6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Asgari alım taahhüdüne aykırılıkta çekince konulmadan cezai şart istenemez

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/2116 E. 2020/1400 K. · · İlk derece: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptalikaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ Emsal

Davacının nitelemesi: Acentelik/Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan Cezai Şart mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

bayilik (acente-kıyas)

Gerekçe özeti

Bayilik/acentelik sözleşmelerinde yıllık asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart talep edilebilmesi için alacaklının, taahhüde aykırı davranılan yılı takip eden yılda ifadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi veya ihtarname göndermesi gerekir; şekil şartı öngörülmemiş olup ilk fatura/irsaliyeye konulacak şerh de yeterlidir. Çekince konulmadan müteakip yılın ifasına devam edilmiş veya sözleşme feshedilmesine rağmen uzun süre (somut olayda altı ay) sessiz kalınmışsa, borçluda oluşan haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki döneme ait cezai şart talep edilemez.

Ele alınan sorunlar

Asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şartın çekince şartına bağlı olması → kabul

İddia: Davalı vekili; sözleşmenin süre sonunda feshedildiğini, davacının cezai şart hakkını saklı tutmadığını, cezai şart miktarının fahiş olduğunu ve satışların kendi kusuru dışındaki nedenlerle azaldığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Gerekçe: TBK 179/2 uyarınca ceza, belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi hâli için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz kabul etmiş olmadıkça asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir; bu hüküm emredici olmayıp taraflar sözleşme serbestisi ilkesiyle farklı düzenleme yapabilir. Mal alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart istemlerinde, alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ya da çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya edimlerini ifa etmeye devam etmişse artık ceza koşulunu isteyemez. Yıllık asgari alım taahhüdüne uyulmamışsa, tedarikçinin hem ifayı hem ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda mal vermeden önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi veya noterden ihtarname göndermesi gerekir; çekince için bir şekil şartı öngörülmemiştir, taahhüde aykırı davranılan yılı takip eden ilk fatura ve irsaliyeye konulacak bir şerh de bu koşulu yerine getirebilir. Çekince konulmadan veya ihtar çekilmeden müteakip yılın ifası gerçekleşmişse önceki yıla ait ceza koşulu artık istenemez. Ayrıca sözleşmenin feshi hâlinde cezai şart ödeneceği kararlaştırılmış olsa da, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda ceza koşulu istenmeyeceğine dair haklı bir güven oluşmuşsa, bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıllara ait ceza koşulları talep edilemez. Somut olayda taraflar arasındaki beş yıl süreli sözleşme süre bitiminde karşılıklı feshedilmiş, sözleşme eki genel şartlarda fesihle birlikte cezai şart istenebileceği kararlaştırılmış ve davalı yıllık asgari alım taahhüdüne uymamıştır; ancak davacı tarafça bu aykırılığa ilişkin ihtirazi kayıt konulmadığı gibi davalı bayiye ihtar da keşide edilmemiştir. Kaldı ki fesihnamede de davacının bu yöndeki bir ihtirazi kaydı bulunmamakta, icra takibi fesihten yaklaşık altı ay sonra başlatılmıştır. Sözleşme süre bitiminde yenilenmeyerek sona erdikten sonra yaklaşık altı ay suskun kalan davacının artık alım taahhüdüne dayalı cezai şart talep etmesi mümkün değildir; bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Yıllık asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart talebinde, alacaklının çekince koymadan uzun süre suskun kalmasının veya sözleşme sonrası makul olmayan bir süre geçtikten sonra takibe geçmesinin cezai şart talep hakkını ortadan kaldırdığına ilişkin genel ilke bakımından bölgesel/ikna edici emsal niteliğindedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
cezai şart çekince (ihtirazi kayıt) ifayı çekincesiz kabul haklı güven dürüstlük ilkesi asgari alım taahhüdü bayilik sözleşmesi sözleşme serbestisi

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 179/2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/2116

KARAR NO 2020/1400

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 16/05/2018

NUMARASI 2016/886 Esas - 2018/556 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 29/12/2020

