6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Usulsüz para toplama karşılığı verilen belgelerin ortaklık niteliği taşımaması

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2017/883 E. 2018/592 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Alacakistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ Emsal

Davacının nitelemesi: Ortaklık ilişkisinin varlığının tespiti ≠ mahkeme dalı · davacı çerçevesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Anonim şirkette gerçek bir ortaklık ilişkisinin doğması için pay sahipliğinin kuruluşta sermaye koyarak veya sermaye artırımında pay alarak yahut mevcut bir pay sahibinden usulüne uygun devir yoluyla kazanılması ve TTK'nın (417. madde dahil) öngördüğü şekil şartlarının (pay defteri kaydı, devrin ispatı, primli ihraç halinde genel kurul kararı ve prim tutarının yedek akçeye eklenmesi) yerine getirilmesi gerekir. Bu şartlar yerine getirilmeden, sadece dışarıdan hazırlanıp pay defterine yapıştırılan kayıtlarla veya hukuki dayanağı bulunmayan belgelerle kişilerin şeklen ortak gösterilmesi, kanunun tanımladığı bir ortaklık ve hissedarlık ilişkisi oluşturmaz. Bu durumda taraflar arasında ortaklık ilişkisi değil, para tevdi ilişkisi bulunduğu kabul edilir ve verilen para mevduat niteliğinde kabul edilerek iadesi gerekir; buna karşılık hukuki değeri bulunmayan hisse senetlerinin eş zamanlı iadesine hükmedilmesi gerekmez, zira bu belgeler zaten değersizdir ve her zaman iade edilebilir niteliktedir.

Ele alınan sorunlar

Davacının davalı şirkete gerçek anlamda ortak olup olmadığı → ret

Gerekçe: Anonim şirketlerde pay sahibi olmanın iki yolu vardır: kuruluşta veya sermaye artırımında sermaye koyarak ortak olmak (kurucu ortak) ya da mevcut bir pay sahibinden payı devralmak. Davalının davacıya ortaklık payı altında verdiği belgelerin hukuki bir değeri yoktur; zira 6762 sayılı TTK'nın şirket ortaklığına ilişkin öngördüğü yasal gerekleri karşılamamaktadır. Sermaye artırımında yeniden ihraç edilecek payların primli tahsis edilebilmesi için prim miktarı hakkında genel kurul kararı bulunması ve prim tutarının TTK 466/1 uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi gerekir; davacının bu şekilde primli ihraç edilen bir hisse senedini almadığı, kurucu ortak da olmadığı anlaşılmaktadır. Pay defterindeki kayıt incelendiğinde davacının üyeliğe ne zaman ve nasıl girdiği, hisse senetlerinin türü ve niteliği, senetleri kimden ne suretle devraldığı hususlarında herhangi bir bilgi/dayanak bulunmamaktadır. TTK 417. maddesi uyarınca şirket nama yazılı hisse senedi sahiplerini pay defterine kaydeder ve şirkete karşı ancak pay defterinde kayıtlı kimse ortak sıfatını haizdir; ancak devrin usulüne uygun ispatı şarttır. Dışarıdan hazırlanıp deftere yapıştırılan kayıt, TTK 417. maddedeki gerekleri karşılamadığından ve davacının kurucu ortak olmaması, primli ihraç edilen hisseyi de almamış olması karşısında, bu şekli ortaklığın yasanın tanımladığı bir ortaklık ve hissedarlık ilişkisi olmadığı, davacıyı şekli olarak ortak gösterme amacıyla hazırlanmış bir evrak olduğu kabul edilmelidir. Şirketler açıktan para toplayarak ödeme yapan kişileri bu şekilde ortak yapamaz; böyle bir ortaklık yöntemi kanunda öngörülmemiştir. Davalı şirketin sermaye artırımı sonrası aldığı yönetim kurulu kararlarının da işlevsiz olduğu, ne kadar artırım yapıldığının, ne kadar hisse senedi çıkarıldığının belirsiz olduğu, kararların şekil yönünden usulsüzlükler içerdiği, defterlerin usulsüz tutulduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak davalının TTK ve SPK mevzuatına aykırı fon topladığı, ortaklık görüntüsü altında sahte/geçersiz ortaklık belgeleri ihdas ederek para topladığı kabul edilmelidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davacının verdiği paranın hukuki mahiyeti ve iadesi → ret

