6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Yazılı sözleşme olmasa da mail yazışmalarıyla saklama sözleşmesinin kurulması

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/2574 E. 2020/1318 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Alacakistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ Emsal

Gerekçe özeti

Saklama sözleşmesi (TBK 561 vd.) herhangi bir şekle tabi olmadığından yazılı sözleşme bulunmasa da tarafların mail yazışmalarıyla ortaya çıkan icap-kabul iradesi sözleşmenin kurulduğunu gösterir; taşıyıcının göndericiden talimat alamaması nedeniyle yükte teslim engeli ortaya çıkması halinde emtiayı depolamak üzere üçüncü kişiyle kurduğu saklama sözleşmesinden bizzat sorumlu olduğu ve faturaların e-posta yoluyla ulaştığının başka bir yazışmayla teyit edilmesi tebliğ olgusunu ispatladığı kabul edilir.

Ele alınan sorunlar

Saklama (ardiye) sözleşmesinin sözlü/yazışma yoluyla kurulup kurulmadığı → kabul

Gerekçe: TBK'nın 561 ve devamı maddelerinde düzenlenen saklama sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekle tabi olmayıp sözlü olarak da kurulabilir. Ardiye ücreti taraflar arasında yazılı sözleşmeyle belirlenebileceği gibi belirlenmemiş ise alışılmış olan ücret talep edilebilir. Somut olayda taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmamakla beraber, davalı tarafından davacıya gönderilen mail ile konteynerlerin depolanmasının talep edildiği, davalı tarafından her bir konteyner için elleçleme bedeli ve günlük saklama bedeli talep edildiği, davalının kabulü doğrultusunda konteynerlerin davacının deposuna konularak muhafaza edildiği anlaşıldığından, taraflar arasında ardiye sözleşmesinin kurulduğu kabul edilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Saklama ücretinden davalının (taşıyıcının) sorumlu olup olmadığı → ret

İddia: Davalı, konteynerlerin göndericisi ve gerçek kiracısının başka firmalar olduğunu, taşıyıcı sıfatıyla CMR 16. madde uyarınca yalnızca talimat üzerine yaptığı ödemeleri geri alma hakkına sahip olduğunu, ardiye depolama masrafından sorumlu olmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Konteynerlerin göndericisinin ... olup alıcısına teslim edilmek üzere davalı tarafından taşıyıcı olarak taşındığı, göndericiden talimat alamayan davalının yükte teslim engeli ortaya çıkınca konteynerleri bir süre depolamak üzere davacı ile saklama sözleşmesi akdettiği, bu kapsamda kurulan saklama sözleşmesi çerçevesinde davalının saklama ücretinden sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Saklama ücretine ilişkin faturaların davalıya tebliğ edilip edilmediği → ret

İddia: Davalı, saklama ücretine ilişkin faturaların kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Faturaların davalı çalışanının gönderdiği 08.10.2014 tarihli e-posta yazısında, kendilerine 18.09.2014 tarihinde e-posta yoluyla ulaştığının açıkça teyit edildiği görülmüştür.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Yazılı sözleşme bulunmayan hallerde mail yazışmaları üzerinden saklama sözleşmesinin kurulduğunun kabulü ve taşıyıcının yükte teslim engeli nedeniyle bizzat akdettiği saklama sözleşmesinden sorumlu tutulması yönünden bölgesel ikna edici emsal değer taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
saklama sözleşmesi ardiye ücreti taşıyıcı sorumluluğu yükte teslim engeli fatura tebliği

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 561 · CMR — CMR 16

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/2574

KARAR NO 2020/1318

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 07/09/2018

NUMARASI 2017/100 esas - 2018/889 karar

DAVA

Alacak (Saklama Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 10/12/2020

İlk derece mahkemesince verilen davanın kabulüne yönelik hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkili şirketin davalı şirketten, dilekçede tarih, sayı ve tutarları gösterilen toplam 15 adet fatura muhteviyatı eşya (konteyner) depolama ücretlerinden kaynaklanan 56.910,56 Euro alacağının bulunduğunu ve alacaklarını henüz tahsil edemediklerini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 56.910,56.-Euro alacağın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının bir yıl vadeli Euro hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; dava konusu borcun sebebinin müvekkili firma ile ilgisi bulunmadığını, emtiaların varma yeri Almanya’da ortaya çıkan bir ihtilafa ilişkin olduğundan MÖHUK gereği Türk Mahkemeleri'nin yetkili olmadığını, davacı iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava dilekçesindeki tüm davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını ve kanunen tayin edilen hak düşürücü sürelerin geçtiğini, müvekkili şirketin dava konusu emtianın taşınması konusunda ... firması ile sözlü olarak anlaştığını, ... firmasına teslimatın yurtdışı ... isminde bir nakliyeci ile organize edildiğini, müvekkili şirketin bahse konu konteynerların sahibi veya kiracısı olmadığını, konteynerların ... firmasına ait olduğunu ve ...

