6102TTK Türk Ticaret Kanunu

İhtarlı basit dava kararı tenfize kabil ilam niteliğinde değildir

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/1471 E. 2021/1402 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tanıma ve tenfizkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ EmsalTanıma-tenfiz usulü

Gerekçe özeti

MÖHUK 50. madde kapsamında tenfiz kararı verilebilmesi için yabancı mahkeme kararının hukuk davasına ilişkin, yargılama sonucu verilmiş bir ilam niteliğinde olması gerekir; ödeme emri/ihtar niteliğindeki, itiraz edilmemesi üzerine kesinleşen ve hakim tarafından verilmiş bir hüküm içermeyen icrai kararlar (ihtarlı basit dava kararı gibi) bu niteliği taşımadığından tenfize kabil değildir ve bu husus kamu düzenine ilişkin olup mahkemece re'sen gözetilir.

Ele alınan sorunlar

Tenfizi istenen yabancı kararın ilam niteliğinde olup olmadığı → kabul

İddia: Davalı vekili, bilirkişi tarafından incelenen ve tenfizi kabul edilen kararın dava dilekçesindeki karardan farklı olduğunu, esas dayanılan kararın kesinleşmiş aslının ibraz edilmediğini ve icra edilebilirlik belgesinin sunulmadığını ileri sürerek kararın kaldırılıp davanın reddini talep etmiştir.

Gerekçe: MÖHUK'un 50. maddesine göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Bu nedenle tenfiz kararı verilebilmesi için öncelikle yabancı mahkeme tarafından hukuk davalarına ilişkin olarak verilen kararın ilam niteliğinde olması gerekir; bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. Somut olayda tenfizi istenen karar, davacı alacaklının başvurusu üzerine mahkemece davalı borçluya borcu ödemesi hususunda ihtar tebliğ edilmesi, ihtardaki süreye rağmen ödeme yapılmaması ve itirazda bulunulmaması üzerine verilmiş; Alman hukukunda ihtarlı basit dava olarak adlandırılan, Türk hukukunda karşılığı bulunmayan, hakim tarafından verilmiş bir hüküm içermeyen, ilamsız icra takibine benzeyen icrai bir karar niteliğindedir. Bu niteliği itibariyle söz konusu karar, yargılama sonucu verilmiş bir ilam niteliğinde olmadığından tenfizi kabil bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Alman hukukundaki ihtarlı basit dava (ödeme emri) niteliğindeki kararların, yargılama sonucu verilmiş bir hüküm içermediğinden MÖHUK 50 kapsamında tenfize kabil ilam sayılmayacağına ilişkin tespit, benzer yabancı ülke usul kararlarının tenfizi taleplerinde emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tanıma ve tenfiz MÖHUK 50 ilam niteliği kamu düzeni ihtarlı basit dava (Mahnbescheid) kesinleşme ilamsız icra takibi

Atıf yapılan mevzuat: 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) — MÖHUK 50 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 353/(1)b-2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/1471

KARAR NO 2021/1402

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 26/02/2020

NUMARASI 2018/51 Esas 2020/164 Karar

DAVA

Tanıma Ve Tenfiz

İSTİNAF KARAR TARİHİ 30/09/2021

Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; davacı ile davalı arasında yapılmış olan satım sözleşmesi gereğince davalının borcunu ödememesi nedeniyle Almanya Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı aleyhine dava açıldığını, mahkemece 29.05.1996 tarihinde karar verildiğini, bu kararın yasal yollardan geçerek kesinleştiğini, davalının toplamda 62.235-Euro borcu bulunduğunu, ancak davalının mahkeme kararına rağmen borcunu ödemediğini belirterek, Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 26.02.2020 tarihli dilekçesi ile , tenfizi talep edilen kararın Stuttgart Sulh Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli ilamı olduğunu beyan ederek dava dilekçesini açıklamıştır.

