6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Hisse devri sonrası eski ortaktan alacak iddiasının ispat edilememesi

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/548 E. 2019/341 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptaliistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Kıymetli evrak (kambiyo)Çek

Gerekçe özeti

Şirket ortaklığından hisse devri yoluyla ayrılan kişiye yöneltilen alacak iddialarında, hisse devir sözleşmesinde ayrılan ortağın sorumluluğunun sona erdiğine dair açık bir hüküm bulunmaması, alacağın ayrıca ispatlanması gerekliliğini ortadan kaldırmaz; borç kaydına dayanak belge sunulmaması, imzasız tediye makbuzlarının ispat aracı olarak kabul edilmemesi ve çekin ödeme aracı olma niteliğine aykırı yorumların itibar görmemesi nedeniyle alacak iddiası ispat edilemez. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde görülmeyen belgelere dayalı tanık dinletme talepleri de reddedilir. Ayrıca, icra takibinde haksız çıkılmış olması tek başına kötüniyet tazminatı için yeterli değildir; kötüniyetin ayrıca ispatlanması gerekir.

Ele alınan sorunlar

Ortaklıktan ayrılan davalının borç kayıtlarına dayalı alacak iddiasının ispatı → ret

İddia: Davacı, davalının şirket ortağı olduğu dönemde şirketten usulsüz nakit tahsilatlar yaptığını, muavin defter kayıtlarına göre 2.185.361,30-TL borçlu olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini istemiştir.

Gerekçe: Hisse Devir Sözleşmesinde davalının hissesini devretmesi nedeniyle şirkete olan sorumluluğunun sona erdiği yönünde bir hüküm bulunmadığından davacının alacak iddiasının doğruluğu araştırılmıştır. Davacı şirketin ticari defterleri ve sunulan belgeler incelenmiş, davalı adına toplam 2.185.361,30-TL borç kaydı bulunduğu görülmüş ise de bu tutarların dayanağı olan belgeler sunulmamıştır. Dolayısıyla alacak iddiası ispat edilememiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

İmzasız tediye makbuzlarının ispat gücü → ret

İddia: Davacı, tediye makbuzlarında imza bulunmamasının belgelerin görmezden gelinmesini gerektirmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sunulan tediye makbuzlarında davalı imzası bulunmadığı taraflarca da kabul edildiğinden, bu makbuzların ispata yarar belge olarak kabulü mümkün değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

500.000-TL bedelli çekin niteliği ve davacının iddiasına itibar edilmemesi → ret

İddia: Davacı, hisse devrinden sonra davalıya ödenen 500.000-TL bedelli çekin bilirkişilerce incelenmediğini, çekin davalı tarafından tahsil edildiğinin açık olduğunu ve hisse devir sözleşmesine konu edilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Çek kural olarak bir ödeme aracıdır. Davalı, çekin davacı şirketin kendisine olan borcuna karşılık verildiğini ileri sürmüştür. Davacının, bu çekin sermaye artırımına ilişkin borç nedeniyle düzenlendiği yönündeki iddiası, çekin hukuki vasfına ve hayatın olağan akışına uygun olmadığından itibar edilmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Adat faiz geliri açıklamalı faturaya dayalı alacak iddiası → ret

İddia: Davacı, 2014 yılı cari hesabında yer alan 226746 nolu 37.628,67-TL bedelli 04/05/2014 tarihli faturanın incelemeye tabi tutulmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Fatura ekinde sunulan tabloda yer alan ödemelerin davalıya yapıldığına dair dayanak belge sunulmadığından, bu faturaya yönelik alacak iddiası ispat edilememiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Sermaye artırım borcu iddiası → ret

İddia: Davacı, davalının 112.000-TL sermaye artırım borcunu inkar ettiğini, davalının sermaye artırım kararında imzası bulunduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacı şirket kayıtlarında yapılan inceleme sonucu davalının sermaye borcu olmadığı açık bir şekilde tespit edilmiştir. Kaldı ki hisse devir sözleşmesinde davalının davacı şirketten olan ancak feragat edilen sermayeye bağlı alacağından söz edilmektedir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Tediye makbuzlarına ilişkin tanık dinletme talebi → ret

İddia: Davacı, şirket ortaklarının kardeş olması ve makbuzların yazılı delil başlangıcı niteliğinde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacı şirket ortağı dava dışı kişi davanın tarafı olmadığından ve sunulan tediye makbuzları yazılı delil başlangıcı vasfında görülmediğinden, tediye makbuzları ile yapılan ödemelere ilişkin tanık dinletme talebi haklı görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Yeniden bilirkişi raporu alınması talebi → ret

İddia: Davacı, yeni bir heyetten rapor alınması gerektiğini, bu taleplerinin haksız olarak reddedildiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kötüniyet tazminatı talebi → ret

İddia: Davalı, davacının alacak talebinin dayanaksız olduğunu bildiği halde kötüniyetli olarak icra takibi başlattığını ileri sürerek kötüniyet tazminatı talep etmiştir.

