Kefilin imzasız kaldığı zeyilname sonrası sözleşme süresinden sorumluluğu
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1182 E. 2019/948 K. · · İlk derece: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık
★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)
Gerekçe özeti
Bir sözleşmeye kefil olarak imza atan kişinin sorumluluğu, kendi imzasının bulunduğu sözleşme metninin süresiyle sınırlıdır; sözleşme süresini uzatan sonraki bir zeyilnamede kefilin imzası yoksa, kefil bu uzatılmış süreye ilişkin borçlardan sorumlu tutulamaz ve kefaletin sona erdiği tarihten sonra doğan alacaklardan (cezai şart, kâr kaybı) sorumlu değildir. Kefilin şirket yöneticisi sıfatıyla süre uzatımından haberdar olması, sözleşmelerin nisbiliği ilkesi karşısında bu sonucu değiştirmez. Ayrıca yasal süresinde cevap dilekçesi sunulmadan sonradan ileri sürülen yetki, derdestlik ve zamanaşımı itirazları dinlenmez; istinaf incelemesi de dava konusu ile ilgisi bulunmayan hususlara yönelik sebeplerle sınırlı olarak genişletilemez.
Ele alınan sorunlar
Kefilin sorumluluğunun zeyilname ile uzatılan sözleşme süresine yayılıp yayılmadığı → ret
İddia: Davacı vekili, davalı ...'in Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi'nin 24. maddesi uyarınca şirket yöneticisi/kefil sıfatıyla tüm borçlardan müteselsil sorumlu olduğunu, sözleşmelerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve sözleşmenin 31. maddesi gereği süre uzatımına ilişkin fesih bildirimi yapılmadığından kefilliğin devam ettiğini ileri sürerek davanın kefil yönünden de kabulünü istemiştir.
Gerekçe: 07.06.2004 tarihli Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi 1 yıl süreli olup davalı kefil ... tarafından bu sözleşme kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Sözleşme süresini 10.12.2004 tarihinden itibaren 5 yıl uzatan Zeyilname'de ise davalı kefilin imzası bulunmamaktadır. Bu değişiklikle belirsiz süreli sözleşme belirli süreli hale dönüştürülmüş ve sözleşmenin 10.12.2009'da sona ermesi kararlaştırılmıştır. Davalı kefilin imzası bulunan sözleşme 1 yıl süreli olduğundan, kefilin sorumluluğu 07.06.2005 tarihi itibariyle sona ermiştir. Aynı sözleşmeye dayalı başka bir davada Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin kararında da, asıl sözleşmenin süresinin sona ermesiyle kefilin sorumluluğunun bittiği, zeyilnamede kefil imzası bulunmadığından takip konusu borcun kefalet süresinin sona ermesinden sonra doğduğu tespit edilmiştir. Davacının, kefilin şirket yöneticisi sıfatıyla süre uzatımından haberdar olduğu yönündeki itirazı da sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereği yerinde görülmemiştir. 07.06.2004-07.06.2005 tarihleri arasındaki ürün alım taahhüdüne aykırılıktan doğan cezai şart alacağından kefilin sorumlu olabileceği düşünülse de, bu döneme ilişkin eksik alıma dair bir ihtara veya şerhli faturaya rastlanmadığından davalı kefilin bu husustaki itirazı da haklı bulunmuştur. Diğer cezai şart ve kâr kaybı talepleri ise kefaletin sona erdiği dönemden sonrasına ilişkindir. Bu nedenle davalı kefilin dava konusu cezai şart ve kâr kaybı alacağından sorumlu olmadığı sonucuna varılmış, ilk derece mahkemesinin davalı kefile yönelik davanın reddi kararında isabetsizlik görülmemiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Davalı şirketin yasal süre dışında ileri sürdüğü yetki, derdestlik ve zamanaşımı itirazları → ret
İddia: Davalı şirket vekili, mahkemenin yetkisiz olduğunu, Aydın mahkemelerinin yetkili bulunduğunu, Aydın Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki dava nedeniyle derdestlik itirazı olduğunu ve zamanaşımı def'inin dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalı şirket vekili yasal sürede cevap dilekçesi sunmamış olduğundan, yetki ve derdestlik (o tarihte dava şartı olmayan) ilk itirazları yerinde görülmemiş, yargılama sırasında ileri sürülmeyen zamanaşımı def'i de haklı bulunmamıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Davalı şirketin dava konusuyla ilgisiz istinaf sebepleri (teminat mektubu ve intifa hakkı süresi) → ret
İddia: Davalı şirket vekili, teminat mektuplarının protokol uyarınca alındığını ve başka bir sebeple paraya çevrilemeyeceğini, intifa hakkı şerhinin de değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalı şirket vekilinin esasa yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde, bunların iş bu davada verilen karara yönelik olmadığı, davanın konusu olmayan teminat mektubu ve intifa süresine ilişkin bulunduğu, bu davada hükmedilen cezai şart ve kâr kaybı alacağına yönelik hiçbir istinaf sebebi ileri sürülmediği, kamu düzenine ilişkin olup re'sen dikkate alınacak bir husus da bulunmadığı görülmüş, dolayısıyla bu istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kefilin sorumluluğunun kendi imza attığı sözleşme metninin süresiyle sınırlı olduğu, sonraki bir zeyilname ile yapılan süre uzatımına kefilin imzasının bulunmaması halinde bu uzatılan döneme ilişkin borçlardan sorumlu tutulamayacağı yönündeki tespit, kefalet sözleşmelerinin yorumu bakımından emsal niteliktedir.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- derdestlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kefalet↗ sözleşmelerin nisbiliği ilkesi↗ zeyilname↗ cezai şart↗ kâr kaybı↗ derdestlik↗ zamanaşımı def'i↗ belirli süreli sözleşme↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2018/1182
KARAR NO 2019/948
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 20/03/2018
NUMARASI 2009/1035 E.- 2018/246 K.
DAVA
Tazminat (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ 04/07/2019
Davanın kısmen kabulune yönelik olarak verilen hükmün davacı vekili ve davalı şirket vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili, taraflar arasında 07.06.2004 tarihli Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi ve aynı tarihli Protokol ile 26.05.2004 tarihli Ariyet ve Emanet Sözleşmesi akdedildiğini, ayrıca 10.12.2004 tarihinde 07.06.2004 tarihinde imzalanan Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesine ilişkin Zeyilname imzalandığını,bu zeyilname ile sözleşme süresinin 5 yıl süre ile uzatıldığını, davalının 10.12.2009 tarihinde sona erecek sözleşmeyi 03.07.2009 tarihli yazısı ile 07.09.2009 tarihi itibariyle sona erecek şekilde feshettiğini bildirdiğini, feshin haksız olduğunu, bayilik sözleşmesi ve protokolün 2.maddesi uyarınca davalı şirketin her yıl belirli miktarda akaryakıt ve madeni yağ satmayı aksi halde cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, ancak sözleşmenin yürürlük süresince bu taahhüdüne uymadığını, bu nedenle 22.377-USD cezai şart alacakları olduğunu, yine sözleşmenin 27.1 maddesi uyarınca sözleşmenin ihlali nedeniyle 10.000-USD cezai şart alacağı olduğunu, aynı madde uyarınca kar kaybı taleplerinin de olduğunu, zira müvekkilinin sözleşmenin 10.12.2009 tarihine kadar devam edeceği inancıyla bölgede başka bir istasyona yatırım yapma gereği duymadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 32.377-USD cezai şart alacağının ödeme günündeki Merkez bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının 07.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faiziyle, şimdilik 5.000-TL kar kaybı alacağını 07.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 03.03.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile, 5.000-TL olan kar kaybı alacağı taleplerini 24.803,12-TL olarak ıslah ettiklerini bildirmiştir.
