6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kefalette 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle davanın reddi

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1462 E. 2019/1249 K. · · İlk derece: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptaliistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ EmsalHak düşürücü süre

Gerekçe özeti

Gerçek kişi tarafından verilen kefalet, TBK 598/3 uyarınca sözleşmenin kurulmasından itibaren 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden sona erer; bu süre TBK'nun yürürlüğe girmesinden önce dolmuşsa 6101 sayılı Kanun'un 5/2 ve 6. maddeleri uyarınca hak sahibine TBK'nun yürürlük tarihinden itibaren bir yıllık ek süre tanınır ve bu ek sürenin de geçmesiyle kefilin sorumluluğu kesin olarak sona erer. Alacağın niteliği itibariyle tanınan daha uzun (örn. 20 yıllık) zamanaşımı süresi, kefaletteki bu hak düşürücü sürenin işleyişini ve sonuçlarını etkilemez.

Ele alınan sorunlar

TBK 598/3 uyarınca kefaletin 10 yıllık hak düşürücü süre ile sona ermesi → ret

İddia: Davacı vekili, TBK 598/3'te öngörülen sürenin hak düşürücü süre olmadığını, 6101 sayılı Kanun'un 5. ve 6. maddelerinin bu duruma uygulanamayacağını, on yılı 01.07.2012'den önce dolan kefaletlerin 818 sayılı Kanuna tabi olmaya devam edeceğini ileri sürerek hükmün kaldırılmasını istemiştir.

Gerekçe: TBK'nun yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşecek sona erme ve tasfiyeler TBK hükümlerine tabidir (6101 sayılı Kanun m.1 son cümle). 6101 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca, TBK ile ilk defa öngörülen hak düşürücü süre veya özel zamanaşımı süresi başlangıç tarihi itibariyle dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıllık ek süreden yararlanır; bu ek süre TBK'da öngörülen süreden daha uzun olamaz. Aynı Kanun'un 6. maddesi, 5. maddenin uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağını düzenlemiştir. TBK 598/3 uyarınca gerçek kişi tarafından verilen her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından itibaren 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar; 598/4 uyarınca da kefil, uzatma veya yeni kefalet olmadıkça ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Somut olayda 1995 tarihli sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borç 14.02.1997 ve 27.08.1998 tarihli ihtarlarla kat edilerek muaccel hale gelmiş, TBK'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce, 14.02.2007 tarihinde 10 yıllık hak düşürücü süre dolmuştur. 6101 sayılı Kanun'un tanıdığı bir yıllık ek süre de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolmuştur. İcra takip tarihi olan 27.01.2017'nin bu tarihlerden çok sonra olması nedeniyle kefalet, takip tarihinden önce kendiliğinden ortadan kalkmış ve kefil olan davalıların sorumluluğu sona ermiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Fon alacağına ilişkin 20 yıllık zamanaşımı süresinin kefaletteki hak düşürücü süreye etkisi → ret

İddia: Davacı vekili, alacağın 5411 sayılı Kanun kapsamında bir fon alacağı olduğunu, bu tür alacaklarda zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak öngörüldüğünü, bu özel 20 yıllık süre dolmadan başlatılan takip ve davanın genel kanundaki sürenin geçmesiyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Dava konusu fon alacağına ilişkin olarak 20 yıllık zamanaşımı süresinin öngörülmüş olmasının, 10 yıllık hak düşürücü süreye bir etkisi bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

TBK 598/3 uyarınca kefaletin 10 yıllık hak düşürücü süreyle kendiliğinden sona ermesi ile 6101 sayılı Kanun'un 5. ve 6. maddelerindeki bir yıllık ek sürenin uygulanma biçimini ve fon alacaklarındaki 20 yıllık zamanaşımının bu hak düşürücü süreye etkisiz olduğunu somut hesaplamayla gösteren bir karardır.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
Gerçek kişi tarafından verilen kefalet, TBK 598/3 uyarınca sözleşmenin kurulmasından itibaren 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar; TBK 598/4 uyarınca kefil, uzatma veya yeni kefalet verilmedikçe ancak bu 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Bu süre TBK'nun yürürlüğe girmesinden (01.07.2012) önce dolmuşsa, 6101 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca hak sahibine TBK'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıllık ek süre tanınır; bu ek süre de TBK'da öngörülen süreden uzun olamaz.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kefalet hak düşürücü süre zamanaşımı itirazın iptali genel kredi sözleşmesi hesabın kat edilmesi 6101 sayılı Kanun geçiş hükümleri TMSF alacağının temliki