Gerekçe: Davacının icra takibinde haksız olduğu kabul edilebilir ise de kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden kötüniyet tazminatı koşulları oluşmamıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Şirket ortaklığından hisse devri yoluyla ayrılan kişiden alacak talebinde, borç kaydına dayanak belge bulunmaması ve imzasız tediye makbuzlarının ispat gücünün bulunmaması ile çekin ödeme aracı niteliğine ilişkin değerlendirme yönünden emsal niteliktedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
itirazın iptali ispat yükü yazılı delil başlangıcı bileşik ikrar kötüniyet tazminatı hisse devri muavin defter

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/548

KARAR NO 2019/341

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 23/11/2017

NUMARASI 2015/497 E.-2017/980 K.

DAVA

İtirazın İptali

İSTİNAF KARAR TARİHİ 14/03/2019

İlk derece mahkemesince davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili, davalı, müvekkili şirketin eski ortağı iken 01/12/2014 tarihinde şirketteki hissesini devrederek ayrıldığını, ancak ortak olduğu dönemde müvekkili şirket şubelerinden asılsız gerekçelerle nakit tahsilatlar yaptığını,mağazadan POS cihazı marifetiyle tahsil olunan şirket gelirlerinin dahi davalı tarafından şirket merkezine ödenmediğini, davalının 112.000-TL sermaye artırım borcunu da inkar ettiğini, davalıya ödenen kâr payları ile sermaye düzeltmeden kaynaklı olumlu farkların 10/03/2014 tarihli muavin defter kaydı ile davalı lehine olarak borcundan mahsup edildiğini, davalının müvekkili şirkete 2.185.361,30-TL borçlu olduğunu, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davacı şirketin ortağı ve müvekkilinin kardeşi olan dava dışı ... şirketle ilgili usulsüz işlemler yaptığını, müvekkiline ortaklıktan doğan hiçbir hakkını kullandırmadığını ve bu durumun zamanla arttığını, hatta müvekkilinin davalı hakkında müdürlük görevini kötüye kullandığından bahisle azli talebiyle dava açtığını, sonunda tarafların aralarındaki ticari ilişkiyi 28/11/2014 tarihli noter sözleşmesi ile karşılıklık hisse ve şube devirleri ile sona erdirdiklerini, buna göre müvekkilinin davacı şirketteki hissesini dava dışı ... devredeceğini,... ise davacı şirketin şubesi olan ... müvekkiline devredeceğini, tarafların bu devir ile ibralaştıklarını, dolayısıyla davacının alacak iddiasının haksız olduğunu savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı şirkette ortak olan ... ve ...'in kardeş oldukları, davalının 28/11/2014 tarihinde düzenlenen hisse devir sözleşmesi ile ortaklıktan ayrıldığı, davalı ortaklıktan ayrıldıktan sonra davacı şirket tarafından başlatılan icra takibinin dayanağı belgelerin muavin defter kaydı ile tediye makbuzları olduğu, ancak bu makbuzlarda ödemeyi aldığı iddia edilen davalının imzasının bulunmadığı, şirket kayıtlarının birbirini tutmadığı, alacak tutarının ispata muhtaç kaldığı, davalının raporda sözü edilen 500.000- TL'lik çekin kendisine borç olarak değil 28/11/2014 tarihli anlaşma kapsamında verildiğini savunduğu, bu beyanın bileşik ikrar niteliğinde olup bölünmesinin mümkün olmadığı, dolayısyla davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Davalıya 16/03/2015 tarihli 500.000- TL bedelli ödemenin bankadan yapıldığını, bu tahsilata ilişkin bilirkişilerce inceleme yapılmadığını, çekin davacı şirket tarafından davalı namına düzenlendiğini, dolayısıyla çekin davalı tarafından tahsil edildiğinin açık olduğunu, bu çekin hisse devir sözleşmesine konu edilmediğini,2-11/12/2009 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayımlanan sermaye artırım borcu sabitken bu borcun hesaplamaya dahil edilmemesinin doğru olmadığını, davalının sermaye artırım kararında imzası olduğunu,3-Yeni bir heyetten rapor alınması zorunlu iken taleplerinin haksız olarak reddedildiğini, 4-2014 yılı cari hesabında yer alan 226746 nolu 37.628,67- TL bedelli 04/05/2014 tarihli faturanın da incelemeye tabi tutulmadığını, sırf tediye makbuzlarında imza yok diye var olan belgelerin de görmezden gelinmesinin doğru olmadığını, 5-Tediye makbuzları ile yapılan ödemelere ilişkin, hem şirket ortaklarının kardeş olması hem de belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olması nedeniyle tanık dinletme taleplerinin kabulünün gerektiğini, 6-Davalıya ödenen kar paylarının ve sermaye düzeltmeden kaynaklı olumlu farkların 10/03/2014 tarihli muavin defter kaydı ile davalının lehine olarak borcundan mahsup edildiğini, bu durumun da incelenmediğini belirterek hükmün kaldırılmasını istemiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;davacının alacak talebinin dayanak belgesi olmadığını bildiğini, bunu 28/11/2014 tarihli resmi belge ile de kabul ettiğini, ancak kötüniyetli olarak alacak talebinde bulunduğunu belirterek kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine ilişkin kısım yönünden hükmün kaldırılmasını istemiştir.

