6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Garantör sıfatıyla ödeme yapanın kefillere rücu hakkı bulunmaz

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/14 E. 2022/1207 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptaliistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Sigorta

Gerekçe özeti

Bir protokolün kefalet mi garanti sözleşmesi mi olduğunun tespitinde; sözleşmede kullanılan deyimler, üstlenilen rizikonun niteliği ve ifa/tazminat yükümlülüğü gibi yardımcı kıstasların yanında asli-feri yükümlülük, yükümlülüğün kapsam ve niteliği, menfaat ve kişiye yönelik teminat kıstasları esas alınır. Teminat kişiye yönelik olmayıp objektif olarak belirli bir sonucun (borcun ödenmesi) gerçekleştirilmesine ilişkinse ve teminat verenin bu ilişkide menfaati mevcutsa, sözleşme garanti sözleşmesi olarak nitelendirilir. Garanti sözleşmesi kapsamında borcu ödeyen kişinin, kefalet sözleşmesinden farklı olarak, asıl borçlu veya diğer müteselsil kefillere yasadan doğan bir rücu hakkı bulunmaz.

Ele alınan sorunlar

Protokolün kefalet mi garanti sözleşmesi mi olduğu ve buna bağlı rücu hakkı → ret

İddia: Davacı vekili, protokolde müvekkilinin sıfatının garantör olarak belirtilmiş olmasına karşın, protokolün ana kıstaslar uygulandığında kefalet amacıyla imzalandığının ortaya çıktığını, bu nedenle müvekkilinin kefil sıfatıyla diğer müteselsil kefillere rücu hakkının bulunduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: TBK'nın 128. maddesinde düzenlenen garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesinin temel amacı, asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce alacaklıya şahsi teminat verilmesidir. Kefalet sözleşmesi şekil şartına tabi iken garanti sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekil şartına bağlı değildir. Kefalette TBK 591 uyarınca kefil borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilirken, garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmamıştır. Kefil, kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra asıl borçluya yasadan doğan rücu hakkına sahip olduğu halde, garanti sözleşmesinde bu hak tanınmamıştır. Garanti verenin sorumluluğu kefalet verenin sorumluluğundan daha ağır koşullara tabidir. İki sözleşme türünü ayırt etmek için belirlenen kıstaslar şunlardır: sözleşmede kullanılan deyimler, üstlenilen rizikonun niteliği, borçlu yerine ifa veya tazminat ödeme yükümlülüğü, para borcunun tekeffülü veya bir fiilin tekeffülü gibi yardımcı kıstaslar; ayrıca ana kıstaslar olarak asli-feri yükümlülük kriteri (garanti veren bağımsız bir borç altına girer, kefalette ise asıl olan başka bir borcun bulunmasıdır), yükümlülüğün kapsam ve niteliği (asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacı taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek şekilde alacaklının hiçbir surette zarara uğramamasını temin eden sözleşme garanti sözleşmesidir), menfaat kıstası (kefalette kefilin bir yararlanma amacı yoktur, garantide ilke olarak teminat verenin menfaati mevcuttur) ve kişiye yönelik teminat verme kıstası (teminat bir kişi gözönünde tutularak verilmişse kefalet, objektif olarak belirli bir sonucun gerçekleşmesine yönelikse garanti sözleşmesi kabul edilir). Somut olayda protokolde davacı 'garantör', 'kredi borçlarını ödemeyi üstlenen' ve 'borcu garanti eden' olarak nitelendirilmiştir; teminat kişiye yönelik olmayıp edimin objektif olarak yerine getirilmesine (kredi borcunun ödenmesi) ilişkindir; davacı edimi asli olarak üstlenmiştir ve borcun tasfiyesine yönelik yükümlülük garanti niteliği taşımaktadır. Ayrıca davalıya ait şirket hisseleri ile taşınmazların davacıya devredilmesi ve protokol gereği alacaklı bankanın tasarrufun iptali davalarından feragat ederek hacizlerin kaldırılması olgusu karşısında davacı bakımından menfaat unsuru da gerçekleşmiştir. Bu nedenlerle protokol garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir; garanti eden sıfatıyla borcu ödeyen davacının müteselsil kefil davalılara rücu hakkı bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararda garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesinin ayırt edilmesine ilişkin ana ve yardımcı kıstaslar somut olaya uygulanarak açıkça sıralanmış; bu kıstaslara göre garanti sözleşmesi niteliğindeki bir ilişkide borcu ödeyenin diğer müteselsil kefillere rücu hakkının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu, benzer nitelikte protokol/garanti-kefalet ayrımı içeren uyuşmazlıklar için yol gösterici, bölgesel ve ikna edici bir emsal niteliğindedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
garanti sözleşmesi kefalet sözleşmesi müteselsil kefalet rücu hakkı itirazın iptali borç üstlenimi asli-feri yükümlülük kriteri tasarrufun iptali

