6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Bonoda menfi tespit davasında ispat yükü ve teminat iddiası

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/1633 E. 2021/229 K. · · İlk derece: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Menfi tespit / İstirdatistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Kıymetli evrak (kambiyo)Bono

Davacının nitelemesi: Kambiyo Senedi (Bono) mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Bononun teminat senedi olduğu veya bedelsiz kaldığı iddiasıyla açılan menfi tespit davasında ispat yükü davacı borçludadır; davacı önce iddiasını yazılı delille, ardından hamilin bonoyu iktisabında kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunu ispatlamalıdır. İİK 72/4 uyarınca hükmedilen kötü niyet tazminatı yabancı para üzerinden değil, takip tarihindeki kur karşılığı TL üzerinden hesaplanır. Menfi tespit davasının reddi halinde, İİK 72/4'ün özel hükmü HMK 397/2'nin genel hükmüne göre öncelikli uygulanır ve ihtiyati tedbir, kararın kesinleşmesi şartı olmaksızın kendiliğinden kalkar; mahkeme tedbirin kesinleşmeye kadar devamına karar veremez.

Ele alınan sorunlar

Bononun teminat senedi/bedelsiz olduğu iddiasında ispat yükü → ret

İddia: Davacılar, taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığını, senedin bankaya teminat olarak verildiğini ve ticari defterlerle bu durumun ispatlanabileceğini, bu nedenle bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Kambiyo senedi niteliğindeki bono, düzenlenmesine esas teşkil eden temel ilişkiden bağımsız, kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi taahüdünü içeren mücerret bir borç ilişkisini ifade eder. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir; bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse borçlu olmadığını iddia ediyorsa bunu ispat etmekle yükümlüdür. Bononun teminat senedi olduğunu veya bedelsiz kaldığını iddia eden davacı, öncelikle bu iddiasını yazılı delille ispatlamalı, ardından senedi elinde bulunduran hamilin iyiniyetli olmayıp bonoyu iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini kanıtlamalıdır. Somut olayda teminat iddiasına ilişkin bono üzerinde herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi bu hususta yazılı delil de ileri sürülmemiştir; bononun davacıların elinden rıza dışında çıktığına dair de delil yoktur. Davalılar hakkında açılan kamu davasında verilip kesinleşen beraat kararı ve başkaca delil bulunmaması karşısında davalıların bonoyu iktisapta kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğu kabul edilemez. Davacılar tarafından teklif edilen yemin davalılarca usulüne uygun olarak eda edilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kötü niyet tazminatının yabancı para yerine TL üzerinden hesaplanması → ret

İddia: Davalılar vekili, kötü niyet tazminatının 900.000-USD'nin %40'ı olan 360.000-USD üzerinden ve en yüksek avans faiziyle birlikte hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: İİK'nın 72/4. maddesine dayalı olarak hükmedilen tazminat bakımından yabancı para üzerinden karar verilmesi mümkün olmayıp, ilk derece mahkemesince takip konusu yabancı para alacağının takip tarihindeki kur karşılığı TL üzerinden karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Menfi tespit davasının reddi halinde ihtiyati tedbirin akıbeti → kabul

İddia: Davalılar vekili, mahkemece ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmesinin hatalı olduğunu, menfi tespit davasının reddi halinde ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkacağını ileri sürerek ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir.

Gerekçe: HMK'nın 397/2. maddesine göre ihtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder. İİK'nın 72/4. maddesinde ise dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbirin kalkacağı hükme bağlanmıştır. Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kendiliğinden kalkar; bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi, davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. İİK'nın 72/4. maddesinin açık hükmü karşısında HMK'nın 397/2. maddesi hükmünün uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle mahkemece menfi tespit davasının reddine karar verildiğine göre, ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmesi doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararda özellikle iki husus emsal değer taşımaktadır: (1) bononun teminat/bedelsizlik iddiasında ispat yükünün davacı borçluya ait olduğu ve bu iddianın yazılı delille ispatlanması gerektiği; (2) menfi tespit davasının reddi halinde İİK 72/4'ün özel hükmü nedeniyle ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkacağı, mahkemenin bunun kesinleşmeye kadar devamına karar veremeyeceği.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
menfi tespit davası bono kambiyo senedi mücerret (soyut) borç ilişkisi ispat yükü teminat senedi bedelsizlik iddiası iyiniyetli hamil kötü niyet tazminatı ihtiyati tedbir yemin

Atıf yapılan mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) — İİK 72/4İİK 72/3 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 397/2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2019/1633

KARAR NO 2021/229

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 30/05/2019

NUMARASI 2011/217 Esas-2019/477 Karar

DAVA

Menfi Tespit

İSTİNAF KARAR TARİHİ 18/02/2021

İlk derece mahkemesince verilen davanın reddine yönelik hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacılar vekili; davalılardan ...'ın müvekkillerine keşide ettiği 02.07.2010 tarihli ihtarname ile 900.000-USD tutarlı senedin ödenmesinin istenildiğini, ancak müvekkillerinin söz konusu senetle alakalı olarak davalılara borcunun bulunmadığını, müvekkili ... ... Bankası'ndan alacağı kredinin teminatı olarak ilgili bankaca talep edilmesi üzerine müvekkilleri tarafından bono tanzim edildiğini, ancak bonoda imza eksikliği bulunduğunu, daha sonra iş hayatının yoğunluğu, müvekkili şirketin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle hazırlanan senedin varlığının unutulduğunu, bu nedenle bankaya yeniden düzenlenen senedin verildiğini, söz konusu senedin muhtemelen çalınmış olduğunu, bu nedenle ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, müvekkillerinin davalılarla hiçbir ticari ilişkisinin bulunmadığını belirterek, 29/06/2009 keşide, 29/06/2010 vade tarihli, 900.000-USD bedelli senetten ötürü müvekkillerinin davalılara borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı ... vekili; bononun davalılar ... ile ... tarafından keşide edildiğini, bu davacıların elinden rızaları dışında çıkmadığını, bu nedenle bu iki davacının husumet ehliyetinin bulunmadığını, davacıların iddialarının gerçekliğinin bulunmadığını, senedin teminat senedi olduğuna ilişkin iddianın da gerçek dışı olduğunu, dava konusu senet incelendiğinde de açıkça görüleceği üzere tanzim tarihinin 29/06/2019 tarihi olduğunu, yani aradan bir yıldan uzun bir zaman geçtiğini ve bu sürede davacılar tarafından hiçbir girişimde bulunulmadığını, usul hukukunda yazılı delile karşı yazılı delilin esas olduğunu, davacıların bunun aksini ispat edecekleri bir durum olmadığını, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu, ispat külfetinin davacılara ait olduğunu belirterek, davanın reddine, davacıların %40'dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; bononun bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa ait olduğu, somut olayda senedin nakden düzenlenmiş olması ve düzenlenme sebebinin talil edilmemiş olması nedeniyle ispat yükünün senet borçlusu davacılarda olduğu, davacıların senedin bedelsiz olduğunu ispatlaması gerektiği, davalı hamil ... yönünden ayrıca davacı taraf ve lehtar ile doğrudan temel ilişki bulunmadığından ağır kusur ve kötüniyetinin kanıtlamasının gerektiği, ceza dosyası kapsamı da nazara alındığında ağır kusur ve kötü niyetinin kanıtlanamadığı, davacının teklif ettiği yeminin de eda edildiği gerekçesiyle, davanın reddi ile davalılar lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

1)İstinaf yoluna başvuran davacılar vekili; taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığını, davalının, senedin borç para karşılığında verildiğini iddia ettiğini, dava dilekçesinde bilirkişi deliline dayandıklarını, zira ticari ilişki bulunmadığının ticari defterler ile ispatlanabileceğini, ancak mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, bu nedenle kararın eksik incelemeye dayandığını belirterek, kararın kaldırılarak talepleri gibi karar verilmesini istemiştir.

2) Katılma yoluyla istinaf yoluna başvuran davalılar vekili; mahkemece kanuna aykırı olarak ihtiyati tedbir kararı verildiğini, ayrıca kararda ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verildiğini, ancak menfi tespit davasının reddi halinde ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkacağını, ayrıca kötü niyet tazminatının USD üzerinden verilmesi gerekirken TL üzerinden verilmesinin de doğru olmadığını belirterek, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ve kötü niyet tazminatının 900.000-USD'nin %40'ı olan 360.000-USD üzerinden ve en yüksek avans faiziyle birlikte hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, kambiyo senedi niteliğinde bulunan bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.Kambiyo senedi niteliğinde olan bono, düzenlenmesine esas teşkil eden temel ilişkiden bağımsız, karşı edimin ödenmesi şartına bağlanamayan, kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi taahüdünü içeren mücerret (soyut) bir borç ilişkisini ifade etmektedir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Bu bakımdan kambiyo senedinin bedelsizlik veya teminat senedi olduğu iddiasıyla açılan menfi tespit davasında, ispat külfeti davacı borçluya düşer.

Bu kapsamda bononun teminat senedi olduğunu veya bedelsiz kaldığını iddia eden davacının, öncelikle bu iddiasını yazılı delille ispatlaması ve bundan sonra da senedi elinde bulunduran hamilin iyiniyetli hamil olmayıp, bonoyu iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini kanıtlaması gerekmektedir. Somut olayda; davacı tarafça dava ve takip konusu bononun rızaları dışında ellerinden çıktığı, ayrıca bononun çekilecek kredinin teminatı olmak üzere düzenlendiği ileri sürülmüştür. Ancak teminat iddiasına ilişkin olarak bono üzerinde herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi, bu hususta yazılı delil de ileri sürülmemiştir. Yine bononun davacıların elinden rıza dışında çıktığına dair de bir delil bulunmamaktadır.

Ayrıca davalılar hakkında açılan kamu davasında verilip kesinleşen beraat kararı ve başkaca herhangi bir delil bulunmaması karşısında, davalıların bonoyu iktisapta kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunu kabule de olanak yoktur. Davacılar tarafından teklif edilen yemin de davalılarca usulüne uygun olarak eda edilmiştir. Bu nedenle davanın reddine yönelik ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Ayrıca İİK'nın 72/4. maddesine dayalı olarak hükmedilen tazminat bakımından, yabancı para üzerinden karar verilmesi mümkün olmayıp, ilk derece mahkemesince takip konusu yabancı para alacağının takip tarihindeki kur karşılığı TL üzerinden karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.Öte yandan HMK'nın 397/2.

maddesine göre; “İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder.” İİK'nın 72/4. maddesinde ise “Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kalkar...." hükmüne yer verilmiştir. Bu nedenle menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi, davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. Mahkemece, menfi tespit davasının reddi kararında kararın kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar verilemez. İİK'nın 72/4. maddesisinin açık hükmü karşısında, HMK 397/2.

maddesi hükmünün uygulanması mümkün değildir.Bu kapsamda somut olayda, mahkemece menfi tespit davasının reddine karar verildiğine göre, İİK'nın 72/4. maddesi gereğince verilmiş olan ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmesi doğru değildir. Açıklanan nedenlerle; davacılar vekili ile davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalılar vekilinin ihtiyati tedbirin kaldırılması isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen 16.08.2010 tarihli ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacılar ve davalılar vekillerinin istinaf başvurularının H.M.K.'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Davalılar vekilinin ihtiyati tedbirin kaldırılması isteminin KABULÜNE, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/464 Esas sayılı ve 16/08/2010 tarihli, İİK.'nın 72/3 maddesi gereğince verilen ihtiyati tedbir kararının KALDIRILMASINA, 690 sayılı KHK'nın 73/6. maddesi uyarınca kayyımlık görevi TMSF tarafından yürütülen şirketler harçtan muaf olduğundan, davacılardan harç alınmasına yer olmadığına,Davalılardan alınması gereken 59,30-TL istinaf karar harcının davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,Davacılar ve davalılar tarafından yapılan istinaf yargı giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 18/02/2021

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/238444 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.