Gerekçe: Davacının yatırdığı paranın davalı şirketle iltisaklı ve irtibatlı bir yabancı şirkete (Lüksemburg yasalarına göre kurulmuş, davalı holding bünyesindeki şirketlere yurt dışından ortak ve para temin etme amacı taşıyan bir şirket) intikal ettiği, bu şirketin davalıya ortak olduğu anlaşılmaktadır. Ortada ihraç primli hisse söz konusu olmadığından, geçerli olmayan görünüşte hisse senedi karşılığı davacının davalıya vermiş olduğu, mevduat niteliğindeki paranın davacıya iadesi gerekmektedir. Şirketlerin halktan usulsüz para toplayarak ortaklık ilişkisi oluşturması hukuken mümkün değildir; davalının amacı da bu olmayıp, davacının iradesini ortak oluyorlarmış zehabını uyandıracak yöntemlerle etkileyerek aldıkları parayı grup şirketleri bünyesinde ortaklıkmış gibi göstererek iade taleplerinin önünü kesmek olmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Hisse senetlerinin eş zamanlı iadesine hükmedilmemesinin hukuki hata oluşturup oluşturmadığı → ret

İddia: Davalı vekili, para tahsiline karar verilirken davacının elindeki hisse senetlerinin eş zamanlı olarak davalıya iadesine hükmedilmemesinin hukuki hata olduğunu, aksi halde dava sonrası bu senetlerin mülkiyeti konusunda yeni bir ihtilaf doğacağını ve davacının nedensiz zenginleşeceğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının elindeki, hukuki değeri bulunmayan ve ikinci el piyasada karşılığı/tedavülü mümkün olmayan senetlerin TTK 329 ve 405. maddelerine göre davalı tarafından bedeli ödenerek geri alınması söz konusu değildir; ancak bu senetlerin hukuki bir değerinin de bulunmadığı kabul edilerek her zaman davalıya iade edilebilecek belgeler olduğu kabul edilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararın, usulsüz para toplama faaliyetlerinde verilen ortaklık belgelerinin TTK'nın öngördüğü şekil şartlarını (pay defteri kaydı, devrin ispatı, primli ihraç için genel kurul kararı vb.) taşımaması halinde gerçek bir ortaklık ilişkisi doğurmayacağı ve verilen paranın mevduat niteliğinde iade edilmesi gerektiği yönündeki tespiti, benzer 'saadet zinciri' tipi yapılara karşı açılan alacak davaları için emsal niteliktedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
anonim şirkette pay sahipliği kurucu ortaklık primli hisse ihracı pay defteri hamiline/nama yazılı hisse senedi saadet zinciri sermaye artırımı mevduat niteliğinde para ortaklık sıfatının ispatı

Atıf yapılan mevzuat: 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu (eTTK) — 6762 sayılı TTK 3296762 sayılı TTK 4056762 sayılı TTK 4176762 sayılı TTK 466/1

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2017/883

KARAR NO 2018/592

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 25/09/2017

NUMARASI 2014/320 E.- 2017/654 K.

DAVA

Alacak

İSTİNAF KARAR TARİHİ 17/05/2018

Davanın kabulüne ilişkin hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin yurt dışında işçi olarak çalıştığını, Konya'da 22/11/1995 tarihinde kurulan davalı şirketin, faaliyet merkezini 25/11/2005 tarihinde İstanbul'a naklettiğini, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ...-518644 sicil numarasına tescil edildiğini, hedef kitle olarak yurt dışında ve özellikle Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarının seçildiğini, dini duygular ile faizden uzak durmak isteyen insanları kâr payı dağıttıkları öne sürerek istismar ettiklerini, izinsiz ve yasa dışı para topladıklarını, bu şekilde işleyişin Türk Ticaret Kanunu, SPK ve diğer ilgili mevzuatın boşluklarından yararlanılarak gerçekleştirildiğini, ticaret ünvanlarında Holding kelimesini kullanarak büyük ve köklü bir şirket oldukları imajının yaratılmak istenildiğini, dava öncesinde şirket sicil kayıtlarının incelenmesinde kurulan bu şirket için kısa sürede sermaye artışı kararı alındığını, ortaklık hakkı veren bir menkul kıymet çıkarılması yolunda bir karar dahi alınmadan para toplanmaya başlandığını, para toplamaya başlamasından sonra ise SPK''nın yaptığı denetimler sonucunda hisse senedi çıkarılarak mevzuat hükümlerinin dolanılmak suretiyle aynı faaliyete devam edildiğini, Lüksemburg, Lichtenstein gibi vergi hukuku bakımıından avantajlı sayılan ülkelerde kurulan paravan şirketlerin şube ve temsilciliklerinin para toplama faaliyetini yoğun olarak gerçekleştirdikleri, yatırılan paraların bu şirketler üzerinden Türkiye'deki ana şirketlere aktarıldığını, temsilci adındaki kimselere topladıkları para üzerinden %2 ila %5 arasında değişen komisyonlar verilerek teşvik edildiklerinin sonradan ortaya çıktığını, para veren vatandaşlara hiçbir ispat gücü bulunmayan belgelerin sözde ortaklık belgesi olarak veya para alındısı makbuzu olarak verilerek şirkete karşı ileri sürülebilecek hak iddialarının engellenmeye çalışıldığını, bu şirketlerin devlet kontrolünde olduğu ve bankalar kadar sağlam kuruluş oldukları, tıpkı bankaya para yatırır gibi bu şirkete de para yatırabilecekleri ve önceden bildirilmek koşuluyla dilediklerinde yatırdıkları parayı hisse senetlerini geri vererek alabilecekleri ve sözde kâr payını garanti ettikleri yönünde vatandaşlarda genel kanı ve inanç oluşturulduğunu, çifte kayıt sistemi kurulduğunu, parayı tevdi alan şirket kurucu ortağı ve temsilcisi ...'ın müvekkiline işleyecek olan kâr payının 3 aylık dönemlerde çekilebileceğini taahhüt ve temin ettiğini, müvekkili ...'ın şirkete Almanya'da 50.069-dem karşılığı 25.600 euro banka havalesi ile ödeme yaptığını, müvekkiline yatırdığı para karşılığında 01/02/2000 tarihli ...Genel Temsilcilik başlığını taşıyan ve 0005982 numaralı bir belge teslim edildiğini, daha sonra ise geçerliliği ve yasaya uygunluğu bilinemeyen sözde hisse senetleri teslim edildiğini, davalı şirketin yapmış olduğu sözleşmenin esaslı unsuru olan hisse senetlerinin şirketçe temellük edilmesi karşılığında sözde kâr payı ödemesinin veya anapara iadesinin yapılacağının en baştan kararlaştırıldığını, 6762 sayılı TTK.m.329 hükmü gereğince yapılan bu sözleşmenin mutlak butlanla sakat olduğunu, taraflar arasındaki anlaşmanın geçerli bir hukuki sebebinin bulunmadığını, ...

A.Ş.'nin müvekkiline gönderdiği faks üzerine müvekilinin 02/09/2002 tarihinde ortaklıktan ayrılmak istediğini anlatan seçeneği işaretleyerek gönderdiğini, davalı şirketin dağıtmayı garanti ettiği sözde kâr paylarını alamadığı gibi parasının aynen iadesi talebine olumlu yanıt alamadığını, Konya'da bulunan Kombassan şirketine 2006 yılının haziran ayında küçük kardeşi ....ile gittiğini, kendisine 500 ...S.A.hissesine karşılık iki tane ....Ş.yani Türkiye'deki şirketin hissesini verdiklerini ve 500'lük Lüksemburg hissesini aldıklarını, aynı zamanda o gün kendisine 25.000 Avro üzerinden %3'lük bir kâr payı olarak 750 Avro verdiklerini, böylelikle müvekkilinin içine sürüklendiği hukuki işlemin bilincinde olmadığı gibi fazlasına, eyleminin sebep ve sonuç ilişkisini değerlendiremeyecek duruma düşürüldüğünü, davalı şirketin ortaklık hakkı vermeyen belgelerle fon topladığını, kurul kaydına alındıktan sonra ise çıkardığı hisse senetlerinin ihracı için uyulması gereken mevzuat hükümleri ve SPK'nın taleplerini yerine getirmeyerek kanuna karşı hile yaptığını ve bu hisse senetlerini elinde bulunduranlara ortaklık hakkı vermemek amacıyla her türlü yola başvurduğunu, SPK'nın araştırma komisyonu raporunda;

Kurul tarafından gerçekleştirilen denetimlerde elde edilen bilgilere göre yatırımcılara katılımları karşılığında hisse senedi, ilmühaber gibi çeşitli adlarda belgeler verildiğini, ancak 6762 sayılı TTK ve SPK hükümleri çerçevesinde ortaklık hakkını temsil etmeyen belgeler karşılığında ve genel olarak sözlü taahhütler verilmek suretiyle fon toplandığından yatırımcıların anılan kişilere, şirketlere ve üçüncü kişilere karşı ortaklık haklarını ispat etmeleri ve toplanan paralar, şirket tarafından yasal kayıtlara yansıtılmadığı sürece ortak sıfatını haiz olmalarının mümkün olmadığının açıklandığını ileri sürerek, 50.069-dem karşılığı 25.600 euro alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek T.C.Merkez Bankası'nın döviz tevdiat hesaplarına uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket arasında ortaklık ilişkisinin bulunduğunu, davalı şirkete ait pay defterleri incelendiğinde davacının davalı şirkette pay sahibi olması nedeniyle olayda 6762 sayılı TTK 329 ve 405 maddelerinin uygulanması gerektiğini, bu nedenle bu hisselerin 6762 sayılı TTK 329.maddesi uyarınca davalı şirket tarafından geri alınması veya 6762 sayılı TTK 405. maddesi gereğince hisse bedellerinin davacıya iade edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda ödediği bedel karşılığında davalı şirkete ortak olduğunu ve paylarının ortaklık pay defterine kaydedildiğini, davacının ortaklık paylarının bir kısmını 3.şahıslara da devrettiğini, bu aşamadan sonra kâr payının dağıtılamadığı dönemde davanın ikame edilerek "ben ortak değilim, ortaklığım geçersizdir."iddiasının ileri sürülmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gibi Ticaret Kanununa da aykırı olduğunu, 6762 sayılı TTK.417.maddesinde de pay defterine kaydedilen hisse senedi sahibinin ortaklık sıfatını kazandığının hüküm altına alındığını, davacının ortaklık payının şirket pay defterine kaydedildiğinden ve dava dilekçesinde de kabul edildiği üzere hisse senetlerini teslim aldığından gerek SPK mevzuatına gerekse 6762 sayılı TTK.na göre davacının ortaklık sıfatını kazandığını, davalının SPK mevzuatına aykırı bir şekilde pay senedi ihdas etmediğini, bir an için SPK'na aykırı bir şekilde hisse senetlerinin piyasaya arz edildiği kabul edilse bile bunun müeyyidesinin hisse senetlerinin geçersizliği değil ortağın hisse senedine bahşedilen hakları kullanamaması olduğunu, davacının kendisinin kandırılarak hile ve desiselerle ortak yapıldığını, bu nedenle ortak olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin iddialarının da hukuki değerinin olmadığını, davacının hileye dayanarak sözleşmeyi bozmak istediği taktirde BK.nun 31.maddesinde belirtildiği üzere bu hakkını sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren işleyen 1 yıl içinde kullanması gerektiğini, davacı bu davayı yaklaşık sekiz yıl sonra ikame ettiğinden davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, şirket ile ortaklar arasındaki davaların BK.nun 126.maddesine göre 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, 01/02/2000 tarihli işleme dayanarak talepte bulunulduğundan taleplerin zamanaşımına uğradığını, davalı tarafından ortaklık durum belgesi veya tahsilat makbuzu adlı bir belge düzenlenmediğini, döviz üzerinden tahsil talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını, yabancı paranın aynen ödeneceği konusunda yapılmış bir anlaşmanın da olmadığını ileri sürerek öncelikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, aksi taktirde davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, davacının davalı şirketteki ortaklığının sahih bir ortaklık olmadığı, davacının para yatırdığı .... S.A. Şirketi ile davalı ...A.Ş. arasında fiili organik bağ bulunduğu, bu şirketlerin birlikte hareket ederek para toplama amacıyla ortaklık durum belgesi, hisse senedi gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeleri kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerinden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, bu şekilde haksız fiilde bulundukları, davacının yatırdığı paranın ...

A.Ş.'ye aktarıldığı, davacının 24.814,60-euro'yu davalıdan talep etmekte haklı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 48.533,14-DM karşılığı 24.814,60-euronun dava tarihi olan 28/07/2008 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının 1 yıllık Euro mevduat hesabına uyguladığı en yüksek döviz faizi oranlarından işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

İstinaf yoluna başvuran davalı vekili, yerel mahkemenin kararına dayanak yapmaya çalıştığı hiçbir Yargıtay kararı ve emsal bilirkişi raporunun dosyayla benzerlik arz etmediğini, yerel mahkemenin 24.814,60 Euro'nun davalıdan tahsiline karar verilirken, davacının yedinde olan ve 17/05/2001 tarih ve L-14061 sayılı belgede geçen seri numaralı senetlerin davalıya eş zamanlı olarak iadesine karar verilmemiş olmasının da hukuki hata olduğunu, zira hiçbir mahkeme kararının yeni bir ihtilaf yaratamaz şeklindeki genel prensip gereğince dava sonrasında bu hisse senetlerinin mülkiyeti hakkında hukuki ihtilaf çıkacağını, parasını tahsil eden ve de bu hamiline hisse senetlerini elinde bulundurmaya devam eden davacının nedensiz olarak zenginleşeceğinin de izahtan vareste olduğunu belirterek, istinaf sebepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Uyuşmazlık konusu, davacının davalı şirkete ortak olup- olmadığı, davalı şirkete verdiği paranın hukuki mahiyeti ve alacaklı ise ne kadar alacaklı olduğu noktalarındadır. Anonim şirketlerde pay sahibi olmanın iki yolu bulunmaktadır. Birincisi şirketin kuruluşunda sermaye koyarak ortak olmak (kurucu ortak) ya da sermaye artırımında sermayeden pay almaktır. İkinci ortaklık yolu ise anonim ortaklıkta pay sahibinin payını devralmaktır.

Davacının davalı tarafa para vermesi ve davalı tarafın davacının ortak olduğunu iddia ettiği tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK hükümlerine göre yapılması gereken değerlendirmede anonim şirketlerin sermaye artırımında bulunması halinde yeniden ihraç edilecek payların istem sahiplerine primli olarak tahsis edilmesi ancak prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve prim tutarının 6762 sayılı TTK 466/1 md. uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi halinde mümkündür.

Davalı tarafın davacının şirkette pay sahibi olduğu savunması kanunun öngördüğü ortaklık ilişkisine uymamaktadır. Davalı şirketin davacıya ortaklık payı altında verdiği belgelerin hukuki bir değerinin olmadığı, zira 6762 sayılı TTK'nın şirket ortaklığına ilişkin öngördüğü yasal gerekleri karşılamadığı, davalının aslında kanuna uygun olmayan bir şekilde para topladığı kabul edilmek durumundadır. Her ne kadar davacının ortaklar pay defterinde 47572 kayıt numarası ile 04/04/2011 tarihinde kayıtlandığı ve beher hissenin değerinin 2.000.000 -TL olup 105 adet hisse adedi karşısında toplam hisse tutarının 210.000000 TL olduğu anlaşılmakla birlikte davacının üyeliğe ne zaman ve nasıl girdiği, hisse senetlerinin türü ve niteliği hakkında bir bilgi olmadığı gibi, senetleri kimden ne suretle devraldığının da yazılmadığı (dayanağının ve müfredatının olmadığı) görülmektedir.

6762 sayılı TTK'nın 417.maddesine göre: "Şirket, nama yazılı hisse senetleri sahiplerini ad, soyad ve adresleriyle bir pay defterine kaydeder.Hisse senedinin yukarıdaki maddeye uygun olarak devredildiği ispat edilmedikçe devralan pay defterine yazılamaz. İdare meclisi, kaydın yapıldığını hisse senedine işaret eder.Şirkete karşı ancak pay defterinde kayıtlı bulunan kimse ortak sıfatını haizdir."

6762 sayılı TTK'nın 417. maddesindeki gerekleri karşılamayan, dışarıdan hazırlanıp deftere yapıştırılan bu kayıt, esasen kurucu ortak olmayan davacının pay sahibi birinden pay almaması ve pirimli ihraç edilen bir hisse senedini de almamış olması gerçeği karşısında, (en azından bu gereklerin yerine getirildiği yönünde ispat vasıtası bulunmadığına göre) bu şekli ortaklığın yasanın tanımladığı bir ortaklık ve hissedarlık ilişkisi olmadığı, davacıyı şekli olarak ortak gösterme yönünde hazırlanmış bir evrak olarak kabul edilmek durumundadır. Zira şirketler açıktan para toplayarak ödeme yapan kişileri şirkete ortak yapamazlar. Böyle bir ortaklık yöntemi bulunmamaktadır. Kaydı ve kontrolü olmayan böyle usulsüz para toplama yolu esasında başlangıçta sisteme girenlere yüksek kar payı vererek sisteme yeni girmeleri teşvik etmek ve sürekli yeni üyeler üzerinden sistemin devamlılığını amaçlayan bir saadet zinciri sistemidir.

Davalı şirketin sermaye artırım kararlarını aldığı tarihlerinden sonra aldığı 13/08/1997 tarih ve 12/01/1999 tarihli yönetim kurulu kararlarında öngörülen artırılan sermayenin primli tahsili ve nominal bedelle aralarındaki farkın emisyon primi olarak muhasebeleştirilmesi kararlarının işlevsiz kararları olduğu, (şirketin sermaye artırım kararı aldıktan ve ortaklar sermaye taahhütlerini yerine getirdikten sonra alındığı), ne kadar artırım yapıldığı, ne kadar hisse senedi çıkarıldığı, ne kadar primli satış öngörüldüğü ve satış yapıldığının belli olmadığı gibi,kararların şekil yönünden de usulsüzlükler içerdiği , defterlerin usulsüz tutulduğu, davacının pay sahibi olduğu savunmasına ilişkin hisse senetlerinin primli sermaye artırım kararı kapsamında çıkartılabilecek hisse senetleriyle de alakasının olmadığı, esasen böyle hisse senetlerinin olup olmadığının da belli olmadığı, davalının hiçbir ekonomik ve hukuki sistemde görülmemiş bir karışıklık içinde ortaklık görüntüsü altında birçok insanın parasını topladığı anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda davalının eylemlerinin davacıyı ilgilendiren bölümü itibariyle davacının 01/02/2000 tarih ve 5982 sayılı belge ile Kombassan Holding SA 1929 temsilcisine 50.000 DM verdiği, aynı tarih ve aynı tutarlı .... isimli şirkete havale makbuzunda bunun belli edildiği, 17/05/2001 tarihinde davacıya teslim edildiği anlaşılan ... başlıklı belgede toplam 2560 hissenin dökümünun bulunduğu, bu hisselerin değerinin 50.069 DM olduğu anlaşılmaktadır.

...A.Ş. 037806 numaralı 100 hisselik ve 177019 numaralı 5 hisselik nama yazılı hisse senetlerinin de yasal ve geçerli bir ortaklık ilişkisini değil, davalı tarafın davacıyı şirkete ortakmış gibi göstererek davacının hareketsiz kalmasına yönelik hukuki değeri olmayan belgeler olduğu, bu belgeler ve kaydın yukarıda açıklandığı gibi hukuki bir dayanağının olmadığı, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin değil, yüksek kar vaadiyle para tevdi ilişkisinin bulunduğu kabul edilmek durumundadır.

... isimli şirketin Lüksemburg yasalarına göre kurulmuş bir şirket olup, asıl amacının da ... İnşaat Tarım ve San Tic. A.Ş ve holding bünyesindeki diğer şirketlere yurt dışından ortak ve para temin etmek olduğu ve davalı şirketle iltisaklı bir şirket olduğu, ...Anonim Şirketinin ..Şirketine devrolmasına ilişkin 05/10/2011 tarihli dosyada örneği bulunan sözleşme örneğinden de ... .. Şirketinin hissedarları arasında olduğu anlaşılmaktadır.

Davacının yatırdığı 50.000 DM'nin .... firmasına intikal ettiği, bu firmanın davalı .... A.Ş firmasının iltisaklı ve irtibatlı bir şirketi olup, ortada ihraç primli hisse de sözkonusu olmadığından geçerli olmayan görünüşte hisse senedi karşılığı davacının davalı tarafa vermiş olduğu (mevduat niteliğindeki) paranın davacıya iadesinin gerektiği kabul edilmelidir. Şirketlerin halktan usulsüz para toplayarak ortaklık ilişkisi oluşturmasının hukuken mümkün olmadığı, davalının esasen amacının da bu olmayıp, davacının da aralarında bulunduğu özellikle yurt dışında çalışan insanların iradelerini ortak oluyorlarmış zehabını uyandıracak ikna metodları uygulayarak ve bir kısım belgelerle hukuka uygun davrandıkları yönünde kanaat uyandırmak ve böylelikle aldıkları parayı grup şirketleri bünyesinde ortaklıkmış gibi göstererek verdikleri paranın iadesini istemelerinin önünü kesmek olduğu ortadadır.

Sonuç olarak davalının 6762 (ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6102) sayılı TTK ve SPK mevzuatında belirtilen yöntemlere aykırı fon topladığı, ortaklık görüntüsü altında sahte ya da geçersiz- işlevsiz ortaklık belgeleri ihdas ederek davacının 50.000 DM sini aldıkları, 750 € ödedikleri, davalının almış olduğu paranın € karşılığı üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş olmasının dosya içeriğine, usul ve yasaya uygun olduğu, davacının elindeki hukuki değeri ve ikinci el piyasada karşılığı ve tedavül etmesi mümkün olmayan senetlerin 6762 sayılı TTK nın 329 ve 405. Maddesine göre davalı tarafından bedeli ödenerek geri alınmasının söz konusu olmadığı fakat hukuki bir değerlerinin de olmadığı kabul edilerek her zaman davalıya iade edilebilecek belgeler olduğu, bu nedenle istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı mahkeme kararının dosya içeriğine usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla istinaf başvurusunun reddi doğrultusunda aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Alınması gereken 3.220,15- TL istinaf karar harcından, davalı tarafından peşin yatırılan 806- TL harcın mahsubu ile bakiye 2.414,15- TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,

HMK 'nun 362/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 17/05/2018

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/262222 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

⚠ Bu istinaf çizgisi Yargıtay'ca (kısmen ya da tamamen) bozulmuştur — bölgesel emsal değeri bu yönüyle sınırlıdır.

Bozuldu

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/4219 E. 2020/1195 K. · Bozuldu

Yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa uyarınca ortaklık ilişkisinin değerlendirilmesi

Gerekçe özeti

Yargılama (kanun yolu incelemesi dâhil) sırasında yürürlüğe giren 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesiyle 3332 sayılı Kanuna eklenen geçici 4. madde uyarınca, kapsamdaki ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı sayılıp ortaklık ilişkisi kurulmuş kabul edildiğinden, geçerli ortaklık ilişkisi bulunmadığı iddiasıyla açılan derdest menfi tespit/tazminat/alacak davalarında taraf iddia ve savunmaları bu düzenleme ve Sermaye Piyasası Kanunu m.16 kapsamında değerlendirilerek karar verilmelidir.