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 128TBK 591

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/14

KARAR NO 2022/1207

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 21/02/2018

NUMARASI 2016/50 Esas - 2018/195 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Garanti Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 15/09/2022

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; ... A.Ş'nin ...bank A.Ş'den kullanacağı krediye esas olmak üzere, asıl borçlu ile müteselsil kefiller ... ve ...'ın banka ile genel kredi sözleşmesi akdettiklerini, asıl borçlu tarafından kredi borcunun ödenmemesi sebebiyle, davalılar ile davacı arasında yapılan görüşmelere istinaden, müvekkili ile ... bank arasında 25/04/2011 tarihli protokol akdedildiğini ve kefil sıfatıyla müvekkilinin söz konusu banka borcunun bir kısmını ödediğini, müvekkilinin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi borcunun bugüne kadar 1.542.607,40-TL'sini kefil sıfatıyla ödediğini, müvekkili tarafından ödenen borcun tahsili için davalılara 02/10/2014 tarihli ihtarname keşide edilmesine rağmen davalıların ödeme yapmadığını, bu nedenle davalılar aleyhine Bakırköy ...

İcra Dairesinin ... esas sayılı takip dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak borçluların itirazı üzerine takibin durdurulduğunu belirterek, davalıların itirazının iptali ile davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; davacının müvekkillerine rücu etmesinin mümkün olmadığını, kefalet ve garanti sözleşmeleri farklı olduğunu, garanti sözleşmesi şekil şartına tabi olmayıp garanti verenin borçluya ait defileri ileri süremeyeceğini, borcu ödeyen garanti verenin asıl borçluya rücu hakkının bulunmadığını, kefilden ayrı olarak garanti verenin borcunun asli nitelikte olduğunu,protokol içeriğinden borcun bağımsız ve asli olarak üstlenildiğinin anlaşıldığını, davacı tarafça keşide edilen ihtarnamede de borcun garanti eden sıfatıyla ödendiğinin belirtildiğini, garanti eden davacının protokol ve ödemede kişisel çıkarının bulunduğunu, bu kapsamda müvekkilinin şirket hisselerini ve 150 adet dükkanını gerçekten düşük bedellerle davacıya devrettiğini, ayrıca davacının amacının kişisel teminat olmayıp belirli bir sonucu elde etmeye yönelik olduğunu, bu husus protokolün 8.

maddesinde belirtilmiş olup, asıl borçlu ile müvekkilleri aleyhine açılan icra takipleri sonrasında davacı aleyhine açılan tasarrufun iptali davalarında, devir işlemlerinin iptal edilmemesi ve taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasının davacının ulaşmak istediği sonuç olduğunu, bu nedenle davacının amacının kefalet olmadığını ve garanti sözleşmesine dayanarak müvekkillerine rücu imkanının bulunmadığını belirterek, davanın reddine ve davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; dava dışı ... A.Ş'nin yine dava dışı bankadan kullanacağı krediye esas olmak üzere asıl borçlu ve müteselsil kefiller olan davalılar ... ve ... arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiği, kredi borcunun ödenmemesi sebebiyle, davacı ile banka arasında 25/04/2011 tarihli protokol akdedilerek davacının bankya borcun 1.542.607,40-TL'lik kısmını ödediği, davacının davalılara ödediği miktarın ödenmesi için davalılar aleyhine icra takibi başlattığı, 25/04/2011 tarihli protokol incelendiğinde, davacının iş bu protokolü "borcu garanti eden" sıfatıyla imzaladığı, protokol içeriğinden de davacının asıl borçlunun bankaya olan kredi borcunu ödemeyi taahhüt ettiği, davacının banka ve davalılar ile imzaladığı sözleşmenin borcun üstlenilmesi niteliğinde olduğu, gerek TBK 195 vd.

maddeleri gereğince ve gerekse protokol hükümleri dikkate alındığında, davacının borç üstlenmesi ile ödediği parayı aynı borcun kefillerinden rücuen talep edemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; müvekkili ile ... bank A.Ş. arasında 25/04/2011 tarihinde akdedilen protokolde müvekkilinin sıfatı garantör olarak belirtilmiş olsa da, protokol incelendiğinde müvekkilinin tüm ana kıstasların uygulanması sonucu, sözleşmenin garanti sözleşmesi amacı ile değil, kefalet amacı ile imzalandığının ortaya çıktığını, bu nedenle müvekkili kefil olarak sözleşmeyi akdetmiş olduğundan diğer kefillere rücu hakkının bulunduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava,davacının protokole dayalı olarak davalıların müteselsil kefili olduğu borcu ödediği iddiasına dayalı olarak alacaklıya ödenen bedelin davalılardan tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; dava dışı banka ile asıl borçlu ... AŞ ve müteselsil kefil olan davalılar tarafından genel kredi sözleşmeleri akdedildiği, krediler kullandırıldığı,kredi borcunun ödenmemesi üzerine alacaklı tarafından asıl borçlu ve müteselsil kefiller aleyhine icra takipleri başlatıldığı, kefil olan ... adına kayıtlı taşınmazların mal kaçırma amacıyla üçüncü kişiye devredildiği iddiasıyla alacaklı banka tarafından ... ile taşınmazları devrettiği kişiler aleyhine tasarrufun iptali davaları açıldığı, dava dışı banka, asıl borçlu, davalı kefiller ve davacı arasında imzalanan 25.04.2011 tarihli protokol doğrultusunda dava dışı bankanın alacağının bir kısmının protokolde borcu garanti eden sıfatıyla imzası bulunan davacı tarafından bankaya ödendiği, alacaklı banka tarafından düzenlenen 14.10.2014 tarihli ödeme belgesinde de ...

tarafından borcun 1.542.607,40-TL'lik kısmının ödendiğinin belirtildiği,protokol sonrasında alacaklı banka tarafından açılan tasarrufun iptali davalarından feragat edildiği ve davacı ... tarafından dava dışı bankaya ödenen 1.542.607,40-TLnin rücuen tahsili istemiyle davalılar aleyhine icra takibi başlatılmıştır. Taraflarca imzalanan 25.04.2011 tarihli protokolde; davacının borcu garanti eden olarak yer aldığı, protokolün 3. maddesinde borçlu, kefil ve borcu garanti edenin belirtilen borcu ödemeyi kabul ettiklerinin belirtildiği, 4. maddesinde bankaya borç miktarınca senet verileceği, senetlerin 31.12.2011 tarihine kadar tamamlanamaması durumunda asıl borçlu şirket'nin keşideci ve davacının avalist olduğu senetlerin bankaya verileceği, 5.

maddesinde ödenmeyen senet bedellerinin ihtardan itibaren 3 gün içinde garanti eden davacı tarafından ödeneceği, 7. maddesinde protokole konu kredilerin teminatı olarak ... İnşaat adına kayıtlı taşınmaz üzerine banka lehine ipotek konulacağı, 8. maddesinde ipotek tesis edildiğinde banka tarafından başlatılan takip ile açılan tasarrufun iptali davalarından feragat edileceği kararlaştırılmıştır. TBK'nın 128. maddesinde düzenlenen garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesinin temel amacı, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat verilmesidir.Kefalet sözleşmesi geçerlilik şekil şartlarına tabi iken, garanti sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekil şartına tabi tutulmamıştır.Kefalette TBK'nın 591.

maddesi hükmü uyarınca kefil, borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahipken, garanti sözleşmesinde teminat veren kişiye bu hak tanınmış değildir. Ayrıca kefilin kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra asıl borçluya yasadan doğan rücu hakkı bulunduğu halde, garanti sözleşmesinde bu hak tanınmamıştır. Garanti verenin sorumluluğu, kefalet verenin sorumluluğundan daha ağır koşullara tabi tutulmuş olup, her iki sözleşmenin birbirinden ayırt edilebilmesi için çeşitli kıstaslar belirlenmiştir. Bu kıstaslardan yardımcı olarak belirlenen ilk kıstaslar; sözleşmede kullanılan deyimler, üstlenilen rizikonun niteliği, borçlu yerine ifa veya tazminat ödeme yükümlülüğü, para borcunun tekeffülü veya bir fiilin tekeffülü gibi kıstaslardır.

Ana kıstaslardan ilki ise asli-feri yükümlülük kriteridir. Buna göre, garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup,kefalette ise, asıl olan bir başka borcun olması ve kefalet ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır. Ana kıstaslardan ikincisi, yükümlülüğün kapsam ve niteliğidir. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir. Üçüncü kıstas ise menfaat olup, kefalet ilişkisinde kefalet verenin bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde, garanti sözleşmesinde ilke olarak teminat verenin menfaati mevcuttur.

Ana kıstaslardan bir diğeri ise, kişiye yönelik teminat verme kıstası olup, buna göre teminatın bir kişi gözönüne tutularak verilmesi halinde kefalet; objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilmesi halinde ise garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilmelidir (Yargıtay 3. HD'nin 2017/6543 esas, 2019/3083 karar sayılı emsal ilamı). Uyuşmazlık konusu protokol hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; protokolde davacının "garantör", "kredi borçlarını ödemeyi üstlenen" ve "borcu garanti eden" olarak nitelendirildiği, teminatın kişiye yönelik olmayıp, edimin objektif olarak yerine getirilmesine (belirtilen kredi borcunun ödenmesi) ilişkin olduğu, davacının edimi asli olarak üstlendiği, borcun tasfiyesine yönelik yükümlülüğün garanti niteliği taşıdığı, davalı tarafça ileri sürülen, davalıya ait şirket hisseleri ile taşınmazların davacıya devri olgusu ve protokol gereği alacaklı banka tarafından tasarrufun iptali davalarından feragat edilerek taşınmazlar üzerindeki hacizlerin de kaldırılması karşısında, davacı bakımından menfaat unsurunun da gerçekleştiği, bu nedenle protokolün garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği,garanti eden sıfatıyla borcu ödeyen davacının müteselsil kefil davalılara rücu hakkının bulunmadığı sonucuna varılmış olup bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ,davacının kefalet veren olarak kabulü ile diğer müteselsil kefillere rücu hakkı bulunduğuna yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiş istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 80,70-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 44,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 36,30-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından sarf edilen istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 16/09/2022

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/160953 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/6690 E. 2023/7726 K. · Onandı

Garanti eden sıfatıyla ödeyenin kefillere rücu edememesi

Gerekçe özeti

Bir sözleşmede taahhüt eden 'garantör' / 'borcu garanti eden' olarak nitelendirilmiş, üstlenilen teminat kişiye değil edimin objektif olarak yerine getirilmesine yönelmiş, edim asli olarak üstlenilmiş ve taahhüt edenin işlemde kendi menfaati de gerçekleşmişse sözleşme kefalet değil garanti sözleşmesidir. Garanti eden sıfatıyla borcu ödeyen kişi, aynı borcun müteselsil kefillerine rücu edemez.

Emsal değeri

Garanti sözleşmesi ile kefalet ayrımında bağımsız/asli edim üstlenimi ile menfaat unsurunun ölçüt alınması ve garanti edenin ödediği borç için kefillere rücu edememesi yönünden Yargıtay içtihadı niteliğindedir.

Kavramlar: garanti sözleşmesi müteselsil kefalet borcun üstlenilmesi rücu menfaat unsuru

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2022/6690 E.  ,  2023/7726 K.

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/14 Esas, 2022/1207 Karar

DAVALILAR 1.... vekili Avukat ...

2.... vekili Avukat ...

DAVA TARİHİ

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2016/50 E., 2018/195 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 26.12.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalılar vekili Avukat ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı Turkuaz ... Yolları A.Ş.'nin ... A.Ş.'den kullandığı krediye davalıların kefil olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davalılar ile müvekkili arasında yapılan görüşmelere istinaden, müvekkili ile ... A.Ş. arasında 25.04.2011 tarihli protokol imzalandığını, müvekkilinin kefil sıfatıyla borcun 1.542.607,40 TL'sini ödediğini, ödenen meblağın tahsili için davalılara gönderilen ihtarın sonuçsuz kaldığını, müvekkilince başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek davalıların itirazının iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu protokolü davacının garanti eden sıfatıyla imzaladığını, garanti eden davacının protokol ve ödemede kişisel çıkarının bulunduğunu, davacının amacının kefalet olmadığını, garanti sözleşmesine dayanarak müvekkillerine rücu edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava konusu 25.04.2011 tarihli protokolü "borcu garanti eden" sıfatıyla imzaladığı, protokol içeriğinden davacının dava dışı şirketin dava dışı bankaya olan kredi borcunu ödemeyi taahhüt ettiğinin anlaşıldığı, 25.04.2011 sözleşmenin borcun üstlenilmesi niteliğinde olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 195 ... vd. maddeleri ve protokol hükümleri dikkate alındığında davacının borç üstlenmesi ile ödediği parayı aynı borcun kefillerinden rücuen talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ile dava dışı banka arasında 25.04.2011 tarihinde imzalanan protokolde müvekkilinin sıfatı garantör olarak belirtilmiş olsa da protokol incelendiğinde müvekkilinin kefalet amacı ile imzaladığının anlaşılacağını, müvekkili sözleşmeyi kefil olarak imzaladığından diğer kefillere rücu hakkının bulunduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu protokolde davacının "garantör", "kredi borçlarını ödemeyi üstlenen" ve "borcu garanti eden" olarak nitelendirildiği, teminatın kişiye yönelik olmayıp, edimin objektif olarak yerine getirilmesine (belirtilen kredi borcunun ödenmesi) ilişkin olduğu, davacının edimi asli olarak üstlendiği, borcun tasfiyesine yönelik yükümlülüğün garanti niteliği taşıdığı, davalı tarafça ileri sürülen davalıya ait şirket hisseleri ile taşınmazların davacıya devri olgusu ve protokol gereği alacaklı banka tarafından tasarrufun iptali davalarından feragat edilerek taşınmazlar üzerindeki hacizlerin de kaldırılması karşısında, davacı bakımından menfaat unsurunun da gerçekleştiği, bu nedenle protokolün garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği, garanti eden sıfatıyla borcu ödeyen davacının müteselsil kefil davalılara rücu hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, dava konusu sözleşmenin davacı tarafından garantör sıfatıyla mı kefil sıfatıyla mı imzalandığına ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 195 ... ve devamı maddeleri

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak, davalılara verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

27.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.