6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kredi sözleşmesi kefaletinde şekil şartları ve temerrüt itirazları

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/2559 E. 2020/1363 K. · · İlk derece: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptaliistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık

★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)

Davacının nitelemesi: Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Şubece yürütülen kredi işleminden doğan hak ve borçlar merkeze ait olduğundan banka genel müdürlüğü bu işlemlerden doğan alacak için dava açabilir. Kefalet sözleşmesinin şekli geçerliliği; yazılı şekil, azami miktar ve tarih belirtilmesi, müteselsil kefalet ibaresinin el yazısıyla yazılması ve (yasal düzenlemeye göre) eş rızasının alınması şartlarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlıdır; bu şartlar sağlanmışsa kefalet limitinin asıl borç tutarından fazla olması veya kefilin sonradan hataya düştüğünü ileri sürmesi kefaletin geçerliliğini etkilemez. Kefil, asıl borçlunun borcundan (temerrüdü dahil) kefalet limiti ölçüsünde sorumludur; asıl borçlu ile birlikte kefile de kat ihtarı tebliğ edilmesi, kefilin kendi temerrüdü için yeterlidir ve kefili ayrıca önceden takip etme zorunluluğu doğurmaz. Sözleşmede kararlaştırılan muacceliyet ve kat şartları gerçekleştiğinde, kredi vadesinden önce geri çağrılabilir; bu durumda krediye vade sonuna kadar fiilen uygulanan faiz oranı esas alınır, ilan edilen cari faiz oranı değil. İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar, HMK 357/1 uyarınca istinaf nedeni olarak dinlenemez.

Ele alınan sorunlar

Banka genel müdürlüğünün aktif husumet ehliyeti (şube işlemi) → ret

İddia: Davalılar vekili, işlemlerin şube tarafından yürütülmüş olması nedeniyle davacı banka genel müdürlüğünün aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Bir merkeze bağlı olduğu halde müstakil sermayesi ve muhasebesi bulunan veya muhasebesi merkezde tutulduğu halde kendi başına ticari işlem yapan yerler şube sayılır. Şube kendi başına işlem yapabilirse de bu işlemden doğan hak ve borçlar merkeze aittir; bu nedenle şubenin açtığı kredi nedeniyle davacı banka genel müdürlüğünce dava açılması mümkündür.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kefalet sözleşmesinin şekil şartlarına (el yazısı, imza) uygunluğu → ret

İddia: Davalı vekili, kefalet sözleşmesindeki yazıların davalının eli ürünü olmadığını, yazı incelemesi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşme tarihi itibariyle uygulanması gereken TBK'nın 583. maddesine göre kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin belirtilmesi, müteselsil kefalet halinde bu ibarenin kefilin el yazısı ile yazılması gerekir. Davalının imzaladığı kefalet sözleşmesi yasanın aradığı tüm şekil şartlarını taşımaktadır. Mahkemece yaptırılan yazı incelemesine ilişkin bilirkişi raporu ile kefalet sözleşmesindeki yazıların davalının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Eş rızasının geçerliliği (tarih düzeltmesi) → ret

İddia: Davalı vekili, eş rızasının sözleşme tarihinden sonra alındığını ve bu durumun sonradan tarih düzeltmesiyle gizlenmeye çalışıldığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşme tarihi itibariyle uygulanması gereken TBK'nın 584. maddesinin 28.03.2013 tarihli değişiklik öncesi hükmüne göre eş rızası zorunludur. Eş rızasına ilişkin tutanağın tarih kısmında düzeltme mevcutsa da, eşin tarih düzeltmesine ilişkin ikinci bir imzası alınmıştır. Eş rızasının sözleşme tarihi sonrası başka bir tarihte verildiğine yönelik başkaca bir delil bulunmamasına göre, verilen eş rızası geçerlidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kefalet limitinin asıl borç tutarından fazla olmasının geçerliliğe etkisi → ret

İddia: Davalı vekili, kefalet limitinin sözleşmedeki asıl borç tutarından fazla olması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Kefalet sözleşmesi asıl sözleşmeden bağımsız bir sözleşme olup, limit belirtilmesinin amacı kefilin en fazla sorumlu tutulabileceği tutarın önceden bilinmesinin sağlanmasıdır. Kefalet limitinin asıl borçlunun sorumlu olduğu tutardan fazla olması, kefaletin geçerliliğini etkilemez. Müşterek borçlu ve müteselsil kefil olan davalı, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrüdü dahil) kefalet limiti ile ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile sorumludur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kefalet iradesinin TBK 30 kapsamında hata nedeniyle geçersizliği → ret