GEREKÇE

Dava, şirket hissesini devreden ortaktan, şirket alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı şirket sicil kayıtları incelendiğinde, davacı şirket ortağı olan davalının, şirketin 01/12/2014 tarihli kararı ile hissesini diğer ortağa devrederek ortaklıktan ayrldığı, ortaklıktan ayrılmadan önce temsilci sıfatının bulunmadığı görülmüştür.Öncelikle davacı şirket tarafından kabul edildiği anlaşılan 22/11/2018 tarihli Hisse Devir Sözleşmesinde, davalının hissesini devretmiş olması nedeniyle şirkete olan sorumluluğunun sona erdiği yönünde bir hüküm yer almadığından davacının alacak iddiasının doğru olup olmadığının tespiti gerekir.Davacı iddialarının değerlendirilmesi için davacı şirketin uyuşmazlık konusu yıllar olan 2012-2014 yıllarına ait ticari defterleri ve sunulan belgeler incelenmiş ve buna göre davalı adına toplam 2.185.361,30-TL borç kaydı bulunduğu görülmüş ise de, davalı adına borç kaydedilen tutarların dayanağı olan belgelerin sunulmadığı görülmüştür.

Sunulan tediye makbuzlarında ise davalı imzası olmadığı tarafların kabulünde olup bu makbuzların ispata yarar belge olarak kabulü mümkün değildir.Davacı taraf bilirkişi raporu ve ek raporuna itiraz dilekçesinde özellikle hisse devrinden sonra 16/03/2015 tarihinde davalıya bedeli ödenen keşidecisi davacı şirket, lehdarı davalı olan 16/03/2015 tarihli 500.000-TL bedelli çek, 2014 yılı cari hesapta yer alan 226746 nolu 37.628,67- TL bedelli 04/05/2014 tarihli fatura ve 112.000-TL sermaye artırım borcundan söz ederek yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep etmiştir.Öncelikle çek kural olarak bir ödeme aracıdır, davalı çekin davacı şirketin kendisine olan borcuna karşılık verildiğini ileri sürmüştür, bu durumda davacının, bu çekin davalıya sermaye artırımına ilişkin olarak verilen borç nedeniyle düzenlendiği yönündeki, çekin hukuki vasfına ve hayatın olağan akışına uygun olmayan iddiasına itibar edilmemiştir.

Öte yandan 226746 nolu 37.628,67- TL bedelli 04/05/2014 tarihli faturanın “Adat Faiz Geliri” açıklamalı bir fatura olduğu görülmüştür, ancak bilirkişi ek raporunda da belirtildiği üzere bu faturanın ekinde sunulan tabloda yer alan ödemelerin davalıya yapıldığına dair dayanak belge sunulmamıştır. Dolayısıyla bu faturaya yönelik alacak iddiası da ispat edilememiştir. Davalının sermaye artırım borcuna ilişkin iddiaya gelince; davacı şirket kayıtlarında yapılan inceleme sonucu davalının sermaye borcu olmadığı açık bir şekilde tespit edilmiştir. Kaldı ki hisse devir sözleşmesinde davalının davacı şirketten olan ancak feragat edilen sermayeye bağlı alacağından söz edilmektedir.Davacı şirket ortağı dava dışı ...

