6102TTK Türk Ticaret Kanunu

İnanç sözleşmesine dayalı hisse devrinde pay defterine kayıt ve ifaya ekli cezai şart

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/1493 E. 2021/449 K. · · İlk derece: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Diğer / sınıflanamadıistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Taraflar arasındaki ilişki inanç sözleşmesi niteliğinde olup, kendisine emaneten hisse devredilen kişi bu hisseleri talep edildiğinde devretme yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede hisse devrinin belirli bir zamanda (ilgili kişinin lüzum göreceği tarihte) yapılması öngörülmüşse ve bu süre için kararlaştırılan cezai şart borcun zaman itibariyle ifa edilmemesi haline özgü değilse, cezai şart ifaya ekli nitelikte kabul edilir ve alacaklı hem asıl edimin ifasını (hisse devri) hem de cezai şartı birlikte talep edebilir; bu durumda TBK 179/2'deki seçimlik ceza koşulu karinesi uygulanmaz.

Ele alınan sorunlar

Sözleşme altındaki imzanın davalıya ait olup olmadığı → ret

İddia: Davalı, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını, savcılık dosyasında alınan raporun mahkemece alınan raporla çeliştiğini, çelişki giderilmeden hüküm kurulamayacağını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Mahkemece yaptırılan imza incelemesi sonucunda ATK'nın raporu ile sözleşme altındaki imzanın davalının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Soruşturma dosyasında yapılan imza incelemesinde imzanın davalının eli ürünü olmadığı sonucuna varılmışsa da, bu inceleme sadece davalının huzurda alınan imzalarına kıyasen yapılmış olup hukuken geçerli değildir; bu nedenle dosyadaki ATK raporuyla çelişkiden bahsedilmesi olanaksızdır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Ön inceleme yapılmadan imza incelemesine gidilmesinin usule aykırılığı → ret

İddia: Davalı, ön inceleme usulüne uygun yapılmadan, delil toplama ve süre verilmeden imza incelemesi yaptırılmasının hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Mahkemece henüz ön inceleme yapılmadan sözleşme üzerinde imza incelemesi yaptırılmış olması doğrudur; ancak davanın konusu sözleşmenin geçerli olup olmadığına ilişkin olup, davalı tarafça da imzaya itiraz edilerek imza incelemesi talep edilmiş ve mahkemece bu yönde ara karar oluşturulmuştur. Davanın konusu itibariyle toplanacak başkaca sonuca etkili delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla iddia edilen usule aykırılık hüküm sonucunu etkileyecek nitelikte olmadığından, usul ekonomisi de gözetilerek bu istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Hisse devir sözleşmesinin şekil şartına uygunluğu ve geçerliliği → ret

İddia: Davalı, sözleşmenin geriye dönük düzenlendiğini, sahte ve şekil şartlarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Hisse devri TBK'nın 184. maddesi uyarınca alacağın devri niteliğinde olup, somut olayda yazılı şekilde düzenlenen dava konusu sözleşme bu bakımdan geçerlidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Cezai şartın ifaya ekli mi yoksa seçimlik ceza koşulu mu olduğu → ret

İddia: Davalı, sözleşmedeki cezai şartın TBK 179/1'de düzenlenen seçimlik ceza koşulu niteliğinde olduğunu, davacıların hem hisse bedelini icra takibiyle hem de payların devrini talep etmelerinin mümkün olmadığını, seçimlik hakkın hisse bedelinden yana kullanıldığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: TBK'nın 179/1. maddesine göre, bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. 179/2. maddeye göre ise ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa, alacaklı hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz kabul etmiş olmadıkça asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Kanun, borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi haline özgü olarak kararlaştırılan cezanın ifaya eklenen ceza koşulu sayılacağına dair karine koymuştur; bu iki hal dışında kalan eksik ifalarda 179/1. madde uygulanır. TBK'nın 179/2. maddesi emredici olmadığından taraflar bu iki hal dışında kalan ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilir. Alacaklı ancak açıkça ceza koşulunu isteme hakkından vazgeçmişse veya çekincesiz ifayı kabul etmişse veya edimlerini ifa etmeye devam etmişse cezai şartı isteyemez. Somut olayda taraflar arasındaki ilişki inanç sözleşmesine dayanmaktadır; davalı, kendisine emaneten devredilen ve davacılara ait olduğunu kabul ettiği hisseleri talep edildiğinde devretme yükümlülüğü altındadır, sözleşmede davacılara yüklenen bir edim bulunmamaktadır. Sözleşmede hisse devirlerinin şirket kayıtlarında ve MKK nezdinde hemen yapılmaması, onursal başkanın lüzum gördüğü zamanda yapılması kararlaştırılarak devretme yükümlülüğü için zaman sınırı öngörülmüştür. Davacılar tarafından hisselerin devri istemiyle davalıya ihtarname keşide edilmiştir. Bu haliyle sözleşmede hüküm altına alınan cezai şart, ifaya ekli cezai şart niteliğinde olup, davacıların hisse devri ile birlikte cezai şartı da talep edebilecekleri kabul edilmelidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davalı şirketten maktu vekalet ücreti tahsiline karar verilmesi → ret

İddia: Davalı, iki davalıdan biri için nispi, diğeri için maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalı şirkete yöneltilen talep pay defterine kayıttan ibaret olduğu gözetildiğinde, davalı şirket yönünden nispi vekalet ücretine hükmedilmemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararın, inanç sözleşmesine dayalı hisse devri taahhüdünde öngörülen cezai şartın TBK 179 kapsamında ifaya ekli mi yoksa seçimlik ceza koşulu mu olduğunun belirlenmesine ilişkin muhakemesi, benzer sözleşme kurgularında emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
inanç sözleşmesi hisse devri alacağın devri cezai şart ifaya ekli ceza koşulu seçimlik ceza koşulu hukuki dinlenilme hakkı

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 179/1TBK 179/2TBK 184

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2019/1493

KARAR NO 2021/449

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 28/03/2019

NUMARASI 2018/827 Esas - 2019/300 Karar

DAVA

Hisse Devrinin Pay Defterine Kaydı

İSTİNAF KARAR TARİHİ 25/03/2021

Davanın kabulüne ilişkin hükmün davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacılar vekili; müvekkilleri ... ve ...'ın muhtelif tarihlerde bedelsiz olarak ve emaneten ...'ın kızı, ...'ın ablası olan davalı ...'e duydukları güvene istinaden davalı ... AŞ'nin hisselerinin tamanını devrettiğini, daha sonra aile bireylerinin bir araya gelerek baba, oğul ve kız arasında adil bir paylaşım yapılmasına karar verdiklerini ve davalı ... ile 05/06/2015 tarihinde hisse devir sözleşmesi imzaladıklarını, işbu sözleşmenin 2.1. maddesine göre "Devreden ..., ...'ın ...'deki 17.600.000- TL nominal değerli hissesinin ve aynı şirketteki ...'ın toplam 6.200.000- TL nominal değerli hissesinin 19/05/2010 tarihinde bedelsiz olarak emaneten devredildiğini ve muhtelif tarihlerde 6.210.478- TL nominal değerli ...

