6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Sermaye koyma borcunun ödenmemesinden kaynaklanan şirket zararının tazmini

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/521 E. 2021/212 K. · · İlk derece: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tazminatkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ Emsal

Gerekçe özeti

Sermaye koyma borcunu süresinde ifa etmeyen ortağın bu borcu, payının ortaklıktan çıkarılma sonrası gerçek değeri üzerinden başka bir ortağa devredilmesiyle sona erer ve ödenmemiş sermaye payından doğan sorumluluk devralana geçer; ancak sermaye borcunun geciken ifasının şirkete somut olarak yol açtığı zarar (örneğin faaliyete geçilemeyen dönemdeki kira giderleri) bu devirden bağımsız olarak, borcunu geciktiren ortağın payı oranında tazmin sorumluluğuna konu olabilir. Zarar miktarı, şirketin genel bilanço zararının tamamı değil, yalnızca sermaye borcunun gecikmesiyle nedensellik bağı kurulabilen kalemlerle sınırlı olarak hesaplanmalıdır.

Ele alınan sorunlar

Ortaklıktan çıkarılan ve payı gerçek değeriyle devredilen ortağın sermaye koyma borcundan sorumluluğunun devam edip etmediği → kabul

İddia: Davalı, payının gerçek değeri üzerinden devredilmesi nedeniyle sermaye koyma borcundan artık sorumlu olmadığını, devir alan ortağın sorumlu olması gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalının sermaye payı ödenmemiş olarak eTTK 530/1 uyarınca gerçek değeri üzerinden başka bir ortak tarafından devralınmıştır. Payın gerçek değeri üzerinden satılması nedeniyle sermaye payında açık bulunmadığından, davalının sorumluluğu bu satışla sona ermiş, ödenmemiş sermaye payından sorumluluk payı devralan ortağa geçmiştir. Bu nedenle davalıdan sermaye koyma borcunun talep edilemeyeceği kabul edilmiştir. (Bu değerlendirme Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma sonrası davanın esasına ilişkin nihai hüküm değişmiştir.)

Gerekçe kaynağı: düzeltme

Sermaye koyma borcunun süresinde ifa edilmemesinin şirketin bilanço zararına etkisinin (Yargıtay bozması sonrası) yeniden değerlendirilmesi → kısmi kabul

Gerekçe: Bozma ilamına uyularak yaptırılan yeni bilirkişi incelemesinde, davacı şirketin zararının işyerini faaliyete geçirememesine rağmen ödemek zorunda kaldığı kira bedelleri ve tadilat masraflarından kaynaklandığı; tadilat masraflarının şirketin mevcuduna ve kullanımına ait kazanım niteliğinde olup zarar sayılamayacağı; kira giderleri yönünden ise davalının sermaye ödemesini zamanında yapmamasından kaynaklanan kısmın 4,5 aylık döneme tekabül ettiği ve bu döneme ait kira giderinden davalı payına düşen miktarın 40.512,50-TL olduğu belirlenmiştir. 2011 yılına ait tadilat masraflarının ise işyerinin faaliyete geçmesinden sonraki döneme ait olup şirketin uzun vadede yararlanacağı bir gider olduğundan bu kısımdan davalının sorumlu tutulamayacağı, ancak sermaye borcunun süresinde ödenmemesi nedeniyle oluşan kira giderinden kaynaklanan zarardan davalının sorumlu olduğu kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesinin zararın tamamına hükmetmesi bu nedenle hatalı bulunmuş, istinaf başvurusu bu yönden kabul edilerek hükmün kaldırılıp yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararın, sermaye koyma borcunu ifa etmeyen ortağın payının 3. kişiye gerçek değeri üzerinden devredilmesi halinde sorumluluğun sona ereceğine ilişkin değerlendirmesi Yargıtay tarafından bozulmuş olsa da, bozma sonrası kurulan hüküm; sermaye borcunun gecikmeli ifasından kaynaklanan zararın, şirketin genel bilanço zararından ayrıştırılarak nedensellik bağı kurulabilen kalemlerle sınırlı tazmini gerektirdiği yönünde emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sermaye koyma borcu ortaklıktan çıkarma pay devri gerçek değer üzerinden devir bilanço zararı nedensellik bağı kısmi kabul

