6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Öncelikli mal teslimatı uygulamasının haksız rekabet oluşturmaması

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/1871 E. 2020/1366 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Haksız rekabetistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Haksız rekabet

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haksız rekabet öncelikli mal teslimatı hakim konum/tekel örtülü kazanç aktarımı kesin hüküm şirketle muamele ve rekabet yasağı (TTK 334-335)

Gerekçe özeti

Şirket genel kurulu tarafından, kredi teminatı sağlayan hissedar şirketlere üretimin belirli bir oranı üzerinde öncelikli mal teslimatı hakkı tanınmasının, bu uygulamanın ilgili idari kurumun (SPK) izni ve onayıyla yapılmış olması, uygulamanın kaldırılmasındaki gecikme döneminde davacının somut bir siparişinin reddedilmemiş olması ve satış koşullarının tüm alıcılara eşit şekilde uygulanması hallerinde haksız rekabet oluşturmadığı; pazarda düşük paya sahip (hakim olmayan) bir teşebbüsün bu tür uygulamaları haksız rekabet kapsamında değerlendirilemeyeceği ve şartlı/koşullu siparişlerin standart satış prosedürüne aykırılık nedeniyle reddedilmesinin haksız rekabet sayılamayacağı kabul edilir.

Ele alınan sorunlar

Öncelikli mal teslimatı uygulamasının haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı → ret

İddia: Davacı, davalı şirketin piyasadaki hakim konumunu kullanarak diğer davalıya ve dava dışı ilişkili şirketlere öncelikli mal teslimatı hakkı tanıdığını, bu uygulamanın SPK'nın belirlediği orantılı teslimat koşuluna uyulmadan yürütüldüğünü, kredi kapandıktan sonra da (11.03.2011-15.07.2011 arası) uygulamaya devam edildiğini, bu suretle haksız rekabet oluştuğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalı şirketin banka kredisine teminat bulamaması üzerine 27.05.2005 tarihli genel kurul kararıyla, kredi için hisselerini teminat gösteren hissedar şirketlere üretimin %50'si üzerinde öncelikli teslimat hakkı tanındığı, bu uygulamanın SPK'nın olumlu görüş ve izniyle sağlandığı sabittir. Banka kredisi 11.03.2011 tarihinde kapatılmış, SPK'nın eşitsizlik yarattığı gerekçesiyle uygulamanın kaldırılmasını istemesi üzerine öncelikli teslimat hakkı 15.07.2011 tarihinde kaldırılmıştır. Kredinin kapatıldığı tarih ile uygulamanın kaldırıldığı tarih arasında bir usulsüzlükten söz edilebilecek olsa da, bu dönemde davacının salt öncelikli alım uygulaması nedeniyle reddedilen bir siparişinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Öncelikli teslimat hakkı dışında kalan %50'lik kısım yönünden ise davalının 3 ay önceden sipariş verilmesi ve teslim anındaki fiyatın kabul edilmesi koşuluyla satış yaptığı, bu koşulların tüm alıcılara eşit uygulandığı, davacının karşılanmayan taleplerinin şartlı teslim veya ilan edilen fiyatın üzerinde fiyat içermesi nedeniyle reddedildiği anlaşılmıştır. Davacının siparişlerinin koşullu bulunması nedeniyle standart satış prosedürüne aykırılık sebebiyle reddedilmesi, haksız rekabet olarak nitelendirilemez.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davalı şirketin piyasada hakim/tekel konumda bulunup bulunmadığı → ret

İddia: Davacı, davalı şirketin demir çelik sektöründe tekel konumunda bulunduğunu ve bu konumu kullanarak haksız rekabet yarattığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Rekabet Kurumu ve SPK raporlarında tespit edildiği üzere davalı şirketin yurtiçi kütük demir üretimindeki payının %5,34 olduğu, bu nedenle pazarda hakim üretici konumunda bulunmadığı anlaşılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Örtülü kazanç aktarımı iddiası → ret

İddia: Davacı, davalı yöneticilerinin SPK Kanunu'na muhalefet ederek ilişkili şirketlere örtülü kazanç aktarımı yaptığını, bu hususun ceza ve SPK denetim raporlarıyla sabit olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/449 esas sayılı dosyasında yöneticiler hakkında açılan örtülü kazanç aktarımı iddiasına ilişkin kamu davasında beraat kararı verildiği, bozma sonrası davanın zamanaşımı nedeniyle düştüğü; Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/531 esas sayılı dosyasında ise SPK'nın 29.08.2012 tarihli denetim raporu doğrultusunda açılan haksız rekabet nedenli kamu davasında sanıkların beraatine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nce onanarak kesinleştiği görülmüştür. Ceza yargılaması sonucu verilen beraat kararlarıyla ilişkili şirketlere farklı fiyat uygulaması bulunmadığı yönündeki tespitler karşısında davacının örtülü kazanç aktarımı iddiası kanıtlanamamıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Siparişlerin gecikmeli teslimi ve ilişkili olmayan şirketlere satış yapılmadığı iddiası → ret

İddia: Davacı, kütük demir siparişi verip alamadığını, davalının ilişkili olmayan şirketlere satış yapmadığını ve siparişlerin gecikmeli teslim edildiğini, bu delillerin mahkemece yok sayıldığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının siparişlerin gecikmeli teslim edildiği iddiasına ilişkin olarak açtığı Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/29 esas sayılı dosyasında, davalının mal teslim tarihi konusunda taahhüdünün bulunmadığı, davacının geç teslim nedeniyle zarara uğradığı iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Davacının ilişkili olmayan şirketlere satış yapılmadığı iddiası ise SPK ve Rekabet Kurumu raporlarıyla yapılan tespitler doğrultusunda yerinde bulunmamış, karşılanmayan alım taleplerinin şartlı teslim ve ilan edilen fiyatların üzerinde fiyat içermesi nedeniyle reddedildiği tespit edilmiştir. Ayrıca aynı davacı tarafından aynı davalı ve diğer hissedar şirket hakkında aynı konu ve nedenle açılan davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/468 esas sayılı dosyasında davanın reddine karar verilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararda, idari makam (SPK) izniyle yürütülen öncelikli teslimat uygulamasının ve pazar payı düşük teşebbüsün satış prosedürlerine uyulmaması nedeniyle sipariş reddinin haksız rekabet oluşturup oluşturmayacağına ilişkin değerlendirme, benzer öncelikli teslimat/pazar hakimiyeti uyuşmazlıklarında bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Atıf yapılan mevzuat: 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu (eTTK) — 6762 sayılı TTK 566762 sayılı TTK 57/86762 sayılı TTK 57/106762 sayılı TTK 586762 sayılı TTK 3346762 sayılı TTK 335

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/1871

KARAR NO 2020/1366

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 05/04/2018

NUMARASI 2014/902 Esas - 2018/365 Karar

DAVA

Alacak

İSTİNAF KARAR TARİHİ 24/12/2020

Davanın reddine ilişkin hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin demir çelik sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı ... AŞ'nin ise sektörde tekel konumunda bulunduğunu, özelleştirme sonucunda diğer davalının da aralarında olduğu 3 ailenin ...'de hakim ortak olarak yer aldığını, davalı ...'in hakim ortağı durumunda bulunan bu 3 aile şirketine ihaleler vererek müvekkilinin zararına neden olduklarını, davalının yönetiminde bulunan hissedarların kendi aile şirketlerine haksız kazanç sağladıklarını, yönetimde bulunan kişilerin diğer davalının hakim ortakları olduğunu, şirket yöneticilerinin yetkilerini aile şirketlerine istedikleri gibi mal vermek suretiyle kullanıp diğer davalıya ve dava dışı hakim ortak olan iki şirkete menfaat sağladıklarını, müvekkili şirketin daha yüksek fiyatla mal istemesine rağmen, ona vermeyip aile şirketlerine liste fiyatı altında satış yaptıklarını, müvekkili şirketin daha evvel verdiği siparişleri beklerken, teslimatlarda aile şirketlerine öncelik verildiğini,davalı yöneticilerinin SPK kanununa muhalefet ederek örtülü kazanç aktarımı ile ...'i zarara uğrattıklarını, SPK'nın bu yöndeki tespiti neticesinde elde ettikleri menfaati iade etmek zorunda kaldıklarını, Sermaye Piyasası Kanununun 15.

maddesine aykırı eylemleri neticesinde örtülü kazanç aktarımı yapıldığı gerekçesiyle davalı ... şirketi yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/449 esas sayılı dosyasında açılan davanın zamanaşımına uğradığını, ancak dosyada bulunan denetleme raporu ile bilirkişi raporunun iddialarının haklı olduğunu gösterdiğini, davalıların eyleminin 6762 sayılı TTK'nın 57/10. maddesi kapsamında haksız rekabet oluşturduğunu, davalı ...'in 27.05.2005 tarihli genel kurul kararı ile yatırım finansmanında ortakların hisse senetlerinin teminat olarak kullanılması dolayısıyla bu ortaklara üretimin %50'si oranında öncelikli mal teslimatı hakkı tanındığını, ancak buna rağmen üretimin %80-90'lık kısmının davalı ve davadışı şirketlere aktarıldığını, gerek SPK'nun denetleme raporlarında gerekse savcılık soruşturmaları esnasında alınan raporlarla davalıların haksız rekabet yarattıkları hususunun sabit olduğunu belirterek, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesine, haksız rekabet nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarar nedeniyle şimdilik 30.000-TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

ISLAH Davacı vekili, ıslah dilekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda dava değerini 3.425.646,52- TL olarak ıslah etmiştir.

CEVAP

1- Davalı ...k vekili; ...'in sektörde tekel olmadığını, Türkiye'nin çelik üretiminin sadece %5'ini gerçekleştirdiğini, müvekkilinin de ...'in ortağı olduğunu, ...'in birikmiş borçları nedeniyle müvekkiline ait kredi ve çekler kullanılarak ...'e hammadde temin edildiğini, müvekkili şirket yöneticisinin örtülü sermaye artırımı suçlaması nedeniyle açılan ceza davasında beraat kararı verilerek kesinleştiğini,...'in tüm gayrimenkullerinin hacizli olması nedeniyle kredi teminatı bulunamadığını, bunun üzerine teminat olarak müvekkilinin ve dava dışı iki şirketin hisselerinin gösterilerek kredi sağlandığını, bunun karşılığında teminat veren şirketlere ...'in üretiminin %50'si üzerinde öncelikli teslim hakkı sağlandığını, bunun SPK'nun izni ve kararı ile yapıldığını, bu kapsamda müvekkilinin ...

fiyat listelerine göre öncelikli mal teslimi uygulamasından faydalandığını, üretimin diğer %50 kısmının ise tüm müşterilere açık olduğunu, Rekabet Kurumunun ...'in piyasada hakim konumda olmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiğini, davacının öncelikli mal teslimi nedeniyle zarara uğradığı iddiasıyla açılan davada Karabük Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/149 esas sayılı dosyada davanın reddine karar verilerek kesinleştiğini,haksız rekabet hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığını, öncelikli teslim hakkı dışında kalan %50 si yönünden farklı bir uygulamanın söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

2- Davalı ... vekili;...'in üretimdeki payının %4 olduğu tekel olmadığını, müvekkilinin özelleştirmeden önceki dönemden kalan borçlarının ödenebilmesi için banka kredisine ihtiyaç duyduğunu, ancak şirketin gayrimenkulleri hacizli olduğu için bankaların bu gayrimenkulleri teminat olarak kabul etmediklerini,davalı ..., dava dışı ... ve ...'ın hisseleri ve gayrimenkulleri teminat gösterilerek bankalardan kredi temin edildiği, bu nedenle teminat veren ortaklara üretimin %50'si üzerinde öncelikli teslim hakkı tanındığını, bu konuda SPK'dan gerekli izinlerin alındığını,cari fiyat listelerine göre öncelikli mal tesliminden yararlandığını, üretimin diğer yarısının ise tüm müşterilere açık olduğunu,davacının fiyatları üzerinde sipariş vererek aslında kendisinin haksız rekabet oluşturduğunu, dava konusu uygulamanın haksız rekabet teşkil etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davalı ...'in 27/05/2005 tarihli genel kurulunda diğer davalı ..., dava dışı ... ile ...'a ait hisseler üzerine banka teminatı oluşturulmasına, karşılığında da bu şirketlere üretimin %50'si üzerinden öncelikli teslim hakkı tanınmasına karar verildiği, SPK'nın olumlu görüş ve izni ile öncelikli teslim hakkının sağlandığı, bu sebeple davalı ... tarafından yapılan üretimin %50'lik kısmı üzerinden bu 3 şirketin öncelikli alım hakkının bulunduğu, banka kredisinin 11/03/2011'de kapatıldığı, o tarihe kadar öncelikli alım hakkının geçerli olduğu, 11/03/2011'de SPK'nın artık kredi kapandığı için eşitsizlik yaratan öncelikli teslim hakkının kaldırılmasını 14/04/2011'de ...'den istediği, ..'in de 15/07/2011 tarihinde öncelikli alım hakkını kaldırdığı, dolayısıyla öncelikli alım hakkının geçerli olduğu dönemde özellikle kredinin kapatıldığı 11/03/2011 tarihine kadar davacının iddia ettiği "davalı şirkete siparişlerde öncelik tanındığı ve daha düşük bedeller üzerinden mal sağlandığı" iddialarının, öncelikli alım hakkına konu %50'lik kısım üzerinde söz konusu olmayacağı, kredinin kapatıldığı tarih ile öncelikli alım hakkının kaldırıldığı 15/07/2011 arasında kalan sürede ise davacının bu sürede siparişinin mevcut olmadığı, öncelikli alım hakkının dışında kalan kısım yönünden ise davacı şirketin kütük demir siparişi verip de alamadığı ve bunu başka yerlerden temin ettiği iddiasının kanıtlanamadığı, SPK tarafından davalı ...'in 2002-2003 yıllarında diğer davalı ...'e çekle satış yapmasının örtülü kazanç sağlama niteliğinde olduğu ileri sürülerek suç duyurusunda bulunulmuş ise de, Asliye Ceza Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri tarafından dosyaya alınan kararlarla herhangi bir örtülü kazanç sağlanmadığı yolunda hükümlerverildiği, Karabük 1.

Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/531 Esas ve 2015/639 karar sayılı dosyasında da davalıların yetkililerinin haksız rekabet fiilini işlemedikleri gerekçesiyle,açılan davada beraat kararı verilerek kesinleştiği, davacı tarafından davalı ... ve onun öncelikle teslim hakkı sağladığı bir başka şirket olan ... hakkında yine aynı hukuki nedenlere dayalı olarak açılmış olan haksız rekabetin tespiti, men'i ve zararın tazmini davasının reddine karar verildiği ve kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/06/2017 tarih 2015/15770 esas 2017/3356 karar sayılı hükmü ile onanarak kesinleştiği, davalıların iddia edilen eylemleri ile haksız rekabet yaratmadıkları, bu nedenle davacının haksız rekabet sebebiyle doğan bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili;iddia ettikleri haksız rekabet eylemlerinden birinin öncelikli mal teslimatında yapılan haksızlıklar ve elde edilen haksız menfaatler olduğunu, davalı ...'in hak etmediği halde öncelikli mal teslimatı adı altında rakiplerinin mal almasını engelleyerek haksız rekabette bulunduğu, öncelikli mal teslimatı uygulamasının 2011 yılı öncesinde de gerçekleştirilerek haksız rekabet edildiğini, öncelikli mal teslimatından sadece ortakların yararlanabileceğini, ancak ...'in yönetimini oluşturan 3 ailenin şirketlerine öncelikli mal teslimatı yapıldığını, SPK'nın 01.04.2005 tarihli yazısında belirttiği üzere öncelikli mal teslimatının ortakların hisse senedi bloke oranlarına göre yapılması gerekirken buna uyulmadığını, teminat verilen kredinin 11.03.2011 tarihinde kapatılmasına rağmen bu tarihten sonra da aynı uygulamaya devam edildiğini, müvekkili şirketin kütük demir siparişi verip de mal alamadığına dair deliller sunulmasına rağmen mahkemece bu delillerin yok sayıldığını, gerekçede belirtilen Karabük 1.

Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/449 esas sayılı dosyasında verilen beraat kararının Yargıtay'ca bozulduğunu, sonrasında ise davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığını, bu dosyada davalı ...'in hakim hissedarının örtülü sermaye aktarımı tutarını ...'e ödediğini, kararda geçen ve haksız rekabet eylemlerine ilişkin Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/531 esas sayılı dosyasında verilen kararın temyiz edildiğini, ve halen kesinleşmediğini, yine İstanbul Anadolu 4. ATMnin 2014/468 esas sayılı dosyasında verilen kararın da kesinleşmediğini, kaldı ki o davanın davalısı ...'ın mal alımlarının da farklılık arzettiğini, SPK tarafından düzenlenen 29.08.2012 tarihli denetim raporunda ... tarafından üretilen kütüklerin çoğunluğunun ilişkili şirketler olan ..., ...

ve ... tarafından alındığı, ilişkili şirketlerin ...'in üretim bilgilerini hukuka uygun olarak elde etse de hukuka aykırı bir amaç için diğer firmalara göre maliyet avantajı sağlandığı, dolayısıyla haksız rekabet hükümlerinin ilişkili şirket yöneticileri tarafından ihlal edildiğinin tespit edildiğini, bilirkişi raporlarıyla tespit edilen haksız rekabet eylemlerinin yok sayıldığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Haksız rekabet, olay tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 56 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir. Haksız rekabet sayılan bazı durumlar ise TTK'nın 57. maddesinde sayılmış; maddenin 8. bendinde "hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir şekilde elde ettiği veya öğrendiği imalat veya ticaret sırlarından haksız yere faydalanmak veya onları başkalarına yaymak", 10. bendinde ise "rakipler hakkında da cari olan kanun, nizamname, mukavele yahut mesleki veya mahalli adetlerle tayin edilmiş bulunan iş hayatı şartlarına riayet etmemek" haksız rekabet olarak nitelendirilmiştir.

6762 sayılı TTK'nın 58. maddesinde ise; haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin, fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin önlenmesini, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, ...bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, kusur varsa zarar ve ziyanın tazminini, (TBK'nın 58.) maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık;

davalı ... tarafından piyasadaki hakim konumu kullanılarak diğer davalı ...'e öncelikli mal teslimatı hakkı tanınması suretiyle gerçekleşen eylemin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı hususunda toplanmaktadır. Somut olayda; davalı ...'in çekeceği krediye teminat bulamaması sonucunda 27/05/2005 tarihli genel kurul kararı ile, ...'de hissedar olan diğer davalı ... ile dava dışı iki şirkete ait hisselerin bankaya teminat gösterilmesi karşılığında bu şirketlere üretimin %50'si üzerinde öncelikli teslimat hakkı tanındığı, ayrıca ... YK nda yer alan ..., ..., ... ortaklarına 6762 sayılı TTK'nın 334 ve 335 maddeleri kapsamında şirketle muamele ve rekabet yasağına ilişkin yetki tanındığı, şirketin halka açık olması nedeniyle bu konuda SPK'dan görüş sorulduğu, SPK'nın ortağın verdiği teminat miktarının toplam teminat miktarına oranlanması suretiyle orantılı teslimat hakkı tanınması koşuluyla olumlu görüş ve izni ile öncelikli teslim hakkının sağlandığı, dolayısıyla ...

tarafından yapılan üretimin %50'lik kısmı üzerinde bu 3 şirketin öncelikli teslimat hakkı bulunduğu,banka kredisinin 11.03.2011 tarihinde kapatıldığı, SPK'nın kredi kapatıldığı için eşitsizlik yaratan öncelikli teslimat hakkının kaldırılması yönündeki uyarısı üzerine ... tarafından 15.07.2011 tarihinde öncelikli teslimat hakkını kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Davacının şikayeti üzerine Rekabet Kurumunca düzenlenen 19.06.2017 tarihli soruşturma raporunda; ...'in kütük demirde pazar payının %5,34 olduğu, ürün pazarında hakim durumda olmadığı, ... tarafından 2004-2015 yılları arasında davacının 23 adet mal alım talebinin belirli tarihte teslim talep edilmesi ve ilan edilen satış fiyatları dışında fiyat teklifi nedeniyle reddedildiği, davacının bu dönemde kendi tesisinde talep ettiği üründen daha fazla üretim yaptığı gibi ...

firmasından ve ithalat yoluyla kütük tedarik ettiği, ... tarafından üretilen kütük demirin davacı için zorunlu veya vazgeçilmez olmadığı, buna bağlı olarak ...'in şikayete konu uygulamasının alt pazarda etkin rekabeti ortadan kaldırmadığı, davacının alım taleplerinin farklı teslim tarihi içermesi ve liste fiyatlarının üzerinde bulunması nedeniyle ...'in satış prosedürüne uymadığı gerekçesiyle 4054 sayılı yasa gereğince idari para cezası uygulanmasına gerek olmadığına karar verilmiştir. SPK tarafından düzenlenen 29.08.2012 tarihli raporda; ...'in dönem içerisinde kütük satış fiyatlarında liste fiyatı dışında satış yaptığına dair bulguya rastlanmadığı, ilişkili şirketler ile diğer şirketlere satışlarda fiyat farkı bulunmadığı, ...

tarafından karşılanmayan alım taleplerinin çoğunluğunun öncelikli alım hakkı dışındaki kısma ait olup hepsinin ilan edilen satış fiyatı üzerinde, bir kısmının şartlı talep içerdiği, ...'in belirlemiş olduğu "3 ay önceden sadece alım miktarını belirlemek ve teslim tarihindeki fiyatı kabul etmek" şartını taşımadığı, ilişkili şirketlerce alınan kütüğün dışarıya pahalıya satıldığına dair tespit yapılamadığı, ilişkili şirket yöneticilerinin aynı zamanda ... yönetiminde bulunması nedeniyle ...'in üretim ve satış bilgilerine sahip olarak diğer firmalara göre kendilerine avantaj sağladıkları, bu suretle haksız rekabet hükümlerinin ihlal edildiği belirtilmiştir. Karabük Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/449 esas sayılı dosyasının incelenmesinde;

... yöneticisi olan sanıklar hakkında şirketin yönetim kurulu başkan vekilinin ortağı bulunduğu ...'e peşin ve daha yüksek fiyat tekliflerinin altında ve vadeli olarak kütük demir satışı suretiyle örtülü kazanç aktarımı yapıldığı iddiasıyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatine karar verildiği ,bozmadan sonra zamanaşımı nedeniyle davanın düştüğü görülmüştür. Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/531 esas sayılı dosyasında; ... ile hissedar ..., ... ve ... yetkilileri hakkında SPK'nın 29.08.2012 tarhli denetim raporu doğrultusunda haksız rekabet eylemleri nedeniyle kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanıkların eylemlerinin suçun unsurları bulunmadığından, tüm sanıkların beraatine karar verildiği, kararın Yargıtay 19.

Ceza Dairesinin 28.05.2018 tarihli ilamıyla onanarak kesinleştiği görülmüştür. Karabük 2. AHMnin 2007/29 esas sayılı dosyasında; davacı ... tarafından davalı ... hakkında bedeli peşin ödenerek sipariş edilen kütük demirin zamanında teslim edilmemesi nedeniyle oluşan zararın tazmini istemiyle dava açıldığı, mahkemece davalının pay sahibi müşterilerine ait hisse senetlerinin rehnedilmesini teşvik amacıyla öncelikli mal teslimi kararı almasının yasaya aykırı olmadığı, davalının mal teslim tarihi konusunda taahhüdünün bulunmadığı, davacının geç teslim nedeniyle müşteri siparişlerini karşılayamadığı ve sonucunda zarara uğradığı iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 19.

HDnin 2008/11968-2009/8839 sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği görülmüştür. İstanbul Anadolu 4. ATM nin 2014/468 esas sayılı dosyasında; davacı ... tarafından davalılar ... ve ... hakkında işbu dava konusu olan aynı eylemlere ilişkin olarak, çoğunluk hissenin verdiği haklarla TTK'nın 334 ve 335. maddesi yetkilerini öncelikle kendi aile şirketlerine tanıyarak aile şirketlerine haksız menfaat temin edildiği, müvekkili ve başkaca şirketlerin daha yüksek fiyattan alım talebi olmasına rağmen aile şirketlerine liste fiyatı altında satış yapıldığı, teslimatta aile şirketlerine öncelik tanındığı, bu suretle haksız rekabet edildiği iddiasıyla haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi, bu suretle davacının uğradığı zararın tazmini istemiyle dava açıldığı, mahkemece;

davacı iddiaları ile TTK'nın 334-335. maddeleri konusunda ... YK üyelerine yetki tanınması arasında bir ilişki bulunmakla birlikte, salt genel kurulca bu yönde bir karar alınmasının haksız rekabet ya da rekabetin bozulması şartlarının gerçekleşmesi için yeterli olmadığı, Rekabet Kurumu raporuna göre ...'in yurtiçi kütük demir üretimindeki payının % 5,34 olduğu, davacının örtülü kazanç aktarımı çerçevesindeki iddialarından 2002-2003 yıllarına ilişkin ... tarafından vadeli çekle satış yapılması işleminde ... lehine değil, ...'e menfaat sağlandığı, bu kapsamda asliye ceza ve vergi mahkemelerinde görülen davalar sonucunda iddia edildiği gibi örtülü bir kazanç aktarımının olmadığının anlaşıldığı ve ilgili kararların kesinleştiği, daha sonraki yıllarda ise ...'in önceden ilan edilen liste fiyatı dışında farklı fiyattan satış yapmadığı, örtülü kazanç aktarımı iddiasının ispatlanamadığı, davacının ilişkili olmayan şirketlere ...

tarafından satış yapılmadığı iddiasının, SPK raporunda incelendiği ve karşılanmayan taleplerin şartlı alım teklifleri olduğunun ortaya konulduğu, ...'in ise satış koşullarını tüm müşteriler için salt kendi belirlediği koşullara tabi tuttuğu tespiti karşısında ispatlanamadığı, siparişlerin gecikmeli teslim edildiği iddiasının ise daha önce ...'in ...'e karşı Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/29 esas sayılı dosyasına konu olduğu, davanın reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, bu konuda başkaca bir delil de sunulamadığından iddianın ispatlanamadığı, davacının öncelikli alım hakkı uygulamasının ise ilişkili şirketler lehine haksız bir ayrıcalık yaratıldığı yönündeki iddiasının, bu uygulamanın SPK'nın 2005 yılında verdiği izinle başlatılmış olması, bu kapsamda sözü geçen Karabük 2.

Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/29 esas sayılı dosyasında verilen öncelikli mal teslimi uygulamasında bir usulsüzlük bulunmadığı yönündeki kararı karşısında haklı olamayacağı, bununla beraber uygulamanın temelini oluşturan kredinin 11.03.2011 kapatıldığı ve SPK'nın da bu uygulamanın ortaklar arasında eşitsizlik yarattığı gerekçesiyle 14.04.2011 tarihinde kaldırılmasını istemesi, ancak kaldırılmasının 15.07.2011 tarihini bulması karşısında bir usulsüzlükten söz edilebileceği, bununla beraber bu tarihler arasında davacı tarafın salt ön alım uygulaması nedeniyle reddedilen bir siparişi bulunmadığı, davacının ön alım nedeni ile haksız ayrıcalık tanındığı ve haksız rekabet fiilinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 11.

HD nin 2015/15770 esas -2017/3356 karar sayılı ilamıyla onandığı, karar düzeltme isteminin red edilerek kararın kesinleştiği görülmüştür. İncelenen dosya içeriklerine göre; davalı ...'in 27/05/2005 tarihli genel kurul kararı ile, ...'de hissedar olan diğer davalı ... ile dava dışı ... ve ...'a ait hisselerin bankaya teminat olarak gösterilmesi karşılığında bu şirketlere üretimin %50'si üzerinde öncelikli teslimat hakkı tanınmasına karar verildiği, ayrıca ... YKnda yer alan ilişkili şirketler ortaklarına 6762 sayılı TTK'nın 334 ve 335 maddeleri kapsamında şirketle muamele ve rekabet yasağına ilişkin yetki tanındığı, SPK'nın olumlu görüş ve izni ile öncelikli teslim hakkının sağlandığı, dolayısıyla davalı ...

tarafından yapılan üretimin %50'lik kısmı üzerinde bu 3 şirketin öncelikli teslimat hakkının bulunduğu,banka kredisinin 11.03.2011 tarihinde kapatıldığı, SPK'nın kredi kapatıldığı için eşitsizlik yaratan öncelikli teslimat hakkının kaldırılması yönündeki yazısı üzerine 15.07.2011 tarihinde öncelikli teslimat hakkının kaldırıldığı , 6762 sayılı TTK'nın 334-335. maddeleri kapsamında alınan ... genel kurulu kararının, haksız rekabetin varlığını kabule yeterli olmadığı, Rekabet Kurumu ve SPK raporunda da tespit edildiği üzere ...'in yurtiçi kütük demir üretimindeki payının % 5,34 olduğu, bu nedenle pazarda hakim üretici konumunda bulunmadığı, ceza yargılaması sonucu verilen beraat kararı ile ilişkili şirketlere farklı fiyat uygulaması bulunmadığı yönündeki tespitler karşısında, davacının örtülü kazanç aktarımı iddiasının kanıtlanamadığı, yine davacının ilişkili olmayan şirketlere ...

tarafından satış yapılmadığı iddiasının, SPK ve Rekabet Kurumu raporlarıyla yapılan tespitler doğrultusunda yerinde olmadığı, zira davalı ...'in standart satış prosedürü gereği 3 ay önce sipariş vermek ve teslim anındaki fiyatı kabul etmek koşuluyla satış yapıldığı, bu koşulların tüm alıcılara eşit olarak uygulandığı, satış fiyatlarının ise ilan edildiği, davacının iddia ettiği karşılanmayan alım taleplerinin ise şartlı teslim ve ilan edilen fiyatların üzerinde fiyat içermesi nedeniyle davalı tarafından reddedildiği tesbit edilmiştir. Davacının siparişlerin gecikmeli teslim edildiği iddiasına ilişkin olarak açılan davada Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/29 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda, davalının mal teslim tarihi konusunda taahhüdünün bulunmadığı, davacının geç teslim nedeniyle müşteri siparişlerini karşılayamadığı ve sonucunda zarara uğradığı iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.Bir an için öncelikli teslimat uygulamasının temelini oluşturan banka kredisinin kapatıldığı tarihten uygulamaya hemen son verilmediği anlaşılmakta ise de bu dönemde davacının öncelikli alım uygulaması nedeniyle reddedilen bir siparişi bulunmadığı tesbit edilmiştir.Davacının siparişlerinin koşullu bulunması nedeniyle davalının standart satış prosedürüne aykırılık nedeniyle reddedildiğinin tespiti karşısında, bu durumun haksız rekabet olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

Kaldı ki aynı davacı tarafından yine aynı davalı ... ile diğer hissedar şirket ... hakkında işbu dava ile aynı konuda ve aynı nedenle açılan davada İst.Anadolu 4. ATM nin 2014/468 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Açıklanan nedenlerle; davanın reddine yönelik hükme yönelik davacı vekilinin istinaf sebebleri yerinde görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 54,40- TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 35,90- TL harcın mahsubu ile bakiye 18,50- TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, İstinaf yoluna başvuran tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 24/12/02020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/264053 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1578 E. 2022/6195 K. · Onandı

İzinli öncelikli teslim hakkının haksız rekabet oluşturmadığı

Gerekçe özeti

Düzenleyici otoritenin (SPK) olumlu görüş ve izniyle, banka teminatı sağlayan ortaklara üretimin belirli bir oranı üzerinden tanınan ve teminatın devam ettiği süreyle sınırlı öncelikli teslim hakkı haksız rekabet oluşturmaz; öncelik dışı kısımda mal alamama iddiasını ve zararı ispat külfeti davacıdadır. Örtülü kazanç bulunmadığına ve haksız rekabet fiilinin işlenmediğine dair kesinleşmiş ceza/vergi mahkemesi kararları, aynı olguya dayalı haksız rekabet tazminat talebinin reddini destekler.

Emsal değeri

SPK izinli ve teminat süresiyle sınırlı öncelikli teslim hakkının haksız rekabet oluşturmadığı ve örtülü kazanç bulunmadığına ilişkin kesinleşmiş kararların etkisi yönünden emsal değeri taşır (İlk Derece gerekçesinin holding'i üzerinden).

Kavramlar: haksız rekabet örtülü kazanç aktarımı öncelikli teslim hakkı ispat yükü ceza/vergi mahkemesi kararının hukuk davasına etkisi

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/1578 E.  ,  2022/6195 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.04.2018 tarih ve 2014/902 E- 2018/365 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.12.2020 tarih ve 2018/1871 E- 2020/1366 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin demir çelik sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı Kardemir AŞ'nin ise sektörde tekel konumunda bulunduğunu, özelleştirme sonucunda diğer davalının da aralarında olduğu 3 ailenin Kardemir'de hakim ortak olarak yer aldığını, davalı Kardemir'in hakim ortağı durumunda bulunan bu 3 aile şirketine ihaleler vererek müvekkilinin zararına neden olduklarını, davalının yönetiminde bulunan hissedarların kendi aile şirketlerine haksız kazanç sağladıklarını, yönetimde bulunan kişilerin diğer davalının hakim ortakları olduğunu, şirket yöneticilerinin yetkilerini aile şirketlerine istedikleri gibi mal vermek suretiyle kullanıp diğer davalıya ve dava dışı hakim ortak olan iki şirkete menfaat sağladıklarını, müvekkili şirketin daha yüksek fiyatla mal istemesine rağmen, ona vermeyip aile şirketlerine liste fiyatı altında satış yaptıklarını, müvekkili şirketin daha evvel verdiği siparişleri beklerken, teslimatlarda aile şirketlerine öncelik verildiğini, davalı yöneticilerinin SPK Kanunu'na muhalefet ederek örtülü kazanç aktarımı ile Kardemir'i zarara uğrattıklarını, SPK'nın bu yöndeki tespiti neticesinde elde ettikleri menfaati iade etmek zorunda kaldıklarını, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 15.