hissesinin aynı şekilde kendisine bedelsiz olarak emaneten devredilmiş olduğunu kabul ve beyan ettiğini, tüm bu devir işlemleri ve yapılan sermaye artırımları sonucunda 67.500.000TL'ye çıkan şirket sermayesi içinde devredenin hisselerinin 51.010.478,28 -adet olduğunu, ...'in davalı ... ile birleşme yoluyla devralınması sonucu ...'in değerinin 528.505.080- TL olduğunun belirlendiğini, ... sermayesinin de 588.505,080 TL olduğunu, davalı ...'in hisseleri de bu oranda artış göstererek 428.764.660 TL sermayeye tekabül eden 42.876.466.000 hisse halini aldığını, devreden ...'in kendisine emaneten devredilen ...'ın 304.773.059 TL sermayeye tekabül eden 30.477.305.900 adet hissesini müvekkili ...'a, 60.996.234 TL sermayeye tekabül eden 6.099.623.400 adet hissesini ...'a tüm aktifi ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade ettiğini, hisse bedelleri karşısında hiçbir hak ve alacağının olmadığını devralanların hisseler üzerinde diledikleri gibi tasarrufa yetkili olduklarını kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, işbu hisse devirlerinin müvekkili ...'ın lüzum gördüğü bir zamanda yapılacağının ve devralanların devre konu hisseleri şirket pay defterine, ve MKK kayıtlarına işletebileceklerini ve bu konuda yetkili olduklarının hüküm altına alındığını, tarafların Ankara 9.

İdare Mahkemesinin 2014/205 esas sayılı davası ve şirket hisse değerlerinin olumsuz etkilenmemesi için hisse devirlerinin şirket kayıtlarında ve MKK nezdinde hemen yapılmaması ve şirketin onursal başkanı olan müvekkili ...'ın lüzum gördüğü bir zamanda yapılması hususunda sözleşmede mutabakata varıldığını, davalının işbu hisseleri devir etmekten imtina etmesi halinde 150.000.000- TL cezai şart ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini, ancak davalı ...'in kendisine emaneten ve bedelsiz olarak verilen hisseleri, imzalanan sözleşmeye ve kanuna aykırı olarak iadeden imtina ettiğini, bunun üzerine müvekkilleri tarafından Beyoğlu ... Noterliğinin 31/08/2018 tarihli ihtarı ile 05/06/2015 tarihli hisse devir sözleşmesi gereğince hisselerin iadesi ve hisse devirlerinin şirket pay defterleri ile MKK ve aracı kuruma işletilmesini talep ettiklerini, ancak davalının cevabi ihtarname ile sözleşme ve altındaki imzayı reddettiğini, bahse konu hisse devir sözleşmesinin gerekli şekil şartlarına uygun olarak akdedildiğini ve sözleşmenin imzalanması ile hisse devrinin hukuken gerçekleştiğini, tarafların iradesine uygun olarak gerçekleşen hisse devri şirket defter ve kayıtlarına geçirilmesi gerektiğini, devrin pay defterine kaydedilmesi için diğer pay sahiplerinin iznine gerek olmadığını, ayrıca pay devrinin ticaret siciline tescil ettirilmesinin de zorunlu olmadığını, müvekkilleri ile davalı arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi şekli olarak alacağın temliki hükümlerine tabi olup, tasarrufi işlem özelliği gereği, sözleşme yapıldığı anda sonuçlarını doğurduğunu belirterek, müvekkillerinin devraldıkları hisse senetlerinin üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla şirket pay defterlerine ve pay devrinin MKK nezdindeki kayıtlara işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; müvekkilinin hiçbir şekilde taraflarla hisse devrine ilişkin bir sözleşme imzalamadığını, sözleşmenin içeriğinin sahte olduğunu ve sözleşmede müvekkiline ait olduğu ileri sürülen imzaların sahte olduğunu, davacıların müvekkili şirketin yönetiminde kusurlu ve şirketin içini boşaltan davranışlarda bulunarak daha fazla mal kaçırmaya başladıkları için dava ile hisseleri ele geçirme ümidiyle sahte sözleşme düzenleyerek afaki iddia ve taleplerde bulunduklarını, müvekkilinin şirketin borçlarını kapatma ve şirketi ayağa kaldırma çabaları karşısında davacıların şirketten malvarlığı kaçırmaya matuf davranışlarını engellediğinden baba ile kızı arasında ihtilaf doğduğunu, davaya konu hisse devir sözleşmesinin imzalandığı iddia edilen tarihde davacıların müvekkili şirketin önceki münferit imza yetkilileri olarak görev yaptıklarını, iddia olanan sözleşme döneminde davacı ...'ın şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, ancak ...

ve ...'ın hukuka ayrırı işlemlerinden dolayı, SPK tarafından birçok yaptırım uygulandığını ve haklarında cezai ve hukuku süreç başladığını, bu nedenle yatırımcılar tarafından da sürekli şikayette bulunulan yönetim kurulu üyelerinden ... ile ...'ı yeni dönemde imza yetkilisi olarak tekrar atamadıklarını, davacıların imza yetkilerinin ellerinden alınması akabinde müvekkili ...'in imzasını taklit ederek bir çok sahte belge, sözleşme, hatta geriye dönük senetler imzalayarak dava açıp icra takibi başlattıklarını, ayrıca davacıların müvekkili şirketin imza yetkilisi oldukları tarihte yine yetkilisi oldukları diğer şirketlere para aktarmak ve müvekkili şirketin içini boşaltmak adına müvekkili şirket adına takip başlattıklarını, davacıların hukuka aykırı ve suç teşkil eden davranışları nedeniyle İstanbul CBS'nin 2018/143921 sayılı dosyası ile şikayette bulunduklarını, soruşturmanın devam ettiğini, davacıların dava dilekçelerindeki taleplerinin muğlak olduğunu, davacılara süre verilerek taleplerini açık bir şekilde ortaya koymaları gerektiğini, davacıların taleplerini açıklamamaları halinde huzurdaki davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşme altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, ayrıca davacıların işbu davaya dayanak gösterdikleri Bursa ...

İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına dahi takibe konu ettikleri sözleşmeyi icra dosyasına ve takip taleplerine eklemediklerini ve sözleşmenin tarihine dahi atıfta bulunmadıklarını, gerçekte icra takibinin başlatıldığı tarihte dahi gerçek bir sözleşmenin olmadığını, evrakın sonradan ve sahte şekilde üretildiğini ortaya koyduğunu, davacıların 05/06/2015 tarihinde imzalandığını iddia ettikleri hisse devir sözleşmesinden doğan haklarını 3,5 yıl sonra talep etmelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ayrıca kabul anlamına gelmemekle beraber bahse konu sözleşmedeki devrin talep hakkının yalnızca davacı ...'a bahşedilmiş olması ve imzalandığı iddia edilen sözleşmenin yalnızca bir nüsha ve ...'da kalacak şekilde düzenlendiğinin belirtilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bir an için sözleşmenin imzalandığı değerlendirilse dahi davacıların TBK'da yer alan seçimlik haklarını kullanmış olduğu, hem pay bedeli hem de payların devrini talep etmelerinin hukuken mümkün olmadığını, açıkça icra dosyasında hisse bedeli olarak bu miktarı talep ettiklerini yazdıklarını, bu halde huzurdaki davayı açma haklarının bulunmadığını, seçimlik ceza koşulu olarak da adlandırılan cezai şartın, asıl borcun ifasıyla birlikte değil de bu borcun ifasından vazgeçilerek istenebilecek bir ceza koşulu olarak da adlandırılan, asıl borcun ifasıyla birlikte değilde bu borcun ifasından vazgeçilerek istenebilir bir ceza koşulu olduğunu, seçimlik yetkide cezayı seçen alacaklının cezayı talep ettiğine ilişkin tek taraflı beyanı borçlunun egemenlik alanına girdiği anda hükümlerini doğuracak olup, alacaklının artık asıl edimi talep edemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; taraflar arsındaki sözleşmenin niteliği itibari ile inançlı işlem olduğu, taraflar arasında düzenlenen 05/06/2015 tarihli sözleşmesinin 1. maddesinde, davalının ... A.Ş.'deki hisselerini davacılara devretmeyi taahhüt ettiği, sözleşmenin 2. maddesinde davalının dava konusu hisselerin kendisine bedelsiz olarak emaneten devir edilmiş olduğunu kabul ettiği, kendisine emaneten devredilmiş hisseyi davacılara tüm aktif ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade /devir etmeyi kabul ettiği, davacı tarafça keşide edilen Beyoğlu ... Noterliğinin 31/08/2018 tarihli ihtarnamesi ile hisselerin şirket pay defteri, aracı kurum, MKK ve ilgili tüm kayıtlarda 1 iş gün içinde gerçek duruma uygun hale getirilmesinin talep edildiği, davalı tarafça talebin kabul edilmediği, bu nedenle davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, sözleşmenin ilgili maddesi gereğince cezai şartın aynen ifaya ilave olarak talep edilebilmesinin mümkün olduğu, davacı tarafın seçimlik cezai şarttan farklı olarak aynen ifayı ya da cezayı şartı da talep yetkisine sahip olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davalılar vekili; davacıların iddialarına dayanak ettikleri 05.06.2015 tarihli sözleşme sahte bir sözleşme olup müvekkili tarafından böyle bir sözleşme imzalanmadığını, söz konusu sözleşmedeki imzaya ve sözleşmeye müvekkili tarafından itiraz edildiğini, aynı zamanda davacılar aleyhinde İstanbul CBS'nin 2018/143921 numaralı dosyasında sahtecilik ve dolandırıcılıktan suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturmanın halen devam ettiğini, savcılık dosyasında imzanın müvekkiline ait olmadığının ortaya çıktığını, ancak mahkemece alınan rapora itirazlarının hiç incelenmediğini, mahkeme tarafından alınan raporun teknik ve hukuki açıdan sakat ve eksik iken, savcılık dosyasında alınan diğer rapor ile çelişmekteyken mahkemece yeniden rapor alınmadığını, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hüküm tesis edilemeyeceğini, mahkemece ön inceleme yapılmadan, uyuşmazlık tespiti yapılmaksızın, imza incelemesi için delil toplanması ve bilirkişi incelemesi yapılmasının yasa ve usule aykırı olduğunu, yerleşik içtihatlar ve yasa hükmü gereğince ön inceleme yapılmadan, hiçbir şekilde bilirkişi incelemesi yapılamayacağını, ön incelemenin yasada öngörüldüğü şekilde yapılmadığını,delillerin sunulmasına yönelik süre verilmeyerek delillerinin toplanmadığını, müvekkillerinin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, davaya konu sözleşmenin aynı zamanda dolandırıcılık ve sahtecilik suçu kapsamında İstanbul CBS'nin 2018/143921 sor.

numaralı dosyasına konu olmasına karşılık, soruşturma sonucu beklenmeksizin,hüküm tesisinin hatalı olduğunu, harç ikmali yapılmadan davaya devam edilmesinin de yasa ve usule aykırı olduğunu, yargılamanın devam edebilmesi ve sürdürülebilmesi bakımından ilkin harç ikmalinin yapılmasının zorunlu olduğunu, mahkemenin bu hususu nazara almadan davayı eksik harçla görmesi ve eksik teminatla tüm hisseler üzerinde tedbir kararı vermesinin yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından ATK'dan rapor alınmış olup, rapora itirazlarının hiç incelenmediğini, 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi hukuka aykırı şekilde geriye dönük olarak düzenlenmiş olup, sahte ve geçersiz olduğunu, sözleşmenin şekil şartlarına aykırı olduğunu, davacılar tarafından 05.06.2015 tarihinde imzalandığı iddia olunan hisse devir sözleşmesinden doğan hakların tam 3,5 yıl sonra talep edilmesini ticari hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği gibi, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına da aykırı olduğunu, bir an için sözleşmenin imzalandığının değerlendirilmesi halinde bile, davacılar TBK’da yer alan seçimlik haklarını kullanmış olup, davacıların hem pay bedeli hem de payların devrini talep etmeleri hukuken mümkün değilken bu savunmalarının hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, davacıların davayı açmadan önce Bursa ...

İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyasında hisselerin bedelini talep ettiklerini, borcun konusunun “2010 yılından itibaren muhtelif tarihlerde tarafınıza bedelsiz olarak devir ile emanet edilen hisse senetleri ve sonrasında yapılan sermaye arttırımı neticesinde elde etmiş olduğunuz emanet hisselerin ... A.Ş. ile birleşmesi neticesinde oluşan emanet hisse senetleri karşılığıdır” denmek suretiyle hisse devir sözleşmesinden doğan alacak haklarını 28.05.2018 tarihinde başlattıkları icra takibi ile talep ettiklerini, davacıların seçimlik haklarını hisse bedelinden yana kullanarak hisseleri icra takibi ile para olarak talep ettiklerine göre, hisse devri talep etme haklarından feragat etmiş olduklarını, sözleşmedeki cezai şartın TBK 179/1’de düzenlenen seçimlik ceza koşulu olduğunu, kararda yer alan vekâlet ücretine ilişkin hükmün de hatalı olduğunu, davalılardan biri adına maktu vekâlet ücreti, diğeri adına ise nisbi vekâlet ücreti ödenmesine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, somut olayda iki tane davalı var iken ve davacıların talebi nazara alındığında, vekâlet ücreti bakımından ayrım yapılamayacak iken, müvekkili ...

üzerinde nisbi maktu ücreti, müvekkili şirket üzerinde ise maktu vekâlet ücretinin bırakılmasına karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, hisse devir sözleşmesine konu hisselerin davalı şirket pay defterine davacılar adına işlenmesi istemine ilişkindir. Taraflarca imzalanan 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesinde; devreden ...'in, daha sonra ... ile devir yoluyla birleşen ...'te bulunan ...'a ait 17.600.000 TL ve ...'a ait 6.200.000 TL nominal değerli hisselerin 19.05.2010 tarihinde, ek olarak muhtelif tarihlerde 6.210.478 TL değerinde hisselerin bedelsiz olarak emaneten devredildiğini kabul ettiği, ...'in yukarıda açıklanan ve kendisine emaneten devredilmiş ...'ın 304.773,059 TL sermayeye tekabül eden 30.477.305.900 adet hissesini ...'a, 60.996.234 TL sermayeye tekabül eden 6.099.623.400 adet hissesini ...'a tüm aktif ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade/devir ettiğini kabul, beyan ve taahhüt ettiği, sözleşmenin 2.3 maddesinde ise tarafların mevcut olan dava ve hisse değerlerinin olumsuz etkilenmemesi amacıyla hisse devirlerinin şirket kayıtlarında ve MKK nezdinde hemen yapılmaması, şirketin kurucusu ve onursal başkanı ...'ın lüzum gördüğü zamanda yapılmasında mutabık oldukları, ...'in hisseleri devir etmekten imtina etmesi halinde 150.000.000- TL cezai şart ödeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt ettiği görülmüştür.

Mahkemece yaptırılan imza incelemesi sonucunda ATK'nın 25.02.2019 tarihli raporu ile sözleşme altında davalıya atfen atılan imzanın davalının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Aynı konuda davacılar hakkındaki suç duyurusu üzerine İstanbul CBS'nin 2018/143921 soruşturma sayılı dosyasında yürütülen soruşturma sonucunda, şüpheli olan davacılar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ve karara yönelik itiraz da reddedilerek karar kesinleşmiştir. Davalılar vekilince bekletici mesele yapılması gerektiği ileri sürülen Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/635 esas sayılı dosyasında açıldığı anlaşılan kamu davasının ise, sahte kira sözleşmeleri düzenlendiği iddiasına dayalı olup işbu dava konusuyla ilgisinin bulunmadığı görülmüştür.

Soruşturma dosyasında davaya konu sözleşme üzerinde imza incelemesi yaptırılmış, 21.01.2019 tarihli raporda imzanın davalının eli ürünü olmadığı tespit edilmişse de, inceleme sadece davalının huzurda alınan imzalarına kıyasen yapılmış olduğundan, hukuken geçerli olmadığı gibi, işbu dosyada alınan ATK raporuyla çelişkiden de bahsedilmesi olanaksızdır. Ayrıca hisse devri TBK'nın 184. maddesi uyarınca alacağın devri niteliğinde olmakla, somut olayda yazılı şekilde düzenlenen dava konusu sözleşme bu bakımdan da geçerlidir. Yargılama sırasında mahkemece ön incelemenin usulüne uygun yapılmadığı, davalı delillerinin toplanmadığı, bu kapsamda savunma hakkının kısıtlandığı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

Gerçekten de mahkemece henüz ön inceleme yapılmadan sözleşme üzerinde imza incelemesi yaptırılmıştır. Ancak davanın konusu bu sözleşmenin geçerli olup olmadığına ilişkin olup, davalı tarafça da imzaya itiraz edilerek imza incelemesi talep edilmekle mahkemece bu yönde ara karar oluşturulmuştur. Davanın konusu itibariyle toplanacak başkaca sonuca etkili delil de bulunmamaktadır. Dolayısıyla iddia edilen usule aykırılık, hüküm sonucunu etkileyecek nitelikte bulunmadığından, usul ekonomisi de gözetilerek, davalılar vekilinin usule ilişkin söz konusu istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Dayanak sözleşmede davalı, hisseleri devir etmekten imtina etmesi halinde 150.000.000- TL cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir.

TBK'nın 179/1. maddesine göre "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." 179/2. maddesine göre ise "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir." Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur.

Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nın 179/2. maddesi değil, 179/1. maddesi hükmü uygulanacaktır. Zira kanun 179/2. maddede bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir.TBK'nın 179/2. maddesi hükmü emredici nitelikte olmadığından, taraflar yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. TBK'nın 179/2. maddesine göre iki halde alacaklı ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz.

Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Anlatılan ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında; taraflarca imzalanan sözleşmeden anlaşılacağı üzere, taraflar arasındaki ilişki hukuki niteliği itibariyle inanç sözleşmesine dayanmaktadır. Dolayısıyla sözleşme gereği davalı, kendisine emaneten devredilen ve davacılara ait olduğunu kabul ettiği şirket hisselerini, talep edildiğinde devretme yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede davacılara yüklenen bir edim ise bulunmamaktadır. Ayrıca sözleşmede "....'in kendisine emaneten devredilmiş olan hisseleri ... tüm aktif ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade/devir ettiğini kabul, beyan ve taahhüt ettiği, ...

tarafların mevcut olan dava ve hisse değerlerinin olumsuz etkilenmemesi amacıyla hisse devirlerinin şirket kayıtlarında ve MKK nezdinde hemen yapılmaması, şirketin kurucusu ve onursal başkanı ...'ın lüzum gördüğü zamanda yapılmasında mutabık oldukları..." yönündeki hükümleri dikkate alındığında, davalıya yüklenen hisseleri devretme yükümlülüğü için zaman sınırı da öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda davacılar tarafından, sözleşmedeki hisselerin devri istemiyle davalıya hitaben 31.08.2018 tarihinde ihtarname keşide edilmiştir. Bu haliyle sözleşmede hüküm altına alınan cezai şart, ifaya ekli cezai şart niteliğinde olup, davacıların hisse devri ile birlikte cezai şart da talep edebilecekleri kabul edilmelidir.

Davalılar vekili davalı şirketten maktu vekalet ücreti tahsiline karar verilmesi bakımından hükmü istinaf etmiş ise de ; davalı şirkete yöneltilen talep pay defterine kayıttan ibaret olduğu gözetildiğinde nispi vekalet ücretine hükmedilmemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu hisselerin kayıtlı değerleri üzerinden harcın ikmal edildiği eksik harç bulunmadığı anlaşılmakla , dava konusu hisselerin davacılara ait olduğunun kabulü ile davacılar adına kayıt ve tesciline karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş , davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davalılardan alınması gereken 6.995.996,11- TL istinaf karar harcından davalılar (davalı şirketten alınması gereken 59.30-TL harcın alınmış olduğu) tarafından peşin yatırılan 1.748.999,02- TL harcın mahsubu ile bakiye 5.246,997,09- TL harcın davalı ...'den alınarak hazineye gelir kaydına, İstinaf yoluna başvuran davalılar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, hükümden sonra davacı yan gider avansından karşılanan 37,50-TL posta masrafının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 25/03/2021

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/238699 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

⚠ Bu istinaf çizgisi Yargıtay'ca (kısmen ya da tamamen) bozulmuştur — bölgesel emsal değeri bu yönüyle sınırlıdır.

1. inceleme

Diğer usuli işlemgeri_cevirme

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/5095 E. 2021/6991 K. · Diğer usuli işlem

Temyiz incelemesi öncesi tebligat ve tereke temsili eksiklikleri nedeniyle geri çevirme

Gerekçe özeti

Temyiz incelemesinin önkoşulu olan geçerli tebligat ve temsil tamamlanmadan dosya incelenemez; taraflardan birinin yargılama sonrası vefatı ve mirasçıları arasında menfaat çatışması bulunması halinde TMK 640/III uyarınca terekeye temsilci tayin ettirilip karar ve temyiz dilekçesi temsilciye tebliğ edilmeli, bu eksiklikler giderilmek üzere dosya geri çevrilmelidir.

Emsal değeri

Yargılama sonrası vefat eden tarafın mirasçıları arasında menfaat çatışması bulunduğunda TMK 640/III uyarınca terekeye temsilci tayin edilerek tebligat yapılması gerektiği yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: terekeye temsilci tayini mirasçılar arası menfaat çatışması usulüne uygun tebligat vekâletnamenin geçerlilik süresi kayyum heyeti

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/5095 E.  ,  2021/6991 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.03.2019 tarih ve 2018/827 E- 2019/300 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 25.03.2021 tarih ve 2019/1493 E- 2021/449 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

Dosyanın incelenmesinde;

Yargılama aşamasında davalı ... temsil eden Av. ... davalı şirkete atanan kayyum heyeti tarafından 12.10.2020 tarihli azilname ile azledilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 25.03.2021 tarihli karar Av. ...’na tebliğ edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğ tarihi itibariyle davalı şirketin hala kayyum heyeti yönetiminde olup olmadığı tespit edilip buna göre dosya içine sunulan vekaletnameler de değerlendirilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21.03.2021 tarihli kararının davalı şirkete ya da yetkili vekiline tebliğ edilmemiş olması halinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi,

Davacı ... vekili sıfatı ile Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21.03.2021 tarihli kararının tebliğ edildiği ve aynı zamanda davalı ... vekilinin temyiz dilekçesine davacı ... vekili sıfatı ile cevap dilekçesi sunan Av. ...’ya ait dosya içinde bulunan vekaletname süreli olup 31.12.2018 tarihine kadar geçerlidir. Bu sebeple anılan vekile ait davacı ...’dan sadır süre olarak geçerli bir vekaletnamenin temin edilerek dosyaya eklenmesi,

Davacılardan ..., Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinden sonra 10.04.2021 tarihinde vefat etmiş olup mirasçıları olarak geriye diğer davacı ... ile davalı ... kalmıştır. Davacı ...’ın mirasçıları arasında eldeki somut dava bakımından menfaat çatışması bulunmaktadır. Bu sebeple 4721 sayılı TMK m. 640/III hükmü uyarınca davacı muris ...’ın terekesine temsilci tayin ettirilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının ve davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin tayin ettirilen temsilciye tebliğ edilmesi,

Yukarıda açıklanan hususlar bağlamında yapılacak işlemlerin tamamlanmasından sonra iade edilmek üzere dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’ne GERİ ÇEVRİLMESİNE, 09/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2. inceleme

Bozuldu

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/4133 E. 2023/4965 K. · Bozuldu

İmza sahteliğine ilişkin ceza davasının bekletici mesele yapılması

Gerekçe özeti

Hukuk hâkimi, TBK 74 uyarınca ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle, beraat kararıyla ve ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararıyla bağlı değildir; buna karşılık ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle fiilin hukuka aykırılığı konusuyla tamamen bağlıdır. Maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıdığından, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması söz konusu olmaz. Bu nedenle, hukuk davasına dayanak yapılan belgedeki imzanın sahteliği iddiasıyla açılmış derdest bir kamu davası varsa, ceza davasının sonucu beklenip dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilmeden hüküm kurulamaz.

Emsal değeri

Ceza mahkemesince saptanan maddi olayların ve fiilin hukuka aykırılığının hukuk hâkimini bağlaması ile hukuk davasına dayanak belgedeki imzanın sahteliğine ilişkin derdest kamu davasının sonucunun beklenmesi gereği bakımından bağlayıcı içtihat değeri taşır.

Kavramlar: bekletici mesele ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlaması maddi olgunun kesin delil niteliği fiilin hukuka aykırılığı imza sahteliği hisse devrinin pay defterine kaydı

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2023/4133 E.  ,  2023/4965 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2019/1493 Esas, 2021/449 Karar

HÜKÜM/KARAR Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2018/827 E., 2019/300 K.

