Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/15645 E. 2015/1053 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '5 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticaret unvanı↗ hak düşürücü süre↗ kâr kaybı↗ ortalama tüketici↗ kötüniyet↗ haksız rekabet↗ iltibas↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı markasında "..." ibaresi, davalı markasında ise "... on" ibaresi esas unsurları oluşturduğu, "..." ibaresinin yurt dışı eğitim hizmetleri alanında zayıf marka olduğu, bu nedenle bu işaretin taraflardan birinin tekeline bırakılabilmesinin mümkün olmadığı, davacının sunmuş olduğu delilerin tanınmış marka kabul edilebilmesi için yeterli olmadığı, davalının ticaret unvanının ticari sicile kayıt tarihine kadar geçen süre içerisinde, davacının "..." ibaresini tanınmış hale getirdiği ve davalının bu tanınmışlıktan faydalanmak üzere kendi unvanını kötüniyetle tescil ettirdiği hususunda delil bulunmadığı, davalının tescilli markasını kullanmasının haksız rekabet oluşturmayacağı, aynı hizmet sektöründe faaliyet gösteren davacı ve davalının uzun yıllar boyunca aynı alanda hizmet verdikleri, davacı açısından "sessiz kalma yoluyla hak kaybının" gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalının ticaret unvanını tescil ettirdiği 18.03.1997 tarihinden 13.10.2010 olan dava tarihine kadar uzunca bir süre sessiz kalınması nedeniyle dava hakkını yitirmiş bulunmasına, ayrıca davalı unvanının tescil tarihi itibariyle de somut uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK'nın 8/5. maddesine dayanılamayacak olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Ancak davacı, ''...'' ibaresi üzerinde marka olarak öncelik hakkına sahip olduğunu, aynı zamanda davalının tescil ettirdiği ''... '' markasını tescil edildiği halinden farklı olarak ''...'' ibaresi şeklinde kullanmak suretiyle kendi markasına tecavüz yoluyla haksız rekabette bulunduğunu iddia etmiştir. Dava konusu hükümsüzlüğü istenen 2006/27592 sayılı ve sicile 09.06.2006 tarihinde tescil edilen davacıya ait ''... '' markasındaki ''...'' ibaresi, markanın asli unsuru niteliğinde bulunmaktadır. Her iki markada da asli unsur olarak yer alan söz konusu ibarenin dava konusu markanın tescilli olduğu eğitim ve öğretim hizmetleri bakımından ortalama tüketici nezdinde iltibas tehlikesine yol açacağının kabulü gerekir.
Bu durumda, hükümsüzlük davasının 5 yıllık hak düşürücü sürede açıldığı gözetilerek anılan ibare üzerinde markasal kullanım bakımından öncelik hakkının taraflardan hangisine ait olduğu belirlenmek suretiyle uyuşmazlığın 556 sayılı KHK'nın 8/3 ve 42/1-b maddesi çerçevesinde tartışılması isabetli olmadığı gibi, davalının markasının tescil edildiği halinden farklı olacak bir şekilde ''...'' ibaresinin kullanımına yönelik haksız rekabetin önlenmesine ilişkin talebi bakımından da inceleme ve değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Men'i
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8688 E. 2023/495 K.
Ortak:ticaret unvanı · hak düşürücü süre · kâr kaybı · ortalama tüketici · haksız rekabet · iltibas · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… araflardan birinin tekeline bırakılabilmesinin mümkün olmadığı, davacının sunmuş olduğu delilerin tanınmış marka kabul edilebilmesi için yeterli olmadığı, davalının «ticaret unvanının» ticari sicile kayıt tarihine kadar geçen süre içerisinde, davacının "..." ibaresini tanınmış hale getirdiği ve davalının bu tanınmışlıktan faydalanmak üzere kendi unvanını «kötüniyetle» tescil ettirdiği hususunda delil bulunmadığı, davalının tescilli markasını kullanmasının «haksız rekabet» oluşturmayacağı, aynı hizmet sektöründe faaliyet gösteren davacı ve davalının uzun yıllar boyunca aynı alanda hizmet verdikleri, davacı açısından "sessiz kalma yoluyla hak «kaybının»" gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Her iki markada da asli unsur olarak yer alan söz konusu ibarenin dava konusu markanın tescilli olduğu eğitim ve öğretim hizmetleri bakımından «ortalama tüketici» nezdinde «iltibas» tehlikesine yol açacağının kabulü gerekir.
Bu durumda, hükümsüzlük davasının 5 yıllık «hak düşürücü sürede» açıldığı gözetilerek anılan ibare üzerinde markasal kullanım bakımından öncelik hakkının taraflardan hangisine ait olduğu belirlenmek suretiyle uyuşmazlığın 556 sayılı KHK'nın 8/3 ve 42/1-b maddesi çerçevesinde tartışılması isabetli olmadığı gibi, davalının markasının tescil edildiği halinden farklı olacak bir şekilde ''...'' ibaresinin kullanımına yönelik «haksız rekabetin» önlenmesine ilişkin talebi bakımından da inceleme ve değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı adına tescilli markanın hükümsüz kılınması, tescilsiz olarak markasal bir şekilde kullanılan işarete ve «ticaret unvanına tecavüzün» ve «haksız rekabetin» tespiti, önlenmesi ve durdurulması ve maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup taraflar arasında, markasal kullanım bakımından “Global” ibaresi üzerindeki öncelik hakkının kime ait olduğu, davalının adına tescilli markayı tescil edildiği şekliyle değil davacının markasal olarak kullandığı işarete yanaşacak şekilde kullanıp kullanmadığı ve belirtilen kullanımın davacının «marka hakkına tecavüz» ve haksız rekabet teşkil edip etmediği hususları uyuşmazlık konusudur.
Zira bilirkişi raporunda, taraflarca sunulan «deliller değerlendirilmeksizin» salt davacının "Global" ibaresini içeren «ticaret unvanını» davalıdan daha önce tescil ettirdiğinden bahisle ibare üzerindeki öncelik hakkının davacıya ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ancak somut olaya uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre öncelik hakkının kabulü için işaretin ticaret sırasında markasal olarak kullanılması ve bu kullanım neticesinde belirli oranda tanınır hale getirilmesi gerekli olup davacının «ticaret unvanını» davalıdan daha önce tescil ettirmesi tek başına ibare üzerindeki öncelik hakkının davacıya ait olduğunu kabul için yeterli değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticaret unvanına tecavüz · delil değerlendirmesi · marka hakkına tecavüz · bilirkişi incelemesi · eksik inceleme · ibraz
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı adına tescilli markanın hükümsüz kılınması, tescilsiz olarak markasal bir şekilde kullanılan işarete ve «ticaret unvanına tecavüzün» ve «haksız rekabetin» tespiti, önlenmesi ve durdurulması ve maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup taraflar arasında, markasal kullanım bakımından “Global” ibaresi üzerindeki öncelik hakkının kime ait olduğu, davalının adına tescilli markayı tescil edildiği şekliyle değil davacının markasal olarak kullandığı işarete yanaşacak şekilde kullanıp kullanmadığı ve belirtilen kullanımın davacının «marka hakkına tecavüz» ve haksız rekabet teşkil edip etmediği hususları uyuşmazlık konusudur.
Bu itibarla Mahkemece, ilk bozma ilamında belirtildiği üzere taraflarca sunulan deliller kapsamında yeniden «bilirkişi incelemesi» yaptırılması, tarafların ihtilaf konusu işareti markasal olarak kullanmaya başladıkları tarihin tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirlenmesi ve işaret üzerindeki markasal öncelik hakkının taraflardan hangisine ait olduğu tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken uyulan bozma ilamının gereklerine riayet edilmeksizin «eksik incelemeye» dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Değerlendirme Davacı yan, "Global" ibaresini 1991 yılından itibaren markasal olarak kullandığını, belirtilen kullanımları sebebiyle ihtilaf konusu ibare üzerinde öncelik hakkının bulunduğunu ileri sürmüş, davalı yan da aynı şekilde belirtilen ibareyi 1996 yılından itibaren markasal olarak kullandığını belirterek öncelik hakkının kendisinde olduğunu savunmuş ve bu husustaki delillerini dosyaya «ibraz» etmiştir.
Zira bilirkişi raporunda, taraflarca sunulan «deliller değerlendirilmeksizin» salt davacının "Global" ibaresini içeren «ticaret unvanını» davalıdan daha önce tescil ettirdiğinden bahisle ibare üzerindeki öncelik hakkının davacıya ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/9985 E. 2013/8488 K.
Ortak:hak düşürücü süre · kâr kaybı · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… araflardan birinin tekeline bırakılabilmesinin mümkün olmadığı, davacının sunmuş olduğu delilerin tanınmış marka kabul edilebilmesi için yeterli olmadığı, davalının «ticaret unvanının» ticari sicile kayıt tarihine kadar geçen süre içerisinde, davacının "..." ibaresini tanınmış hale getirdiği ve davalının bu tanınmışlıktan faydalanmak üzere kendi unvanını «kötüniyetle» tescil ettirdiği hususunda delil bulunmadığı, davalının tescilli markasını kullanmasının «haksız rekabet» oluşturmayacağı, aynı hizmet sektöründe faaliyet gösteren davacı ve davalının uzun yıllar boyunca aynı alanda hizmet verdikleri, davacı açısından "sessiz kalma yoluyla hak «kaybının»" gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, hükümsüzlük davasının 5 yıllık «hak düşürücü sürede» açıldığı gözetilerek anılan ibare üzerinde markasal kullanım bakımından öncelik hakkının taraflardan hangisine ait olduğu belirlenmek suretiyle uyuşmazlığın 556 sayılı KHK'nın 8/3 ve 42/1-b maddesi çerçevesinde tartışılması isabetli olmadığı gibi, davalının markasının tescil edildiği halinden farklı olacak bir şekilde ''...'' ibaresinin kullanımına yönelik «haksız rekabetin» önlenmesine ilişkin talebi bakımından da inceleme ve değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaDava ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açıldığından sessiz kalma yoluyla hak «kaybı» söz konusu olmadığı halde davanın kabülü yerine yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Dava marka hükümsüzlüğüne ilişkin olup Dairemizin yerleşmiş içtihatları uyarınca «kötü niyetin» söz konusu olmadığı hallerde marka hükümsüzlüğü davasının ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta dava tescilden itibaren ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hakkın kötüye kullanılması · kötü niyet
Benzer bu kararda… ihinden ... yıl sonra eldeki davanın açıldığı, davacının uzunca bir süre geçtikten sonra davalı markasının hükümsüzlüğünü talep etmesinin MK’nun .... maddesine göre «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olması nedeniyle yasalar önünde korunmasının hukuk düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir Karar davacı vekili tarafından …
Dava marka hükümsüzlüğüne ilişkin olup Dairemizin yerleşmiş içtihatları uyarınca «kötü niyetin» söz konusu olmadığı hallerde marka hükümsüzlüğü davasının ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılması gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/15645 E. , 2015/1053 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/06/2014 tarih ve 2010/149-2014/108 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yurtdışı eğitim danışmanlığı alanında faaliyet gösterdiğini, 1991 yılından beri "..." ibaresini ticari unvanında kullandığını, davalının da aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, davalının 2006 yılında "... " markasını tescil ettirdiğini, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu, davalı markasıyla benzer olduğunu, markanın müvekkili tarafından 19 yıldır kullanıldığını, davalının tescilinin kötüniyetli olduğunu, ayrıca davalı markasının "... " olmasına karşın müvekkilinin markası olan "... "i tanıtımlarında kullandığını, bu durumun iltibasa neden olduğunu ileri sürerek, davalının müvekkilinin unvanına vaki tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini ve men'ini, davalı markasının hükümsüzlüğünü, 2.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 1996 yılında faaliyetlerine başladığını, müvekkilinin "... " ibaresini markasal olarak kullandığını, ticari sicile tescilli unvanın marka hakkına tecavüz edemeyeceğini, markanın ticari unvanda olduğu şekliyle kullanıldığı, davacının müvekkilinin markasından haberdar olduğunu, uzun süre sessiz kalındığını, müvekkilinin kendi markasına ayırt edicilik kazandırdığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı markasında "..." ibaresi, davalı markasında ise "... on" ibaresi esas unsurları oluşturduğu, "..." ibaresinin yurt dışı eğitim hizmetleri alanında zayıf marka olduğu, bu nedenle bu işaretin taraflardan birinin tekeline bırakılabilmesinin mümkün olmadığı, davacının sunmuş olduğu delilerin tanınmış marka kabul edilebilmesi için yeterli olmadığı, davalının ticaret unvanının ticari sicile kayıt tarihine kadar geçen süre içerisinde, davacının "..." ibaresini tanınmış hale getirdiği ve davalının bu tanınmışlıktan faydalanmak üzere kendi unvanını kötüniyetle tescil ettirdiği hususunda delil bulunmadığı, davalının tescilli markasını kullanmasının haksız rekabet oluşturmayacağı, aynı hizmet sektöründe faaliyet gösteren davacı ve davalının uzun yıllar boyunca aynı alanda hizmet verdikleri, davacı açısından "sessiz kalma yoluyla hak kaybının" gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalının ticaret unvanını tescil ettirdiği 18.03.1997 tarihinden 13.10.2010 olan dava tarihine kadar uzunca bir süre sessiz kalınması nedeniyle dava hakkını yitirmiş bulunmasına, ayrıca davalı unvanının tescil tarihi itibariyle de somut uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK'nın 8/5. maddesine dayanılamayacak olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Ancak davacı, ''...'' ibaresi üzerinde marka olarak öncelik hakkına sahip olduğunu, aynı zamanda davalının tescil ettirdiği ''... '' markasını tescil edildiği halinden farklı olarak ''...'' ibaresi şeklinde kullanmak suretiyle kendi markasına tecavüz yoluyla haksız rekabette bulunduğunu iddia etmiştir. Dava konusu hükümsüzlüğü istenen 2006/27592 sayılı ve sicile 09.06.2006 tarihinde tescil edilen davacıya ait ''... '' markasındaki ''...'' ibaresi, markanın asli unsuru niteliğinde bulunmaktadır. Her iki markada da asli unsur olarak yer alan söz konusu ibarenin dava konusu markanın tescilli olduğu eğitim ve öğretim hizmetleri bakımından ortalama tüketici nezdinde iltibas tehlikesine yol açacağının kabulü gerekir.
Bu durumda, hükümsüzlük davasının 5 yıllık hak düşürücü sürede açıldığı gözetilerek anılan ibare üzerinde markasal kullanım bakımından öncelik hakkının taraflardan hangisine ait olduğu belirlenmek suretiyle uyuşmazlığın 556 sayılı KHK'nın 8/3 ve 42/1-b maddesi çerçevesinde tartışılması isabetli olmadığı gibi, davalının markasının tescil edildiği halinden farklı olacak bir şekilde ''...'' ibaresinin kullanımına yönelik haksız rekabetin önlenmesine ilişkin talebi bakımından da inceleme ve değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacının diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/187959500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz