilişkin herhangi bir delil de sunulmamıştır. Bu suretle mahkemece verilen kesin süreye rağmen davacı tarafça somutlaştırma yükümlülüğü yerine getirilmemiştir. 6100 sayılı HMK'nın 119/1 e ve f bentlerinde, vakıaların ve delillerin gösterilmesi aslında dilekçenin iki unsuru olarak belirtilmiştir. Dava dilekçesinde hiç vakıa gösterilmemesi ile belirli vakıaları gösterip bunların somut ve açık olmaması hallerini birbirinden ayırt etmek gerekir. Zira birincisi iddia yükünün yerine getirilmemesi iken diğeri somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesi olup, her ikisinin sonucu ve yaptırımı ayrı düşünülmelidir.
Davacının vakıaları hiç belirtmemesi veya hiçbir delile dayanmaması ile bunları yeterli açıklıkta ve bağlantılı şekilde göstermemesi arasında bir ayırım yapılmalıdır. Zira davacının göstermediği bir vakıanın veya delilin araştırılması ya da dikkate alınması ancak re'sen araştırma ilkesinin uygulanması durumunda olduğu gibi, kanunda öngörülen istisnalar söz konusuysa mümkündür. Kanundaki istisnalar dışında böyle bir yola gidilmesi 25. maddede gösterilen taraflarca getirilmesi ilkesine aykırı olacaktır.Taraflarca getirilme ilkesine göre, dava malzemesinin, yani vakıaların ve delillerin getirilmesi işi taraflara aittir. Medeni yargılama hukuku, özündeki özel hukuktaki hakların yerine getirilmesini amaçladığı için, tarafların haklarını ararken de aktif olmaları ve kendi iddialarını, bunların dayanaklarını ve delillerini getirmeleri -kural olarak- gerekli ve zorunludur...
Davacının hiç bir vakıa ileri sürmemesi demek, aslında iddia yükünü yerine getirmemek demektir. Davacının maddi meseleye ilişkin olup bir hukuk normunun aradığı koşul ve vakıalara karşılık gelen olaya ilişkin somut vakıaların varlığını mahkemeye bildirmesi, ileri sürmesi, iddia yükü olarak ifade edilmektedir. İddia yüküne, kısaca tarafın talebini haklı kılacak hukuk kuralının gerektirdiği temel maddi vakıaları mahkeme önüne getirme yükü de diyebiliriz (Prof. Dr. Muhammed Özekes, Dava Dilekçelerinde Eksiklikler Halinde Yapılması Gereken İşler...). Bu halde ; davacı vekiline müvekkilinin rehin alacaklısı bankaya yaptığı ancak davalılardan alamadığı hasar bedellerine ilişkin ödeme belgelerini ve dayanaklarını ibraz etmesi için makul bir kesin süre verilerek, belgelerin sunulması halinde davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekir.
Davalı ... Sigorta ile ... tarafından süresinde zaman aşımı defi ileri sürülmüştür. Somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 1420. (6762 sayılı TTK'nın 1268) maddesi gereğince, sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Davacının yukarıda belirtilen ödeme belgelerini sunması halinde davalılarca ileri sürülen zamanaşımı definin yerinde olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı alacağı hangi reasürörün sorumluluğu dahilinde kaldığı belirlenemediği gibi , zamanaşımı defi de incelenememektedir. Açıklanan nedenlerle;davacı vekiline ihtilafsız döneme ait ödemeler ayrıştırılarak rehin alacaklısı bankaya yapılan ödeme belgelerini sunması bakımından yeniden makul bir kesin süre verilerek,sunulması halinde aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre dosya kapsamının değerlendirilmesi gerekir.Davacının aktif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığı belirlenmeden davanın bu sebeble reddi doğru olmamıştır .Uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanıp değerlendirilmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/11/2023 Tarih 2019/279 Esas 2023/823 Karar sayılı kararın HMK'nun 353(1)a-6 gereği KALDIRILMASINA; "Dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine" Davacı tarafından yatırılan 8.700-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.12/06/2025
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/31625 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi