6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Sözleşme görüşmelerinin kesilmesinde haklı güvenin boşa çıkarılmadığı hâlde tazminat talebinin reddi

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/2180 E. 2022/532 K. ·

Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiTemyiz yolu açık

★ Emsal

Davacının nitelemesi: Sözleşme öncesi görüşmelerden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo) mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Sözleşme öncesi görüşmelerden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo), taraflardan birinin dürüstlük kuralına aykırı davranarak diğer tarafta sözleşmenin kurulacağına ilişkin haklı bir güven oluşturup bu güveni boşa çıkarması hâlinde doğar. Müzakere edilen sözleşmenin esaslı ve ikincil unsurları üzerinde (örneğin emtia ebat dağılımı gibi) taraflar arasında tam bir uyuşma sağlanmamışsa ve karşı taraf müzakereleri sürdürme yönünde açık bir çaba içindeyken (üretici firmadan teyit almak gibi) görüşmeler kesintiye uğramışsa, bu durumda taraflarda sözleşmenin kesin olarak kurulacağı yönünde haklı bir güvenden söz edilemez; bu hâlde görüşmeleri sonlandıran tarafın sözleşme öncesi sorumluluğu doğmaz ve zarar gören taraf tazminat talep edemez.

Ele alınan sorunlar

Sözleşme öncesi görüşmelerden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo) kapsamında davalının haklı güveni boşa çıkarıp çıkarmadığı → ret

İddia: Davacı vekili, taraflar arasında sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde anlaşıldıktan sonra davalının sözleşme görüşmelerini tek taraflı olarak kestiğini, taraflar arasında önceden gündeme getirilmeyen Kore ofis saati koşulunun sonradan ileri sürüldüğünü, bu davranışın çelişkili davranma yasağına aykırı olduğunu, ebat dağılımı ve ağırlıkları hususunda tarafların tam olarak uyuştuğunu, davacının davalıya gönderdiği son e-postanın kabul beyanı niteliğinde olduğunu ve mahkemenin Kore ofis saatlerini yanlış değerlendirdiğini ileri sürerek davalının sözleşme kurulacağı yönünde oluşturduğu haklı güveni boşa çıkardığını ve bu nedenle uğradığı zarardan sorumlu olduğunu savunmuştur.

Gerekçe: Sözleşme görüşmelerine başlanmakla taraflar arasında bir güven ilişkisi meydana gelir; bu ilişki TMK m.2'deki dürüstlük kuralı uyarınca bildirim, aydınlatma, boş yere güven vermeme ve güveni boşa çıkarmama gibi özen yükümlülükleri doğurur ve bu yükümlülüklere aykırılığa sözleşmeden kaynaklanan borca aykırılık hükümleri uygulanır. Tarafların karşılıklı e-posta yazışmaları incelendiğinde, müzakere edilen ürünlerin ebat dağılımları hususunda tam bir uyuşmanın sağlandığını söylemek mümkün değildir; ayrıca emtia fiyatlarında taraflarca da kabul edilen ani değişimler yaşanmaktadır. Davalı irtibat bürosu yetkilisinin 02/03/2016 tarihli e-postasına davacı tarafça bilgi verileceği belirtilmesine rağmen, davalı tarafça henüz geri dönüş yapılmadan gönderilen 03/03/2016 tarihli e-postada fiyatların ciddi biçimde tırmandığı, alokasyon almanın zorlaştığı ve bu proporsiyonlarla ebat dağılımının teyit edilmek zorunda olunduğu belirtilerek davacı uyarılmış ve bir an önce cevap verilmesi talep edilmiştir. Davalı irtibat bürosu yetkilisinin müzakereleri üretici firmadan teyit alarak sürdürmesi ve davacının uyarı niteliğindeki e-postaya cevabında belirttiği ebatlardaki farklılık birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafından davacıda sözleşmenin kurulacağı yönünde haklı bir güven oluşturulduğundan söz edilemez. Bu durumda davalının sözleşme görüşmelerini devam ettirme zorunluluğu bulunmadığından, davacı tarafça iddia edilen zarardan davalı sorumlu tutulamaz.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararda, culpa in contrahendo sorumluluğunun koşulları -sözleşme müzakerelerinde esaslı/ikincil unsurlarda tam uyuşmanın bulunmaması ve karşı tarafın müzakereleri sürdürme yönünde çaba göstermesi hâlinde haklı güvenin oluşmayacağı- somut olgular üzerinden değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme, benzer sözleşme öncesi sorumluluk iddialarında haklı güvenin varlığının nasıl tespit edileceği konusunda bölgesel ikna edici bir örnek oluşturmaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sözleşme öncesi görüşmelerden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo) dürüstlük kuralı (TMK m.2) haklı güven icap-kabul uyuşmazlığı güven ilişkisi özen yükümlülüğü

Atıf yapılan mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) — TMK 2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA N 2019/2180

KARAR NO 2022/532

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

DAVA

Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ 07/04/2022

KARAR YAZIM TARİHİ 30/04/2022

Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; davacı şirket ile davalı şirketi temsilen İstanbul İrtibat Bürosu yetkilisi ...arasında sac metal alımı konusunda devam eden sözleşme görüşmeleri sonunda 29/02/2016 tarihinde satıcı davalı tarafından onaylanan emtia konusunda anlaşmaya varıldığını,buna göre davalının Güney Kore'de üretilecek 20.000 mton HRC hadde ve galvanizlemeye uygun SAE1006+B cinsinde 345 usd/mt fiyat ile boron katkılı sıcak sac alımı konusunda sözleşmenin tüm esaslı unsurlarının müzakere edildiğini ve mutabakata varılarak alım-satım sözleşmesi yapılması konusunda anlaşıldığını, ikinci derecedeki yan noktalarla ilgili malların boyut dağılımı hakkında davalı tarafça davacı şirkete 02/03/2016 tarihinde e-posta gönderildiğini ve 03/03/2016 tarihinde ise fiyatların ciddi anlamda tırmandığından bahsedildiğini, bundan sonra davacı şirkete davalı tarafça konu ile ilgili herhangi bir dönüş yapılmadığından davacı şirket yetkilisi tarafından 11/03/2016 tarihinde kendi sorumluluklarını yerine getirmek için siparişin karşılıklı anlaşılan şartlar ile kabul edilmesi, bu konuda gecikmeden oluşacak hakların saklı tutularak teslimatın ayrıntılarının beklendiğinin bildirildiğini, ancak davalı tarafından satım konusu emtianın yan unsurlarından ebat dağılımı konusundaki bildirimini yapmaması ve sözleşme görüşmelerine devam etmemesi karşısında davalıya Kocaeli 6.Noterliği'nin 18/03/2016 tarih ve ...

yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edildiğini, ancak ihtarnameye davalı tarafından herhangi bir yanıt verilmediğini, davalının davacı şirkete yarattığı haklı güveni boşa çıkarması sonucu hammadde fiyatlarındaki artıştan davacı şirketin olumsuz etkilendiğini, davalı tarafın müvekkili ile taahhüt ettiği fiyattan mal tedariki konusunda sözleşme görüşmelerine girmeyerek müvekkili şirkete taahhüt ettiği fiyattan mal satmayı üstlenmemiş olması halinde müvekkili şirketin sözleşme görüşmelerindeki tarihte geçerli olan fiyatlardan mal tedariki yoluna gideceğini ve şimdiki gibi daha yüksek fiyattan mal satın almak zorunda kalmayacağını, davacı şirketin taraflar arasındaki sözleşme görüşmelerine ve sözleşmenin kurulacağına güvenerek gerçekleştirdiği yüklü sipariş alımları karşısında sorumluluklarını yerine getirmek için davalının taahhüt ettiği birim fiyattan daha yüksek bedelle hammadde alımı yaptığını, TK 109/b.maddesi gereği ...'nin davalı firmayı Türkiye'de temsilen görüşme, yazışma ve işlemler yapması sebebi ile davalı firmanın sorumlu olduğunu, davalının TBK 116.maddesi uyarınca yardımcı kişilerin fiillerinden dolayı sorumluluğu gereği davacı şirketin zararından sorumlu olduğunu belirterek davalının sözleşme görüşmelerindeki kusurlu davranışından doğan sorumluluk gereği davacının uğradığı zararın şimdilik 800.000-USD kısmının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; sözleşme görüşmeleri sırasında davalının hiçbir kusurlu davranışının olmadığını, emtianın ebadına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılamaması halinde sözleşmenin kurulamayacak olduğunun bilincinde olan ve taraflar arasındaki iletişimi kendi kusurlu davranışlarıyla sürüncemede bırakan davacının iyi niyete aykırı şekilde dava açtığını, tarafların sözleşme görüşmelerine girerken sözleşmenin kurulamaması ihtimalini de göz önünde bulundurmaları gerektiğini, irtibat bürosu çalışanı ...nin davalı şirketi bağlayıcı hukuki işlem yapmaya yetkili olmadığını,...nın davalının irtibat bürosunda çalıştığını ve görevinin teknik destek, haberleşme ve bilgi aktarımı sağlamak olduğunu, davalıyı bir sözleşme için bağlama yetkisi bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için davacı tarafın zararı olduğu kabul edilse dahi, davacının ucu açık, afaki ve hiçbir somut delile dayanmayan tazminat talebinin reddi gerektiğini, davacının talebine konu zararının varlığını ve davalının neden dolayı sorumlu olması gerektiğini kanıtlayamadığını belirterek davacının davasının reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, davalı şirketin Türkiye temsilcisi ... tarafından önerilen son icaba karşı davacı şirket tarafından verilen kabul beyanında ton miktarı konusunda eşitlik bulunmaktaysa da sac kalınlıkları hususunda davacı tarafça kabul beyanı olarak aktarılan mailde ebat konusunda farlılıklar bulunduğu, bu aşamada davacı tarafça önerilen ebatların karşı tarafın icabını kabul değil, yeni bir icap oluşturduğu, davalı şirket Türkiye temsilcisi ... tarafından 03/03/2016 Perşembe günü çekilen e-postada bir gün önce davalı taraftan çekilen maile davacı taraf henüz cevap vermeden fiyatların ciddi anlamda tırmandığını, bu nedenle alokasyon almanın çok zor olduğunu ve ancak bu proporsiyonlarla ebat dağılımını teyit etmek zorunda olduklarını belirterek davacı şirketi uyardığı ve bir an önce cevap verilmesini talep ettiği, belirtilen tarihlerde tüm dünyada sac fiyatlarında ani sert yükselişlerin olduğu, davalının bu uyarısına rağmen ve daha önceki yazışmalarda davacı tarafça 1 saat 2 saat gibi süreçler içerisinde tarafların birbirine dönüş yapmasına, davacının davalının Kore ofis saatleri içerisinde cevap verilmesini talep etmiş olmasına rağmen bu mailden yaklaşık 4,5-5 saat sonra davacı tarafça Kore ofis saatleri dolduktan sonra cevap vermesi dikkate alındığında sözleşme ilişkilerinin kesilmesinde kusurlu olan tarafın davalı şirket temsilcisi olmadığı, tam tersine davacı şirketin kusurlu olduğu, sözleşme öncesi görüşmelerdeki kusurun davalı şirkete değil, davacı şirkete ait olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili; taraflar arasındaki sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde anlaşıldıktan sonra müvekkili şirket yetkilisinin sözleşme taslağını istediği aşamada davalı tarafından sözleşme görüşmelerinin 03/03/2016 günü saat 11:32'de tek taraflı olarak kesildiğini, müvekkilinin 03/03/2016 ve 11/03/2016 tarihinde gönderdiği e-postalara yanıt verilmediğini, yine telefonla da ulaşılmadığını, taraflar arasında daha önceden gündeme getirilmeyen Kore ofis saati koşulunun ileri sürüldüğünü, sözleşme yapmak amacıyla temasa geçen kişilerin, bu andan itibaren aralarında kurulan ilişkinin her safhasında birbirlerine zarar vermemek için her türlü özeni göstermek zorunda olduğunu, Kore ofis saati uygulamasının ileri sürülmesi ile çelişki davranma yasağına aykırı davranıldığını, ayrıca Kore ofis saati koşulunun da resmi ofis saatleri dışında gündeme getirildiğini, ayrıca davalı şirketin gönderdiği e-postalardan bazılarının Kore çalışma saatleri dışında olduğunu, davacı şirket yetkilisinin 02/03/2016 tarihinde 16:48'de davalı yetkilisine gönderdiği ve 02/03/2016 günü saat 15:28'de LG yetkilisinin ebat dağılımını içerir e-postasına cevap verdiği "yarın dönüş yapacağız" şeklindeki beyanını içerir e-postasına davalı tarafından hiç bir yanıt verilmediğini, LG yetkilisinin suskun kalması ile müvekkilinde sözleşme kurulacağı yönünde haklı beklenti oluştuğunu, sözleşme görüşmelerinin objektif esaslı unsurlar üzerinde tam olarak uyuşmanın sağlandığı, gönderileceği limanın dahi belli olduğu bir sırada ve nihai teyitlerin alındığı aşamada kesildiğini, Mahkemece davalı yetkilisi tarafından gönderilen 02/03/2016 günü saat 15:28'deki e-postanın Kore saatinin yanlış değerlendirildiğini, davalının bu tarihte gönderdiği e-postanın Kore saatiyle saat 21:28'e denk geldiğini ve mesai saatleri dışında olmasının muhtemel olduğunu, ayrıca sipariş edilen ürünlerin ebat dağılımı ve ağırlıkları hususunda tarafların tam olarak uyuşmalarına rağmen mahkemece uyuşmanın sağlanamadığı yönündeki yorumun tamamen hatalı olduğunu, kararda Kore ofis saatlerinin 18:00-19:00'a kadar uzadığı belirtilmekte ise de buna ilişkin herhangi bir dayanak gösterilmediğini, yapılan araştırmaya göre Kore ofis saatlerinin saat 17:00'ye kadar sürdüğünü, bu nedenle LG yetkilisinin 03/03/2016 günü Türkiye saati ile 11:32'de G.Kore saati ile ise 17:32'de gönderdiği e-postaların G.Kore ofis saati dışında yapıldığını, müvekkili şirket yetkilisinin davalıya 03/03/2016 tarihinde saat 16:05'de gönderdiği e-postanın kabul cevabı niteliğinde olduğunu, ayrıca müvekkilinin uğradığı zararın ve miktarının da yanlış hesaplandığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, taraflar arasındaki sözleşme öncesi görüşmeye dayalı olarak, davacı tarafın uğradığı zararın davalıdan tazmini istemine ilişkindir.