maddesine aykırı eylemleri neticesinde örtülü kazanç aktarımı yapıldığı gerekçesiyle davalı Çağ Şirketi yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/449 esas sayılı dosyasında açılan davanın zamanaşımına uğradığını, ancak dosyada bulunan denetleme raporu ile bilirkişi raporunun iddialarının haklı olduğunu gösterdiğini, davalıların eyleminin 6762 sayılı TTK'nın 57/10. maddesi kapsamında haksız rekabet oluşturduğunu, davalı Kardemir'in 27.05.2005 tarihli genel kurul kararı ile yatırım finansmanında ortakların hisse senetlerinin teminat olarak kullanılması dolayısıyla bu ortaklara üretimin %50'si oranında öncelikli mal teslimatı hakkı tanındığını, ancak buna rağmen üretimin %80-90'lık kısmının davalı ve davadışı şirketlere aktarıldığını, gerek SPK'nın denetleme raporlarında gerekse savcılık soruşturmaları esnasında alınan raporlarla davalıların haksız rekabet yarattıkları hususunun sabit olduğunu belirterek, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesine, haksız rekabet nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarar nedeniyle şimdilik 30.000-TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Islah dilekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda dava değerini 3.425.646,52 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı... vekili; haksız rekabet hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Kardemir vekili; Kardemir'in üretimdeki payının %4 olduğu tekel olmadığını, müvekkilinin özelleştirmeden önceki dönemden kalan borçlarının ödenebilmesi için banka kredisine ihtiyaç duyduğunu, ancak şirketin gayrimenkulleri hacizli olduğu için bankaların bu gayrimenkulleri teminat olarak kabul etmediklerini, davalı..., dava dışı Yol Bulan ve Çevsentaş'ın hisseleri ve gayrimenkulleri teminat gösterilerek bankalardan kredi temin edildiği, bu nedenle teminat veren ortaklara üretimin %50'si üzerinde öncelikli teslim hakkı tanındığını, bu konuda SPK'dan gerekli izinlerin alındığını, cari fiyat listelerine göre öncelikli mal tesliminden yararlandığını, üretimin diğer yarısının ise tüm müşterilere açık olduğunu, davacının fiyatları üzerinde sipariş vererek aslında kendisinin haksız rekabet oluşturduğunu, dava konusu uygulamanın haksız rekabet teşkil etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere göre, davalı Kardemir'in 27/05/2005 tarihli genel kurulunda diğer davalı..., dava dışı Yol Bulan Demir ile Çelsentaş'a ait hisseler üzerine banka teminatı oluşturulmasına, karşılığında da bu şirketlere üretimin %50'si üzerinden öncelikli teslim hakkı tanınmasına karar verildiği, SPK'nın olumlu görüş ve izni ile öncelikli teslim hakkının sağlandığı, bu sebeple davalı Kardemir tarafından yapılan üretimin %50'lik kısmı üzerinden bu 3 şirketin öncelikli alım hakkının bulunduğu, banka kredisinin 11/03/2011'de kapatıldığı, o tarihe kadar öncelikli alım hakkının geçerli olduğu, 11/03/2011'de SPK'nın artık kredi kapandığı için eşitsizlik yaratan öncelikli teslim hakkının kaldırılmasını 14/04/2011'de Kardemir'den istediği, Kardemir'in de 15/07/2011 tarihinde öncelikli alım hakkını kaldırdığı, dolayısıyla öncelikli alım hakkının geçerli olduğu dönemde özellikle kredinin kapatıldığı 11/03/2011 tarihine kadar davacının iddia ettiği "davalı şirkete siparişlerde öncelik tanındığı ve daha düşük bedeller üzerinden mal sağlandığı" iddialarının, öncelikli alım hakkına konu %50'lik kısım üzerinde söz konusu olmayacağı, kredinin kapatıldığı tarih ile öncelikli alım hakkının kaldırıldığı 15/07/2011 arasında kalan sürede ise davacının bu sürede siparişinin mevcut olmadığı, öncelikli alım hakkının dışında kalan kısım yönünden ise davacı şirketin kütük demir siparişi verip de alamadığı ve bunu başka yerlerden temin ettiği iddiasının kanıtlanamadığı, SPK tarafından davalı Kardemir'in 2002-2003 yıllarında diğer davalı...'e çekle satış yapmasının örtülü kazanç sağlama niteliğinde olduğu ileri sürülerek suç duyurusunda bulunulmuş ise de, asliye ceza mahkemeleri ve vergi mahkemeleri tarafından dosyaya alınan kararlarla herhangi bir örtülü kazanç sağlanmadığı yolunda hükümler verildiği, Karabük 1.

Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/531 Esas ve 2015/639 karar sayılı dosyasında da davalıların yetkililerinin haksız rekabet fiilini işlemedikleri gerekçesiyle, açılan davada beraat kararı verilerek kesinleştiği, davacı tarafından davalı Kardemir ve onun öncelikle teslim hakkı sağladığı bir başka şirket olan Yolbulan hakkında yine aynı hukuki nedenlere dayalı olarak açılmış olan haksız rekabetin tespiti, men'i ve zararın tazmini davasının reddine karar verildiği ve kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/06/2017 tarih 2015/15770 esas 2017/3356 karar sayılı hükmü ile onanarak kesinleştiği, davalıların iddia edilen eylemleri ile haksız rekabet yaratmadıkları, bu nedenle davacının haksız rekabet sebebiyle doğan bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu karara atıf yapan karar

Aşağıdaki karar, bu İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi kararına künyesiyle atıf yapmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/32 E. 2024/3960 K.