davanın tarafı olmadığından ve sunulan tediye makbuzları yazılı delil başlangıcı vasfında görülmediğinden, davacı tarafın tediye makbuzları ile yapılan ödemelere ilişkin tanık dinletme talebi de haklı görülmemiştir.O halde davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiş olup, ilk derece mahkemesince davanın reddi yönünde verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Davalının istinafına gelince; davacının icra takibinde haksız olduğu kabul edilebilir ise de kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden kötüniyet tazminatı koşulları oluşmamış olup, davalının tazminat talebi de yerinde görülmemiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularını ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinden alınması gereken 44,40- TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 31,40- TL harcın mahsubu ile bakiye 13- TL’nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,Davalı vekilinden alınması gereken 44,40- TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 31,40- TL harcın mahsubu ile bakiye 13- TL’nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına. Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

14/03/2019

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/273614 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

1. inceleme

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/1757 E. 2020/5000 K. · Onandı

İmzasız tediye makbuzları ispata yaramaz; ödeme aracı çek borç ikrarı sayılmaz

Gerekçe özeti

Borç dayanağı belgeler sunulmadıkça ve tediye makbuzlarında borçlunun imzası bulunmadıkça alacak ispat edilemez; imzasız makbuz yazılı delil başlangıcı sayılmadığından tanıkla ispat da mümkün değildir. Ödeme aracı olan çek başlı başına borç ikrarı sayılmaz. Takipte haksızlık kötüniyet için yeterli olmayıp kötüniyetin ayrıca ispatı gerekir.

Emsal değeri

İmzasız tediye makbuzlarının ispat değeri, çekin borç ikrarı sayılmaması ve kötüniyet tazminatı koşulları bakımından emsaldir.

Kavramlar: ispat yükü tediye makbuzu yazılı delil başlangıcı çekin ödeme aracı olması bileşik ikrar kötüniyet tazminatı

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2019/1757 E.  ,  2020/5000 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 23.11.2017 tarih ve 2015/497 E- 2017/980 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 14.03.2019 tarih ve 2018/548 E- 2019/341 K. sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 10.11.2020 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.

Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalının müvekkili şirketin eski ortağı iken 01.12.2014 tarihinde hissesini devrederek ayrıldığını, ancak ortak olduğu dönemde müvekkili şirket şubelerinden asılsız gerekçelerle nakit tahsilatlar yaptığını, mağazadan POS cihazı marifetiyle tahsil olunan şirket gelirlerinin dahi davalı tarafından şirkete ödenmediğini, davalının 112.000.-TL sermaye artırım borcunu da inkar ettiğini, davalıya ödenen kâr payları ile sermaye düzeltmeden kaynaklı olumlu farkların 10.03.2014 tarihli muavin defter kaydı ile davalı lehine olarak borcundan mahsup edildiğini, davalının müvekkili şirkete 2.185.361,30 TL borçlu olduğunu, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı şirketin ortağı ve müvekkilinin kardeşi olan dava dışı ...’in şirketle ilgili usulsüz işlemler yaptığını, müvekkiline ortaklıktan doğan hiçbir hakkını kullandırmadığını, tarafların aralarındaki ticari ilişkiyi 28.11.2014 tarihli noter sözleşmesi ile karşılıklık hisse ve şube devirleri ile sona erdirdiklerini, buna göre müvekkilinin davacı şirketteki hissesini dava dışı ...’e devredeceğini, ...’in ise davacı şirketin şubesi olan Yayla Tim Mağazasını müvekkiline devredeceğini, tarafların bu devir ile ibralaştıklarını, dolayısıyla davacının alacak iddiasının haksız olduğunu savunarak, davanın reddini savunmuş ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

İlk derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirkette ortak olan ... ve ...'in kardeş oldukları, davalının 28.11.2014 tarihinde düzenlenen hisse devir sözleşmesi ile ortaklıktan ayrıldığı, davalı ortaklıktan ayrıldıktan sonra davacı şirket tarafından başlatılan icra takibinin dayanağı belgelerin muavin defter kaydı ile tediye makbuzları olduğu ancak, bu makbuzlarda ödemeyi aldığı iddia edilen davalının imzasının bulunmadığı, şirket kayıtlarının birbirini tutmadığı, alacak tutarının ispata muhtaç kaldığı, davalının raporda sözü edilen 500.000.- TL'lik çekin kendisine borç olarak değil 28.11.2014 tarihli anlaşma kapsamında verildiğini savunduğu, bu beyanın bileşik ikrar niteliğinde olup bölünmesinin mümkün olmadığı, dolayısyla davanın ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.