Yargıtay HGK’nun 13.02.2013 tarihli, 2012/13-1220 Esas ve 2013/239 Karar sayılı ilamında ifade edildiği gibi, toplumsal hayatın hızla gelişmesi sonucu ortaya çıkan bazı hukuki sorunların çözümünü, klasik borç doğurucu sorumluluk kaynakları olarak nitelendirilen haksız fiil, sözleşme ve sebepsiz zenginleşme içerisinde bulabilmesi her zaman mümkün değildir. Kanunların çözüm öngöremediği bu tür durumlar için öğretide yeni hukuki müessese ve sorumluluk türleri belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Bu yeni belirlenen sorumluluk türlerinden olan sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo), sözleşme görüşmeleri sırasında taraflardan birinin diğerine dürüstlük kuralına aykırı davranması nedeniyle ortaya çıkan sorumluluk olarak tanımlanabilir.

Zira sözleşme görüşmelerine başlanmakla taraflar arasında hukuki ilişki, başka bir deyişle bir güven ilişkisi meydana gelmektedir. Bu güven ilişkisi, TMK m. 2’de ifade bulan dürüstlük kuralı uyarınca belli ölçüde karşı tarafın çıkarlarını gözetme, böylece bildirim, aydınlatma, boş yere güven vermeme, güveni boşa çıkarmama gibi birtakım özen yükümlülükleri doğurmaktadır. Bu özen yükümlülüklerine aykırılığa da sözleşmeden kaynaklanan borca aykırılığa ilişkin hükümler uygulanmaktadır. Davacı vekili, sac metal alımına ilişkin davalı ile yapılan görüşmelerin son aşamaya gelmiş olmasına rağmen davalı tarafından müvekkilinde sözleşmenin kurulacağına ilişkin oluşturulan güvene ve dürüstlük kuralına aykırı olarak sözleşme görüşmelerine son verilmesi nedeniyle davalının taahhüt ettiği birim fiyattan daha yüksek bedelle hammadde temini sonucunda oluşan maddi zararının sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (Culpa İn Contrahendo sorumluluğu) kapsamında tazminini talep etmektedir.

Davacı ile davalı arasında hammadde alımına ilişkin görüşmeler kapsamında davacı çalışanı ... tarafından 25/02/2016 günü saat 14:43'de e-posta yoluyla davalıya fiyat teklifi gönderilmiş ve bu fiyat teklifine saat 16:00'a kadar bağlı olduklarını belirten bir öneri sunulmuştur. Yine bu teklifte ebatların daha sonra bildirileceği, temel oranın 2 mm kalınlığında olacağı bildirilmiştir. Bu e-postaya karşı davalı şirket irtibat bürosu yetkilisi ... tarafından 29/02/2016 tarihinde saat 21:29'da gönderilen e-postada, ertesi günün Kore'de resmi tatil olması nedeniyle ebat dağılımına ilişkin olarak nihai onayın Çarşamba sabahı verileceği ifade edilmiştir. Davalı şirket irtibat bürosu yetkilisi ... tarafından 02/03/2016 saat 15:28'de, üretim yapılacak ürünlerle ilgili ebatlar konusunda teklifte bulunulmuştur.

Davacı şirket yetkilisi ...tarafından söz konusu e-postaya karşılık aynı tarihte Türkiye saati ile 16:08'de gönderilen cevabi e-postada, davalıya bilgi verileceği, ancak belirtilen kalınlıkların kendileri için standart kalınlıklar olmadığı, özellikle 2.90-3.00 ml'lik kalınlıkların sıkıntı olabileceği belirtilmiş ve en geç ertesi gün dönüş yapılacağı bildirilmiştir.Davalı şirket irtibat bürosu yetkili ... tarafından, davacının cevabı beklenmeden 03/03/2016 günü saat 11:32'de gönderilen e-postada tedarikçi Hyundai ile yapmış oldukları nihai görüşmelere istinaden ebatlar bildirilmiş, ayrıca "maalesef şuanda fiyatlar ciddi anlamda tırmandığı için alokasyon almak çok zor ve bu proporsiyonlarla ebat dağılımını teyit etmek zorundayız.

Eğer isterseniz aynı kalınlık oranları ile 1264 ml eklenip, diğer genişliklerden eklenen tonaj düşülebilir. Bugün Kore ofis saatleri içerisinde üreticiye nihai teyidi vermemiz gerekiyor." şeklinde uyarıda bulunulmuştur. Buna karşılık davacı çalışanı ...tarafından 03/03/2016 Türkiye saati ile öğleden sonra saat 16:05'de gönderilen e-postada ebat dağılımı sunulmuş ve davalıdan sözleşme taslağı gönderilmesi istenmiştir. Bunun dışında davacı tarafça 07/03/2016 tarihinde sözleşme taslağına, 11/03/2016 tarihinde siparişin yerine getirilmesine ilişkin e-posta gönderilmiş ise de davalı tarafından bu e-postalara yanıt verilmemiştir. Tarafların birbirlerine karşılıklı gönderdikleri e-postada siparişe konu edilmesi müzakere edilen ürünlerin ebat dağılımları hususunda tam bir uyuşma içinde olduklarını söylemek mümkün değildir.