Genel kurul kararının iptali

Bu atıf kararı için yapılandırılmış özet üretilmedi; gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin önceki yıllarda yapılan genel kurul toplantılarında alınan Yönetim Kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddelerindeki yetkilerin bir arada verilmesine yönelik genel kurul kararları aleyhine iptali istemiyle davalar açıldığı, Mahkememizde açılan 2017/278 E. sayılı dosyası ile 2017 yılındaki genel kurul kararlarının iptaline karar verildiği, Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davalar sonucunda ise 2011 ve 2014 yılındaki genel kurul kararlarının iptaline karar verildiği, her iki iptal kararının da Yargıtay 11. Hukuk Dairesince gerekçeli olarak onandığı ve kararların kesinleştiği, 08 Ağustos 2014 tarihli genel kurulda verilen izinle ilgili Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/525 E., 2015/114 K. sayılı iptal kararının onanmasına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/8055 E., - 2016/3673 K. sayılı kararında gerekçe olarak iptali istenilen genel kurul kararının alındığı tarih itibariyle davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri hakkında devam eden hukuk ve ceza davaları ile yine davalı şirketin önceki genel kurulunda alınan aynı yöndeki kararın mahkemece iptal edilmiş bulunduğu hususları gözetildiğinde, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396'ncı maddelerinde düzenlenen yetkilerin verilmesinin iyiniyet kurallarına aykırı bulunduğunun belirtildiği, iş bu onama kararının gerekçesinde 2011 yılındaki genel kurul kararının iptali isteminin reddi üzerine onama ilamının karar düzeltme aşamasındaki bozma gerekçesinden farklı olarak salt yönetim kurulu üyeleri hakkındaki ceza davasının varlığının gerekçe yapılmadığı, yönetim kurulu üyeleri aleyhine devam eden hukuk davalarının ve şirketin önceki genel kurulunda alınan aynı yöndeki kararın mahkemece iptal edilmiş bulunduğu hususlarının da gözönünde bulundurulduğu, bir içtihat mahkemesi olan Yargıtay kararlarının ilk derece mahkemeleri için yol gösterici olduğu, iptali talep edilen "9" nolu genel kurul kararının Yargıtay onamasından geçmiş kararlar ile aynı mahiyette olduğu, iptaline karar verilmiş kararlar ile aynı mahiyetteki kararların hukuk dünyasında sonuç doğurmaya devam etmesinin hukuk güvenliğini zedeleyeceği ve hukuka olan güveni sarsacağı bu nedenle yönetim kurulu üyelerine anılan maddelerdeki yetkilerin verilmesinin afaki iyi niyet kurallarına aykırı olduğu, afaki iyi niyet kurallarına aykırı bulunan "9" nolu genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla davanın kabulüne, 29.03.2021 tarihli Olağan Genel Kurulda alınan "9" nolu kararın afaki iyi niyet kurallarına aykırı olduğu anlaşıldığından iptaline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin geçmiş yıllarda verilmiş iptal kararlarına yönelik gerekçesinin yerinde olmadığını, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin geçmiş yıllar kararlarını bozma gerekçesinin haksız rekabet konulu ceza davasının bulunmasına dayandırdığını, Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/531 E., 2015/639 K. sayılı ilamıyla suçun unsurları oluşmaması nedeniyle tüm sanıklar yönünden beraat kararı verildiğini, verilen beraat kararının Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 28.05.2018 tarih ve 2017/5904 E., 2018/6312 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğini, eski tarihli Yargıtay kararlarında bahsedilen haksız rekabet konulu hukuk davalarının tamamında ret kararı verildiğini ve ilk açılan davada verilen ret kararının Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, bu nedenle ceza davasında kesin hüküm verilmiş olması nedeniyle bahsedilen Yargıtay ilamında ifade edilen ceza ve hukuk davalarının bir arada bulunması koşulunun işbu dava açısından söz konusu olamayacağını, ayrıca Yargıtay kararları çerçevesinde verilen iptal kararlarının gerekçesinin ortadan kalktığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini ve ayrıca Karabük 1.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiş olan yürütmenin geri bırakılması kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu 29.03.2021 tarihli Olağanüstü Genel Kurulunda da davalı şirketin yönetim kuruluna gündemin 9.maddesi gereğince 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396'ncı maddeleri gereğince izin ve yetki verilmesine yönelik aynı yönde karar alındığı, bu kararlarla aynı yönde alınan davalı şirketin 12.08.2011 tarihli genel kurul kararları ile 08.08.2014 tarihli genel kurul kararlarının iptaline karar verildiği gibi davaya konu gündemin 9.maddesi gereğince aynı yönetim kurulu üyelerine aynı yetkilerinin tanınmasının da afaki iyi niyet (objektif) kurallarına aykırı olduğu, bu aykırılığın davaya konu kararın çoğunluk oyu ile alınmak suretiyle giderilmesinin de söz konusu olamayacağı, bu itibarla açılan davanın kabulüne yönelik verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, diğer yandan davacı şirket tarafından davalı şirket ve müşterekleri olan şirketler hakkında haksız rekabete dayalı olarak açılan davaların reddedildiği, dava tarihi itibariyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ve onama ilamına konu olan davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan haksız rekabete dayalı İstanbul Anadolu 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/902 E., 2018/365 K., sayılı dosyası halen derdest olup kesinleşmediği, dava dosyasına emsal olan genel kurullarda yetki verilen yönetim kurulu üyelerinden Kamil Güleç'in halen davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olarak görevine devam ettiği, İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle, geçmiş yıllardaki iptal kararlarına gerekçe gösterilen ceza davasında beraat kararı verildiğini ve bu kararın da Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, haksız rekabet konulu hukuk davasında red kararı verildiğini ve verilen red kararının Yargıtay onamasından gerçerek kesinleştiğini, geçmiş yıllarda verilen iptal kararlarının gerekçesinin ortadan kalkmış durumda olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davalı şirketin 29.03.2021 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında gündemin 9.maddesi ile yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddelerindeki yetkilerin bir arada verilmesine yönelik kararın iptali koşullarının var olup olmadığına ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 445 inci maddesi.

3. Değerlendirme

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Bu karara atıf yapan karar

Aşağıdaki karar, bu İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi kararına künyesiyle atıf yapmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/39 E. 2024/4705 K.

Genel kurul kararlarının iptali | Genel kurul kararının iptali

Bu atıf kararı için yapılandırılmış özet üretilmedi; gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İLK DERECE MAHKEMESİ : Karabük 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)

SAYISI : 2021/12 Esas 2021/185 Karar

Taraflar arasındaki anonim şirket genel kurul kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonucu İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 02.11.2020 tarihli olağan genel kurul toplantısında gündemin 3 üncü maddesi ile yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 ve 396 ncı maddelerinde yazılı izinlerin verilmesinin görüşüldüğünü, müvekkili tarafından gündem maddesinin oylamasında ret oyu verilerek oylamadan sonra bu karara karşı muhalefet şerhine ilişkin yazılı dilekçenin divan başkanlığına verildiğini, yönetim kurulu üyelerine önceki yıllarda 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddelerine göre verilen izinlerin iptaline ilişkin mahkeme kararları ve Yargıtay onama ilamları mevcut iken aynı konulu izinlerin tekrar genel kurul gündeminden oylanmak suretiyle yazılı izinlerin verilmesinin kanuna, Yargıtay onama kararlarına, afaki iyi niyet ve sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiğinden hisse çoğunluğunca alınan kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; 11.02.2020 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 3 üncü maddesinde açıkça oylama öncesi davacının muhalefetine ilişkin dilekçesini sunduğunu, yasa gereği pay sahibinin oylamada ret oyu kullanıp oylama sonucu karar açıklandıktan sonra alınan karara karşı olan muhalefetini açık olarak toplantı tutanağına geçirmesi gerektiğini, oylama sonuçları açıklanmadan yapılan muhalefetin peşin muhalefet olup yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre geçerli olamayacağını, esasa yönelik olarak da geçmiş yıllarda iptal edilen kararlarda anılan maddelerdeki yetkilerin verilmesinden kaynaklanan eylemlerden dolayı açılmış ve devam eden ceza davasının bulunması nedeniyle aynı kişilere yeniden aynı yetkilerin tanınması, afaki iyi niyet kurallarına aykırı görüldüğünden bozulduğunu, Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/531 E.- 2015/639 K. sayılı ilamıyla suçun unsurları oluşmaması nedeniyle tüm sanıklar yönünden beraat kararı verildiğini, verilen beraat kararının Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 28.05.2018 tarih ve 2017/5904 E.- 2018/6312 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğini, bu nedenle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma gerekçesinin dava konusu genel kurulda uygulanmasının söz konusu olamayacağını, ayrıca açılmış olan hukuk davalarının da işbu davaya konu genel kurul kararının alındığı tarih itibariyle reddedildiğini, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/468 E. sayılı dosyasındaki verilen ret kararının temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.06.2017 tarihli kararıyla onandığını, karar düzeltme isteminin de 20.02.2019 tarihi itibariyle reddedilerek kararın kesinleştiğini, İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/902 E. sayılı dosyasında açılan hukuk davasının yine reddine karar verildiğini, yapılan istinaf başvurusunun da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 12. Hukuk Dairesi'nin 2018/1871 E.- 2020/1366 K. sayılı kararıyla istinaf başvurusunun reddine karar verildiğini, iptal davasına konu edilen genel kurul kararı ile şirkette işlem yapma ve rekabet etme izni verilen yönetim kurulu üyelerinin geçmiş yıllardaki görevden farklı olduğunu ve dolayısıyla geçmiş yıllarda verilen iptal kararlarının mevcut yönetim kurulu üyeleri tarafında bir etkisi bulunmadığını, genel kurulda yapılan oylamanın usule uygun olarak gerçekleştiğini, bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı şirketin önceki yıllarda yapılan genel kurul toplantılarında alınan yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddelerindeki yetkilerin bir arada verilmesine yönelik genel kurul kararları aleyhine iptali istemiyle davalar açıldığı, Mahkemelerine açılan 2017/278 E. sayılı dosyası ile 2017 yılındaki genel kurul kararlarının iptaline karar verildiği, Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davalar sonucunda ise 2011 ve 2014 yılındaki genel kurul kararlarının iptaline karar verildiği, her iki iptal kararının da Yargıtay 11. Hukuk Dairesince gerekçeli olarak onandığı ve kararların kesinleştiği, 08 Ağustos 2014 tarihli genel kurulda verilen izinle ilgili Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/525 E.- 2015/114 K. sayılı iptal kararının onanmasına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/8055 E.- 2016/3673 K. sayılı kararında gerekçe olarak iptali istenilen genel kurul kararının alındığı tarih itibariyle davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri hakkında devam eden hukuk ve ceza davaları ile yine davalı şirketin önceki genel kurulunda alınan aynı yöndeki kararın mahkemece iptal edilmiş bulunduğu hususları gözetildiğinde, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddelerinde düzenlenen yetkilerin verilmesinin iyi niyet kurallarına aykırı bulunduğunun belirtildiği, iş bu onama kararının gerekçesinde 2011 yılındaki genel kurul kararının iptali isteminin reddi üzerine onama ilamının karar düzeltme aşamasındaki bozma gerekçesinden farklı olarak salt yönetim kurulu üyeleri hakkındaki ceza davasının varlığının gerekçe yapılmadığı, yönetim kurulu üyeleri aleyhine devam eden hukuk davalarının ve şirketin önceki genel kurulunda alınan aynı yöndeki kararın Mahkemece iptal edilmiş bulunduğu hususlarının da gözönünde bulundurulduğu, bir içtihat mahkemesi olan Yargıtay kararlarının ilk derece mahkemeleri için yol gösterici olduğu, iptali talep edilen "3" nolu genel kurul kararının iptaline karar verilmiş ve Yargıtay onamasından geçmiş kararlar ile aynı mahiyette olduğu, iptaline karar verilmiş kararlar ile aynı mahiyetteki kararların hukuk dünyasında sonuç doğurmaya devam etmesinin hukuk güvenliğini zedeleyeceği ve hukuka olan güveni sarsacağı bu nedenle yönetim kurulu üyelerine anılan maddelerdeki yetkilerin verilmesinin afaki iyi niyet kurallarına aykırı olduğu, afaki iyi niyet kurallarına aykırı bulunan "3" nolu genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla davanın kabulüne, 02.11.2020 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan "3" nolu kararın afaki iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafça usulüne uygun şekilde sunulmuş bir muhalefet şerhi bulunmadığını, davanın esasa girilmeden bu nedenle reddi gerektiğini, genel kurul toplantı tutanağının 3.maddesine ilişkin kısmında oylama yapıldıktan ancak henüz oylama sonucu açıklanmadan önce davacı şirket temsilcisinin muhalefet şerhini tutanağa eklenmesini talep ettiğini, dosya kapsamında alınan bilirkişinin raporunun 9.sayfasında da bu durumun belirtildiğini, bu nedenle davacı tarafından davaya konu karara ilişkin görüşmeler ve oylama tamamlanıp alınan karar açıklandıktan sonra sunulmuş muhalefet şerhi bulunmadığını, Mahkemenin geçmiş yıllarda verilmiş iptal kararlarına yönelik gerekçesinin yerinde olmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin geçmiş yıllar kararlarını bozma gerekçesinin haksız rekabet konulu ceza davasının bulunmasına dayandırdığını, Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/531 E.- 2015/639 K. sayılı ilamıyla suçun unsurları oluşmaması nedeniyle tüm sanıklar yönünden beraat kararı verildiğini, verilen beraat kararının Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 28.05.2018 tarih ve 2017/5904 E.-2018/6312 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğini, eski tarihli Yargıtay kararlarında bahsedilen haksız rekabet konulu hukuk davalarının tamamında ret kararı verildiğini ve ilk açılan davada verilen ret kararının Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, bu nedenle ceza davasında kesin hüküm verilmiş olması nedeniyle bahsedilen Yargıtay ilamında ifade edilen ceza ve hukuk davalarının bir arada bulunması koşulunun işbu dava açısından söz konusu olamayacağını, ayrıca Yargıtay kararları çerçevesinde verilen iptal kararlarının gerekçesinin ortadan kalktığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini ve ayrıca Karabük 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiş olan yürütmenin geri bırakılması kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.