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 01/06/2010 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalanarak taraflar arasında ticari ilişki kurulduğunu, davalının müvekkilinden sözleşme hükümleri uyarınca istasyonu işletme ve taahhüt edilen miktarlarda ürün almayı kabul ettiğini, ancak davalı tarafından taahhüt edilen miktarlarda madeni yağ ve akaryakıt satışı yapmadığını, bu kapsamda müvekkilinin cezai şart alacağına ilişkin faturalar düzenlenerek davalıdan bu bedellerin talep edildiğini, davalının fatura bedellerini ödememesi üzerine alacağın tahsili amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden takibe geçildiğini, davalının itirazı üzerine takibin durdurulduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile % 20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesinin talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; taraflar arasında 01/06/2010 tarihinde 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme süresinin bitiminde sözleşmenin feshedildiğini, davacının fesihte cezai şart isteme hakkını saklı tutmadığını, bayilik sözleşmesinin yapıldığı 2010 tarihinden 2015 tarihine kadar çevrede akaryakıt satışlarını olumsuz etkileyecek gelişmelerin olduğunu ve satışların düştüğünü, bu durumdan da davacının haberdar olduğunu, davacının taleplerinin yerinde olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; eksik alınan madeni yağ miktarının 5,70 m3, eksik alınan akaryakıt miktarının ise 1.654,40 m3 olduğu, buna bağlı cezai şart tutarının ise takip tarihi itibariyle 249.022,12 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

İstinaf yoluna başvuran davalı vekili; sözleşmenin süreli olup süre sonunda feshedildiğini, davacının cezai şart hakkını saklı tutmadığını, cezai şart miktarının müvekkilinin ekonomik olarak mahvına neden olabilecek miktarda olduğunu, satışların müvekkilinin elinde olmayan nedenlerle azaldığını, ayrıca icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.

GEREKÇE

Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve satış taahhüdünde öngörülen yıllık asgari ürün satışı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. TBK'nın 179/2. maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkca feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Mal alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart istemine ilişkin olarak Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında, iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği; eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamayacağı, diğer yandan alacaklının, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemeyeceği, yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerektiği, çekince için bir şekil şartının getirilmediği, tedarikçinin, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebileceği, bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebileceği, sonraki yıllarda da aynı kuralın geçerli olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyeceği, çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği, TBK’nın 179/2.

maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından, tarafların sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecekleri, örneğin sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti ödeneceğinin kararlaştırabileceği, ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, ceza koşulu istenmeyeceğine dair haklı bir güven oluşmuş ise, oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceği kabul edilmiştir. Somut olayda; taraflar arasındaki sözleşme süreli olup süre bitiminde taraflarca karşılıklı olarak feshedildiği, sözleşme eki genel şartların 11.

maddesinde fesihle birlikte cezai şart istenebileceğinin kararlaştırıldığı, yine davalı tarafça imzalanan alım taahhüdünde, davalının yıllık 3600 metreküp akaryakıt ve 10 metreküp madeni yağ satmayı, taahhüde uyulmaması halinde eksik akaryakıt bakımından metreküp başına 50 USD, madeni yağ bakımından ise 600 USD cezai şart ödemeyi kabul ettiği, davalının 01.06.2014-01.06.2015 döneminde taahhüt kapsamında eksik satış yapılan akaryakıt miktarının 1654,40 metreküp, madeni yağ miktarının ise 5,70 metreküp olduğu, takip tarihi itibariyle satış taahhüdü kapsamında eksik satış nedeniyle oluşan cezai şart tutarının ise takip tarihindeki kur üzerinden 249.022,12 TL olduğu; davalının asgari alım taahhüdünü yerine getirmemesine rağmen davacı tarafça ihtirazi kayıt konulmadığı gibi bu konuda davalı bayiye bir ihtar da keşide edilmediği anlaşılmaktadır.

Kaldı ki taraflar arasındaki sözleşme 01.06.2015 tarihli fesihname ile karşılıklı olarak feshedilmiş olup, fesihnamede de davacının asgari alım taahhüdüne dayalı herhangi bir ihtirazi kaydı bulunmadığı gibi, alım taahhüdüne dayalı cezai şart alacağı bakımından icra takibi de fesihten yaklaşık 6 ay sonra başlatılmıştır. Dolayısıyla beş yıl süreli bayilik sözleşmesinin süre bitiminde yenilenmeyerek sona ermesi sonucunda, sözleşme bitiminden itibaren yaklaşık 6 ay suskun kaldığı anlaşılan davacının, artık alım taahhüdüne dayalı cezai şart talep etmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü doğru değildir. Ancak bu husus yeniden yargılama gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/886 Esas 2018/556 Karar sayılı ve 16/05/2018 tarihli hükmünün HMK.'nun 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "Davanın REDDİNE,”İlk Derece Yargılamasına ilişkin olarak;"Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 54,40-TL karar ve ilam harcının davacı tarafından yatırılan 3.347,49- TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 3.293,09-TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine,Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 27.851,67-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan 4.252,67-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafça yapılan 31,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 29/12/2020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/264203 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

⚠ Bu istinaf çizgisi Yargıtay'ca (kısmen ya da tamamen) bozulmuştur — bölgesel emsal değeri bu yönüyle sınırlıdır.

Bozuldu

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/2062 E. 2022/6270 K. · Bozuldu

Fesihnamede haklar saklı tutulmuşsa cezai şart talebinde suskun kalmadan söz edilemez

Gerekçe özeti

Bayilik sözleşmesinin karşılıklı feshinde düzenlenen fesihname ile kayıtlara geçmiş hak ve borçlar ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı tutulmuşsa, alacaklının asgari alım taahhüdüne dayalı cezai şart talebinde fesihnamede ayrıca ihtirazi kayıt aranmaz; üstelik alacaklı fesihten kısa süre sonra fatura düzenleyip icra takibi başlatmışsa suskun kaldığından söz edilemez.

Emsal değeri

Fesihnamede hakların saklı tutulmasının cezai şart talebini koruduğu ve fesih sonrası fatura/takip yapan alacaklının suskun sayılamayacağı yönünden bağlayıcı içtihat değeri taşır.

Kavramlar: cezai şart asgari alım taahhüdü hakların saklı tutulması suskun kalma ihtirazi kayıt

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/2062 E.  ,  2022/6270 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.05.2018 tarih ve 2016/886 E. - 2018/556 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 29.12.2020 tarih ve 2018/2116 E. - 2020/1400 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, taraflar arasında 01/06/2010 tarihli bayilik sözleşmesi akdedildiğini, davalının müvekkilinden sözleşme hükümleri uyarınca istasyonu işletme ve taahhüt edilen miktarlarda ürün almayı kabul ettiğini, davalının 01.06.2014-01.06.2015 tarihleri arasında taahhüt edilen miktarlarda madeni yağ ve akaryakıt satışı yapmadığını, bu kapsamda müvekkilinin cezai şart alacağına ilişkin faturalar düzenlenerek davalıdan bu bedellerin talep edildiğini, davalının fatura bedellerini ödememesi üzerine alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, taraflar arasında 01/06/2010 tarihinde 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme süresinin bitiminde sözleşmenin feshedildiğini, davacının fesihte cezai şart isteme hakkını saklı tutmadığını, bayilik sözleşmesinin yapıldığı 2010 tarihinden 2015 tarihine kadar çevrede akaryakıt satışlarını olumsuz etkileyecek gelişmelerin olduğunu ve satışların düştüğünü, bu durumdan da davacının haberdar olduğunu, davacının taleplerinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, eksik alınan madeni yağ miktarının 5,70 m3, eksik alınan akaryakıt miktarının ise 1.654,40 m3 olduğu, buna bağlı cezai şart tutarının ise takip tarihi itibariyle 249.022,12 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, somut olayda taraflar arasındaki sözleşme süreli olup süre bitiminde taraflarca karşılıklı olarak feshedildiği, sözleşme eki genel şartların 11. maddesinde fesihle birlikte cezai şart istenebileceğinin kararlaştırıldığı, yine davalı tarafça imzalanan alım taahhüdünde, davalının yıllık 3600 metreküp akaryakıt ve 10 metreküp madeni yağ satmayı, taahhüde uyulmaması halinde eksik akaryakıt bakımından metreküp başına 50 USD, madeni yağ bakımından ise 600 USD cezai şart ödemeyi kabul ettiği, davalının 01.06.2014-01.06.2015 döneminde taahhüt kapsamında eksik satış yapılan akaryakıt miktarının 1654,40 metreküp, madeni yağ miktarının ise 5,70 metreküp olduğu, takip tarihi itibariyle satış taahhüdü kapsamında eksik satış nedeniyle oluşan cezai şart tutarının ise takip tarihindeki kur üzerinden 249.022,12 TL olduğu;