CEVAP
Davalı şirket vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını,Aydın Ticaret mahkemelerinin yetkili olduğunu, zira müvekkili ikametgahı Aydın olduğu gibi sözleşmeye konu işyerinin de Aydın’da bulunduğunu , ayrıca aynı konu hakkında Aydın Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/575 E. sayılı dosyası üzerinden devam eden dava olması nedeniyle derdestlik itirazları olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.Davalı ... vekili yasal sürede davaya cevap vermemiş, 26.06.2014 havale tarihli dilekçesinde müvekkili yönünden sözleşmenin 07.06.2015 tarihinde sona erdiğini, müvekkilinin bir sorumluluğunun bulunmadığını, hesaplamaların da hatalı olduğunu belirtmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraflar arasındaki 07/06/2004 tarihli sözleşmenin süresinin 1 yıl olduğu, ancak daha sonra bağıtlanan 10.12.2004 tarihli Zeyilnamede sözleşme süresinin zeyilname tarihinden itibaren 5 yıl olarak uzatıldığı, zeyilname gereğince 07/06/2004 tarihli sözleşmenin tüm maddelerinin aynen kalarak kabul edildiği , buna göre sözleşmenin 10.12.2009 tarihinde sona ereceği,ancak davalı şirketin sözleşmeyi süresinden önce vekili aracılığıyla haklı bir neden bildirmeksizin 03/07/2009 tarihli ihtarname ile fesih ettiğini bildirdiği, davalı şirketin bu şekilde sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, buna göre davacının sözleşmenin 27.1 maddesi uyarınca 10.000-USD cezai şart ve 3 aylık kar kaybı 24.803,12-TL’yi talep edebileceği, yine Protokolün 2.maddesi uyarınca taahhüt edilen tonaj ihlalinden kaynaklanan cezai şart alacağının 22.377 USD olduğu, öte yandan davacı alacağının dayanağı 10.12.2004 tarihli zeyilname olup Yargıtay 19 Hukuk dairesinin 19.02.2016 tarihli kararı ile "Taraflar arasında düzenlenen ve davalı ...
kefalet imzasını taşıyan sözleşme 07.06.2004 tarihlidir. Daha sonra düzenlenen ve süre uzatımını içeren zeyilnamede ise davalı ... imzası bulunmamaktadır." şeklindeki maddi vakıa tespitinin mahkemeyi bağlayacağı, dolayısıyla davalı kefil ... yönünden açılan davanın haksız olduğu gerekçesiyle davanın davalı ... yönünden reddine, diğer davalı ....Sanayi ve Tic. Ltd Şti yönünden 24.803,12 TL kar kaybı alacağının 07/09/2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle davalıdan alınıp davacıya verilmesine,32.377 USD cezai şart alacağının 07/09/2009 tarihinden itibaren USD ye uygulanan en yüksek faiz ile birlikte ödeme günündeki TC. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinde TL 'ye çevrilerek davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1- İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2012/190 E. ve 2014/206 K. sayılı dosyası incelendiğinde de görüleceği üzere, söz konusu dosyanın müvekkilinin davalılardan cari hesap ve vade farkı alacaklarına ilişkin itirazın iptali davası olduğunu, oysa bu dava konusu cezai şart ve kar mahrumiyeti taleplerinin taraflar arasında imzalanan 10.12.2004 tarihli Zeyilname’den kaynaklanmadığını, huzurdaki davadaki taleplerinin taraflar arasında imzalanan 07.06.2004 tarihli Akaryakıt İstasyonu İşletmesi Sözleşmesi’nden kaynaklandığını, dolayısıyla Yargıtay bozma ilamının huzurdaki dava açısından herhangi bir geçerliliğinin bulunmadığını, Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi’nin 24.3. maddesi uyarınca davalı ...
davalı şirket ile müvekkili arasındaki ticari ilişkiden doğan ve doğacak tüm borçlardan müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak sorumlu olduğunu, yine 24.4. maddesi uyarınca davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin ve müdürlerinin de, taraflar arasındaki bayilik ilişkisi devam ettiği müddetçe davalı şirket ile birlikte müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduklarını, 24.5. maddesi uyarınca davalı kefilin taraflar arasındaki bayilik ilişkisinden doğan hak, yetki, yükümlülükleri ile davalı şirketin hisselerini müvekkil şirketten yazılı izin almaksızın başkasına devredemeyeceğini kabul ettiğini,24.6. maddesinde, davalı kefilin bayilik ilişkisinden doğan haklarını, yükümlülüklerini, yetkilerini ve/veya davalı şirketin hisselerini başkasına devretmesi halinde, davalı şirketin bayilik ilişkisinden doğan vadeli ve vadesiz tüm borçlarının muaccel hale geleceğinin ve davalı kefilden tahsil edileceğinin kabul edildiğini, Protokol’ün 1.