Taraflar arasındaki sözleşme görüşmelerine konu olan emtianın fiyatların ani değişimler meydana taraflarca da kabul edilmektedir. Davalı şirket irtibat bürosu yetkilisi ...nin 02/03/2016 saat 15:28'de gönderdiği e-postaya davacı tarafça aynı gün saat 16:08'de verilen cevabi e-postada davalının 02/03/2016 tarihli e-postasına ilişkin bilgi verileceği belirtilmesine rağmen davalı şirket irtibat bürosu yetkili tarafından 03/03/2016 tarihinde davacı tarafından henüz geri dönüş yapılmadığı aşamada gönderilen e-postada fiyatların ciddi anlamda tırmandığı, bu nedenle alokasyon almanın çok zor olduğu ve ancak bu proporsiyonlarla ebat dağılımını teyit etmek zorunda olduklarını belirterek davacı şirketi uyarmış ve bir an önce cevap verilmesini talep etmiştir.

Davalı irtibat bürosu yetkilisinin müzakereleri Kore'de üretimi yapacak firmadan teyit almak suretiyle devam ettirdiği, davacı tarafı uyarı amaçlı e-postasına karşılık davacı tarafça aynı gün saat 16.05'de gönderilen e-postada belirtilen ebatlardaki farklılık da dikkate alındığında davalı şirketin irtibat bürosu yetkilisi tarafından davacıda, taraflar arasında müzakere edilen sözleşmenin kurulacağı yönünde haklı bir güven oluşturulduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu haliyle davalıyı sözleşme görüşmelerini devam ettirme zorunluluğu da bulunmadığından davacı tarafça iddia edilen zarardan davalının sorumlu tutulamayacağından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davalının sözleşme öncesi görüşmeler sırasında sözleşme kurulacağına yönelik güveni boşa çıkardığı,kusurlu davranışlarıyla davacıyı zarara uğrattığı ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Alınması gereken 80,70-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 44,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 36,30-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,

Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 41,40-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,

HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 07/04/2022

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/230400 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4247 E. 2023/6390 K. · Onandı

Haklı güven yoksa görüşmeleri kesmenin sorumluluk doğurmaması

Gerekçe özeti

Sözleşme öncesi sorumluluğun doğması için karşı tarafta sözleşmenin kurulacağı yönünde haklı bir güven yaratılmış olması gerekir. Görüşülen edimin esaslı ayrıntılarında taraflar arasında tam uyuşma sağlanmamışsa, koşulların ani değiştiğini bildirip acele cevap isteyerek karşı tarafı uyaran ve müzakereleri sürdüren tarafın davranışı haklı güven yaratmaz; bu hâlde görüşmeleri sürdürme zorunluluğu da bulunmadığından iddia edilen zarardan sorumluluk doğmaz. Güvenin boşa çıkarıldığını ve kusurlu davranışla zarara uğratıldığını ispat yükü tazminat isteyen taraftadır.

Emsal değeri

Sözleşme görüşmelerinin kesilmesinde sorumluluğun, karşı tarafta yaratılmış haklı güvenin varlığına bağlı olduğu ve esaslı ayrıntılarda uyuşma sağlanmadan haklı güvenden söz edilemeyeceği yönünden Yargıtay içtihadı niteliğindedir.

Kavramlar: sözleşme öncesi sorumluluk haklı güven icap ve kabul esaslı unsurlarda uyuşma ispat yükü

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2022/4247 E.  ,  2023/6390 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2019/2180 Esas, 2022/532 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2017/288 E., 2019/474 K.

Taraflar arasındaki sözleşme öncesi sorumluluğa dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 31.10.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. Umut Korkmaz dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirketi temsilen İstanbul İrtibat Bürosu yetkilisi Derin Talinli arasında sac metal alımı konusunda devam eden sözleşme görüşmeleri sonunda anlaşmaya varıldığını, anlaşmanın ikincil noktalarından olan malların boyut dağılımı hakkında davalı tarafça müvekkiline 03.03.2016 tarihli mail ile fiyatların ciddi anlamda tırmandığından bahsedilerek ''kore ofis saatleri'' gibi muğlak bir zaman belirtilerek müvekkilinden yanıt beklendiğini, müvekkili tarafından aynı gün verilen kabul beyanına bir karşılık verilmediğini, bundan sonra da davalı tarafça konu ile ilgili herhangi bir dönüş yapılmadığını, gönderilen mail ve ihtarlara yanıt verilmediğini, müvekkilinin malı daha yüksek fiyata başka yerden temin etmek zorunda kaldığını ileri sürerek, şimdilik 800.000,00 USD'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; emtianın ebadına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılamaması halinde sözleşmenin kurulamayacak olduğunun bilincinde olan ve taraflar arasındaki iletişimi kendi kusurlu davranışlarıyla sürüncemede bırakan davacının iyi niyete aykırı şekilde dava açtığını, tarafların sözleşme görüşmelerine girerken sözleşmenin kurulamaması ihtimalini de göz önünde bulundurmaları gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin Türkiye temsilcisi Derin Talinli tarafından önerilen son icaba karşı davacı şirket tarafından verilen kabul beyanında ton miktarı konusunda eşitlik bulunmaktaysa da sac kalınlıkları hususunda farlılıklar bulunduğu, bu aşamada davacı tarafça önerilen ebatların karşı tarafın icabını kabul değil, yeni bir icap oluşturduğu, davalı şirket Türkiye temsilcisi Derin Talinli tarafından 03.03.2016 Perşembe günü çekilen e-postada fiyatların ciddi anlamda tırmandığı, bu nedenle alokasyon almanın çok zor olduğunun ve ancak bu proporsiyonlarla ebat dağılımını teyit etmek zorunda olduklarının belirtildiği, davalının davacı şirketi uyardığı ve bir an önce cevap verilmesini talep ettiği, belirtilen tarihlerde tüm dünyada sac fiyatlarında ani sert yükselişlerin olduğu, davalının bu uyarısına rağmen ve daha önceki yazışmalarda 1 saat 2 saat gibi sürelerde tarafların birbirine dönüş yapmasına, davalının Kore ofis saatleri içerisinde cevap verilmesini talep etmiş olmasına rağmen davacının bu mailden yaklaşık 4,5-5 saat sonra Kore ofis saatleri dolduktan sonra cevap verdiği, sözleşme ilişkilerinin kesilmesinde ve sözleşme öncesi görüşmelerdeki kusurun davalı şirkete değil, davacı şirkete ait olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde anlaşıldıktan sonra müvekkili şirket yetkilisinin sözleşme taslağını istediği aşamada davalı tarafından sözleşme görüşmelerinin 03.03.2016 günü saat 11:32'de tek taraflı olarak kesildiğini, müvekkilinin 03.03.2016 ve 11.03.2016 tarihinde gönderdiği e-postalara yanıt verilmediğini, yine telefonla da davalıya ulaşılamadığını, taraflar arasında daha önceden gündeme getirilmeyen Kore ofis saati koşulunun ileri sürüldüğünü, sözleşme yapmak amacıyla temasa geçen kişilerin, bu andan itibaren aralarında kurulan ilişkinin her safhasında birbirlerine zarar vermemek için her türlü özeni göstermek zorunda olduğunu, ayrıca Kore ofis saati koşulunun da resmi ofis saatleri dışında gündeme getirildiğini, ayrıca davalı şirketin gönderdiği e-postalardan bazılarının Kore çalışma saatleri dışında olduğunu, davacı şirket yetkilisinin 02.03.2016 tarihinde 16:48'de davalı yetkilisine gönderdiği ve 02.03.2016 günü saat 15:28'de LG yetkilisinin ebat dağılımını içerir e-postasına cevap verdiği "yarın dönüş yapacağız" şeklindeki beyanını içerir e-postasına davalı tarafından hiç bir yanıt verilmediğini, LG yetkilisinin suskun kalması ile müvekkilinde sözleşme kurulacağı yönünde haklı beklenti oluştuğunu, sözleşme görüşmelerinin objektif esaslı unsurlar üzerinde tam olarak uyuşmanın sağlandığı, gönderileceği limanın dahi belli olduğu bir sırada ve nihai teyitlerin alındığı aşamada kesildiğini, Mahkemece davalı yetkilisi tarafından gönderilen 02.03.2016 günü saat 15:28'deki e-postanın Kore saatinin yanlış değerlendirildiğini, davalının bu tarihte gönderdiği e-postanın Kore saatiyle saat 21:28'e denk geldiğini ve mesai saatleri dışında olmasının muhtemel olduğunu, ayrıca sipariş edilen ürünlerin ebat dağılımı ve ağırlıkları hususunda tarafların tam olarak uyuşmalarına rağmen mahkemece uyuşmanın sağlanamadığı yönündeki yorumun tamamen hatalı olduğunu, kararda Kore ofis saatlerinin 18:00-19:00'a kadar uzadığı belirtilmekte ise de buna ilişkin herhangi bir dayanak gösterilmediğini, yapılan araştırmaya göre Kore ofis saatlerinin saat 17:00'ye kadar sürdüğünü, bu nedenle LG yetkilisinin 03.03.2016 günü Türkiye saati ile 11:32'de G.Kore saati ile ise 17:32'de gönderdiği e-postaların G.Kore ofis saati dışında yapıldığını, müvekkili şirket yetkilisinin davalıya 03.03.2016 tarihinde saat 16:05'de gönderdiği e-postanın kabul cevabı niteliğinde olduğunu, ayrıca müvekkilinin uğradığı zararın ve miktarının da yanlış hesaplandığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların birbirlerine karşılıklı gönderdikleri e-postada siparişe konu edilmesi müzakere edilen ürünlerin ebat dağılımları hususunda tam bir uyuşma içinde olmadıkları, taraflar arasındaki sözleşme görüşmelerine konu olan emtianın fiyatlarının ani değiştiğinin taraflarca da kabul edildiğini, davalı şirket irtibat bürosu yetkilisi Derin Talinli'nin 02.03.2016 saat 15:28'de gönderdiği e-postaya davacı tarafça aynı gün saat 16:08'de verilen cevabi e-postada davalının 02.03.2016 tarihli e-postasına ilişkin bilgi verileceği belirtilmesine rağmen davalı şirket irtibat bürosu yetkili tarafından 03.03.2016 tarihinde davacı tarafından henüz geri dönüş yapılmadığı aşamada gönderilen e-postada fiyatların ciddi anlamda tırmandığı, bu nedenle alokasyon almanın çok zor olduğu ve ancak bu proporsiyonlarla ebat dağılımını teyit etmek zorunda olduklarının belirtildiği, davacı şirketin uyarıldığı ve bir an önce cevap verilmesinin talep edildiği, davalı irtibat bürosu yetkilisinin müzakereleri Kore'de üretimi yapacak firmadan teyit almak suretiyle devam ettirdiği, davacı tarafın uyarı amaçlı e-postasına karşılık davacı tarafça aynı gün saat 16.05'de gönderilen e-postada belirtilen ebatlardaki farklılık da dikkate alındığında davalı şirketin irtibat bürosu yetkilisi tarafından davacıda, taraflar arasında müzakere edilen sözleşmenin kurulacağı yönünde haklı bir güven oluşturulduğundan söz edilemeyeceği, bu haliyle davalının sözleşme görüşmelerini devam ettirme zorunluluğu da bulunmadığından davacı tarafça iddia edilen zarardan davalının sorumlu tutulamayacağı, davalının sözleşme öncesi görüşmeler sırasında sözleşme kurulacağına yönelik güveni boşa çıkardığının ve kusurlu davranışlarıyla davacıyı zarara uğrattığının ispatlanamadığı, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, sözleşme öncesi sorumluluğa dayalı tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.