Emsal değeri

7194 sayılı Kanun'la 3332 sayılı Kanuna eklenen geçici 4. maddenin görülmekte olan davalara uygulanması gereği bakımından emsal değer taşır; karar oyçokluğuyla verilmiş olup karşı oyda düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kavramlar: ortaklık ilişkisinin tespiti sonradan yürürlüğe giren yasa geçici madde pay karşılığı ödeme sermaye piyasası

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2018/4219 E.  ,  2020/1195 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25/09/2017 tarih ve 2014/320 E. - 2017/654 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 17/05/2018 tarih ve 2017/883 E. - 2018/592 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 11.02.2020 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ...

tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine müvekkilinin belge karşılığında davalılara para verdiğini, kısa bir süre sonra müvekkillerinin parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, müvekkillerinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını ileri sürerek, 50.069 DEM karşılığı 25.600 EURO'nun dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte ödenmesine ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalının zamanaşımı definin TMK. madde 2.'ye aykırı olduğundan reddine, alacak davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesinde tüm dosya kapsamına göre; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir.

Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'nun 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır.

Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.

Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re'sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına; ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 11/02/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dairemiz çoğunluğunun bozma düşüncesine dayanak teşkil eden 7194 sayılı Kanun’un 41. maddesi ile çeşitli kanunlara eklenen Geçici 4. madde, kanaatimizce, her şeyden önce, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve bu maddede öngörülen karar alma hakkıyla birlikte ele alındığında Anayasa’nın 36. maddesinde hükme bağlanan hak arama hürriyetini ihlal eden bir yasal düzenlemedir.

Öte yandan, söz konusu hüküm, yine Anayasa’nın 9. maddesindeki yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağına ilişkin hükme, kanun maddesinin kamuoyunca bilinen ve sınırlı sayıdaki sermaye şirketi ile ve bu şirketler aleyhine açılan davalarla ilgili olduğu düşünülecek olursa Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamındaki 10/4. maddesi ile yasama meclisinin bir devlet organı sıfatıyla bu ilkeye uygun hareket etme zorunluluğuna ilişkin 10/5. maddesine, yine Anayasa’nın 35. maddesinde belirtilen ve kişinin temel hak ve hürriyetleri kapsamındaki mülkiyet hakkına ve bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılacağına ilişkin hükme aykırı olduğu gibi, buradan hareketle, devletin, kişinin temel haklarını hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmaya çalışması gerekmesine karşın hak arama ve mülkiyet hakkının kullanımının önüne geçen bir düzenleme olarak ortaya çıkmış bulunması nedeniyle Anayasa’nın 5.

maddesine, keza düzenlemenin kişinin temel hak ve özgürlükleri kapsamındaki hak arama ve mülkiyet hakkının özüne dokunan niteliği gözetildiğinde Anayasa’nın 13. maddesine, Anayasa’nın 138/3. maddesinde görülmekte olan somut davalarla ilgili olarak yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili görüşme dahi yapılamayacağı hükme bağlanmış iken dava hangi nedenle açılmış olursa olsun verilecek kararın ve hatta yargılama giderlerinin dahi ne şekilde hükme bağlanacağının düzenlenmiş olması nedeniyle söz konusu hükme de aykırı düşmektedir.

Her ne kadar Anayasa’nın 167. maddesinde devletin para, kredi, sermaye piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı öngörülmüş ise de, alınacak bu tedbirlerin herhalde Anayasaya aykırı bir kanuni düzenleme yoluyla gerçekleştirilmesi düşünülemeyecek olup aksinin kabulü Anayasa’nın başlangıç hükümlerine açıkça aykırı düşecektir.

Tüm bu nedenlerle, çoğunluk kararının dayanağı yasa hükmünün, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi uyarınca itiraz yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve buradan çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği kanısında olduğumuzdan çoğunluğun bozma düşüncesine katılamıyoruz.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.