maddesinde, Protokol’ün Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi ile bağlantılı olduğunun belirtildiğini, Zeyilname’nin de aynı Sözleşme ile bağlantılı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmelerin tüm maddelerinin yorumlanmasından tüm sözleşmeler arasında bağlantı olduğu ve dolayısıyla tüm sözleşmelerden doğan borçlardan davalı kefilin de sorumlu olduğu sonucuna ulaşıldığını, 2-07.06.2004 tarihli Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi’nin 31. maddesi uyarınca sözleşmenin taraflarca sözleşme bitiminden 3 ay önce yazılı olarak feshedilmemesi halinde, sözleşmenin aynı şartlarla devam edeceğini, dolayısıyla davalı ...’in müvekkil ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkiden doğan tüm borçlar açısından sorumluluğu, bu sözleşmeye dayanmakta olup sözleşme tarihinin bitiminden 3 ay öncesinde tarafların sözleşmenin feshine ilişkin herhangi bir beyanları olmadığından davalı ...’in kefilliğinin geçerli olduğunu belirterek davanın ...
yönünden de kabulünü istemiştir.Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1- Mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, Aydın Mahkemelerinin yetkili olduğunu, zira sözleşmeye konu işyeri Aydın’da olduğu gibi müvekkili ikametgahının da Aydın olduğunu,2-Derdestlik itirazlarının olduğunu, Aydın Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/575 E. sayılı davası ile bu davanın konusu ve taraflarının aynı olduğunu,3-Zamanaşımı definin dikkate alınması gerektiğini,4-Davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere 10.12.2004 tarihli zeyilname ve esasını teşkil eden önceki sözleşme hükümlerinin bittiğini, çekilen ihtar ile önceden bildirmek suretiyle fesih hakkının kullanıldığını ve davalıya bildirimde bulunulduğunu, sözleşme hükümleri bitmekle sözleşmeye dayalı tüm mahrumiyet ve kısıtlamaların da sona erdiğini, intifa hakkı şerhinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, ancak mahkemece bu hususlar dikkate alınmadan karar verildiğini, teminat mektuplarının taraflar arasındaki protokol uyarınca alındığını ve başka bir sebeple paraya çevrilemeyeceğini, davalının temin konusu meblağın %10’u gibi bir tutar için tüm mektupların paraya çevrilmesi talebinde bulunduğunu, bu hususlar incelenmeden karar verildiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiği ve asgari alım taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart ve kâr kaybı alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı şirkete yönelik davanın ıslah edilen haliyle kabulüne, davalı kefil ... yönelik davanın reddine karar verilmiştir. Davacı ile davalı şirket arasında akdedilen 07.06.2004 tarihli Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmenin 31.maddesinde sözleşmenin 1 yıl süreli olduğu, sözleşmenin bitim süresinden 3 ay önce tarafların yazılı bildirimde bulunmamaları halinde kendiliğinden bir yıl yenilenmiş sayılacağı düzenlenmiş, bu sözleşme davalı .... tarafından kefil sıfatıyla imzalanmıştır.
”07.06.2004 tarihinde imzalanan Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesine Zeyilname” başlıklı belgede ise, sözleşme süresinin 10.12.2004 tarihinden itibaren 5 yıl süre ile uzatıldığı, sözleşmenin değiştirilmeyen maddelerinin aynen kaldığı düzenlenmiş olup iş bu belgede ise davalı ...’in kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı görülmüştür. Bu değişiklikle belirsiz süreli olan sözleşme belirli süreli sözleşmeye dönüştürülmüş, buna göre 07.06.2004 tarihli sözleşmenin 10.12.2004 tarihinden itibaren 5 yılın sonunda yani 10.12.2009 tarihinde sona ermesi kararlaştırılmıştır. Bu durumda davalı kefilin imzası olan sözleşme 1 yıl süreli olduğundan 07.06.2005 tarihi itibariyle davalı kefilin sorumluluğu sona ermiştir.