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 529TTK 529/2TTK 407 · 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu (eTTK) — eTTK 530/1 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 353(1)b-2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/521

KARAR NO 2021/212

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 12/10/2017

NUMARASI 2015/303 Esas 2017/688 Karar

DAVA

Tazminat (Ticari İşletmenin Satılmasından Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 17/02/2021

Dairemizce verilen,davanın reddine ilişkin hükmün Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından bozularak iadesi üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili şirkette kuruluşta %80 pay sahibi olarak ortak olduğunu , ihtarnameye rağmen sermaye borcunu ödemediğini, Beyoğlu 1. ATM'nin 2010/317 - 2010/476 sayılı kararı ile kesinleşen ortaklar kurulu kararı ile TTK nun 529.mad.göre ortaklıktan çıkartıldığını, verilen kararın 01/02/2011 tarihinde kesinleşerek ticaret sicilinde 05/01/2011 tarihi ve 7723 sayı ile tescil edildiğini,davalının ortaklıktan çıkarılma tarihine kadar sorumluluğunun bulunduğunu, davalının sermaye borcunu ödemeyerek şirkete zarar verdiğini, şirkete ait 2009 yılında şirketin 169.852,24 TL ve 2010 yılında 129.425,47 TL olmak üzere toplam 299.277,71 TL şirketin zarar ettiğini, davalının şirketten çıkarılma tarihine kadar oluşan bu zarardan payı oranında sorumlu olduğunu, davalının hissesine düşen zararın 239.422,16-TL olduğunu, bu zararın TTK.nın 407.mad.gereği temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğini, bedelin belirlenmesi ile faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili ; müvekkilinin kardeşi tarafından ...'a birçok ödeme yapıldığını, dekontlarını sunduklarını, tazmini istenen zararın nasıl oluştuğu ve vakıanın hangi kanıtla kanıtlanacağının belirtilmediğini, şirket bilançolarının müvekkiline tebliğ edilmediğini, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının husumet ehliyetinin bulunmadığını, Beyoğlu 1. ATM ce verilen ortaklıktan çıkma kararının sermaye borcunu yerine getirilmediği gerekçesi müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmadığını, devir kararının geçersiz olduğunu, geçerli kabul edilmesi durumunda şirketin tek ortaklı olarak münfesih sayılması gerektiğini, şirketin zararının nasıl oluştuğunu bilmediğini, şirketin zararı varsa bunun nereden kaynaklandığının kanıtlanması gerektiğini, müvekkilinin ev kadını olduğunu, bundan ötürü ortaklık ve ticari işlerle ilgili bilgi sahibi olmadığını, müvekkilinin sermaye borcunu koymadığı gerekçesi ile şirketin zarar ettiğini kabul etmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI VE SÜREÇ