firmasından kiralandığını, depolanan konteynerları kiralayan ... firması iflas ettiğinden davalının bu depolama bedelini müvekkilinden talep ettiğini, ... firmaları depolanan konteynerların sahibi ve kiracısı olduğundan dava konusu depolama bedelinin bu firmalardan talep edilmesi gerektiğini, belirterek davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacının ticari nitelikteki saklama sözleşmesi kapsamında davalıdan faturaya dayalı 56.910,56 Euro tutarında alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

İstinaf yoluna başvuran davalı vekili; ihtilaf konusu konteynerler ... firmasına ait olup ... firmasına kiralandığını, göndericisi EWNS, alıcısı ... olan konteynerlerin müvekkili tarafından taşıyıcı olarak taşındığını, CMR'nin 16. maddesi gereğince taşımacının talimat istemiyle yaptığı ödemelerle bu talimatı yerine getirmenin gerektirdiği masrafları geri alma hakkına sahip olduğunu, bu nedenle müvekkilinin taşıyan sıfatıyla sonradan ortaya çıkan ardiye depolama ücretinden sorumlu olmadığını, konteynerlerin göndericisi olan ... firmasına açılması gereken davanın, bu firmanın iflası nedeniyle müvekkiline yöneltildiğini, taşıyıcı olarak göndericiden talimat alamayan müvekkilinin yükte teslim engeli ortaya çıkınca teslimle yükümlü olduğu emtiayı bir süre depolamak durumunda kalmışsa da, ardiye depolama masrafını ödeme yükümlülüğünün taşıyıcıda olmadığını, konteynerlerin müvekkili tarafından taşıtan ...

hesabına davacının deposunda depo edildiğini, mail yazışmaları ile sözleşmenin kurulduğu varsayılsa bile ardiye hizmeti verildiğini tek başına ispatlamadığını belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, saklama sözleşmesi (ardiye hizmeti) uyarınca saklama ücreti alacağına ilişkindir. TBK'nın 561 ve devamı maddelerinde düzenlenen saklama sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekle tabi olmayıp sözlü olarak da kurulabilir. Ardiye ücreti taraflar arasında yazılı sözleşmeyle belirlenebileceği gibi belirlenmemiş ise alışılmış olan ücret talep edilebilecektir. Somut olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakla beraber, sunulan mail yazışmalarından anlaşılacağı üzere, davalı tarafından davacıya gönderilen mail ile konteynerlerin depolanmasının talep edildiği, davalı tarafından da her bir konteyner için 21 Euro elleçleme bedeli ve günlük 5,60 Euro saklama bedeli talep edildiği, davalının da kabulü doğrultusunda konteynerlerin davacının Mannheim'de bulunan deposuna konularak muhafaza edildiği, bu suretle taraflar arasında ardiye sözleşmesinin kurulduğu anlaşılmaktadır.

Esasen saklama hizmetinin verildiği davalının kabulünde olduğu gibi, saklama ücreti konusunda da taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, saklama ücretinden davalının sorumlu olup olmadığı hususunda toplanmaktadır. Bu kapsamda, ... firmasına ait olup ... firmasına kiralanan konteynerlerin göndericisi ... olup, alıcısı...'e teslim edilmek üzere davalı tarafından taşıyıcı olarak taşındığı, göndericiden talimat alamayan davalının, yükte teslim engeli ortaya çıkınca konteynerleri bir süre depolamak üzere davacı ile saklama sözleşmesi akdettiği, taraflar arasında kurulan saklama sözleşmesi kapsamında davalının saklama ücretinden sorumlu olduğu, davacı tarafından düzenlenen saklama ücretine ilişkin faturaların tebliğ edilmediği ileri sürülmüşse de, faturaların davalı çalışanının gönderdiği 08.10.2014 tarihli e-posta yazısında açıkça kendilerine 18.09.2014 tarihinde e-posta yoluyla ulaştığının teyit edildiği görülmüş olmakla;

ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne yönelik kararı isabetlidir.Bu itibarla davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 15.985,25-TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin yatırılan 3.996,31‬-TL harcın mahsubu ile bakiye 11.988,94‬-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/12/2020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/264588 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/4576 E. 2022/8459 K. · Onandı

Konteyner depolamada ardiye/saklama sözleşmesinin kurulması ve ücretten sorumluluk

Gerekçe özeti

Yazılı bir sözleşme bulunmasa dahi, malın depolanmasını talep eden ve belirlenen bedeli kabul eden taraf ile depolayan arasında ardiye/saklama sözleşmesi kurulmuş sayılır; konteynerlerini teslim engeli nedeniyle depolatan taşıyıcı, konteynerlerin maliki veya kiracısı olmasa da saklama ücretinden sorumludur.