İddia: Davalı vekili, kefalet iradesiyle hareket etmediğini, banka görevlilerince hataya düşürüldüğünü ve bu nedenle kefaletin TBK'nın 30. maddesi gereğince hükümsüz olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur; ancak yanılmanın esaslı kabul edilebilmesi için, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Davalı basiretli bir tacir olarak yetkilisi olduğu şirket adına çekilen krediye şahsen de kefil olmuştur; bu durum ticari hayatın olağan işleyişine uygun olup, davalının kefalet sözleşmesini hata sonucu imzaladığına yönelik hiçbir delil bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kefilin temerrüdü ve TBK 586 kapsamında asıl borçlu takip edilmeden kefilin takibi → ret

İddia: Davalı vekili, kefalet alacağının aynı ihtarname ile asıl borçlu ve kefilden birlikte talep edilmesinin TBK'nın 590/3 maddesine aykırı olduğunu, bu nedenle kefile yönelik alacağın henüz muaccel/istenebilir olmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: TBK'nın 586. maddesi uyarınca kefil yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse, alacaklı borçluyu takip etmeden kefili takip edebilir; ancak bunun için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Somut olayda asıl borçlu ile birlikte kefile de kat ihtarı tebliğ edilmiş olup verilen sürede borç ödenmemiştir. Taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin 14/d maddesi hükmü ile borçlu şirketin iflasına ilişkin dava bulunması da dikkate alındığında, asıl borçlu ile birlikte kefile kat ihtarı tebliği, kefilin temerrüde düşmesi için yeterlidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davanın konusuz kaldığı iddiası (ikinci ödeme emri) — usulden dinlenmezlik → ret

İddia: Davalılar vekili, müvekkilleri hakkında ikinci kez ödeme emri çıkarılması sonucunda yeniden itiraz hakkı doğduğunu, bu nedenle ilk ödeme emri ve itirazın ortadan kalktığını ve davanın konusuz kaldığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalı kefil hakkında bir adet ödeme emri düzenlenmiş olup, İstanbul 21. İcra Hukuk Mahkemesince düzeltilen tebliğ tarihi itibariyle vaki itiraz üzerine kefil hakkında dava açılmıştır; dolayısıyla düzenlenmiş ikinci bir ödeme emri bulunmamaktadır. Davalı borçlu şirkete gönderilen ilk ödeme emrinin iptali sonucunda ikinci ödeme emri düzenlenerek tebliğ edilmiş, bu ödeme emrine itiraz üzerine birleşen dava açılmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin davanın konusuz kaldığı iddiası yerinde olmamakla birlikte, HMK'nın 357/1. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen bu hususun istinaf nedeni olarak dinlenme olanağı da yoktur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kredinin vadesinden önce kat edilerek muaccel hale getirilmesinin sözleşmeye uygunluğu → ret

İddia: Davalılar vekili, müvekkili şirket yönünden temerrüt olgusu bulunmamasına rağmen kredilerin doğrudan geri çağrılmasının keyfi bir uygulama olduğunu ve aksinin davacı tarafça ispatlanması gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Kredinin vadesinden önce kat edilerek geri çağrıldığı hususu tartışmasızdır. Sözleşmenin 35/b maddesi hükmü ile borçlunun taahhütlerini yerine getirmemesi, banka veya diğer finans kurumlarına olan borçlarını ödemede temerrüde düşmesi hallerinde kredinin muaccel hale geleceğinin ve hesabın kat edilmesine bankanın yetkili olduğunun kabul edilmiş olması nedeniyle, davacının spot kredinin vadesi dolmadan kat ihtarı suretiyle krediyi geri çağırma yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Uygulanacak akdi ve temerrüt faiz oranı ile alacak tutarının hesabı (davacının katılma yoluyla istinafı) → ret

İddia: Davacı vekili, hükme esas alınan %8,25 akdi faiz oranının hatalı olduğunu, sözleşmenin 21/C maddesi uyarınca %11 oranının dikkate alınması gerektiğini, temerrüt ve takip tarihi arasındaki gün hesabının yanlış olduğunu, kat ihtarına itiraz edilmemiş olması nedeniyle bu tutarı esas alan bilirkişi hesabına itibar edilerek 1.465.468,44 TL üzerinden karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Taraflar arasındaki sözleşmede akdi ve temerrüt faiz oranları açıkça belirtilmemekle birlikte, uyuşmazlığa konu kredi spot kredi niteliğinde olup fiilen uygulanan faiz oranının %8,25 olduğu tespit edilmiştir. O dönem itibariyle davacı banka tarafından ilan edilen cari faiz oranı %11 olsa da, kredi vadesinden önce geri çağrılarak takibe konu edildiğinden, davalının sözleşme gereği vade sonuna kadar sorumlu tutulabileceği faiz oranı krediye fiilen uygulanan %8,25 oranındaki faiz oranıdır. Uygulanacak temerrüt faizi konusunda ise sözleşmenin 6/a, 21/c ve 36. maddesi hükmü ile uygulanacak temerrüt faiz oranlarına dair davacı banka yönergesi doğrultusunda, cari akdi faiz oranı olan %11'in %100 fazlası olan %22 oranı temerrüt faizi esas alınarak yapılan hesaplamada bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Kat ihtarındaki tutar mahkeme açısından bağlayıcı olmayıp, tespit edilecek gerçek alacak tutarı esas alınmalıdır. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki temerrüt gün sayısı hesabı doğru olup, alacak tutarı da hükme esas alınan bilirkişi raporuyla tespit edildiği miktarda kalmalıdır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Şube işlemlerinden doğan alacaklarda banka genel müdürlüğünün aktif husumet ehliyeti, kefalet limitinin asıl borç tutarından fazla belirlenmesinin kefaletin geçerliliğine etkisi ve vadesinden önce kat edilen kredide uygulanacak faiz oranının belirlenmesi hususlarında BAM'ın kendi muhakemesiyle kurduğu değerlendirmeler açısından bölgesel emsal değeri taşımaktadır.

Usul tespitleri

Dava şartı
Davacı banka genel müdürlüğünün, şubece yürütülen kredi işleminden doğan alacak için aktif husumet ehliyetinin bulunduğu tespit edilmiştir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müteselsil kefalet eş rızası aktif husumet kefalet limiti muacceliyet kat ihtarı temerrüt faizi icra inkar tazminatı itirazın iptali

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 583TBK 584TBK 586TBK 590/3TBK 30 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 357/1HMK 353(1)b-1HMK 362/1

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/2559

KARAR NO 2020/1363

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 06/06/2018

NUMARASI 2014/18 2018/765

DAVA

İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)

BİRLEŞEN İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET

MAHKEMESİNİN 2016/228 ESAS SAYILI DOSYASINDA

DAVA

İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 24/12/2020

Davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün davacı ve davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

ASIL DAVA

Davacı vekili; davacı ile dava dışı ... AŞ. arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerine istinaden şirkete ticari kredi kullandırıldığını, davalı ...'ın genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, kredi borçlusunun kredi koşullarına uymaması, borcun zamanında ödenmemesi sebebi ile kredi hesaplarının kat edilerek Eyüp ...Noterliğinin 21/11/2013 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini, ihtarnamenin tebliğine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, ödenmeyen kredi alacağının tahsilini teminen borçlu firma ve kefil hakkında İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası üzerinden 28/11/2013 tarihinde 1.466.721,66-TL alacağın ödenmesi ve 24.035-TL gayrinakdi çek kredisinin yasal sorumluluk bedelinin depo edilmesi talebiyle genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, davalı borçlu ...'ın itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; dava konusu alacağın dayanağı olarak gösterilen genel kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarından anlaşılacağı üzere, işlemlerin şube tarafından yürütüldüğünü, şubenin merkeze bağlı olmakla birlikte dış ilişkilerinde bağımsız olduğunu, buna karşılık davanın işlemlerde ve icra dosyasında taraf ehliyeti olmayan ... Bankası AŞ. adına açıldığını, davanın banka merkezi adına açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,aynı ihtarname ile alacağın asıl borçlu ve kefillerden talep edilmesinin TBK'nın 590/3 maddesinde yer alan yasal düzenlemeye aykırı olduğundan, kefalet alacağının davalı yönünden henüz istenebilir olmadığını, müvekkilinin kefalet sözleşmesindeki yazıların kendi eli ürünü olup olmadığını hatırlamadığını, kefaletin bu yönüyle geçerli olduğunu, eş rızasının sözleşme tarihi sonrasında ve müvekkili yanıltılmak suretiyle alındığını, bu durum fark edilerek tarihin düzeltilmeye çalışıldığını, bu nedenle kefaletin geçersiz olduğunu, asıl borçlu daha önce temerrüde düşürülmeden aynı ihtar ile borçlu ve kefilin temerrüde düşürülmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle müvekkili açısından alacağın muaccel olmadığını, sözleşmedeki kefalet limitinin asıl borçlunun sorumluluğundan fazla olması nedeniyle hükümsüz olduğunu, 70 yaşında ve ağır şeker hastası olan müvekkili yanıltılmak suretiyle alınan imza nedeniyle kefaletin TBK'nın 30.

maddesi kapsamında geçersiz olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVA

Davacı vekili; davacı ile davalı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi ve gayrinakdi çek kredisi sözleşmesine istinaden davalı şirkete ticari kredi kullandırıldığını, dava dışı ...'ın genel kredi sözleşmesi ve gayrinakdi çek kredisi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, ödenmeyen kredi alacağının tahsil ve tasfiyesini teminen borçlu firma ve kefil hakkında İstanbul 34. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/524 D.İş sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararı alınmasını müteakip İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden 28/11/2013 tarihinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.466.721,66TL alacağın ödenmesi ve 24.035-TL gayrinakdi çek kredisi yasal sorumluluk bedelinin depo edilmesi talebiyle genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin İstanbul 3.

İcra Mahkemesinin 2014/26 esas sayılı dosyası üzerinden ödeme emrine ilişkin tebligatın usulsüz olduğu yönündeki şikayeti üzerine mahkemece 31/12/2015 tarih ve 2015/1129 karar sayılı kararı ile şikayetin kabulüne ve ödeme emrinin iptaline karar verildiğini, karar gereğince borçlu şirkete yeniden ödeme emri tebliğ edildiğini, davalının borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, itirazın haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek, davalı şirketin itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili davaya cevap vermemiş, yargılama sırasında davanın reddini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacı ile birleşen dosya davalısı ... Tic. A.Ş arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin şirket adına ve kefil olarak şirket yetkilisi olan ... tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığı, keza yine şirket yetkilisi olması sebebiyle eş rızası gerekmemesine rağmen eş rızasının da alındığı, yaptırılan bilirkişi incelemesinde kefalet el yazılarının davalının eli ürünü olduğunun belirtildiği, davacı banka tarafından davalı şirkete kullandırılan kredinin geri ödenmemesi üzerine her iki davalı hakkında icra takibi başlatıldığı, borçlularca icra takibine farklı tarihlerde itiraz edildiği, bu nedenle davacı tarafından her bir davalı için ayrı ayrı itirazın iptali davası açıldığı ve her iki davanın birleştirildiği, her ne kadar davalı şirket hakkında İstanbul 2.

ATM'nin 2016/1215 esas sayılı dava dosyasında iflas kararı verilmiş ise de, söz konusu iflas kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2018/916-2018/838 sayılı kararı ile kaldırıldığı, yargılamanın halen derdest olduğu, iflas dosyasının da kapatıldığı, , bilirkişi raporlarına göre davacının her iki davalıdan icra takip tarihi itibariyle 1.445,722,12- TL asıl alacak, 4.417,48 TL işlemiş faiz, 220,87 TL BSMV olmak üzere toplam 1.450.360,47 -TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama sırasında davaya konu çeklerin davacıya iade edildiği gerekçesiyle de gayri nakdi alacağa ilişkin dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

1-Davalılar vekili; işlemlerin şube tarafından yürütülmüş olması nedeniyle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, aynı ihtarname ile alacağın asıl borçlu ve kefillerden talep edilmesinin TBK'nın 590/3 maddesinde yer alan yasal düzenlemeye aykırı olduğundan, kefalet alacağının davalı yönünden henüz muaccel müvekkilleri hakkında ikinci kez ödeme emri çıkarılması sonucunda müvekkilinin yeniden itiraz hakkı doğduğundan ilk ödeme emri ve itiraz ortadan kalkmış olmakla davanın konusuz kaldığını, kefalet limitinin sözleşmedeki tutardan fazla olması ve kefalet sözleşmesindeki yazıların müvekkilinin eli ürünü olmaması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunu, yazı incelemesine ilişkin rapora yönelik itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, eş rızasının sözleşme tarihinden sonra alındığı hususu ispat edilmesine rağmen bu hususun dikkate alınmadığını, müvekkilinin kefalet iradesiyle hareket etmemesine rağmen banka görevlilerince hataya düşürülmesi sonucunda kefalet sözleşmesinin TBK'nın 30 maddesi gereğince geçersiz olduğunu, müvekkili şirket yönünden ise temerrüt olgusu bulunmamasına rağmen kredilerin doğrudan geri çağrılmasının keyfi bir uygulama olup aksinin davacı tarafından ispatlanması gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

2- Katılma yoluyla istinaf yoluna başvuran davacı vekili; hükme esas alınan %8,25 akdi faiz oranının hatalı olup sözleşmenin 21/C maddesi uyarınca %11 oranının dikkate alınması gerektiğini, temerrüt ve takip tarihi arasındaki gün hesabı yanlış olup 6 gün alınması gerektiğini, ihtiyati haciz vekalet ücretinin 244 TL olmayıp 245 TL olduğunu, kat ihtarına itiraz edilmemiş olması nedeniyle bu tutarı esas alan bilirkişi raporunun 1. maddesinde yapılan hesaplamaya itibar edilmesi gerektiğini, bu nedenle toplam 1.465.468,44-TL üzerinden karar verilmesi gerektiğini, genel kredi sözleşmesinin 35. maddesi uyarınca kredinin muaccel hale gelmesinin sözleşmeye ve genel bankacılık uygulamaları ile yasaya uygun olduğunu belirterek, kararın 1.465.468,44TL olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; davacı banka ile davalı ... AŞ. arasında 08.01.2013 tarihli genel ticari kredi sözleşmesi ile gayri nakdi çek kredisi sözleşmesi imzalandığı, sözleşme gereğince davalıya 11.01.2014 vadeli spot kredi kullandırıldığı, davalı ...'in her iki sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, hesabın davacı banka tarafından 21.11.2013 tarihinde kat edildiği, kat ihtarının borçlu ve kefile 21.11.2013 tarihinde tebliğ edildiği, 1 günlük ödeme süresinde ödeme yapılmaması nedeniyle her iki davalının da 23.11.2013 tarihinde temerrüde düştüğü, borcun ödenmemesi üzerine her iki davalı hakkında İstanbul ...

İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığı, davalı kefilin açtığı dava sonucunda ödeme emri tebliğ tarihinin İcra Hukuk mahkemesince düzeltildiği, davalı kefilin düzeltilen tebliğ tarihine göre ödeme emrine yasal süresinde itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği ve kefil olan davalı hakkında işbu asıl davanın açıldığı, yine davalı borçlu şirket tarafından açılan dava sonucunda ödeme emri iptal edilmekle yeni ödeme emri düzenlenmesini müteakip takibe yeniden itiraz sonucunda birleşen davanın açıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, 1.445,722,12- TL asıl alacak, 4.417,48- TL işlemiş faiz, 220,87- TL BSMV olmak üzere toplam 1.450,360,47-TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bir merkeze bağlı olduğu halde müstakil sermayesi ve muhasebesi bulunan veya muhasebesi merkezde tutulduğu halde kendi başına ticari işlem yapan yerler şube sayılır. Şube kendi başına işlem yapabilirse de bu işlemden doğan hak ve borçlar merkeze ait olmakla, somut olayda şubenin açtığı kredi nedeniyle davacı banka genel müdürlüğünce dava açılması mümkündür. Bu nedenle davalılar vekilinin davacı bankanın aktif husumet ehliyeti bulunmadığı yönündeki istinaf sebebi yerinde değildir. Sözleşme tarihi itibariyle uygulanması gereken TBK'nın 583. maddesine göre kefalet sözleşmesinin geçerli olması için; yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin belirtilmesi, müteselsil kefalet halinde bu ibarenin kefilin el yazısı ile yazılması, ayrıca aynı yasanın 584.

maddesi gereğince kefilin evli olması halinde yazılı eş rızasının da alınması zorunludur. Bu kapsamda davalının imzaladığı kefalet sözleşmesinin yasanın aradığı tüm şekil şartlarını taşıdığı ve geçerli olduğu sabittir. Davalı tarafça kefalet sözleşmesindeki yazıların davalı kefilin eli ürünü olmadığı ileri sürülmüşse de, mahkemece yazı incelemesi yaptırılmak suretiyle alınan bilirkişi raporu ile kefalet sözleşmesindeki yazıların davalının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Sözleşme tarihi itibariyle uygulanması gereken TBK'nın 584. maddesinin 28.03.2013 tarihli değişiklik öncesi, somut olayda eş rızası zorunludur. Eş rızasına ilişkin tutanağın tarih kısmında 08.01.2013 olarak düzeltme mevcutsa da, eşin tarih düzeltmesine ilişkin ikinci bir imzası alınmıştır.

Eş rızasının sözleşme tarihi sonrası başka bir tarihte verildiğine yönelik başkaca bir delil de bulunmamasına göre, verilen eş rızası da geçerlidir. Kefalet sözleşmesi asıl sözleşmeden bağımsız bir sözleşme olup, limit belirtilmesinin amacı kefilin en fazla sorumlu tutulabileceği tutarın önceden bilinmesinin sağlanmasıdır. Bu kapsamda kefalet limitinin asıl borçlunun sorumlu olduğu tutardan fazla olması, kefaletin geçerliliğini etkilemez. Bu nedenle somut olayda kefalet sözleşmesinin bu nedene dayalı olarak geçersiz kabul edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla müşterek borçlu ve müteselsil kefil olan davalı, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrüdü dahil) kefalet limiti ile ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile sorumludur.

Davalı vekilince, kefalet sözleşmesinin TBK'nın 30. maddesi gereğince hükümsüz olduğunu ileri sürmüştür. Bilindiği üzere sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın, sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan yanılmanın esaslı kabul edilebilmesi için, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, yani hem yanılgıya düşen taraf yönünden, hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.

Davalı basiretli bir tacir olarak yetkilisi olduğu şirket adına çekilen krediye şahsen de kefil olmuştur. Bu durum ticari hayatın olağan işleyişine uygun olup, davalının kefalet sözleşmesini hata sonucu imzaladığına yönelik hiçbir delil de bulunmamasına göre, davalı vekilinin bu konuda ileri sürdüğü istinaf nedeni de yerinde değildir. TBK'nın 586. maddesi uyarınca, kefil yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse, alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Somut olayda asıl borçlu ile birlikte kefile de kat ihtarı tebliğ edilmiş olup, verilen sürede borcun ödenmediği de sabittir.

Taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin 14/d maddesi hükmü ile borçlu şirketin iflasına ilişkin dava bulunması da dikkate alındığında, asıl borçlu ile birlikte kefile de kat ihtarı tebliği, davalı kefilin temerrüde düşmesi için yeterlidir. Yukarıda da açıklandığı üzere davalı kefil hakkında bir adet ödeme emri düzenlenmiş olup, ödeme emrinin İstanbul 21. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/1088 esas sayılı dosyasında verilen karar düzeltilen tebliğ tarihi itibariyle vaki itiraz üzerine kefil hakkında dava açılmıştır. Dolayısıyla düzenlenmiş ikinci bir ödeme emri bulunmamaktadır. Yine davalı borçlu şirkete gönderilen ilk ödeme emrinin iptali sonucunda ikinci ödeme emri düzenlenerek tebliğ edilmiş, bu ödeme emrine itiraz üzerine ise birleşen dava açılmıştır.

Dolayısıyla davalı vekilinin tarafından açılan dava sonucunda ödeme emri iptal edilmekle yeni ödeme emri düzenlenmesini müteakip takibe itiraz sonucunda birleşen davanın açılmış olduğu hususu dikkate alındığında, davalı vekilinin davanın konusuz kaldığı iddiası yerinde olmamakla birlikte; HMK'nın 357/1. maddesi uyarınca davalı tarafça ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen bu hususun istinaf nedeni olarak dinlenme olanağı da yoktur. Kredinin vadesinden önce kat edilerek geri çağrıldığı hususu tartışmasızdır. Ancak sözleşmenin 35/b maddesi hükmü ile, "...borçlunun taahhütlerini yerine getirmemesi, banka veya diğer finans kurumlarına olan borçlarını ödemede temerrüde düşmesi.... hallerinde kredinin muaccel hale geleceğinin ve hesabın kat edilmesine bankanın yetkili olduğunun" kabul edilmiş olması nedeniyle, davacının spot kredinin vadesi dolmadan kat ihtarı suretiyle krediyi geri çağırma yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir.

Taraflar arasındaki sözleşmede akdi ve temerrüt faiz oranları açıkça belirtilmemekle birlikte, uyuşmazlığa konu kredi 11.01.2014 vadeli spot kredi niteliğinde olup, fiilen uygulanan faiz oranının %8,25 olduğu tespit edilmiştir. O dönem itibariyle davacı banka tarafından ilan edilen cari faiz oranı ise %11'dir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere kredi, vadesinden önce geri çağrılarak takibe konu edilmiştir. Bu durumda davalının sözleşme gereği vade sonuna kadar sorumlu tutulabileceği faiz oranı, krediye fiilen uygulanan %8,25 oranındaki faiz oranıdır. Uygulanacak temerrüt faizi konusunda ise, sözleşmenin 6/a, 21/c ve 36. maddesi hükmü ile uygulanacak temerrüt faiz oranlarına dair davacı banka yönergesi doğrultusunda, cari akdi faiz oranı olan %11 oranının %100 fazlası olan %22 oranı temerrüt faizi esas alınarak yapılan hesaplama doğrultusunda karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Davacı vekilince itiraz edilmeyen kat ihtarındaki tutar üzerinden davanın kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Ancak kat ihtarındaki tutar, mahkeme açısından bağlayıcı olmayıp, tespit edilecek gerçek alacak tutarı esas alınmalıdır. Kat ihtarında gayrı nakdi alacak da talep edilmiş olup, çeklerin yargılama sırasında davacıya teslimi sonucunda gayrı nakdi alacak yönünden davanın konusuz kaldığı tespit edilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki temerrüt gün sayısı hesabı doğru olup, alacak tutarı da hükme esas alınan bilirkişi raporuyla 1.445,722,12 -L asıl alacak, 4.417,48 TL işlemiş faiz, 220,87 TL BSMV olmak üzere toplam 1.450.360,47 TL olarak tespit edilmiş olmakla, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir.

Açıklanan nedenlerle,istinaf sebebleri yerinde görülmeyen davacı vekili ile davalılar vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacıdan alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcının peşin alınan 71,80-TL harçtan mahsubu ile 17,40- TL fazla yatırılan harcın istek halinde davacıya iadesine, Davalılardan alınması gereken 99.074,12-TL istinaf karar harcından, davalılar tarafından yatırılan 24.768,53 nispi harcın mahsubu ile eksik kalan 74.305,59- TL harcın davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına, Davacı ve davalılar vekilince yapılan istinaf yargı giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 362/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

24/12/2020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/264050 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1961 E. 2022/6290 K. · Onandı

Şirket yetkilisinin şahsi kefaletinin geçerliliği ve kefilin temerrüdü

Gerekçe özeti

Şirket adına çekilen krediye şahsen kefil olan şirket yetkilisinin kefaleti, şekil şartlarını taşıyorsa ve yazıların el ürünü olduğu tespit edilmişse geçerlidir; eş rızası gerekmese de alınmışsa geçerliliği güçlenir ve kefalet limitinin asıl borç sorumluluğunu aşması geçerliliği etkilemez. Asıl borçluyla birlikte kefile de kat ihtarı tebliği kefili temerrüde düşürür; sözleşmede muacceliyet kaydı varsa banka spot krediyi vadesinden önce geri çağırabilir ve sorumluluk, fiilen uygulanan faiz oranı ile kat ihtarındaki tutarla bağlı olmaksızın tespit edilen gerçek alacak üzerinden belirlenir.

Emsal değeri

Şirket yetkilisinin şahsi kefaletinin geçerliliği, kat ihtarının kefile tebliği ile temerrüt ve spot kredinin vadesinden önce geri çağrılması yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: müteselsil kefalet eş rızası muacceliyet / kat ihtarı temerrüt spot kredi icra inkar tazminatı

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/1961 E.  ,  2022/6290 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.06.2018 tarih ve 2014/18 E. - 2018/765 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.12.2020 tarih ve 2018/2559 E. - 2020/1363 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi katılma yoluyla davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili asıl davada; davacı ile Özeke ... A.Ş. arasında imzalanan genel kredi sözleşmesini davalı ...'ın müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, kredi borçlusunun kredi koşullarına uymaması, borcun zamanında ödenmemesi sebebi ile kredi hesaplarının kat edilerek Eyüp 9. Noterliği'nin 21/11/2013 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini, ihtarnamenin tebliğine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, ödenmeyen kredi alacağının tahsilini teminen borçlu firma ve kefil hakkında İstanbul 9. İcra Dairesi'nin 2013/27750 esas sayılı dosyası üzerinden genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, davalı borçlu ...'ın itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Asıl davada davalı vekili; dava konusu alacağın dayanağı olarak gösterilen genel kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarından anlaşılacağı üzere, işlemlerin şube tarafından yürütüldüğünü, şubenin merkeze bağlı olmakla birlikte dış ilişkilerinde bağımsız olduğunu, buna karşılık davanın işlemlerde ve icra dosyasında taraf ehliyeti olmayan Ziraat Bankası A.Ş. adına açıldığını, davanın banka merkezi adına açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, aynı ihtarname ile alacağın asıl borçlu ve kefillerden talep edilmesinin TBK'nın 590/3 maddesinde yer alan yasal düzenlemeye aykırı olduğundan, kefalet alacağının davalı yönünden henüz istenebilir olmadığını, müvekkilinin kefalet sözleşmesindeki yazıların kendi eli ürünü olup olmadığını hatırlamadığını, kefaletin bu yönüyle geçerli olduğunu, eş rızasının sözleşme tarihi sonrasında ve müvekkili yanıltılmak suretiyle alındığını, bu durum fark edilerek tarihin düzeltilmeye çalışıldığını, bu nedenle kefaletin geçersiz olduğunu, asıl borçlu daha önce temerrüde düşürülmeden aynı ihtar ile borçlu ve kefilin temerrüde düşürülmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle müvekkili açısından alacağın muaccel olmadığını, sözleşmedeki kefalet limitinin asıl borçlunun sorumluluğundan fazla olması nedeniyle hükümsüz olduğunu, 70 yaşında ve ağır şeker hastası olan müvekkili yanıltılmak suretiyle alınan imza nedeniyle kefaletin TBK'nın 30.

maddesi kapsamında geçersiz olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen davada davacı vekili; asıl davaya konu kredi sözleşmesi nedeniyle başlatılan takip asıl borçlu şirketin ödeme emrine ilişkin tebligatın usulsüz olduğu yönündeki şikayeti üzerine mahkemece şikayetin kabulüne ve ödeme emrinin iptaline karar verildiğini, karar gereğince borçlu şirkete yeniden ödeme emri tebliğ edildiğini, davalının borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, itirazın haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek, davalı şirketin itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen dava davalısı, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacı ile birleşen dosya davalısı Özeke Demir San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin şirket adına ve kefil olarak şirket yetkilisi olan ... tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığı, şirket yetkilisi olması sebebiyle eş rızası gerekmemesine rağmen eş rızasının da alındığı, bilirkişi incelemesinde kefalet el yazılarının davalının eli ürünü olduğunun belirtildiği, davacı tarafından davalı şirkete kullandırılan kredinin geri ödenmemesi üzerine her iki davalı hakkında icra takibi başlatıldığı, her ne kadar davalı şirket hakkında İstanbul 2. ATM'nin 2016/1215 esas sayılı dava dosyasında iflas kararı verilmiş ise de, söz konusu iflas kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17.

Hukuk Dairesi 2018/916-2018/838 sayılı kararı ile kaldırıldığı, yargılamanın halen derdest olduğu, iflas dosyasının da kapatıldığı, bilirkişi raporlarına göre davacının her iki davalıdan icra takip tarihi itibariyle 1.445,722,12 TL asıl alacak, 4.417,48 TL işlemiş faiz, 220,87 TL BSMV olmak üzere toplam 1.450.360,47 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama sırasında davaya konu çeklerin davacıya iade edildiği gerekçesiyle de gayri nakdi alacağa ilişkin dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davalılar vekili ile davacı vekili istinaf etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince; davalının imzaladığı kefalet sözleşmesinin yasanın aradığı tüm şekil şartlarını taşıdığı ve geçerli olduğu, bilirkişi raporu ile kefalet sözleşmesindeki yazıların davalının eli ürünü olduğu tespit edildiği, kefilin eş rızasına ilişkin tutanağın tarih kısmında 08.01.2013 olarak düzeltme mevcutsa da, eşin tarih düzeltmesine ilişkin ikinci bir imzası alındığı, eş rızasının sözleşme tarihi sonrası başka bir tarihte verildiğine yönelik başkaca bir delil de bulunmadığı, kefalet limitinin asıl borçlunun sorumlu olduğu tutardan fazla olması, kefaletin geçerliliğini etkilemeyeceği, davalı basiretli bir tacir olarak yetkilisi olduğu şirket adına çekilen krediye şahsen de kefil olduğunu, davalının kefalet sözleşmesini hata sonucu imzaladığına yönelik hiçbir delil bulunmadığı, asıl borçlu ile birlikte kefile de kat ihtarı tebliğ edilmiş olup, verilen sürede borcun ödenmediği, asıl borçlu ile birlikte kefile de kat ihtarı tebliği, davalı kefilin temerrüde düşmesi için yeterli olduğu, sözleşmenin 35/b maddesi hükmü ile, "...borçlunun taahhütlerini yerine getirmemesi, banka veya diğer finans kurumlarına olan borçlarını ödemede temerrüde düşmesi....

hallerinde kredinin muaccel hale geleceğinin ve hesabın kat edilmesine bankanın yetkili olduğunun" kabul edilmiş olması nedeniyle, davacının spot kredinin vadesi dolmadan kat ihtarı suretiyle krediyi geri çağırma yetkisinin bulunduğu, uyuşmazlığa konu kredi 11.01.2014 vadeli spot kredi niteliğinde olup, fiilen uygulanan faiz oranının %8,25 olduğu, kredi, vadesinden önce geri çağrılarak takibe konu edildiğinden vade sonuna kadar sorumlu tutulabileceği faiz oranı, krediye fiilen uygulanan %8,25 oranındaki faiz oranı olduğu, sözleşmenin 6/a, 21/c ve 36. maddesi hükmü ile uygulanacak temerrüt faiz oranlarına dair davacı banka yönergesi doğrultusunda, cari akdi faiz oranı olan %11 oranının %100 fazlası olan %22 oranı temerrüt faizi esas alınarak yapılan hesaplama doğrultusunda karar verildiği, kat ihtarındaki tutar, mahkeme açısından bağlayıcı olmayıp, tespit edilecek gerçek alacak tutarı esas alınması gerektiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili ( katılma yoluyla ) ile davalılar vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, katılma yoluyla davacı vekili ve davalılar vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 74.305,59 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, aşağıda yazılı bakiye 42,80 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 26/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.