Atıf yapılan mevzuat: 6101 Sayılı Kanun — 6101 Sayılı Kanun 16101 Sayılı Kanun 5/26101 Sayılı Kanun 6 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 598/3TBK 598/4

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1462

KARAR NO 2019/1249

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 05/04/2018

NUMARASI 2017/1093 E.-2018/351 K.

DAVA

İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 10/10/2019

Davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili, dava dışı ... Bankası ... A.Ş. ile....Ltd Şti. arasında akdedilen 16.06.1995, 28.08.1995 tarihli ve 30.11.1995 tarihli Genel Kredi Sözleşmelerinin davalılarca kefil sıfatıyla imzalandığını , borcun ifa edilmemesi üzerine hesap kat edilerek borçlulara 14.02.1997 ve 27.08.1998 tarihli ihtarnamelerin gönderildiğini, ancak borcun ödenmediğini, söz konusu alacağın ... Bankası ... A.Ş. ile birleşen ... A.Ş. tarafından 10.08.2001 tarihinde TMSF’na devredildiğini, Fonun bir iştiraki olan müvekkilinin ise bu alacağı 22.02.2006 tarihli sözleşme ile temlik aldığını, 20 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olduğundan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin ise davalıların haksız itirazları ile durduğunu ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekilleri, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, ihtarnamelerin müvekkillerine usulüne uygun tebliğ edilmediğini,ayrıca 6098 sayılı TBK’nun 598/3 maddesi uyarınca kefil olan müvekkillerinin sorumluluklarının sona erdiğini savunarak davanın reddini istemişlerdir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalıların müteselsil kefil olduğu sözleşmelerin 16.06.1995, 28.08.1995 ve 30.11.1995 tarihli olduğu, TBK’nun 598/3. maddesi uyarınca, sözleşmelerin kurulduğu tarihten 10 yılın geçmesiyle kefaletin sona ereceğinin kabul edilmesi gerektiği, bu sürenin hakdüşürücü süre olduğu ve mahkemece resen dikkate alınması gerektiği, 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği, TBK’nun yürürlüğe girmesinden önce 2005 tarihinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, kanunun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık sürenin tanındığı ve bu sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, davaya esas icra takibinin ise 27.01.2017 tarihinde yapıldığı, buna göre yasayla tanınan ek sürenin dolmasından yaklaşık 4 yıl sonra yapılan bu takibe dayalı olarak açılan davanın dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira davacının artık kefilleri takip etme hakkının ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; TBK’nun 598/3 maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olmayıp süreye bağlı bir hak olduğunu ve 6101 Sayılı Kanunun 5. Ve 6. Maddelerince değerlendirilemeyeceğini, buna karşılık 01.07.2012 tarihinden önce on yıllık süre tamamlanmış kefaletlerin doğrudan 5. maddeye tabi olmayacağını, 6. maddenin kıyasen on yılı dolduran kefaletlere uygulanmasının da kabul edilmemesi halinde bu tarihten önce sona eren kefaletlerin 818 sayılı kanuna tabi olmaya devam edeceğini, kaldı ki; burada yasa koyucunun kefaleti 10 yıllık bir süre ile sınırlandırmakla kefili genel zamanaşımı olan 10 yıllık süreden daha fazla zaman sorumlu tutmamayı amaçladığını, ancak burada yerel mahkemenin göz önünde bulundurmadığı davaya konu alacağın bir fon alacağı olması olduğunu, buna göre, 5411 sayılı Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olmasının kurala bağlandığını,bu durumda özel bir kanun ile belirlenen 20 yıllık zamanaşım süresi henüz dolmadan başlatılan takip ve davaların genel kanun ile belirlenen sürenin geçmesi ile reddolunmasının hukuka aykırılık teşkil etmekte olduğunu, alacağın nevi gereği genel zamanaşımı olan 20 yıllık süre içerisinde yani 2017 yılına kadar kefile karşı takibe geçilebileceğini belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

GEREKÇE

Dava, genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vâki itirazların iptali istemine ilişkindir. Davalılar yasal sürede zamanaşımı def’ini, ayrıca TBK’nun 598/3 m. uyarınca kefil olarak sorumluluklarının sona erdiğini ileri sürmüşler, ilk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''.....Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Aynı yasanın 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar.

Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' şeklinde, 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. TBK’nun 598/3. maddesinde ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'', 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Tüm bu hükümler birlikte değerlendirilerek somut olaya döndüğümüzde;

kefalet borcunun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre 1995 yılında düzenlenen sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun 14.02.1997 ve 27.08.1998 tarihli ihtarlar ile kat edildiği ve alacağın muaccel hale geldiği, buna göre TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce, 14.02.2007 tarihinde 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, 01.07.2013 tarihi itibariyle de 1 yıllık ek sürenin dolmuş olduğu, buna göre icra takip tarihi olan 27.01.2017 tarihinden çok önce kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığı, dolayısıyla kefil olan davalıların sorumluluklarının sona ermiş olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.Dava konusu fon alacağına ilişkin olarak 20 yıllık zamanaşımı süresinin öngörülmüş olmasının da, 10 yıllık hak düşürücü süreye bir etkisi bulunmamaktadır.

O halde ilk derece mahkemesince davanın reddi yönünde verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş,açıklanan gerekçelerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacı harçtan muaf olmakla harç alınmasına yer olmadığına, İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/10/2019

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/271391 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/3217 E. 2021/5286 K. · Onandı

Kefaletin 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmasıyla kendiliğinden sona ermesi

Gerekçe özeti

Kefil, uzatılmış veya yeni kefalet verilmedikçe ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir (TBK 598); TBK yürürlüğünden önce dolan bu hak düşürücü süre için 6101 s.K. 5/2 uyarınca 1 yıllık ek süre tanınır. Süreler dolduktan sonra yapılan takip geçersiz olup kefalet kendiliğinden sona erer; alacağın fon alacağı olarak 20 yıllık zamanaşımına tabi olması bu hak düşürücü süreye etki etmez.

Emsal değeri

Kefaletin 10 yıllık hak düşürücü sürenin (ve 6101 s.K. ek süresinin) dolmasıyla kendiliğinden sona erdiği ve fon alacağının 20 yıllık zamanaşımının bu süreye etki etmediği yönünde emsal değer taşır.

Kavramlar: müteselsil kefalet kefalette hak düşürücü süre TBK'nın zaman bakımından uygulanması fon alacağı zamanaşımı - hak düşürücü süre ayrımı

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2020/3217 E.  ,  2021/5286 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.04.2018 tarih ve 2017/1093 E- 2018/351 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine , istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 10.10.2019 tarih ve 2018/1462 E- 2019/1249 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalıların kefil olduğu Tütüncüler Bankası - Yaşarbank A.Ş ile asıl borçlu Selin Fermantasyon ... Ltd. Şti. arasında akdedilen 16.06.1995 tarihli 1.200,00 TL bedelli, 28.08.1995 tarihli 300,00 TL bedelli ve 30.11.1995 tarihli 600.000,00 DEM bedelli genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan borcun ödenmemesi sebebiyle hesapların kat edilerek ihtarname gönderildiğini, ihtarların tebliğine rağmen borcun ödenmediğini, alacağın tahsili için davalılar aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalıların haksız itirazları ile takibin durduğunu, takip konusu alacağın Tütüncüler Bankası Yaşarbank A.Ş ile birleşen Sümerbank A.Ş tarafından 10.08.2001 tarihli sözleşmeyle TMSF'ye temlik edildiğini ve fon alacağı haline geldiğini, davacının da bu alacağı 22.02.2006 tarihli temlik sözleşmesiyle temlik aldığını, alacağın fon alacağı olması nedeniyle zamanaşımı süresinin henüz dolmadığını belirterek davalıların anılan icra dosyasındaki haksız itirazlarının iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, takibin yetkisiz icra dairesinde yapıldığını ve mahkemenin de yetkisiz olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanamayacağını, davacının iddiasının aksine kat ihtarlarının davalıya tebliğ edilmediğini, dolayısıyla temerrüdün oluşmadığını, bunun dışında 6098 Sayılı kanun ile kefalete ilişkin sorumluluğa süre yönünden sınırlama getirildiğini, kanunun 598/3. maddesinde öngörülen sürenin zamanaşımı süresi olmayıp kefil bakımından kefaletin hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldıran kefalet ilişkisini kanun gereği sona erdiren bir süre olduğunu, TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 2. maddesi ve 3. maddesinde yer alan düzenleme dikkate alındığında 6098 sayılı Kanun'un 598/3.

maddesiyle getirilen 10 yıllık kefalet sınırlamasının uygulanmasını zorunlu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davalı ... vekili, davalının İzmir ili Karşıyaka ilçesinde ikamet ettiğini, bu nedenle İstanbul adliyesi mahkemeleri ve icra daireleri nezdinde takip başlatılmasının yasaya aykırı olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, dava konusu alacağın fon alacağı olarak kabul edilemeyeceğini, TBK. 598/3. maddesi uyarınca 10 yıllık sürenin dolmasıyla kefaletin sona ereceğini, bu sürenin zamanaşımı süresi olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığını, kefaleti ortadan kaldıran bir süre olduğunu, ayrıca kat ihtarlarının davalıya tebliğ edilmediğini, takipte istenen faizin fahiş olduğunu belirterek haksız olan davanın usulden ve esastan reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk derece mahkemesince iddia, savunma, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonunda, davalıların müteselsil kefil oldukları genel kredi sözleşmesinin 46. maddesinde, ihtilaf halinde İstanbul Merkez İcra Daireleri ve Mahkemelerinin yetkili olacağı kararlaştırıldığından yetki itirazının ve icra takibinin yapıldığı 27.01.2017 tarihine kadar 20 yıllık sürenin dolmadığı açık olduğundan davalıların zamanaşımı definin yerinde görülmediği, davaya konu kredinin kullandırılma tarihi, hesap kat ihtarı ve buna göre alacağın muaccel hale gelmesi, Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde gerçekleştiği, ancak 01.07.2012 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği, Türk Borçlar Kanunu’nun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanun'un 1.

maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanunu'nun hükümlerine tabidir'' denildiği, bu durumda somut olayda borcun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinin uygulanması gerektiğinin açık olduğu, Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapıldığı, davalıların müteselsil kefil olduğu sözleşmelerin tarihinin 16.06.1995, 28.08.1995 ve 30.11.1995 olduğu, Türk Borçlar Kanunu’nun 598/3.

maddesi uyarınca, sözleşmelerin kurulduğu tarihten 10 yılın geçmesiyle kefaletin sona ereceğinin kabul edilmesi gerektiği, 6101 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce 2005 tarihine kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, kanunun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık sürenin tanındığı ve bu sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, davaya esas icra takibinin ise 27.01.2017 tarihinde yapıldığı, buna göre yasayla tanınan ek sürenin dolmasından (01.07.2013) yaklaşık 4 yıl sonra yapılan bu takibe dayalı olarak açılan davanın dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira davacının artık kefilleri takip etme hakkının ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın 6098 sayılı Kanun'un 598/3, 6101 sayılı Kanun'un 1.

maddesi ve aynı kanunun 5/2. maddesi çerçevesinde reddine karar verilmiştir.

Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda, kefalet borcunun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre 1995 yılında düzenlenen sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun 14.02.1997 ve 27.08.1998 tarihli ihtarlar ile kat edildiği ve alacağın muaccel hale geldiği, buna göre TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce, 14.02.2007 tarihinde 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, 01.07.2013 tarihi itibariyle de 1 yıllık ek sürenin dolmuş olduğu, buna göre icra takip tarihi olan 27.01.2017 tarihinden çok önce kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığı, dolayısıyla kefil olan davalıların sorumluluklarının sona ermiş olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, dava konusu fon alacağına ilişkin olarak 20 yıllık zamanaşımı süresinin öngörülmüş olmasının da, 10 yıllık hak düşürücü süreye bir etkisinin bulunmadığı, ilk derece mahkemesince davanın reddi yönünde verilen kararda bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, 22.06.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.