Nitekim aynı sözleşmeye dayalı olarak davacı tarafından davalılara karşı cari hesap ve vade farkı alacağının tahsili talebiyle açılan davada İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 05.06.2014 tarihli 2012/190 E., 2014/206 K. sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı ... vekilinin temyizi üzerine ise Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 10.02.2016 tarihli 2015/13367 E., 2016/2616 K. sayılı kararı ile hükmün davalı ... yararına bozulmasına karar verilmiş, kararın gerekçesi “Taraflar arasında düzenlenen ve davalı ... kefalet imzasını taşıyan sözleşme 07.06.2004 tarihlidir. Daha sonra düzenlenen ve süre uzatımını içeren zeyilnamede ise davalı ... imzası bulunmamaktadır. Bu durumda asıl sözleşmenin süresinin sona ermesi ile kefilin sorumluluğu biter.
Takip konusu edilen borcun davalının kefalet verdiği sürenin sona ermesinden sonra doğduğu anlaşıldığından kefil ... hakkındaki davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.” şeklinde olup davacı vekilinin karar düzeltme istemi reddedilmiştir. Davacı tarafın, davalı kefilin sözleşmenin 24.maddesi uyarınca şirket yöneticisi olarak borçtan sorumlu olduğu ve şirket yetkilisi olarak imza atmış olması nedeniyle sözleşme süresinin uzatıldığından haberdar olduğu yönündeki itirazları da sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereği yerinde görülmemiştir.Öte yandan 07.06.2004-07.06.2005 tarihleri arasındaki ürün alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle oluşan cezai şart alacağından davalı kefilin de sorumlu olduğu düşünülebilir ise de, zaten bu tutarın hesaplanmasına davalı kefil vekili itiraz etmiş olup, itirazında da haklıdır.
Zira 1.yılın sonunda davalıya eksik alıma ilişkin gönderilen bir ihtara rastlanılmamış, raporda şerh içeren faturadan da söz edilmemiştir. Diğer cezai şart talebi ile kar kaybı talebi ise davalı kefilin kefaletinin sona erdiği dönemden sonrasına ilişkindir. O halde 07.06.2004 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesine İlişkin Zeyilnamede ve 07.06.2004 tarihli Protokolde kefil sıfatıyla imzası bulunmayan ve 07.06.2004-07.06.2005 tarihleri arası döneme ilişkin haksız cezai şart talebine itirazında haklı olan davalı .... dava konusu cezai şart ve kar kaybı alacağından sorumlu olmadığı sonuç ve kanaatine varılmış, ilk derece mahkemesinin bu davalıya yönelik davanın reddi yönünde verdiği kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bununla birlikte, davalı şirket vekili yasal sürede cevap dilekçesi sunmamış olduğundan, yetki ve derdestlik(o tarihte dava şartı olmayan) ilk itirazları yerinde görülmediği gibi, yargılama sırasında ileri sürülmeyen zamanaşımı def’i de haklı görülmemiştir. Davalı şirket vekilinin esasa yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde ise, iş bu davada verilen karara yönelik olmadığı, davanın konusu olmayan teminat mektubu ve intifa süresine ilişkin olduğu, bu davada hükmedilen cezai şart ve kar kaybı alacağına yönelik hiçbir istinaf sebebi ileri sürülmediği, kamu düzenine ilişkin olup re’sen dikkate alınacak bir husus da bulunmadığı görülmüş, dolayısıyla esasa yönelik istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı şirket vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacı vekili ile davalı şirket vekilinin istinaf başvurularının HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, Davacıdan alınması gereken 44,40-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 35,90- TL nin mahsubu ile bakiye 8,50- TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Davalı şirketten alınması gereken 5.016,23- TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 1.254,90- TL harcın mahsubu ile bakiye 3.761,33- TLnin davalı şirketten alınarak hazineye gelir kaydına,Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.
04/07/2019
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/272937 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi