6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Bayilik ilişkisinin hisse devri nedeniyle haklı feshi ve portföy tazminatı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/1365 E. 2022/233 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık

★ Emsal

bayilik (acente-kıyas)

Gerekçe özeti

Yazılı bir sözleşme bulunmasa da, taraflar arasındaki fiili ilişkinin süresi, tarafların davranışları ve karşılıklı yazışmaları münferit satım sözleşmesi olmaktan çıkıp bayilik ilişkisi niteliğine ulaşmışsa bu ilişki bayilik olarak kabul edilir. Sağlayıcı, dağıtıcı şirketin hisselerinin kendi rakibine devredilmesi halinde, bu durum ekonomik varlığını tehlikeye düşüren bir sebep oluşturduğundan bayilik ilişkisini haklı nedenle feshedebilir; haklı fesih hallerinde dağıtıcının denkleştirme (portföy) tazminatı talep hakkı doğmaz. Sağlayıcının, ilişkisi sona eren bir dağıtıcı hakkında üçüncü kişilere yönelik bilgilendirme maillerinde, meşru bir menfaate dayanarak ilişkinin sona erdiğini bildirmesi ve nezaket ifadeleri kullanması, muhatabın orta yetenekteki algısı esas alındığında yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyan sayılmaz ve haksız rekabet oluşturmaz.

Ele alınan sorunlar

Taraflar arasında yazılı sözleşme olmasa da fiilen sürdürülen bayilik ilişkisinin bulunup bulunmadığı → kabul

İddia: Davalı vekili, taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunmadığını, yalnızca münferit satım sözleşmeleriyle gerçekleştirilen bir alım-satım ilişkisi olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Taraflar arasında yazılı bir bayilik sözleşmesi bulunmamakla birlikte, davalının kendi mailinde belirttiği üzere ilişki 2012 yılında başlamış, reddedilmeyen 15.08.2013 tarihli yazı ile palet altı miktarların tedariki için davacının yetkili bayii olduğu diğer şirketlere davalı tarafından bildirilmiştir. Bu tespitler karşısında, münferit satış sözleşmesi kabul edilemeyecek boyutta, yazılı olmayıp fiilen sürdürülen bir bayilik ilişkisinin bulunduğunun kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Bayilik ilişkisinin davacı şirket hisselerinin rakip şirkete devri nedeniyle haklı feshedilip feshedilmediği ve portföy (denkleştirme) tazminatı hakkı → ret

İddia: Davacı vekili, davalının fesih ihbarının haklı nedene dayanmadığını, davacı firmanın hisselerinden satın alan firmanın söz sahibi olacak şekilde yer almadığını ve yönetimin eski şekilde devam ettiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalı, yazılı olmayan satış yetkisini mail ile sona erdirdikten sonra keşide ettiği ihtarname ile şirket hisselerinin rakip şirkete geçtiğini, bu nedenle ilişkinin devam edemeyeceğini bildirmiştir. Davacı, hisselerin çoğunluk teşkil etmediğini ileri sürmüş fakat ticaret sicil kayıtlarında yapılan tespitler ve davacının bu duruma karşı çıkmaması gözetildiğinde, bayii sözleşmesinin rakip şirkete hisse devri nedeniyle feshedildiği ve feshin haklı olduğu sonucuna varılmıştır. TTK 122. maddesinde düzenlenen denkleştirme (portföy tazminatı), acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusurunun bulunmaması koşuluyla talep edilebilir. Davacının hisselerinin rakip şirkete devri, davalı bakımından ilişkinin sonlandırılması için haklı sebep olduğundan davacının portföy tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır; bu sonuca ulaşıldığından bayilik benzeri ilişkinin davacıya tekel hakkı verip vermediğinin tartışılmasına gerek görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davalının üçüncü kişilere gönderdiği bilgilendirme mailinin haksız rekabet (TTK 55/1-a-1 kapsamında kötüleme/yanıltıcı/gereksiz yere incitici beyan) oluşturup oluşturmadığı → ret

İddia: Davacı vekili, davalının kendi müşterilerine gönderdiği bildirimlerde kendisi hakkında yanıltıcı ve güven sarsıcı ifadelerde bulunduğunu, sanki piyasadan çekildiği izlenimi yaratarak haksız rekabette bulunduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: TTK 55/(1)-a-1 uyarınca kötülemeden bahsedilebilmesi için bir açıklamanın bulunması, bu açıklamanın başkalarının şahsı, emtiası, faaliyetleri veya ticari işleri hakkında olması ve yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici olması gerekir. Yanlış açıklama, gerçekle bağdaşmayan; yanıltıcı beyan, muhatabı hataya düşürebilecek yanlış izlenim bırakabilecek; gereksiz yere incitici beyan ise içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz biçimde ve amacını aşarak olumsuz intiba yaratan açıklamalardır. Bir açıklamanın yanıltıcı veya gereksiz yere incitici olup olmadığı tespit edilirken ölçüt, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şeklidir. Somut olayda davalının, dağıtım ağından çıkan alt dağıtıcı ile ilişkisinin sona erdiğini üçüncü kişilere bildirmesinde, ürünlerin nereden temin edilebileceği konusunda bilgilendirme yapma yönünden haklı bir menfaati bulunmaktadır. Davalı ayrıca davacıya bugüne kadarki emekleri için teşekkür etmiş ve “yeni oluşumlarında başarılar dileriz” ifadesini kullanmıştır. İşbirliğinin sona erdiğinin bildirilmesinin, davacının sektörden çıkacağı şeklinde algılanabilecek olması, bunu lüzumsuz yere incitici beyan haline getirmez. Haksız rekabet teşkil eden bir beyan bulunmadığından, haksız rekabetin tespiti ve buna dayalı maddi/manevi tazminat isteklerinin reddinde isabetsizlik görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davalının cevap dilekçesi ekindeki delillerin davacı vekiline tebliğ edilip edilmediği → ret

İddia: Davacı vekili, davalının cevap dilekçesi ekinde sunulan delillerin tarafına tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Cevap dilekçesi ve eklerinin davacı vekiline tebliğ edildiği anlaşıldığından davacı vekilinin bu husustaki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Hükmedilen vekalet ücretinin hatalı hesaplanıp hesaplanmadığı → ret

İddia: Davacı vekili, hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından ayrı ayrı maktu vekalet ücretine hükmedildiği anlaşıldığından, davacı aleyhine hatalı hesaplanmış bir vekalet ücreti bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Yazılı sözleşme bulunmasa da fiilen sürdürülen ilişkinin bayilik niteliğinde kabul edilmesi, dağıtıcı şirketin hisselerinin sağlayıcının rakibine devri halinde bunun haklı fesih sebebi oluşturması ve haklı fesihte denkleştirme tazminatı hakkının doğmaması ile üçüncü kişilere gönderilen bilgilendirme maillerinin haksız rekabet unsurlarının (TTK 55/1-a-1) orta yetenekteki muhatap ölçütüyle değerlendirilmesi yönlerinden bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bayilik sözleşmesi fiili (yazılı olmayan) bayilik ilişkisi haklı fesih denkleştirme talebi (portföy tazminatı) haksız rekabet kötüleme yanıltıcı beyan gereksiz yere incitici beyan orta yetenekteki muhatap ölçütü

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 122TTK 55/(1)-a-1

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2019/1365

KARAR NO 2022/233

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 19/03/2019

NUMARASI 2018/326 Esas 2019/323 Karar

DAVA

Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 17/02/2022

Davanın reddine ilişkin kararın davacı ... davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin uzun süreden beri yetkili satıcısı (bayii) olarak çalıştığını, davalının 01/12/2017 tarihinde gönderdiği e- mail ile fesih bildirimi yaptığını, müvekilinin 12/12/2017 tarihinde noter aracılığı ile bu fesih bildirimini kabul etmediğini bildirdiğini, davalı şirketin 14/12/2017 tarihli ihtar ile satış yetkisinin kaldırıldığını bildirerek stokların iadesini istediğini,müvekkilinde bulunan ürünlerin bedeli önceden ödendiğinden stokların müvekkilinin malı olduğunu, müvekkilinin davalının ürettiği ilaçları sattığını, ürünlerini tercih edilebilir kıldığını, müşteri portföyünü oluşturduğunu, davalının Kasım 2017 tarihinden itibaren müşterilerine gönderdiği bildirimlerde müvekkili hakkında yanıltıcı beyanlarda bulunduğunu, bu beyanların haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkilinin haksız fesih nedeniyle denkleştirme isteğinin bulunduğunu,haksız rekabet nedeniyle uğranılan zararın, portföy tazminatının belirlenerek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000-TL belirsiz alacak davası açtıklarını ,maddi tazminatların ticari faiziyle tahsilini ve 50.000-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davacının 10.000-TL maddi ve 50.000-TL manevi tazminat talebinde bulunduğunu, maddi tazminat talebinde birden çok kalem isteğe yer verdiğini, taleplerin ayrıştırılması gerektiğini, davacının müvekkilinin tek satıcısı veya bayisi olmadığını, davacının dayandığı 15/08/2013 tarihli e-mailin TTK 19. madde kapsamında bağlayıcılığı bulunmadığını, müvekkilinin dava dışı şirketin Türkiye’deki tek satıcısı olduğunu ve ürünleri yurt içinde diğer şirketlere de sattığını, müvekkili ile davacı arasında bayilik ilişkisi bulunmadığını, davacının iddiası gibi bir hukuki ilişki bulunsa dahi fesih için haklı neden bulunduğunu, davacı şirket çoğunluk hissesinin müvekkilinin rakibi şirkete satılması nedeniyle ilişkiye devam edilemeyeceğinin bildirildiğini, haksız rekabet oluşmadığını ve portföy tazminatı talebinin de reddi gerektiğini, müvekkilinin e-mailinin haksız rekabet teşkil etmediğini, manevi tazminat talebinin de reddi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI

Mahkemece,davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin davalının savunmasının aksine bağımsız bir alım-satım ilişkisinden daha kapsamlı ve sıkı olduğu, süresiz bir bayilik ilişkisinin bulunduğu,dağıtım ağı ilişkilerinde sağlayıcı ile dağıtıcı arasındaki güven ilişkisinin çökmesi durumunda tarafların haklı nedenle dağıtım ilişkisini sona erdirebileceği,ticaret sicil dosyası kapsamından davacı şirketin yönetim kurulu üyelerinin değiştirilerek, 2017 yılı içinde davalının rakibi olan dava dışı şirket yönetim kurulu üyelerinden bazılarına görev verildiği, her iki şirketin yönetim kurulundaki bu durum gözetildiğinde sakıncaların davalı açısından gerçekleştiği sonucuna ulaşıldığı, davalının bayilik ilişkisini sonlandırmasının haklı nedenle gerçekleştiği,belirsiz süreli bayilik ilişkisinin olağan fesih yoluyla sona erdirilmesinin her zaman mümkün olduğu,feshin haklı nedenlere dayandığı kabul edildiğinden bu husus üzerinde durulmasına gerek olmadığı;

Davacı, davalının kendi müşterilerine gönderdiği bildirimlerde kendisi hakkında yanıltıcı ve güven sarsıcı ifadelerde bulunduğunu ve sanki piyasadan çekildiği izlenimi yarattığını ve böylece haksız rekabette bulunduğunu iddia etmiş ise de; mailde artık davacının dağıtım ağı içerisinde yer almadığını ve davacıyla olan ticari ilişkisini sona erdiğini bildirdiği,davalının dağıtım ağı kurmasındaki amacın ürünlerin düzenli bir şekilde alıcıya ulaşması olduğu, dağıtım ağından çıkan bir dağıtıcıyı müşterilerine haber vermekte ve müşterilerin söz konusu ürünleri nereden temin edebilecekleri konusunda bilgilendirme yapmasında haklı bir menfaati bulunduğu, mail içeriğinin " ilk olarak ticari ilişkinin sona erdiğini,davacıya bugüne kadar olan emekleri için teşekkür ettiği ve “yeni oluşumlarında başarılar dileriz” ifadesini kullanmaktadır.

Bu ifadenin yanıltıcı veya aldatıcı olup olmadığının açıklamanın orta yetenekteki muhatabı esas alınarak değerlendirilmesi gerektiği,gönderilen mailde dürüstlük kuralına aykırı bir yön bulunmadığı gibi yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanda bulunmadığı anlaşıldığından haksız rekabetin gerçekleşmediği anlaşıldığından tüm tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili; bilirkişilerin bayilik ilişkisi kabul etmelerine rağmen bu bayilik hususunu eksik yorumladıklarından bayilik portföy tazminatı talebini de görmezden geldiklerini, bilirkişi raporunun 10.sayfasının 5.maddesinde sözü edilen ve davalının sunduğu faturaların tarafına tebliğ edilmediğini, 3 nolu delilde belirtilen müşteri portföy listesindeki firmalardan satışların miktarının sorulması talebine rağmen firmalara müzekkere yazılmadığını, mahkemece kararda raporun aynısının yazıldığını, gerekçesiz kararın kaldırılması gerektiğini, davacının bayilik portföy tazminatını hak etmediği kanaatlerini kabul etmediklerini, davalının sunduğu faturaların dosyada olmadığını ve tebliğ edilmediğini, taraf defterleri üzerinde de inceleme yapılmadığını, davacı firmanın hisselerinden satın alan firmanın söz sahibi olacak şekilde yer almadığını ve yönetimin eski şekilde devam ettiğini, davalının fesih ihbarının haklı nedene dayanmadığını, vekalet ücreti yönünden yapılan hesaplamaya da itiraz ettiklerini, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

2- Davalı vekili; taraflar arasında bayilik vb.ilişki bulunmadığını, yalnızca münferit satım sözleşmeleriyle gerçekleştirilen bir alım-satım ilişkisi olduğunun aşikar olduğunu, ayrıca sürümü destekleme faaliyetine ilişkin olarak müvekkili şirketin davalı şirkete herhangi bir talimat vermediğini, davacı tarafın bilirkişi raporuna süresinde itiraz sunmadığını,tüm deliller ile fatura delillerinin dilekçeye ekli olarak ibraz edildiğini, tebligat zarfı üzerinde yazan cevap dilekçesi ve ekleri açıklamasından da tebliğ edildiğinin görüleceğini, TTK m. 122/1 uyarınca taraflar arasındaki sözleşme denkleştirme talep edebilmek için, müvekkili şirketin haksız feshi gerektiğini, TTK'nın 122. madde hükmünün hiçbir şartının somut olayda gerçekleşmediğini, keza gerçekleşmiş olsaydı bile davacı tarafın söz konusu hükme dayanarak portföy tazminatı talep edilebilmesinin olanaksız olduğunu, taraflar arasında bayilik ilişkisi olduğunu kabul manasında olmamak üzere ilişkinin feshinin haklı sebebe dayandığını, müvekkilinin e-mailinin haksız rekabet oluşturmadığını, manevi tazminat talebinin mesnetsiz olduğunu, davacının zararını, müvekkili şirketin kusurunu ve illiyet bağını ispatlayamadığını, kararın düzeltilerek onanmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Davalı tarafından davacıya gönderilen 12.12.2017 tarihli ihtarname ile " taraflar arasında akdedilen yazılı bir sözleşme bulunmadığı, şirketin hisselerinin önemli bir bölümü müvekkili şirketin dahil olduğu şirketler grubunun rakibi olan bir şirkete satıldığı, bu hal ile müvekkili şirketin ekonomik varlığını tehlikeye koyan bir hal sözkonusu olduğunu ,satış yetkisinin kaldırıldığı davacıya bildirilmiştir. Davalı şirket tarafından ilaç şirketlerinden oluşan müşterilerine gönderdiği 1.12.2017 tarihli e-mail ile " Değerli İş ortaklarımızın dikkatine "... ürünlerinin distrübütörlüğünü aldığımız 1 kasım 2012 tarihinden bu yana palet altı taleplerinizi karşılayan alt dağtıcımız ... ile işbirliğimizi sonlandırmış bulunmaktayız, 1 aralık 2017 tarihi itibariyle hem palet altı,hemde palet miktarlarındaki hammadde taleplerinin ...

olarak biz kırşılıyor olacağız. ... Ailesine işbirliğimiz süresince gösterdikleri destek ve yakınlıkları için teşekkür eder, kendilerine yeni oluşumlarında başarılar dileriz" demişlerdir. Taraflar arasında yazılı bir bayilik sözleşmesi bulunmamaktadır. Davalı münferit olarak alım satım ilişkisi olduğunu ileri sürse de ; bizzat davalı maili ile belirtildiği üzere ilişki 2012 yılında başlamış, red edilmeyen 15.8.2013 tarihli yazıda palet altı miktarların tedariği için davacının yetkili bayii olduğu diğer şirketlere davalı tarafından bildirilmiştir. Bu tesbitler karşısında taraflar arasında yazılı olmayıp fiilen sürdürülen, münferit satış sözleşmesi kabul edilemeyecek boyutta bir bayilik ilişkisinin bulunduğunun kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.

Davalı yazılı olmayan satış yetkisini, mail ile sona erdirdiklerini bildirdikten sonra keşide ettiği ihtarname ile şirket hisselerinin rakip şirkete geçtiği, bu sebeble ilişkinin devam edemeyeceğini ihtar ile bildirmiş, davalı açıkça red etmese de devir edilen hisselerin çoğunluk teşkil etmediğini ileri sürmüştür. Ticaret sicil kayıtlarında yapılan tesbitler davacının bu duruma karşı çıkmaması da gözetildiğinde davacı -bayiinin sözleşmesi rakip şirkete hisse devri yapılması nedeniyle fesih edilmiş olup; feshin haklılığı gözetildiğinde davacının portföy tazminatı talep hakkı bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça denkleştirme istemi olarak tanımlanan, doktrinde de genel olarak portföy tazminatı olarak da ifade edilen bu tür tazminat, acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusurunun bulunmaması koşuluyla talep edilebilir.

Davacının hisselerinin rakip şirkete devri davalı bakımından ilişkinin sonlandırılması için haklı sebeb olup davacının portföy tazminatı talep hakkı olmadığından bayilik benzeri bir ticari ilişkinin davacıya tekel hakkı verip vermediğinin de tartışılması gerekmemektedir. TTK’nin 55/(1)-a-1 maddesinde “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. "6102 sayılı TTK’nin 55/(1)-a-1 maddesi anlamında kötülemeden bahsedilebilmesi için ortada sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama (beyan) olmalıdır. Bu açıklamanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması;

nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir. Yanlış açıklama (beyan), içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Gereksiz yere incitici beyan ise içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır.

Olaylar/olgular hakkındaki her türlü kötüleyici nitelikteki yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecektir. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Yanıltıcı açıklamadan kastedilen ise açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanmasıdır. Gereksiz yere incitici beyanlar, amacını aşan değer yargılarını ifade etmektedir. Amacın aşılmasıyla birlikte gerçek dahi olsa açıklamalar, gerçek dışı veya gerçeğe uymayan, gerçekle bağdaşmayan veya gerçeğe ters hâle gelmektedir. Zira burada gerçek olmasına rağmen açıklama amacını aşan bir durum ortaya çıktığından bu açıklama (beyan) gereksiz yere incitici olmaktadır.

Somut olayın özelliklerine göre genel olarak toplumda ve özellikle hedef alınan muhatabın algılama seviyesi dikkate alındığında gerçek dahi olsa teamülün kabul ettiği tolerans sınırı aşılması halinde açıklama;TTK’nin 55/(1)-a-1 maddesi gereğince haksız rekabet teşkil edecektir. Bir açıklamanın “yanlış” olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, “yanıltıcı” olup olmadığı veya “gereksiz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir."(Yargıtay HGK nun 2017/2475 esas ,2021/246 karar sayılı 11.3.2021 tarihli emsal ilamı ) Haksız rekabet iddiaları bakımından üçüncü şahıs şirketlere gönderilen mail içeriğinin gereksiz yere incitici beyan olup olmadığının üzerinde durulmalıdır.

Somut olayda, davacı, davalının kendi müşterilerine gönderdiği bildirimlerde kendisi hakkında yanıltıcı ve güven sarsıcı ifadelerde bulunduğunu ve sanki piyasadan çekildiği izlenimi yarattığını ve böylece haksız rekabette bulunduğunu iddia etmiştir. Davalının, dava dışı 3. kişilere gönderdiği mailde artık davacının dağıtım ağı içerisinde yer almadığını ve davacıyla olan ticari ilişkisini sona erdirdiğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalının dağıtım ağından çıkan bir alt dağıtıcı ile ilişkisinin sona ermesini, ürünleri nereden temin edebilecekleri konusunda bilgilendirme yapmasında haklı bir menfaati bulunmaktadır.Davalı, davacıya bugüne kadar olan emekleri için teşekkür etmekte ve “yeni oluşumlarında başarılar dileriz” ifadesini kullanmıştır.