CEVAP

Davalı vekili; davacı taraf yabancı bir tüzel kişi olduğundan MÖHUK'un 48. maddesi kapsamında teminat göstermesi davacı tarafın 29.05.1996 tarihli yabancı mahkeme kararından doğan dava ve alacak haklarının zamanaşımına uğradığını,davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacı tarafça Stuttgart Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli kararının tenfizinin talep edildiği, anılan kararın mahkeme masrafları, faizler ve ek diğer faizler hakkında hüküm ihtiva eden bir karar olduğu, bu yönüyle MÖHUK 50/1. maddesindeki tanıma uyduğu,anılan kararın kesinleştiğine ilişkin şerhi de içerdiği, davacı vekilince tenfizi istenen kararın Almanca apostil şerhli aslı ve noter onaylı Türkçe tercümesi ile anılan kararın kesinleştiğini gösteren ve Alman makamlarınca usulen onanmış yazı ve tercümesi sunularak MÖHUK 53. maddeye ilişkin gerekliliğin yerine getirildiği, Almanya ile ilamların tenfizini mümkün kılan karşılıklılık esasının bulunduğu, tenfizi istenen kararın fatura alacağına ilişkin olması itibariyle Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuya ilişkin olmadığı, içerik itibariyle de kamu düzenine aykırı bir husus ihtiva etmediği, MÖHUK 55/2 maddesinde düzenlenen ve karşı tarafa/davalıya tanınan itiraz hakkı kapsamında davalı vekilince, Gera Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.07.2012 tarihli kararı ile borcun son bulduğunun karara bağlandığı belirtilip kararın tercümesi de dosyaya sunulmuş ise de, 02.10.2019 tarihli ara karar ile anılan kararın aslı ya da onanmış örneği ve kesinleştiğine ilişkin kayıtların sunulması ihtar edildiği halde davalı tarafça bu kayıtların sunulmadığı, anılan kararın, tenfizi istenen karardaki alacağa ilişkin olup olmadığı, tenfizi istenen kararın yerine getirilmiş veya yerine getirilmesine engel bir hal olup olmadığını değerlendirmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davalı vekili; bilirkişi tarafından incelenen evrakların davanın konusu olmadığını, dava dilekçesinde Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli kararının tenfizinin talep edildiğini, bilirkişi tarafından incelenen Stuttgart Sulh Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli ilamının dava konusu olmadığını, davacı vekilince 20.06.2018 tarihli dilekçeyle tenfizi istenen kararın Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli ilamı olduğu belirtilmişse de, bilirkişi raporunda içeriği açıklanan ilam ile bu ilamın konularının tamamen farklı olduğunu, bu nedenle davanın konusu olan Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli ilamının kesinleştirilmiş apostil şerhini içeren aslının verilen kesin sürede ibraz edilmediğinin sabit olduğunu,yine bilirkişi tarafından 04.12.1996 tarihli kararın icra edilebilir olduğuna dair resmi yazı ve tercümesinin dosyaya sunulmadığının açıkça belirtildiğini, ayrıca müvekkili lehine verilen Almanya Gera Sulh Mahkemesinin 19.07.2012 tarihli, müvekkilinin borçtan kurtulduğuna dair mahkeme kararının da celbinin gerektiğini, müvekkili tarafından davacıya yapılan ödemelere ilişkin dekontların sunulmuş olmasına rağmen gerekçeli kararda bu hususun değerlendirilmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. 5718 sayılı MÖHUK'un 50. maddesine göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Bu nedenle tenfiz kararı verilebilmesi için, öncelikle yabancı mahkeme tarafından hukuk davalarına ilişkin olarak verilen kararın, ilam niteliğinde olması gerekir. Kamu düzenine ilişkin olan bu hususun mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Somut olayda tenfizi istenen karar, Stuttgart Sulh Mahkemesinin 04.12.1996 tarih ve 92-0111978-06-N sayılı kararıdır. Söz konusu kararın incelenmesinde;

davacı alacaklının başvurusu üzerine mahkemece davalı borçluya borcu ödemesi hususunda ihtar tebliğ edildiği, ihtardaki süreye rağmen ödeme yapılmaması ve itirazda da bulunulmaması üzerine tenfize konu işbu kararın verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu karar Alman hukukunda ihtarlı basit dava olarak adlandırılan, Türk hukukunda karşılığı bulunmayan,hakim tarafından verilmiş bir hüküm içermeyen ancak ilamsız icra takibine benzeyen icrai bir karar niteliğindedir. Yargıtay 19 HD nin 2012/2857 esas 2012/11052 karar sayılı ve 4.7.2012 tarihli ilamında uyuşmazlık konusuna emsal olabilecek bir davada konu incelenmiş "MÖHUK'un 50’nci maddesine göre, “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.” Bu nedenle tenfiz kararı verilebilmesi için öncelikle yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin verilen kesinleşmiş bir ilamın bulunması gerekir.

Somut olayda ise tenfiz isteyen tarafça Padova Asliye Hukuk Mahkemesine alacağın varlığını gösteren belgelerle başvurulmuş, mahkeme hâkimi tarafından davalıya ödeme emri çıkarılarak 60 gün içinde itirazda bulunmaması hâlinde ödeme emrinin sonuç kısmında belirtilen alacak miktarı ve yargılama giderleri ile sair ferilerinin kesin olarak cebri icraya konulacağı ihtar edilmiştir. Tenfiz istemi de ödeme emrine rağmen 60 gün içinde itirazda bulunulmaması nedeniyle hakimlikçe çıkarılan ödeme emrinin kesinleştiği iddiasına dayanmaktadır. Açıklanan bu usul çerçevesinde Padova Asliye Hukuk Mahkemesince çıkarılan ödeme emrinin kesinleşmiş olması, bu kararı teknik anlamda tenfizi kabil bir karar olarak nitelendirmeye yeterli değildir.

Mahkemece bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır."denilmiştir. Bu niteliği itibariyle söz konusu karar, yargılama sonucu verilmiş bir ilam niteliğinde olmadığından, tenfizi kabil bulunmamaktadır.Tenfiz isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, belirtilen hususlar yeniden yargılama gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/(1)b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak "davanın reddine" karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/51 Esas - 2020/164 Karar sayılı 26/02/2020 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın REDDİNE" İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 59,30-TL harcın, peşin yatırılan 24,30-TL ile 2.545-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 2.569,30-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 2.510-TL harcın talep halinde karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, Davalı lehine AAÜT uyarınca hesaplanan 11.617,65-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, " İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan 2.711,24-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davalı tarafından yapılan 48,50-TL posta masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 30/09/2021

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/159447 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

⚠ Bu istinaf çizgisi Yargıtay'ca (kısmen ya da tamamen) bozulmuştur — bölgesel emsal değeri bu yönüyle sınırlıdır.

Bozuldu

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/8698 E. 2023/2536 K. · Bozuldu

Yabancı kararın ilam niteliği kendi usul hukukuna göre belirlenir

Gerekçe özeti

Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının ilam niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşip kesinleşmediği, lex fori prensibi gereği münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre belirlenir; Türk usul hükümlerine göre nitelendirme veya kesinlik denetimi yapılamaz. Karar kendi usul hukukuna göre kesinleşmiş mahkeme kararı statüsündeyse ve 5718 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesindeki olumlu koşullar gerçekleşip olumsuz koşullar bulunmuyorsa tenfize karar verilmesi gerekir.

Emsal değeri

Yabancı mahkeme kararının ilam niteliğinin ve kesinleşmesinin münhasıran o ülkenin usul hukukuna göre belirleneceği, Türk usul hükümlerine göre kesinlik denetimi yapılamayacağı yönünde İçtihadı Birleştirme Kararına dayanan bağlayıcı bir Yargıtay tespitini içerir; karar oy çokluğuyla verilmiş olup karşı oy onama görüşündedir.

Kavramlar: tenfiz lex fori ilam niteliği kesinleşme şerhi içtihadı birleştirme kararı ihtarlı basit dava

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/8698 E.  ,  2023/2536 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/1471 Esas, 2021/1402 Karar

HÜKÜM

Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2018/51 E., 2020/164 K.

