6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Hile iddiasına dayalı menfi tespitte bir yıllık hak düşürücü süre

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1068 E. 2020/36 K. · · İlk derece: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Menfi tespit / İstirdatkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ EmsalHak düşürücü süre

Mahkemenin nitelemesi: Kıymetli evrak (kambiyo)

Davacının nitelemesi: Kambiyo Senedinden Kaynaklanan mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Kambiyo senedine dayalı takip nedeniyle açılan menfi tespit davasında, senedin teminat niteliğinde olduğu iddiası yazılı delille ispatlanamazsa reddedilir. Diğer yandan sözleşme veya senedin hile (aldatma) ile imzalatıldığı iddiası, TBK 39. madde uyarınca aldatmanın öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmezse hak düşürücü süre nedeniyle dinlenemez; bu süre, icra takibine konu senede ilişkin ödeme emrinin tebliği tarihinden işlemeye başlar. Kişinin okuma yazma bilmemesi, imza kullanarak senet düzenlemesine engel olmadığından, imzaladığı senetlere ilişkin işlemleri süresinde takip etme ve araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Ele alınan sorunlar

Senetlerin teminat senedi olduğu iddiasının ispatı → ret

İddia: Davalının ceza soruşturmasındaki beyanında senetlerin emlak alım satım sözleşmesine istinaden alındığını kabul ettiği, senetlerin bu nedenle teminat niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.

Gerekçe: İspat yükü üzerinde olan davacının teminat iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerekir. 01/08/2014 keşide tarihli senetler üzerinde teminat senedi olduklarına dair bir ibare bulunmadığı gibi, 20/08/2014 tarihli alım satım sözleşmesinde de bu yönde bir ifadeye rastlanılmamıştır. Bu nedenle davacının teminat iddiasını ispat edemediğinin kabulü gerekmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Hile (aldatma) iddiasına dayalı sözleşmenin bağlayıcılığı ve hak düşürücü süre → ret

İddia: Davacı, Türkçe okuma yazması olmadığı halde kandırılarak alım satım sözleşmesinin ve dava konusu senetlerin imzalatıldığını, delillerinin incelenmediğini ve tanıklarının dinlenmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının Türkçe okuma yazması olmadığı halde kandırıldığı yönündeki iddiası hile (aldatma) iddiası olarak kabul edilmiştir. TBK 36. madde uyarınca taraflardan biri diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir; ancak TBK 39. madde uyarınca aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. Davalı, dava konusu senetleri 01.10.2014 tarihinde icra takibine konu etmiş, ödeme emri 08.10.2014 tarihinde davacıya tebliğ edilmiştir. Bu durumda davacının hile iddiasına dayalı talebi hak düşürücü sürede ileri sürülmemiştir. Davacının, okuma yazmayı 2016 yılında öğrendiği için tebligatın içeriğini de o tarihte anladığı yönündeki savunması yerinde görülmemiştir; çünkü bir kimsenin okuma yazma bilmemesi, imza kullanması halinde kambiyo senedi düzenlemesine engel teşkil etmediğine göre, davacının imzaladığı senetlere ilişkin doğabilecek işlemlerden sorumlu olması ve bu işlemlerin süresinde takipçisi olup mahiyetini araştırması gerekir. Bu nedenle tanık dinletme talebi de yerinde görülmemiştir. Kaldı ki davacı, teminat iddiası dışında, alım satım sözleşmesi ve senetleri ne zannederek imzaladığını, okuma yazma bilmemesi dışında ne şekilde kandırıldığını da açıklamamıştır. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki sonucunda isabetsizlik görülmemiş, ancak gerekçe değiştirilmiştir.

Gerekçe kaynağı: düzeltme

Emsal değeri

Hile iddiasına dayalı olarak sözleşme veya senedin bağlayıcılığının reddedilmesinde TBK 39. maddedeki bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcının, aldatmayı öğrenme anına (somut olayda icra takibine ilişkin ödeme emrinin tebliğine) bağlanması ve okuma yazma bilmemenin bu süreyi durdurmayacağı yönündeki değerlendirme bakımından emsal niteliktedir.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
TBK 39. madde uyarınca, aldatma (hile) sebebiyle sözleşmeyle bağlı olunmadığının bildirilmesi veya verilenin geri istenmesi, aldatmanın öğrenildiği andan itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır; aksi halde sözleşme onanmış sayılır ve hile iddiası hak düşürücü süre nedeniyle dinlenemez.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
menfi tespit kambiyo senedi teminat senedi hile (aldatma) hak düşürücü süre ispat yükü

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 36TBK 39 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 353(1)b-2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1068

KARAR NO 2020/36

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 12/03/2018

NUMARASI 2016/1171 Esas-2018/269 Karar

DAVA

Menfi Tespit (Kambiyo Senedinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 16/01/2020

Davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili, davalının müvekkili hakkında 4 adet senede dayalı olarak icra takibi başlattığını, ancak takibin haksız olduğunu, müvekkili ve eşinin sahibi oldukları evi satmak amacıyla dava dışı ... gittiklerini, davalının müvekkilinin evine talip olduğunu ve emlakçı aracılığıyla 185.000-TL’ye anlaşma sağlandığını, tarafların tapuya gittiklerini ancak müvekkilinin eşinin koydurttuğu aile konutu şerhi ile karşılaştıklarını, dolayısıyla satış işleminin aynı gün gerçekleşmediğini, daha sonra müvekkilinin eşinin satış bedeli konusunda sorun çıkardığını, taraflar arasında güven ilişkisi sarsıldığı için müvekkiline Türkçe okuma yazmasının olmadığını bilerek irade fesadı oluşturup alım satım anlaşması ve ona ek olarak teminat senetleri imzalatıldığını, davalının daha sonra bu bedelsiz senetleri icra takibine konu ederek müvekkilini mağdur ettiğini ileri sürerek müvekkilinin icra takibi ve takibe konu senetler nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin ve senetlerin iptaline, davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, irade fesadı iddiasına dayalı davanın hak düşürücü sürede açılmadığını, davacının Türk vatandaşı olduğunu, davacı Türkçe okuma yazma bilmiyor ise alım satım sözleşmesini nasıl imzaladığını, davacının senetlerin alım satım sözleşmesinin teminatı olarak verildiği yönündeki iddiasını kabul etmediklerini, kaldı ki senetlerin düzenlenme tarihinin sözleşme tarihinden önce olduğunu, kambiyo senetlerinin sebepten bağımsız olduğunu savunarak davanın reddini ve davacı aleyhine tazminata hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu senetler üzerinde teminat olduğunu gösterir herhangi bir ibare bulunmadığı, davacının bu iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiği ancak ispatlayamadığı, davacının iradesinin fesada uğratıldığı yönündeki iddiasının dayanağı olarak ise dava dışı emlakçı ... ile davalının eşi arasında imzalanan emlak alım satım sözleşmesini gösterdiği, dava konusu edilen senetlerin düzenlenme tarihinin emlak alım satım sözleşmesinden daha önce bir tarih olduğu, borcun ödendiğine dair sunulan makbuzların hiçbirinin davalı tarafından imza edilmemiş olduğu, davalının C.Başsavcılığında vermiş olduğu ifadesinde davacının evini satın almak istediği ancak evin üzerindeki şerh nedeniyle satımın gerçekleşmediği, şerhin kaldırılması için geçecek bekleme süresinde davacıya 100.000 TL borç para verildiği, dava konusu senetlerin alındığı, şerhin kaldırılmadığı, taşınmaz satışının gerçekleştirilemediği, davacının senet bedelini de ödemediği yönünde savunmada bulunduğu, davacının bu savunmasnın aksini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Davalının ceza soruşturmasında alınan beyanında, senetlerin emlak alım satım sözleşmesine istinaden alındığını kabul ettiğini, müvekkilinden irade fesadı ile alınan senetlerin davalı tarafından sonradan doldurulduğunu,2-İrade fesadı iddialarına ilişkin olarak delillerinin incelenmediğini, tanıklarının dinlenmediğini belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, teminat olarak ayrıca hile ile alındığı ve bedelsiz kaldığı ileri sürülen senetler ve senetlere dayalı icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davacı, davalının kendisinin evini satın almak istediğini, ancak tapuda devir işlemlerinin geçici bir süre yapılamaması ve bedel konusunda anlaşmazlık yaşanması üzerine, kendisinin Türkçe okuma yazma bilmediğini bilen davalının kendisinin iradesini fesada uğratarak alım satım sözleşmesi ve senetler imzalattığını, daha sonra bedelsiz olan bu senetleri takibe konu ettiğini ileri sürmüş, davalı ise senetlerin illetten mücerret olduğunu, teminat ve hile iddiasının doğru olmadığını savunmuş, ceza soruşturması sırasında alınan beyanında ise senetlerin nakit olarak verilen borç para karşılığında alındığını belirtmiştir.

Dava konusu senetler incelendiğinde keşidecisi davacı,lehdarı davalı olan, 01/08/2014 keşide tarihli, toplam 100.000- TL bedelli senetler olduğu görülmüştür. İspat yükü üzerinde olan davacının teminat iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerekir. Ne var ki 01/08/2014 keşide tarihli senetler üzerinde teminat senedi olduklarına dair bir ibare bulunmadığı gibi, 20/08/2014 tarihli alım satım sözleşmesinde de bu yönde bir ifadeye rastlanılmamış olup, davacının teminat iddiasını ispat edemediğinin kabulü gerekmiştir. Öte yandan davacının iradesinin fesada uğratıldığı yönündeki iddiasına gelince; davacı Türkçe okuma yazması olmadığı halde kendisinin kandırılarak alım satım sözleşmesinin ve dava konusu senetlerinin imzalatıldığını ileri sürmüş olup bu iddiasının hile(aldatma) iddiası olarak kabulü gerekmiştir.

TBK 36.m. uyarınca taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Ancak aynı Yasanın 39.m. uyarınca aldatma sebebiyle aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Somut olaya döndüğümüze davalı dava konusu senetleri 01.10.2014 tarihinde icra takibine konu etmiş, ödeme emri 08.10.2014 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olup bu durumda davacının hile iddiasına dayalı talebinin hak düşürücü sürede ileri sürülmediğinin kabulü gerekmiştir. Davacı Türkçe okuma yazmayı 2016 yılında öğrenmesi nedeniyle tebligatın içeriğini de 2016 yılında anladığını ileri sürmekte ise de, bir kimsenin okuma yazma bilmemesi imza kullanması halinde kambiyo senedi düzenlemesine engel teşkil etmediğine göre, davacının imzaladığı senetlere ilişkin doğabilecek işlemlerden sorumlu olması, bu işlemlerin süresinde takipçisi olup mahiyetini araştırması gerekir.

Bu nedenle davacının tanık dinletme talebi de yerinde görülmemiştir. Kaldı ki davacı teminat iddiası dışında, alım satım sözleşmesi ve senetleri ne zannederek imzadığını, okuma yazma bilmemesi dışında ne şekilde kandırıldığını da açıklamamıştır.O halde ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönünde vermiş olduğu kararında sonucu itibariyle bir isabetsizlik görülmemiş ise de, hükmün gerekçesinde değişiklik yapıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, HMK 353(1)b-2 gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalının tazminat talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE; İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1171 Esas 2018/269 Karar sayılı ve 12/03/2018 tarihli hükmünün HMK.'nun 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "Davanın REDDİNE,Davalının tazminat talebinin reddine,”İlk Derece Yargılamasına ilişkin olarak;"Alınması gereken 54,40-TL harcın, toplam 1.707,75- TL harçtan mahsubu ile 1.653,35- TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine,Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 10.750- TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan 35,90- TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, istinaf başvuru harcı olarak yatırılan 98,10- TL’nin hazineye irad kaydına,Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 16/01/2020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/269694 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/4480 E. 2021/6953 K. · Onandı

Hile (aldatma) iddiasının bir yıllık hak düşürücü sürede ileri sürülmemesi

Gerekçe özeti

Aldatma (hile) sonucu sözleşme yapan taraf, aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır; senetlerin icra takibine konulup ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmeyen ve nasıl kandırıldığı somutlaştırılmayan hile iddiasına dayalı menfi tespit talebi reddedilir.

Emsal değeri

Aldatma nedeniyle sözleşmeyle bağlı olmama hakkının bir yıllık hak düşürücü süreye tabi olması ve bu sürede ileri sürülmeyen hile iddiasının reddi bakımından emsal değer taşır.

Kavramlar: irade fesadı hile (aldatma) hak düşürücü süre sözleşmenin onanmış sayılması menfi tespit bono

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2020/4480 E.  ,  2021/6953 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12.03.2018 tarih ve 2016/1171 E- 2018/269 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 16.01.2020 tarih ve 2018/1068 E- 2020/36 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalının müvekkilden ev satınaldığını arasında ev alım satımı ilişkisi bedel olarak 185.000.- TL'ye aralarında anlaştıklarını, taraflar karşılıklı güven ilişkisi kurmalarına takibin satış işlemleri için tapuya gittiklerinde davalı yanca davacının Türkçe okuma ve yazması olmadığı fırsat bilinerek irade fesadı oluşturup alım satışın anlaşması ve ona ek olarak senetler imzalattıklarını, daha sonra dava konusu senet nedeniyle icra takibi başlatıldığını ileri sürerek davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, bu nedenle takibin ve takibe dayanak olan senetlerin iptaline, davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davaya ve takibe konu senetlerin bono niteliğinde olduğunu, davacı vekilinin senetlerin irade fesadı oluşturularak aldatma ile alındığı iddiasının ispat gerektiğini gerçek dışı olduğunu, takibe konu senetlerin keşide tarihlerine davanın süresi içerisinde açılmadığını savunarak davanın reddine, davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafı icra takibine konu edilen senetlerin kendisine ait konutun satımının teminatı olarak verildiğini iddia etmiş ise de senetler üzerinde teminat amaçlı verildiğine ilişkin herhangi bir ibare bulunmadığı, senede karşı senetle ispat kuralı gereğince davalının iddiasını yazılı belge ile kanıtlaması gerektiğini, herhangi bir yazılı belgenin dosyaya ibraz edilmediği davacının senetlerin hile ve iradesi yanıltılarak alındığını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 2018/1068 esas ve 2020/36 karar sayılı ve 16/01/2020 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönünde vermiş olduğu kararında sonucu itibariyle bir isabetsizlik görülmemiş ise de davacının dava konusu senetleri hile(aldatma) iddiası ile imzalandığı, TBK 36.m. uyarınca taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı olmadığı ancak aynı Yasa'nın 39.m. uyarınca aldatma sebebiyle aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılacağı, davalı dava konusu senetleri 01.10.2014 tarihinde icra takibine konu ettiği, ödeme emrinin 08.10.2014 tarihinde davacıya tebliğ edildiği,bu durumda davacının hile iddiasına dayalı talebinin hak düşürücü sürede ileri sürülmediği ve ne şekilde kandırıldığını da açıklamadığı gerekçesiyle, hükmün gerekçesinde değişiklik yapılarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353(1)b-2 gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

İşbu karara karşı, davacı vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 08/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.