6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Haciz sırasında imzalatılan bonoda ikrah (korkutma) iddiasının reddi

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2023/466 E. 2025/1609 K. · · İlk derece: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Menfi tespit / İstirdatistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Kıymetli evrak (kambiyo)Bono

Gerekçe özeti

Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla (ikrah) yapılan sözleşmelerde TBK 38 uyarınca korkutmanın varlığının kabulü için, bu hak/yetkiyi kullanacağını açıklayan tarafın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması gerekir. Alacaklının kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında kanuni hak ve yetkisini kullanarak haciz işlemi yapması sırasında borçlu sıfatı bulunmayan bir kişiden alınan senet/protokol bedeli, takip konusu asıl alacağa oranla aşırı ölçüde yüksek değilse, aşırı menfaat sağlandığından söz edilemez ve ikrah olgusu ispatlanmış sayılmaz. Haciz tutanağına geçirilen maddi vakıaların ayrıca araştırılmaması eksik tahkikat oluşturmaz; davacının yakın akrabası olan tanıkların beyanları da tarafsızlık zafiyeti nedeniyle ikrah iddiasının ispatında dikkate alınmaz.

Ele alınan sorunlar

Bono ve protokolün ikrah (korkutma) altında imzalandığı iddiasının ispatı → ret

İddia: Davacı vekili, müvekkilinin borçlu olmadığı bir icra dosyasından haciz baskısı ve tehdidi altında protokol ve bonoları imzaladığını, kızının fenalaşmasına rağmen alacaklı vekilinin haciz işlemine devam ettiğini, bu nedenle senedin ikrah altında imzalandığını ve senetle bağlı olmadığının tespiti gerektiğini, ayrıca gösterilen delillerin toplanmadığını/değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: TBK 38. maddesi uyarınca korkutmanın varlığının kabulü için, bir hak veya kanundan doğan yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapılmışsa, bu hak/yetkiyi kullanacağını açıklayan tarafın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması gerekir. Somut olayda davacının borçlu sıfatı bulunmamakla birlikte, haciz mahallinde asıl borçluya ait evrak, kimlik fotokopisi, ödeme emri tebligatları ve ödenmiş senetlerin bulunduğu, su aboneliğinin asıl borçlu adına olduğu, davacının çocukları için borcu kabul ettiğini beyan ettiği haciz tutanağında sabittir; tutanağa geçirilen bu maddi vakıanın ayrıca araştırılmaması eksik tahkikat oluşturmaz. Alacaklının kesinleşmiş icra takibi kapsamında (asıl alacak 112.747-TL) kanundan kaynaklanan hak ve yetkisini kullandığı açıktır. Davacıdan alınan toplam 140.000-TL'lik senet bedeli, günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücüne göre takip başlangıcı (ferileri hariç 112.747-TL) ile kıyaslandığında, alacaklının aşırı bir menfaat sağladığından söz edilemez. Borçlu sıfatı bulunmayan ancak borçluya ait evrakın bulunduğu evde ikamet eden davacıya karşı kanundan kaynaklanan cebri icra hak ve yetkisini kullanan davalının aşırı menfaat elde etmediği de dikkate alındığında, protokol ve bononun ikrah altında imzalandığının kabulü mümkün değildir. Davacının çocukları olan ve bu nedenle tarafsız olmayan tanıkların beyanlarının davacı lehine değerlendirilmemesi de yerindedir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Haciz işlemi sırasında alacaklının kanundan doğan cebri icra hak ve yetkisini kullanmasının TBK 38 anlamında korkutma sayılabilmesi için 'aşırı menfaat sağlama' unsurunun nasıl değerlendirileceğine (alınan senet bedeli ile takip konusu asıl alacağın karşılaştırılması yoluyla) ilişkin somut bir uygulama örneği sunduğundan, benzer haciz sırasında imzalatılan senet/protokol uyuşmazlıklarında yol gösterici niteliktedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ikrah (korkutma) menfi tespit bono İİK 72/2 kanundan doğan hak ve yetkinin kullanılması aşırı menfaat şartı haciz tutanağının ispat gücü tanık beyanının tarafsızlığı