Mahkemece, şirketin 305.277- TL zararda olduğu, davacının sermaye koyma borcunu yerine getirmediğinden, davalının sermaye payını 1/4'ünü ödememiş olduğu konusundaki raporuna karşılık alınan ek raporda bilirkişiler, sermaye payının ödenmediğinden 2009 ve 2010 yıllarındaki meydana gelen zarardan davalının sermaye payının 320.000-TL olduğu, bunun 1/4'ünün tescil aşamasında ödendiğinin belirtilmesine karşın, davalının sermaye payının tamamını ödemediği, çekilen ihtara rağmen temerrüte düştüğü, Türk Ticaret Sicil gazetesinde belirtilmesine rağmen 1/4 olan 80.000- TL nin ödendiğine karşılık şirket kayıtlarında bir ibare olmadığı, her ne kadar ticari defter kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulmadığı belirtilmiş ise de davacı şirket kayıtları, şirketin tam olarak faaliyete geçememesinden ötürü meydana gelen zararın davalının sermayesini koymadığından şirketin sermayesinin ödenmemiş olmasından meydana geldiği, 305.277- TL lik zararın davalının payına isabet eden %80 nin 244.222,17- TL olduğu, davalı TTK.nın 529/2.mad.göre şirketten ayrılmasına rağmen %80 den sorumlu bulunduğu,dava dilekçesinde 239.422-TL talep edildiği gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak 239.422-TLnin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Davalı vekili; dava dilekçesinin HMK'ya uygun olmadığını, dava şartı yokluğu ve zamanaşımı itirazlarına yönelik itirazlarının değerlendirilmediğini, şirket sermayesinin 1/4 şirket tescil tarihinden itibaren üç ay içerisinde, kalanı ise 20/01/2012 tarihine kadar ödeneceğinin kabul edildiğini, istenebilir olmayan borçtan dolayı zararın tazmine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece, dosyaya sunulan ödeme ve harcama makbuz ve belgelerinin incelenmesi için bilirkişilere görev bile vermediğini, şirketin tüm yatırım ve kuruluş giderlerinin davalının ağabeyi ... tarafından karşılanmasına karşın şirket temsilcisinin gönderilen paralarla kendi sermaye borcunu ödemiş gibi gösterdiğini, davalının sermaye koyma borcu için ise ödeme göstermediğini, tanık dinletme isteğinin kabul edilmemesi ve kanıtların toplanmamasının hukuka aykırı olduğunu, dava dilekçesinde zararın nedeninin açıklanmadığını, davacının dosyaya sunmuş olduğu tutanakların sonradan düzenlenmiş olduğunun, daha önce sunulan kira sözleşmelerinden kolayca anlaşıldığını, zararın keyfi olarak yazıldığını, ...'ın pay devrinin geçerli olmadığını belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Dairemizce yapılan istinaf incelemesi neticesinde; davalının 320.000-TL'lik sermaye payı ödeme borcunu yerine getirmediği, bu sebeple şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verildiği ve payının da şirket tarafından ortak ..."a satıldığı, ortak tarafından eTTK'nın 530/1 maddesi gereği gerçek değeri üzerinden devir alındığının anlaşıldığı, davalı payının 320.000-TL bedelle satıldığının kabulü gerektiği, davalının sermayesi ödenmemiş payı 320.000-TL bedelle gerçek değerinden satın alındığına göre sermaye payında açık bulunmadığı, davalının sorumluluğunun gerçek değer üzerinden yapılan satışla sona erdiği, ödenmemiş sermaye payından sorumluluğun devralan ..."a ait olduğu ,davalıdan sermaye koyma borcunun talep edilemeyeceği, bu bedelin payı devralan ...

tarafından ödenmesi gerektiği, hem şirket ortaklığından sermaye payı ödenmemesi yönünden çıkarma kararı verilerek payın gerçek değeri üzerinden satılan davalının sermaye koyma borcunun sona erdiği gözetilmeden davalıdan 239.422 TL nin tahsiline karar verilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11. H.D.’nin 20/01/2020 tarihli 2019/2340 Esas-2020/561 Karar sayılı ilamı ile; davalının koymayı taahhüt ettiği sermayenin davacı şirketin toplam sermayesine oranı %80 olup ilk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi uyarınca, davacı şirketin 2009-2010 yıllarında şirketin atıl kalması ve ticari faaliyetinin bulunmaması nedeniyle bilançoya yansıdığı şekilde zarara uğradığının belirtildiği, davacı taraf esasen, davalıya ait sermaye borcunun ödenmemesinin, davacı şirketin 2009-2010 yıllarına ait bilanço zararına yol açtığından bahisle işbu davayı ikame etmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince, 20.07.2010 tarihinde vuku bulan ıskata bağlı olarak askıdaki payların 3.

kişiye devri nedeniyle bilanço zararının bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş ise de; talebin ileri sürülüş biçimi ve davacı şirket zararının niteliği gözetilerek, davacı şirketin 2009-2010 yıllarına ait dava konusu bilanço zararına, davalının sermaye koyma borcunu süresinde ifa etmemesinin etkileri değerlendirilip hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince, hatalı değerlendirme ve eksik incelemeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle kararın davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmuştur. Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamı gereği davacı şirket kayıt ve defterleri üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Bilirkişi raporunda; davacı şirketin 2009 yılında bilanço hesaplarında 169.852,24-TL zarar raporlandığı, 2010 yılı bilançosunda 135.425,47-TL zarar raporlandığı, zararın tablo 14 ve tablo 15'de ayrıntıları belirtildiği gibi tadilat ve kira giderleri kaynaklı olduğu, zararın niteliği gözetilerek bilanço zararı içerisindeki tadilat masraflarından kaynaklanan kısmın yapılmış ve şirketin mevcuduna ve kullanımına ait kısım olduğu, bu nedenle şirketin kazanımına ilişkin yapılan masrafın zarar olarak nitelendirilemeyeceği, 18 aylık dönem içerisinde kira kaynaklı zarar olarak raporlanan giderin davalı tarafından peşin sermaye ödemesini zamanında yapmamasından kaynaklı kısmının yukarıda izah edildiği şekilde 4,5 ay olarak belirlendiği, şirketin bilanço zararında kayıtlanan kira giderinden bu kısma tekabül eden 40.512,50-TL şirketin ilave katlanmak zorunda kaldığı bilançoda kayıtlanmış zararı oluştuğunu kanaat olarak bildirmiştir.

Yeniden yapılan bilirkişi incelemesine ,toplanan tüm delillere göre davacı şirketin zararının; işyerini faaliyete geçiremediği halde ödemek zorunda kaldığı kira bedelleri ve kiralanan taşınmaza ait tadilat masrafları nedeniyle oluştuğu belirlenmiştir.davalı tarafından ödenmeyen ve şirket tarafından katlanılmak zorunda kalınan zararın davalı payına düşen miktarın 40.512,50-TLolduğu hesaplanmıştır.Davacı şirketin diğer zarar kalemleri ise ; takip eden 2011 yılında faaliyete geçen işyerine yapılan tadilat masraflarından ibaret olduğu ,2011 yılı itibariyle şirketin kar raporladığı , işyerine yapılan tadilat ve benzeri masrafların davacı şirketin katlanmak zorunda kalacağı ve uzun vadede yararlanacağı bir meblağ olduğu belirlenmekle bu kısım zarardan davalının sorumlu tutulamayacağı ,ancak davalının sermayesini ödememesi nedeniyle davacı şirketin kira bedellerinden dolayı zarara uğradığı belirlenmiştir.

İlk derece mahkemesinin davacının 2009 ve 2010 yıllarında uğradığı zarar tutarının tamamına hükmedilmekle davalı vekilinin istinaf nedenleri yerinde olduğundan ,istinaf başvurusunun kabulüne hükmün kaldırılmasına, yeniden hüküm verilerek davacının uğradığı zarar olan hesaplanan kira bedelinin davalıdan tahsiline ,fazla istemin reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 9.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/10/2017 Tarih 2015/303 Esas 2017/688 Karar sayılı hükmün HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın kısmen kabulüne;

40. 512,50-TL'ye dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilerek davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine" İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 2.767,40-TL karar harcının yatırılan 4.098,60-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla olan 1.331,20- TLnin talep halinde karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Davacı tarafça yatırılan 2.795,10-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Davacı tarafından ödenen 2.500-TL bilirkişi ücreti ile 132-TL tebligat ve müzekkere masrafı olmak üzere toplam 2.632-TL yargı giderinin kabul ve red oranı nazara alınarak takdiren 445-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından ödenen 24-TL posta masrafından ibaret yargı giderinin davanın reddi oranı nazara alınarak takdiren 20-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına, Davacı vekili için takdir olunan 6.066,63-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,Davalı vekili için AAÜT nin 13/3.maddesi dikkate alınarak takdir olunan 6.066,63 -TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine," Davacı vekili için takdir olunan 4.080-TL istinaf duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Davalı vekili için takdir olunan 4.080-TL istinaf duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Davalı tarafından yatırılan 4.088,73-TL peşin istinaf karar harcının kendisine iadesine, İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan 1.000-TL bilirkişi ücreti ile 117,70-TL tebligat ve müzekkere gideri olmak üzere toplam 1.117,70-TL yargı giderinin kabul oranı nazara alınarak takdiren 188,67-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına, İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan 74,50-TL yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 61,91-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, HMK.'nun 356. maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda oy birliğiyle karar verildi. 17/02/2021

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/169659 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Temyiz istemi usulden reddedildi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/4171 E. 2022/6454 K. · Temyiz istemi usulden reddedildi

Temyiz kesinlik sınırının altında kalan karara yönelik temyizin reddi

Gerekçe özeti

Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen miktar, HMK 362/1-a ve Ek 1. maddeye göre belirlenen temyiz kesinlik sınırının altında kalıyorsa karar kesindir ve temyiz istemi reddedilir; asıl temyize sıkı sıkıya bağlı olan katılma yoluyla temyiz de bu halde dinlenemez.

Emsal değeri

Kesinlik sınırı altındaki karara yönelik temyizin ve ona bağlı katılma yoluyla temyizin reddi gerektiği yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: temyiz kesinlik sınırı katılma yoluyla temyiz kesin karar

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/4171 E.  ,  2022/6454 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın kabulüne dair verilen 17.02.2021 tarih ve 2020/521 E- 2021/212 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili; davalının müvekkili şirkette kuruluşta %80 pay sahibi olarak ortak olduğunu, ihtarnameye rağmen sermaye borcunu ödememesi üzerine Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/317 Esas 2010/476 sayılı kararıyla kesinleşen ortaklar kurulu kararı ile TTK'nın 529. maddesine göre ortaklıktan çıkartıldığını, verilen kararın 01.02.2011 tarihinde kesinleşerek ticaret sicilinde 05.01.2011 tarihi ve 7723 sayı ile tescil edildiğini, davalının ortaklıktan çıkarılma tarihine kadar sermaye borcunu ödemeyerek şirkete verdiği bilanço zararına ilişkin sorumluluğunun bulunduğunu, davalının sermaye borcunu ödemeyerek şirkete zarar verdiğini, şirketin 2009 yılında 169.852,24 TL ve 2010 yılında 129.425,47 TL olmak üzere toplam 299.277,71 TL zarar ettiğini, davalının şirketten çıkarılma tarihine kadar oluşan bu zarardan payı oranında sorumlu olduğunu, davalının hissesine düşen zararın 239.422,16 TL olduğunu, anılan zararın TTK'nın 407.

maddesi gereği temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğini ileri sürerek 239.422,00 TL’nin ticari temerrüt faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; husumet ve zamanaşımı itirazında bulunarak müvekkilinin kardeşi tarafından diğer ortak Şevket Kahraman'a birçok ödeme yapıldığını, tazmini istenen zararın nasıl oluştuğu ve vakıanın hangi kanıtla kanıtlanacağının belirtilmediğini, şirket bilançolarının müvekkiline tebliğ edilmediğini, hisse devri ve ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin alınan kararların usul ve yasaya uygun olmadığını, şirketin tek ortaklı olarak münfesih sayılması gerektiğini, şirketin zararının nasıl oluştuğunu bilmediğini, müvekkilinin ev kadını olduğunu, ortaklık ve ticari işlerle ilgili bilgi sahibi olmadığını, sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini talep istemiştir.

İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne, 239.422.-TL’nın tahsiline karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 20.01.2020 tarihli, 20219/2340 E. 2020/561 K. sayılı ilamı ile bozulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/10/2017 tarih 2015/303 Esas 2017/688 Karar sayılı hükmün HMK 353(1) b-2 gereği kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne;

40. 512,50 TL'ye dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilerek davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.

Karar, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

HMK'nın 6763 sayılı Kanunun 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL'yi geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK'nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi itibariyle 78.630,00 TL'dir. Bölge adliye mahkemesince kabul edilen miktar 40.512,50 TL olup yukarıda anılan madde hükmüne göre davalı vekilinin temyiz isteminin temyiz sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili katılma yoluyla temyiz talebinde bulunmuş olup katılma yoluyla temyiz, asıl temyiz talebine sıkı sıkıya bağlıdır. HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2.

maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davalı vekilinin ve katılma yoluyla temyiz isteminde bulunan davacı vekilinin kesin olan karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükme yönelik TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE, işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 29.09.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.