Davacının davalı ile işbirliğinin sona erdiğinin bildirilmesi yine davacının sektörden çıkacağı şeklinde algılanması , lüzumsuz yere incitici beyan olarak kabulü mümkün görülmemiştir.Haksız rekabet teşkil eden bir beyan bulunmadığından haksız rekabetin tesbiti ve buna dayalı maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekili ,davalının cevap dilekçesi ekinde sunulan davalı delillerinin tebliğ edilmediğini ileri sürülmüş ise de,cevap dilekçesi ve eklerinin davacı vekiline tebliğ edildiği anlaşıldığından davacı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Davacı vekili hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de ;

hata bulunmadığı ,maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından ayrı ayrı maktu vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmakla davacı aleyhine hatalı hesaplanmış vekalet ücreti bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine yönelik taraf vekillerince ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemiş,davacı ... davalı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ... davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacıdan alınması gereken 80,70-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 44,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 36,30-TLharcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalıdan alınması gereken 80,70-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 44,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 36,30-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı ... davalı tarafından sarf edilen giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.17/02/2022

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/233374 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3405 E. 2024/1087 K. · Onandı

Tek satıcılık ispatlanmadan portföy tazminatı istenemez

Gerekçe özeti

Bayi konumundaki şirketin hisselerinin sağlayıcının rakibine devredilmesi, sağlayıcı bakımından sürekli ticari ilişkiyi sonlandırmak için haklı sebep oluşturur. Bayilik benzeri bir ilişkinin varlığı tek başına portföy (denkleştirme) tazminatı hakkı doğurmaz; tek satıcılık ilişkisi ispatlanamadıkça bu tazminat istenemez. Sağlayıcının üçüncü kişilere gönderdiği bildirimlerde yanıltıcı bir beyan yoksa haksız rekabetten ve buna dayalı tazminattan söz edilemez.

Emsal değeri

Yargıtay, portföy (denkleştirme) tazminatının tek satıcılık ilişkisinin ispatına bağlı olduğunu kendi gerekçesiyle ortaya koymuştur; ayrıca bayiin pay yapısının sağlayıcının rakibine geçmesinin haklı fesih sebebi sayılması yönündeki onanan tespit emsal değer taşır.

Kavramlar: bayilik sözleşmesi tek satıcılık portföy (denkleştirme) tazminatı haklı sebeple fesih haksız rekabet tekel hakkı

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2022/3405 E.  ,  2024/1087 K.

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2019/1365 Esas, 2022/233 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2018/326 E., 2019/323 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili, duruşma istemi olmaksızın ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 13.02.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin uzun süreden beri yetkili satıcısı (bayii) olarak çalıştığını, davalının 01.12.2017 tarihinde gönderdiği e-mail ile fesih bildirimi yaptığını, müvekilinin 12.12.2017 tarihinde noter aracılığı ile bu fesih bildirimini kabul etmediğini bildirdiğini, davalı şirketin 14.12.2017 tarihli ihtar ile satış yetkisinin kaldırıldığını bildirerek stokların iadesini istediğini, müvekkilinde bulunan ürünlerin bedeli önceden ödendiğinden stokların müvekkilinin malı olduğunu, müvekkilinin davalının ürettiği ilaçları sattığını, ürünlerini tercih edilebilir kıldığını, müşteri portföyünü oluşturduğunu, davalının Kasım 2017 tarihinden itibaren müşterilerine gönderdiği bildirimlerde müvekkili hakkında yanıltıcı beyanlarda bulunduğunu, bu beyanların haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkilinin haksız fesih nedeniyle denkleştirme isteğinin bulunduğunu ileri sürerek haksız rekabetin tespiti, men'i, zararın tazmini, önlenmesi, haksız rekabet nedeniyle uğranılan zararın tespiti ile 50.000,00 TL manevi tazminat, şimdilik 9.000,00 TL maddi tazminat ve 1.000,00 TL portföy tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının maddi tazminat talebindeki kalemlerin ayrıştırılması gerektiğini, davacının müvekkilinin tek satıcısı veya bayisi olmadığını, davacının dayandığı olan 15.08.2013 tarihli e-mailin kanuni bağlayıcılığı bulunmadığını, müvekkilinin dava dışı şirketin Türkiye’deki tek satıcısı olduğunu ve ürünleri yurt içinde diğer şirketlere de sattığını, müvekkili ile davacı arasında bayilik ilişkisi bulunmadığını, davacının iddiası gibi bir hukuki ilişki bulunsa dahi fesih için haklı neden bulunduğunu, davacı şirket çoğunluk hissesinin müvekkilinin rakibi şirkete satılması nedeniyle ilişkiye devam edilemeyeceğinin bildirildiğini, davacıya sunulan bir tekel hakkı bulunmadığı gibi hakkaniyet gereği de portföy tazminatı talebinin reddi gerektiğini, müvekkilinin e-mailinin haksız rekabet teşkil etmediğini, manevi tazminat talebinin de reddi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bayilik sözleşmesinin kanunda açıkça düzenlenmediği, tarafların tekel hakkı gibi bazı unsurları dışarıda bırakarak da adi bayilik ilişkisi kurabilecekleri, davalının paletaltı miktardaki ürünlerin dağıtımı için bir dağıtım kurduğu; davalının davacıyı paletaltı ürünlerin dağıtımında yetkili bayisi ve alt dağıtıcı olarak tanımladığı, davacıdan haftalık satış raporlarını talep ettiği, davalının palet altı ürünlerin dağıtımında davacıyı yetkili bayisi ve alt dağıtıcısı olarak tanıttığı, davalının davacıya bayisi gibi davrandığı, davacının rizikosu kendine ait olmak üzere bu ürünleri kendi adına ve hesabına sattığı, davacının fesih ihtarnamesinde sürekli satış yetkisine vurgu yaptığı, davalının davacıdan stok bilgilerini talep ettiği, davacının da stok bilgilerini davalı ile paylaştığı, bu duruma atfen davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin bayilik sözleşmesi olarak kabul edildiği, davacı şirketin yönetim kurulu üyelerinin değiştirilerek 2017 yılı içinde davalının rakibi olan dava dışı şirket yönetim kurulu üyelerinden bazılarına görev verildiği, her iki şirketin yönetim kurulundaki bu durum gözetildiğinde haklı nedenin davalı açısından gerçekleştiği, davalının 3 üncü kişilere gönderdiği bildirimlerde kullandığı ifadelerin haksız rekabet teşkil etmediği, davacıya sunulmuş bir tekel hakkı bulunmadığından portföy tazminatına da hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, katılma yoluyla da davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı delillerinin kendilerine tebliğ edilmeden bilirkişi raporu alındığını, bilirkişi raporuna bu nedenle yapılan itirazın yok sayıldığını, bilirkişi raporunun eksik olduğunu, portföy tazminatı taleplerinin değerlendirilmediğini, maddi kayıp hesabı için yazı yazılması gereken yerlere müzekkere yazılmadığını, şirketin satılmasının kusur olamayacağını, davalının paletaltı tabir edilen ürünler için müvekkiline münhasırlık kazandırdığını, basit bir alt dağıtıcı olmadığını, davalı için hazır müşteri kitlesi yarattığını, ticari defterlerin incelenmediğini, haksız rekabet içeren beyanlar ile haksız rekabet oluştuğunu, vekalet ücreti hesabının da hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

2. Davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ilişkinin yanlış açıklandığını, yalnızca satım ilişkisi bulunduğunu, zira dava konusu malların bir kısmının davacı tarafından alındığını ve satıldığını bir kısmının müvekkili ve başka firmalarca yurt içinde satıldığını, davacının aldığı malı satıp satmama konusunda tercihin kendisinde olduğunu, davacının sürümü artırma yükümlülüğü bulunmadığını, taraflar arasında yazılı bayilik sözleşmesi de bulunmadığını, davacının tekel hakkı bulunmadığını, haklı sebeple fesih halinde portföy tazminatı da istenemeyeceğini, stok iade bildiriminin iyi niyete dayandığını, davacının iade de etmediğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunduğu, davacı şirket hisselerinin rakip şirkete devri davalı bakımından ilişkinin sonlandırılması için haklı sebep olup davacının portföy tazminatı talep hakkı olmadığından bayilik benzeri bir ticari ilişkinin davacıya tekel hakkı verip vermediğinin de tartışılması gerekmediği, davalı maillerinde haksız rekabet teşkil eden bir beyan bulunmadığından haksız rekabetin tesbiti ve buna dayalı maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği, davalı delillerinin davacıya illetildiği ve vekalet ücreti takdirinin yerinde olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Taraf vekilleri temyiz dilekçelerinde istinaf dilekçelerindeki beyanlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, haksız rekabetin tespiti, meni, maddi- manevi tazminat ve portföy tazminatı istemine ilişkin, olup uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, haksız rekabet iddialarının ve feshin haklı olup olmadığına ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122 nci maddesi.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, tek satıcılık ilişkisi ispatlanamadığından davacı tarafça portföy tazminatını istenemeyecek olmasına göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Takdir olunan 17.100,00 TL vekalet ücretinin taraflardan alınarak yek değerine verilmesine,

Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.