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 38TBK 39

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/466

KARAR NO 2025/1609

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 11/01/2023

NUMARASI 2022/168 Esas - 2023/30 Karar

DAVA

Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ 04/03/2022

İSTİNAF KARAR TARİHİ 14/10/2025

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin Milas ilçesinde kızı ile birlikte ikamet ettiğini, ... kredisi ve kendi çabaları ile açtığı cafe restoranın geliri ile kendisinin ve kızının geçimini sağlamaya çalıştığını, davalı banka tarafından müvekkilinin halen boşanma davası süren ve yaklaşık 2 yıldır fiilen ayrı olduğu eşi ...'nın borçlusu olduğu İstanbul 12. İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyasından hacze gelindiğini, müvekkilinin borçlusu olmadığı bir dosyadan haciz tehdidi ile protokol ve 2 adet bonoya imza attığını,müvekkilinin "borçlu olmadığım halde çocuklarım için borcu kabullendim" dediğinin yazıldığını, müvekkilinin kızının fenalaşmasına karşın davalı banka vekilinin haciz işlemini sürdürdüğünü, borçlunun müvekkilinin gerek evine gerekse işletmesine, koruma kararı nedeniyle gelemediğini, senetlerden ilkinin tarihi görüleceği üzere haciz tarihinden bir gün sonra yani işbu davanın açıldığı tarih olarak belirlendiğini, davalı bankanın müvekkilinin senetlerin takibe konulması öncesinde herhangi bir dava açmasını yahut tedbir kararı almasının önüne geçmek amacı ile kötü niyetli hareket ettiğini belirterek 04/03/2022 vade tarihli 03/03/2022 düzenleme tarihli 40.000-TL bedelli ve 25/03/2022 vade tarihli 100.000-TL bedelli 2 adet bono nedeniyle borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili ;dava şartı arabuluculuğa başvurulmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin alacağının tahsili amacıyla İstanbul 12. İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyası ile borçlu aleyhine başlatılan takipte borçluya çıkartılan ödeme emrinde yazılı adreste haciz uygulandığı, davacı ile borçlunun adreslerinin aynı olduğu, davacı borçlunun eşi olduğu, haciz mahalinde borçluya ait birçok resmi evrak bulunduğunu, davaya konu bononun davacı tarafından kendi rızası ile verildiğini belirterek davanın reddini, davacı aleyhine %20’den aşağı olmamak kaydı ile kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; davacı tarafından imzalanan 03.03.2022 tarihli protokol ile davacının, eşinin borçlusu bulunduğu icra takibine konu borcu, protokol gereği düzenlenen bonolar tutarı kadar üstlenerek ödemeyi taahhüt ettiği,bonoların da bu protokol kapsamında düzenlendiğini, davacı tarafça bonoların haciz sırasında haciz tehdidi ve baskısı altında imzalatıldığının ileri sürüldüğü, haciz tutanağında, haciz yapılan adreste dava dışı borçluya ait bir çok belge bulunduğu (su faturası, kimlik fotokopisi, ödeme emri, fatura koçanı, makbuz vs), davacının tehdit edildiğini ve davacıya baskı yapıldığına dair tutanakta bir ibare bulunmadığını, 03.03.2022 tarihli protokolde ise icra dosyasındaki borç için tarafların uyuşmazlığa konu bonoları düzenleyerek anlaştıkları, protokol tarihi itibariyle alınan bonoların miktar itibariyle uyumlu olduğunu, davacının haciz tehdidi ve baskısı iddialarına yönelik dinlenen tanıkların davacının çocukları olup tarafsız olmadıklarını, haciz tutanağının aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olduğu gözetildiğinde, davaya konu bonoların hukuka aykırı şekilde alındığı yönündeki iddiaların ispatlanamadığını, bononun kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi taahüdünü içeren, mücerret (soyut) bir borç ilişkisini ifade eden kambiyo senedi vasfı da dikkate alındığında ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili; müvekkilinin asıl borçlu olan eşiyle Milas Aile Mahkemesi'nin 2021/726 Esas, 2022/659 Karar sayılı kararı ile boşandığını, kararın 19.10.2022 tarihinde kesinleştiğini, evde dava dışı borçluya ait herhangi bir şey bulunmadığını, eski eşinin borcuna istinaden baskı ve tehdit ile borcun üstlendirildiği davacı müvekkilinin kızı haciz esnasında kalp rahatsızlığı olması nedeniyle o gün rahatsızlandığını ve ambulans ile hastaneye kaldırılması üzerine alacaklı vekili de davacı müvekkilinin kızı ile hastaneye gitmesine müsade etmemiş olup, ancak alacaklı vekilinin elindeki senedi imzaladığı zaman kızı ile gidebileceğini belirtmesi üzerine, müvekkilide bir anne olarak hiç düşünmeden zorunlu bir şekilde alacaklı vekilinin haciz baskısı ve tehdidi ile imzalamak zorunda kaldığını, zorunlu olarak davacının çocuklarının tanık olarak dinlendiğini, davacının evinde yabancı bir 3.