İstinaf Mahkemesi'nce iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin uyuşmazlık konusu yıllar olan 2012-2014 yıllarına ait ticari defterleri ve sunulan belgeler incelenmesi ile davalı adına toplam 2.185.361,30 TL borç kaydı bulunduğu görülmüş ise de, davalı adına borç kaydedilen tutarların dayanağı olan belgelerin sunulmadığı, tediye makbuzlarında ise davalı imzası olmadığından bu makbuzların ispata yarar belge olarak kabul edilemeyeceği, çekin kural olarak bir ödeme aracı olup, davalının dava konusu yapılan çekin davacı şirketin kendisine olan borcuna karşılık verildiğini savunduğu, bu durumda davacının, bu çekin davalıya sermaye artırımına ilişkin olarak verilen borç nedeniyle düzenlendiği yönündeki, çekin hukuki vasfına ve hayatın olağan akışına uygun olmayan iddiasına itibar edilmediği, öte yandan 226746 nolu, 37.628,67 TL bedelli, 04.05.2014 tarihli faturanın “Adat Faiz Geliri” açıklamalı bir fatura olduğu ancak, bu faturanın ekinde sunulan tabloda yer alan ödemelerin davalıya yapıldığına dair dayanak belge sunulmadığından bu faturaya yönelik alacak iddiasının da ispat edilemediği, davacı şirket kayıtlarında yapılan inceleme sonucu davalının sermaye borcu olmadığının da tespit edildiği, kaldı ki hisse devir sözleşmesinde davalının davacı şirketten olan ancak feragat edilen sermayeye bağlı alacağından söz edildiği, davacı şirket ortağı dava dışı ...

davanın tarafı olmadığından ve sunulan tediye makbuzları yazılı delil başlangıcı vasfında görülmediğinden, davacı tarafın tediye makbuzları ile yapılan ödemelere ilişkin tanık dinletme talebinin de haklı görülmediği, davacının icra takibinde haksız olduğu kabul edilebilir ise de kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden kötüniyet tazminatı koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvuralarının esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesi'nce verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi'nce esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi'nce verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 12.11.2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

2. inceleme

Karar düzeltme istemi reddedildi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/4766 E. 2022/1232 K. · Karar düzeltme istemi reddedildi

BAM kararı temyizi üzerine verilen Yargıtay kararına karşı karar düzeltme yolunun kapalılığı

Gerekçe özeti

Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra bu mahkemelerce verilen kararların temyizi üzerine Yargıtayca verilen kararlara karşı karar düzeltme yolu kapalıdır; HMK'da bu yolda bir düzenleme bulunmadığından karar düzeltme dilekçesi reddedilir.

Emsal değeri

20.07.2016 sonrası BAM kararlarının temyizi üzerine verilen Yargıtay kararlarına karşı karar düzeltme yolunun bulunmadığı yönünden Yargıtay içtihadı niteliğindedir.

Kavramlar: karar düzeltme temyiz Bölge Adliye Mahkemesi geçiş hükmü

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/4766 E.  ,  2022/1232 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 14.03.2019 gün ve 2018/548 - 2019/341 sayılı kararı onayan Daire'nin 12.11.2020 gün ve 2019/1757 - 2020/5000 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş olmakla, tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesinin 2. fıkrasında; Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz başvurusunda bulunulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı düzenlemesine yer verilmiş olup, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra anılan mahkemelerce verilen kararların temyizi üzerine Yargıtayca tesis edilen kararlar hakkında Hukuk Muhakemeleri Kanununda karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır.

Somut olayda; Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/497 E., 2017/980 K. sayılı kararına karşı taraf vekillerince istinaf talebinde bulunulduğu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 14.03.2019 tarihli ve 2018/548-2019/341 K. sayılı kararı ile; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine, Dairemizin 12.11.2020 tarihli ve 2019/1757 E., 2020/5000 K. sayılı ilâmı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onandığı anlaşılmaktadır.

Davacı vekili tarafından onama kararının tebliği üzerine karar düzeltme talebinde bulunulmuş ise de, yukarıda da açıklandığı üzere, Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyizi üzerine Yargıtayca verilen kararlar hakkında karar düzeltme yoluna gidilmesi mümkün olmadığından, bu yöndeki dilekçenin reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda yazılı nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltmeye ilişkin dilekçesinin REDDİNE,ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 24/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İnceleme seyri: Onandı → Karar düzeltme istemi reddedildi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.