Taraflar arasındaki hisse devrinin pay defterine kaydı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.12.2021 günü hazır bulunan davacılardan ... ve vekilleri Avukat ...., Avukat ..., Avukat .... Avukat ...., Avukat ... ve davalı ... vekili Avukat ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ... ve ...'ın muhtelif tarihlerde bedelsiz olarak ve emaneten ...'ın kızı, ...'ın ablası olan davalı ...'e duydukları güvene istinaden davalı ...Ş.'nin hisselerinin tamamını devrettiğini, daha sonra aile bireylerinin bir araya gelerek baba, oğul ve kız arasında adil bir paylaşım yapılmasına karar verdiklerini ve davalı ... ile 05.06.2015 tarihinde hisse devir sözleşmesi imzaladıklarını, işbu sözleşmenin 2.1. maddesine göre, devreden ..., ...'ın S.İ.S. Sayılgan İplik Tekstil'deki 17.600.000 TL nominal değerli hissesinin ve aynı şirketteki ...'ın toplam 6.200.000 TL nominal değerli hissesinin 19.05.2010 tarihinde bedelsiz olarak emaneten devredildiğini ve muhtelif tarihlerde 6.210.478 TL nominal değerli S.İ.S.

İplik hissesinin aynı şekilde kendisine bedelsiz olarak emaneten devredilmiş olduğunu kabul ve beyan ettiğini, tüm bu devir işlemleri ve yapılan sermaye artırımları sonucunda 67.500.000TL'ye çıkan şirket sermayesi içinde devredenin hisselerinin 51.010.478,28 adet olduğunu, S.İ.S. İplik'in davalı ... ile birleşme yoluyla devralınması sonucu S.İ.S. İplik'in değerinin 528.505.080 TL olduğunun belirlendiğini, Kervansaray sermayesinin de 588.505,080 TL olduğunu, davalı ...'in hisseleri de bu oranda artış göstererek 428.764.660 TL sermayeye tekabül eden 42.876.466.000 hisse halini aldığını, devreden ...'in kendisine emaneten devredilen Kervansaray'ın 304.773.059 TL sermayeye tekabül eden 30.477.305.900 adet hissesini müvekkili ...'a, 60.996.234 TL sermayeye tekabül eden 6.099.623.400 adet hissesini ...'a tüm aktifi ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade ettiğini, hisse bedelleri karşısında hiçbir hak ve alacağının olmadığını devralanların hisseler üzerinde diledikleri gibi tasarrufa yetkili olduklarını kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, işbu hisse devirlerinin müvekkili ...'ın lüzum gördüğü bir zamanda yapılacağının ve devralanların devre konu hisseleri şirket pay defterine ve MKK kayıtlarına işletebileceklerini ve bu konuda yetkili olduklarının hüküm altına alındığını, tarafların Ankara 9.

İdare Mahkemesinin 2014/205 E. sayılı davası ve şirket hisse değerlerinin olumsuz etkilenmemesi için hisse devirlerinin şirket kayıtlarında ve MKK nezdinde hemen yapılmaması ve şirketin onursal başkanı olan müvekkili ...'ın lüzum gördüğü bir zamanda yapılması hususunda sözleşmede mutabakata varıldığını, davalının işbu hisseleri devir etmekten imtina etmesi halinde 150.000.000,00 TL cezai şart ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini, ancak davalı ...'in kendisine emaneten ve bedelsiz olarak verilen hisseleri, imzalanan sözleşmeye ve kanuna aykırı olarak iadeden imtina ettiğini, bunun üzerine müvekkilleri tarafından Beyoğlu 18. Noterliğinin 31.08.2018 tarihli ihtarı ile 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi gereğince hisselerin iadesi ve hisse devirlerinin şirket pay defterleri ile MKK ve aracı kuruma işletilmesini talep ettiklerini, ancak davalının cevabi ihtarname ile sözleşme ve altındaki imzayı reddettiğini, bahse konu hisse devir sözleşmesinin gerekli şekil şartlarına uygun olarak akdedildiğini ve sözleşmenin imzalanması ile hisse devrinin hukuken gerçekleştiğini, tarafların iradesine uygun olarak gerçekleşen hisse devrinin şirket defter ve kayıtlarına geçirilmesi gerektiğini, devrin pay defterine kaydedilmesi için diğer pay sahiplerinin iznine gerek olmadığını, ayrıca pay devrinin ticaret siciline tescil ettirilmesinin de zorunlu olmadığını, müvekkilleri ile davalı arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi şekli olarak alacağın temliki hükümlerine tabi olup tasarrufi işlem özelliği gereği sözleşme yapıldığı anda sonuçlarını doğurduğunu iddia ederek müvekkillerinin devraldıkları hisse senetlerinin üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla şirket pay defterine ve pay devrinin MKK nezdindeki kayıtlara işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin hiçbir şekilde taraflarla hisse devrine ilişkin bir sözleşme imzalamadığını, sözleşmenin içeriğinin sahte olduğunu ve sözleşmede müvekkiline ait olduğu ileri sürülen imzaların sahte olduğunu, davacıların müvekkili şirketin yönetiminde kusurlu ve şirketin içini boşaltan davranışlarda bulunarak daha fazla mal kaçırmaya başladıkları için dava ile hisseleri ele geçirme ümidiyle sahte sözleşme düzenleyerek afaki iddia ve taleplerde bulunduklarını, müvekkilinin şirketin borçlarını kapatma ve şirketi ayağa kaldırma çabaları karşısında davacıların şirketten malvarlığı kaçırmaya matuf davranışlarını engellediğinden baba ile kızı arasında ihtilaf doğduğunu, davaya konu hisse devir sözleşmesinin imzalandığı iddia edilen tarihte davacıların müvekkili şirketin önceki münferit imza yetkilileri olarak görev yaptıklarını, iddia olunan sözleşme döneminde davacı ...'ın şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, ancak ...

ve ...'ın hukuka aykırı işlemlerinden dolayı, SPK tarafından birçok yaptırım uygulandığını ve haklarında cezai ve hukuki süreç başladığını, bu nedenle yatırımcılar tarafından da sürekli şikayette bulunulan yönetim kurulu üyelerinden ... ile ...'ı yeni dönemde imza yetkilisi olarak tekrar atamadıklarını, davacıların imza yetkilerinin ellerinden alınması akabinde müvekkili ...'in imzasını taklit ederek bir çok sahte belge, sözleşme, hatta geriye dönük senetler imzalayarak dava açıp icra takibi başlattıklarını, ayrıca davacıların müvekkili şirketin imza yetkilisi oldukları tarihte yine yetkilisi oldukları diğer şirketlere para aktarmak ve müvekkili şirketin içini boşaltmak adına müvekkili şirket adına takip başlattıklarını, davacıların hukuka aykırı ve suç teşkil eden davranışları nedeniyle İstanbul CBS'nin 2018/143921 sayılı dosyası ile şikayette bulunduklarını, soruşturmanın devam ettiğini, davacıların dava dilekçelerindeki taleplerinin muğlak olduğunu, davacılara süre verilerek taleplerini açık bir şekilde ortaya koymaları gerektiğini, davacıların taleplerini açıklamamaları hâlinde huzurdaki davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşme altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, ayrıca davacıların işbu davaya dayanak gösterdikleri Bursa 8.

İcra Müdürlüğünün 2018/6341 E. sayılı dosyasında dahi takibe konu ettikleri sözleşmeyi icra dosyasına ve takip taleplerine eklemediklerini ve sözleşmenin tarihine atıfta bulunmadıklarını, gerçekte icra takibinin başlatıldığı tarihte gerçek bir sözleşmenin olmadığını, ayrıca kabul anlamına gelmemekle beraber bahse konu sözleşmedeki devrin talep hakkının yalnızca davacı ...'a bahşedilmiş olması ve imzalandığı iddia edilen sözleşmenin yalnızca bir nüsha ve ...'da kalacak şekilde düzenlendiğinin belirtilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bir an için sözleşmenin imzalandığı değerlendirilse dahi davacıların seçimlik haklarını kullanmış olduğunu, hem pay bedeli hem de payların devrini talep etmelerinin hukuken mümkün olmadığını, açıkça icra dosyasında hisse bedeli olarak bu miktarı talep ettiklerini yazdıklarını, bu hâlde huzurdaki davayı açma haklarının bulunmadığını, seçimlik ceza koşulu olarak adlandırılan cezai şartın, asıl borcun ifasından vazgeçilerek istenebilir bir ceza koşulu olduğunu, seçimlik yetkide cezayı seçen alacaklının cezayı talep ettiğine ilişkin tek taraflı beyanının borçlunun egemenlik alanına girdiği anda hükümlerini doğuracağını, alacaklının artık asıl edimi talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği itibari ile inançlı işlem olduğu, taraflar arasında düzenlenen 05.06.2015 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde, davalının Kervansaray Yatırım Holding A.Ş.'deki hisselerini davacılara devretmeyi taahhüt ettiği, sözleşmenin 2. maddesinde davalının dava konusu hisselerin kendisine bedelsiz olarak emaneten devir edilmiş olduğunu kabul ettiği, kendisine emaneten devredilmiş hisseyi davacılara tüm aktif ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade /devir etmeyi kabul ettiği, davacı tarafça keşide edilen Beyoğlu 18. Noterliğinin 31.08.2018 tarihli ihtarnamesi ile hisselerin şirket pay defteri, aracı kurum, MKK ve ilgili tüm kayıtlarda bir iş gün içinde gerçek duruma uygun hâle getirilmesinin talep edildiği, davalı tarafça talebin kabul edilmediği, bu nedenle davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, sözleşmenin ilgili maddesi gereğince cezai şartın aynen ifaya ilave olarak talep edilebilmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların iddialarına dayanak ettikleri 05.06.2015 tarihli sözleşmenin sahte bir sözleşme olup müvekkili tarafından böyle bir sözleşme imzalanmadığını, söz konusu sözleşmedeki imzaya ve sözleşmeye müvekkili tarafından itiraz edildiğini, aynı zamanda davacılar aleyhinde İstanbul CBS'nin 2018/143921 numaralı dosyasında sahtecilik ve dolandırıcılıktan suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturmanın hâlen devam ettiğini, savcılık dosyasında imzanın müvekkiline ait olmadığının ortaya çıktığını, ancak Mahkemece alınan rapora itirazlarının hiç incelenmediğini, Mahkeme tarafından alınan raporun teknik ve hukuki açıdan sakat ve eksik iken Savcılık dosyasında alınan diğer rapor ile çelişmekteyken yeniden rapor alınmadığını, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hüküm tesis edilemeyeceğini, Mahkemece ön inceleme yapılmadan, uyuşmazlık tespiti yapılmaksızın, imza incelemesi için delil toplanması ve bilirkişi incelemesi yapılmasının yasa ve usule aykırı olduğunu, yerleşik içtihatlar ve yasa hükmü gereğince ön inceleme yapılmadan, hiçbir şekilde bilirkişi incelemesi yapılamayacağını, ön incelemenin yasada öngörüldüğü şekilde yapılmadığını, delillerin sunulmasına yönelik süre verilmeyerek delillerinin toplanmadığını, müvekkillerinin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, davaya konu sözleşmenin aynı zamanda dolandırıcılık ve sahtecilik suçu kapsamında İstanbul CBS'nin 2018/143921 sor.

numaralı dosyasına konu olmasına karşılık, soruşturma sonucu beklenmeksizin hüküm tesisinin hatalı olduğunu, harç ikmali yapılmadan davaya devam edilmesinin de yasa ve usule aykırı olduğunu, yargılamanın devam edebilmesi ve sürdürülebilmesi bakımından ilkin harç ikmalinin yapılmasının zorunlu olduğunu, Mahkemenin bu hususu nazara almadan davayı eksik harçla görmesi ve eksik teminatla tüm hisseler üzerinde tedbir kararı vermesinin yasaya aykırı olduğunu, yerel Mahkeme tarafından ATK'dan rapor alınmış olup rapora itirazlarının hiç incelenmediğini, 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi hukuka aykırı şekilde geriye dönük olarak düzenlenmiş olup sahte ve geçersiz olduğunu, sözleşmenin şekil şartlarına aykırı olduğunu, davacılar tarafından 05.06.2015 tarihinde imzalandığı iddia olunan hisse devir sözleşmesinden doğan hakların tam 3,5 yıl sonra talep edilmesinin ticari hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği gibi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına da aykırı olduğunu, bir an için sözleşmenin imzalandığının değerlendirilmesi hâlinde bile, davacıların seçimlik haklarını kullanmış olup hem pay bedeli hem de payların devrini talep etmeleri hukuken mümkün değilken bu savunmalarının hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, davacıların davayı açmadan önce Bursa 8.

İcra Müdürlüğünün 2018/6341 E. sayılı dosyasında hisselerin bedelini talep ettiklerini, borcun konusunun “2010 yılından itibaren muhtelif tarihlerde tarafınıza bedelsiz olarak devir ile emanet edilen hisse senetleri ve sonrasında yapılan sermaye artırımı neticesinde elde etmiş olduğunuz emanet hisselerin Kervansaray Yatırım Holding A.Ş. ile birleşmesi neticesinde oluşan emanet hisse senetleri karşılığıdır” denilmek suretiyle hisse devir sözleşmesinden doğan alacak haklarını 28.05.2018 tarihinde başlattıkları icra takibi ile talep ettiklerini, davacıların seçimlik haklarını hisse bedelinden yana kullanarak hisseleri icra takibi ile para olarak talep ettiklerine göre hisse devri talep etme haklarından feragat etmiş olduklarını, sözleşmedeki cezai şartın, seçimlik ceza koşulu olduğunu, kararda yer alan vekâlet ücretine ilişkin hükmün de hatalı olduğunu, davalılardan biri adına maktu vekâlet ücreti, diğeri adına ise nispi vekâlet ücreti ödenmesine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, somut olayda iki tane davalı var iken ve davacıların talebi nazara alındığında, vekâlet ücreti bakımından ayrım yapılamayacak iken müvekkili ...

üzerinde nispi vekâlet ücreti, müvekkili şirket üzerinde ise maktu vekâlet ücretinin bırakılmasına karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu, davalılar vekilinin istinaf itirazlarının yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; yerel Mahkemenin usule ilişkin eksik hususları ikmal etmeden, harcı tamamlamadan, usule uygun olmayacak şekilde delillerini toplamadan, eşitlik ilkesine uymadan karar verdiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçe bulunmadığını, bu durumun Anayasa’ya aykırı olduğunu, ön incelemeye ilişkin istinaf itirazlarının ve diğer usule ilişkin itirazlarının reddinin çelişkili olduğunu, ön inceleme yapılmadan tahkikata geçilmesinin doğru olmadığını, ön incelemenin doğru olarak yerine getirilmediğini, hukuki uyuşmazlığın doğru tespit edilmediğini, davalı haklarının kısıtlandığını, bu kadar yüksek miktarlı bir davada çok kısa sürede, usul hükümlerine riayet edilmeden ve davalı delilleri toplanmadan, tanıklar dinlenmeden karar verildiğini, bu hususun yargılamanın yenilenmesi sebebi olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin bu usulsüzlükleri, usul ekonomisi olarak görmesinin doğru olmadığını, başkaca toplanacak delil olmadığı kanaatine varılmasının doğru olmadığını, ön inceleme yapılmadan ve harç ikmal edilmeden bilirkişi incelemesi yapıldığını, yerel Mahkemenin gerekçesiz olarak teminat kararından döndüğünü, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, dosyada iki adet çelişkili rapor olduğunu, heyet raporu alınmadan hüküm tesis edildiğini, hükme esas alınan ATK raporunun yetersiz olduğunu, mukayese olarak incelenen imzaların doğru olmadığını, eksik harçla yargılamaya devam edilmesinin ve eksik teminatla karar verilmesinin doğru olmadığını, taraflar arasında inançlı temlik sözleşmesi bulunmadığını, davacıların yıllarca hak iddia etmediklerini, hisse devir sözleşmesinin sahte olduğunu, davacılar hakkında sahtecilikleri dolayısıyla iki adet dava açıldığını, hisse devir sözleşmesinin şekil şartlarına uygun yapılmadığını, aracı kurum olmadan işlem yapıldığını, yapılan işlemin SPK’ya aykırı olduğunu, bu devrin kamuyu aydınlatma yükümlülüğü bağlamında açıklanmadığını, bunun da böyle bir devir olmadığını gösterdiğini, sözleşmenin geriye dönük ve sahte olarak tanzim edildiğini, uzun süre sessiz kalınmasına rağmen devrin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, 15.09.2017 tarihli genel kurulda herhangi bir kayıt ileri sürülmediğini, yine davacı ...’ın SPK’ya verdiği dilekçe ile ana hissedarın davalı ...

olduğunu kabul ettiğini, bu hususta resmi mercilere verdikleri dilekçelerde ihtirazi kayıt ileri sürmediklerini, idare mahkemesinin lehe kararından sonra da seslerini çıkarmadıklarını, hisse devir sözleşmesinin gabinle malül olduğunu, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, öte yandan sözleşme geçerli kabul edilse bile davacının seçimlik hakkını icra takibi ile kullandığını, akabinde aynen ifayı talep edemeyeceğini, bu savunmanın hiçbir şekilde yerel Mahkeme ve istinaf Mahkemesi tarafından değerlendirilmediğini, cezai şarta ilişkin savunma varmış gibi değerlendirme yapılmasının yanlış olduğunu, hisse devir sözleşmesi imzalanmadığından icra takibine de dayanak kılınmadığını, bu durumun sözleşmenin sahte olduğunu gösterdiğini, yine icra takibinde cezai şart talep edilmiş olsa bile cezai şart talep edildikten sonra aynen ifanın istenemeyeceğini, sözleşmede bahsedilen cezai şartın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen cezai şart olduğunu, Mahkemenin gerekçesindeki ifaya eklenen cezai şart tespitinin yerinde olmadığını, Mahkemenin kabulünün davacıların sebepsiz zenginleşmesine sebep olacağını, davacıların yargılama aşamasındaki tüm beyanlarının çelişkili olduğunu, bunun da dava konusu sözleşmenin sahte olarak oluşturulduğunu gösterdiğini, davacıların eldeki davayı kötü niyetle ikame ettiklerini, davalılardan biri adına maktu vekâlet ücreti ve harç, diğeri adına nispi vekâlet ücreti ve harca hükmolunmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, hisse devir sözleşmesine konu hisselerin davalı şirket pay defterine davacılar adına işlenmesi istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6098 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesi.

3. Değerlendirme

1.Dava dosyasına sunulan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/158222 soruşturma numaralı, 2023/14852 esas sayılı iddianamesinin incelenmesinde; müştekinin ..., şüphelilerin ....... olduğu, adı geçen şüpheliler hakkında dava konusu 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesindeki ... isim ve atfen atılı imzanın müştekinin rızası doğrultusunda atılmadığı ve sahte olarak düzenlenen sözleşme sonucu hisse devrinin gerçekleştiğinin değerlendirilmesiyle şüpheliler hakkında atılı suçlardan kamu davası ikame etmeye yeterli şüphe oluşturacak delil elde edildiği gerekçesiyle kamu davasının açıldığı, açılan davanın ise İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/468 E. numarasında derdest olduğu ve tensip zaptı ile duruşmasının 06.12.2023 tarihine bırakıldığı anlaşılmıştır.

2.Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesinde düzenlenmiş olup hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Anılan Kanun'un "Ceza hukuku ile ilişkisinde" başlıklı 74 üncü maddesinde, "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz." hükmü yer almaktadır. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararının, kusur ve derecesinin, zarar tutarının, temyiz gücünün ve yükletilme yeterliğinin, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.

Ancak Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Yani, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıyacak, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlayacaktır. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması söz konusu olmayacaktır.

3.Bu durumda, yukarıda yapılan tespitler ve ilkesel değerlendirmeler çerçevesinde İlk Derece Mahkemesince ceza dava dosyasının sonucu beklenilip dosya içinde bulunan tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının kaldırılıp İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İnceleme seyri: Diğer usuli işlem → Bozuldu

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.