kimsenin olması beklenemeyeceği akrabalık durumunun tanık beyanının değerinin hükümden düşürülemeyeceğini haciz tehdidi ve baskısı ile müvekkiline davaya konu senedin imzalatılmasından dolayı alacaklı vekili şikayet edilmiş ve bu husus yerel mahkemede beyan edildiği, bu hususun araştırılmadığını, borcu mecburen ödediğinden davanın istirdat davasına döndüğü bile beyan edilmesine rağmen alacaklı vekilinin ödemeleri icra dairesine bildirilmediği de üstüne basa basa söylenmesine rağmen bu hususun da araştırılmadığını gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmadan kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlendiğini, kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında karar verilerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Davaya konu bonoların haciz baskısı altında zorla verildiği ileri sürülerek İİK nın 72/2 maddesine dayalı bonolar nedeniyle borçlu olmadığının tesbiti istemine ilişkindir.Davacı vekili, bu protokol ve senetlerin baskı altında imzalandığını, müvekkilinin böyle bir protokol düzenleme ve senet tanzim etme iradesinin bulunmadığını iddia etmiştir. 6098 sayılı TBK nın 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.” düzenlemesini, 39.

maddesi ise, “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” düzenlemesini içermektedir.Somut olayda; davacı tarafından, ikrah hukuki nedenine dayalı olarak senedin geçersiz olduğu ileri sürülmüş ise de davacının borçlu sıfatı olmadığı gibi Milas ilçesinde haciz mahallinde alınan beyanında kendisinin bu evde ikamet etmediği annesiyle birlikte yaşadığı; evde çocuklarının yaşadığını; adreste icra müdürü tarafından yapılan araştırmada asıl borçlu adına düzenlenmiş ödenmiş senetler, kimlik fotokopisi, ödeme emri tebligatları bulunduğu, su aboneliğinin asıl borçlu adına devam ettiği;

davacının çocukları için borcu kabul ettiğini ve davacının kızının fenalaşarak ambulans çağrıldığı, adreste davalı alacaklı vekilinin haciz işlemine devam ettiği tutanakta yazılıdır.Haciz tutanağına geçirilen maddi vakıanın ayrıca araştırılmamış olması eksik tahkikat değildir. Daha önce asıl borçlunun aynı adreste ikamet ettiği,evde davacının da ikamet etmediği beyan edilmiştir.Adrese borçlu için haciz işlemi yapılmak üzere gidilmiş olup, kesinleşen İstanbul 22 İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyada takip başlangıcı 112.747-TL olup, yapılan icra işlemleri nedeniyle davalı alacaklının kanundan kaynaklanan hakkını ve yetkiyi kullandığı açıktır. TBK'nın 38. maddesinde bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağına dair korkutmanın varlığının kabul edilebilmesi için korkutan tarafından diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması gerektiği düzenlenmiştir.Somut olayda ise davacıdan toplamda 140.000-TL senet alınmış olup günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücüne göre takip başlangıcı ferileri hariç 112.747-TL borç için alınan 140.000-TL lik senet nedeniyle davalının aşırı bir menfaat sağladığından söz edilmesi mümkün değildir.

Bu halde borçlu sıfatı bulunmayan davacının kendisinin ikamet etmediği ancak borçluya ait kıymetli evrak vs bulunan evde kanundan kaynaklanan cebri icra hak ve yetkisini kullanan davalının aşırı bir menfaat elde etmesinin de söz konusu olmadığı dikkate alındığında dava konusu borç protokolü ve bononun ikrah altında imzalandığının kabulü mümkün değildir.Dinlenen tanıkların yakınlık nedeniyle davacı lehine değerlendirilmemesi yerindedir. Davacının bahsi geçen bono ve protokolle borcu üstlendiği, somut olayda ikrah olgusunun da gerçekleşmediği anlaşıldığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle; mahkemece davanın reddine ilişkin kararda isabetsizlik olmadığından istinaf nedenleri yerinde olmayan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 435,50-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 14/10/2025

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/284805 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.