davalının asgari alım taahhüdünü yerine getirmemesine rağmen davacı tarafça ihtirazi kayıt konulmadığı gibi bu konuda davalı bayiye bir ihtar da keşide edilmediğinin anlaşıldığı, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin 01.06.2015 tarihli fesihname ile karşılıklı olarak feshedildiği, fesihnamede de davacının asgari alım taahhüdüne dayalı herhangi bir ihtirazi kaydı bulunmadığı gibi, alım taahhüdüne dayalı cezai şart alacağı bakımından icra takibi de fesihten yaklaşık 6 ay sonra başlatıldığı, dolayısıyla beş yıl süreli bayilik sözleşmesinin süre bitiminde yenilenmeyerek sona ermesi sonucunda, sözleşme bitiminden itibaren yaklaşık 6 ay suskun kaldığı anlaşılan davacının, artık alım taahhüdüne dayalı cezai şart talep etmesinin mümkün olmadığı, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinde davalının taahhüt ettiği asgari alım taahhüdüne ilişkin hükmün ihlali nedeniyle alacak istemine ilişkindir.

Taraflar arasında düzenlenen 01.06.2015 tarihli fesihname ile Shell Gaz Bayilik Sözleşmesi karşılıklı feshedilmiş olup fesihname ile "kayıtlara geçmiş hak ve borçlar ve fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları" saklı tutulmuştur.

Fesihnamede, tarafların sözleşmeden kaynaklanan her türlü hak ve borçlara ilişkin haklarını saklı tutmalarına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince davacının asgari alım taahhüdüne ilişkin fesihnamede herhangi bir ihtirazı kayıt bulunmadığına yönelik gerekçe ile davanın reddedilmesi doğru olmadığı gibi, davacının fesihten sonra 29.09.2015 tarihli faturayı düzenleyerek fatura bedelinin vadesinde ödenmemesi üzerine 03.12.2015 tarihinde icra takibini başlatması nedeniyle davacının suskun kalmasından da söz edilemeyecek olmasına göre davanın reddi isabetli olmamış, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi gereğince dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde mümeyyiz davacıya iadesine, 26/09/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

1- Dava, Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi uyarınca eksik ürün alımından doğan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Somut olayda; taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin 01.06.2010 tarihli sözleşmeyle başladığı ve 01.06.2015 tarihli “Fesihname” ile sözleşmenin karşılıklı olarak feshedildiği, devam eden 5 yıllık bayilik ilişkisi sırasında davacının her yıl eksik ürün aldığı, davacının ilk 4 yıl eksik alıma hiç ses çıkarmadan bayilik ilişkisini sürdürdüğü, esasen 5. Yıl için de her hangi bir çekince ileri sürmeden ticari ilişkiyi sürdürdüğü, ancak sözleşmenin feshinin üzerinden 6 ay geçtikten sonra, 5. Yıldaki eksik alım nedeniyle cezai şart alacağının tahsili için davalı aleyhine icra takibi başlattığı ve takibe itiraz üzerine sonuçta eldeki davanın açıldığı, davacının sattığı ürün bedelinden doğan bir alacağının bulunmadığı bu konuda tarafların mutabık olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