Emsal değeri

Yazılı sözleşme olmadan e-posta yazışmalarıyla ardiye/saklama sözleşmesinin kurulabileceği ve depolamayı talep eden taşıyıcının konteyner maliki/kiracısı olmasa da saklama ücretinden sorumlu olacağı yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: ardiye/saklama sözleşmesi sözleşmenin zımnen kurulması saklama ücretinden sorumluluk taşıyıcının teslim engeli faturanın ulaşmasının ispatı

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/4576 E.  ,  2022/8459 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 07.09.2018 tarih ve 2017/100 E. - 2018/889 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 10.12.2020 tarih ve 2018/2574 E. - 2020/1318 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacının davalıdan toplam 15 adet fatura muhteviyatı eşya (konteyner) depolama ücretinden kaynaklanan 56.910,56 Euro alacağının bulunduğunu ve alacağını tahsil edemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 56.910,56 Euro alacağın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının bir yıl vadeli Euro hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava konusu borcun sebebinin davalı ile ilgisi bulunmadığını, emtiaların varma yeri Almanya’da ortaya çıkan bir ihtilafa ilişkin olduğundan MÖHUK gereği Türk Mahkemeleri'nin yetkili olmadığını, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını ve kanunen tayin edilen hak düşürücü sürelerin geçtiğini, davalının dava konusu emtianın taşınması konusunda EWNS firması ile sözlü olarak anlaştığını, Ludwigshafen Terminalden Baktat-Manheim firmasına teslimatın yurtdışı Witmann isminde bir nakliyeci ile organize edildiğini, davalının bahse konu konteynerlerin sahibi veya kiracısı olmadığını, konteynerlerin Unit 45 firmasına ait olduğunu ve EWNS firmasından kiralandığını, depolanan konteynerleri kiralayan EWNS firması iflas ettiğinden davalının bu depolama bedelini davalıdan talep ettiğini, UNİT 45 ve EWNS firmaları depolanan konteynerların sahibi ve kiracısı olduğundan dava konusu depolama bedelinin bu firmalardan talep edilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının ticari nitelikteki saklama sözleşmesi kapsamında davalıdan faturaya dayalı 56.910,56 Euro tutarında alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 56.910,56 Euro alacağın dava tarihinden 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince kamu bankalarının 1 yıl vadeli Euro hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; somut olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı, taraflar arasındaki e-posta yazışmalarından, davalı tarafından konteynerlerin depolanmasının talep edildiği, davalı tarafından da her bir konteyner için 21 Euro elleçleme bedeli ve günlük 5,60 Euro saklama bedeli talep edildiği, davalının da kabulü doğrultusunda konteynerlerin davacının Mannheim'de bulunan deposuna konularak muhafaza edildiği, bu suretle taraflar arasında ardiye sözleşmesinin kurulduğu, esasen saklama hizmetinin verildiği davalının kabulünde olduğu, saklama ücreti konusunda da taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, uyuşmazlığın saklama ücretinden davalının sorumlu olup olmadığı hususunda toplandığı, bu kapsamda, Unit 45 firmasına ait olup EWNS firmasına kiralanan konteynerlerin göndericisi EWNS olup, alıcısı Baktat Mannheim'e teslim edilmek üzere davalı tarafından taşıyıcı olarak taşındığı, göndericiden talimat alamayan davalının, yükte teslim engeli ortaya çıkınca konteynerleri bir süre depolamak üzere davacı ile saklama sözleşmesi yaptığı, taraflar arasında kurulan saklama sözleşmesi kapsamında davalının saklama ücretinden sorumlu olduğu, davacı tarafından düzenlenen saklama ücretine ilişkin faturaların tebliğ edilmediği ileri sürülmüşse de, faturaların davalı çalışanının gönderdiği 08.10.2014 tarihli e-posta yazısında açıkça kendilerine 18.09.2014 tarihinde e-posta yoluyla ulaştığının teyit edildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 11.988,94 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 29.11.2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.

T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde "Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı",

492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı",

(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı",

1/e maddesinde "yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı"

2.a maddesinde de "1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında" maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.

Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen "istinaf başvurusunun esastan reddi" kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen "esas hakkında" karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.

Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki "esastan" ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)

Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh.

99)

1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.

Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 73/3 maddesindeki "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına" ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.

Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.

Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.

Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.