2- TBK’nın 104. maddesinde yer alan “Faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır. Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse, faizlerini de almış olduğu kabul edilir. Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş sayılır” düzenlemesi uyarınca, 5 yıllık dönemsel edim borcu sona erdikten ve çekince konulmaksızın borç tahsil edildikten sonra davacı akaryakıt dağıtıcısının cezai şart alacağı tahsil etmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

3- Öte yandan, her ne kadar Bayilik Sözleşmesinde eksik alım halinde cezai şart alacağı talep edilebileceği hususunda yazılı bir hüküm bulunsa bile sözleşmenin ifası sırasında bu sözleşmeye uyulmaksızın taraflar arasında belirli ticari bir teamül gelişmesi halinde TMK 2. maddesi uyarınca yazılı sözleşme kuralına göre değil oluşan bu ticari teamüle göre işlem yapılması gerekir (YİBBGK, 27.06.2003 t. Ve 2001/1 E. – 2003/1 K.). Zira TMK’nın 2. maddesi uyarınca “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”.

Dürüstlük kuralı, kanunla belirlenmiş genel bir ilke ve kuraldır, hem hukuki işlemlerin tamamlanması ve yorumlanması ile hukuki işlemden doğan borçların yerine getirilmesinde, hem de, kanundan doğan hakların kullanılması ve ifasında dikkate alınır. (Ş. Akyol, Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, s.6).

4- TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralından yola çıkılarak oluşturulan “Güven Teorisi/Nazariyesine” göre, irade beyanının yorumlanmasında, muhatap tarafından bilinen ve bilinmesi gereken tüm unsurlar dürüstlük kuralı gözetilerek değerlendirilmeli ve böylece haklı güven korunmuş olmalıdır. Öğretide; TMK’nın 2. maddesi uyarınca, hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesinden yola çıkılarak, ticari hayatta muhatabın haklı güvenin korunmasının dürüstlük kuralının bir gereği olduğu, bu sayede taraflar arasında, karşılıklı menfaatler dengesinin de adil şekilde sağlanacağı hususunda tam bir görüş birliği bulunmaktadır (F. Eren, Borçlar Hukuku Genel, s.152 vd; B. Kalkan, Güven Sorumluluğu, s.33).

5- Yine Öğretide TMK’nın 2. maddesinden yola çıkılarak oluşturulan “Çelişkili Davranış Yasağı” teorisi uyarınca, bir kimsenin, davranışları ile çelişkiye düşmesi sebebiyle, başka bir kişi zarara uğramış ise, çelişki yaratan kişi bakımından sorumluluk doğar ve hukuken yaptırım uygulanması gerekir (Ş. Akyol, Medeni Hukukta Çelişki Yasağı, Prof. Dr. […] Feyzioğlu'na Armağan, s. 1 vd.). Çelişkili davranış yasağında da, korunması istenen unsur güven olmakla birlikte, korumanın esası güvene aykırı davranış değil, önceki davranışla çelişki oluşturacak davranıştır

6- Anılan ilkeler somut olaya uygulandığında, davacı akaryakıt dağıtım bayisinin önceki 4 yıl için gerçekleşen eksik alım nedeniyle 5. yıl için de eksik alımın yapılabileceği hususunda davalı bayiide haklı güven oluştuğunun kabulü gerekir. Ayrıca ilk 4 yıl sözleşme kuralını görmezden gelen ve suskun kalan davacının, üstelik sözleşme sona erdikten sonra, 5. yıl için eksik alım sebebiyle cezai şart talep etmesi çelişkili davranış yasağı kuralının, yani dürüstlük kuralının ihlali anlamına gelir. Mahkemeler TMK’nın 2/2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı davranışları re’sen nazara almak zorundadır. Anılan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi’nin davanın reddi kararını isabetli bulduğumdan, kararı bozan Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.