Taraflar arasındaki tanıma-tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 25.04.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp, hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesi ile, davacı ile davalı arasında yapılmış olan satım sözleşmesi gereğince davalının borcunu ödememesi nedeniyle Almanya Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı aleyhine dava açıldığını, mahkemece 29.05.1996 tarihinde karar verildiğini, bu kararın yasal yollardan geçerek kesinleştiğini, davalının toplamda 62.235 euro borcu bulunduğunu, ancak davalının mahkeme kararına rağmen borcunu ödemediğini belirterek, Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacı taraf yabancı bir tüzel kişi olduğundan teminat göstermesi gerektiğini, davacı tarafın 29.05.1996 tarihli yabancı mahkeme kararından doğan dava ve alacak haklarının zamanaşımına uğradığını, kararın ilam niteliğinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafça Stuttgart Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli kararının tenfizinin talep edildiği, anılan kararın mahkeme masrafları, faizler ve ek diğer faizler hakkında hüküm ihtiva eden bir karar olduğu, bu yönüyle 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma uyduğu, anılan kararın kesinleştiğine ilişkin şerhi de içerdiği, davacı vekilince tenfizi istenen kararın Almanca apostil şerhli aslı ve noter onaylı Türkçe tercümesi ile anılan kararın kesinleştiğini gösteren ve Alman makamlarınca usulen onanmış yazı ve tercümesi sunularak 5718 sayılı Kanun'un 53 üncü maddeye ilişkin gerekliliğin yerine getirildiği, Almanya ile ilamların tenfizini mümkün kılan karşılıklılık esasının bulunduğu, tenfizi istenen kararın fatura alacağına ilişkin olması itibariyle Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuya ilişkin olmadığı, içerik itibariyle de kamu düzenine aykırı bir husus ihtiva etmediği, 5718 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen ve karşı tarafa/davalıya tanınan itiraz hakkı kapsamında davalı vekilince, Gera Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.07.2012 tarihli kararı ile borcun son bulduğunun karara bağlandığı belirtilip kararın tercümesi de dosyaya sunulmuş ise de, 02.10.2019 tarihli ara karar ile anılan kararın aslı ya da onanmış örneği ve kesinleştiğine ilişkin kayıtların sunulması ihtar edildiği halde davalı tarafça bu kayıtların sunulmadığı, anılan kararın, tenfizi istenen karardaki alacağa ilişkin olup olmadığı, tenfizi istenen kararın yerine getirilmiş veya yerine getirilmesine engel bir hal olup olmadığını değerlendirmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, dava dilekçesinde Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli kararının tenfizinin talep edildiğini, bilirkişi tarafından incelenen Stuttgart Sulh Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli ilamının dava konusu olmadığını, davacı vekilince 20.06.2018 tarihli dilekçeyle tenfizi istenen kararın Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli ilamı olduğu belirtilmişse de, bilirkişi raporunda içeriği açıklanan ilam ile bu ilamın konularının tamamen farklı olduğunu, bu nedenle davanın konusu olan Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.1996 tarihli ilamının kesinleştirilmiş apostil şerhini içeren aslının verilen kesin sürede ibraz edilmediğinin sabit olduğunu, yine bilirkişi tarafından 04.12.1996 tarihli kararın icra edilebilir olduğuna dair resmi yazı ve tercümesinin dosyaya sunulmadığının açıkça belirtildiğini, ayrıca müvekkili lehine verilen Almanya Gera Sulh Mahkemesinin 19.07.2012 tarihli, müvekkilinin borçtan kurtulduğuna dair mahkeme kararının da celbinin gerektiğini, müvekkili tarafından davacıya yapılan ödemelere ilişkin dekontların sunulmuş olmasına rağmen gerekçeli kararda bu hususun değerlendirilmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda tenfizi istenen kararın incelenmesinde; davacı alacaklının başvurusu üzerine mahkemece davalı borçluya borcu ödemesi hususunda ihtar tebliğ edildiği, ihtardaki süreye rağmen ödeme yapılmaması ve itirazda da bulunulmaması üzerine tenfize konu işbu kararın verildiğinin anlaşıldığı, söz konusu kararın Alman hukukunda ihtarlı basit dava olarak adlandırılan, Türk hukukunda karşılığı bulunmayan,hakim tarafından verilmiş bir hüküm içermeyen ancak ilamsız icra takibine benzeyen icrai bir karar niteliğinde olduğu, bu niteliği itibariyle söz konusu kararın, yargılama sonucu verilmiş bir ilam niteliğinde olmadığından, tenfizi kabil bulunmadığı, tenfiz isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu, gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, belirtilen hususlar yeniden yargılama gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; tenfizi istenen icra kararının Alman Hukukuna göre ilam niteliğinde olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporu ile de bu hususun değerlendirildiğini ve tenfizi istenebilecek kararlardan olduğunun tespit edildiğini, hakimin sadece tenfiz şartlarını inceleyebileceğini, esasa giremeyeceğini, belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5718 sayılı Kanunun 50 ve 54 üncü maddeleri

3. Değerlendirme

1. Davacı tarafından Stuttgart Sulh Mahkemesinin 04.12.1996 tarihli kararının tenfizi istenmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince tenfiz talebine konu kararın Alman hukukunda ihtarlı basit dava olarak adlandırılan ve Türk hukukunda karşılığı bulunmayan icrai bir karar niteliğinde olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.02.2012 tarih, 2010/1 E. ve 2012/1 K. sayılı kararı “Yabancı devletin usul hukukuna tabii olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilamı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukuka göre tayin ve tesbit olunur. Bu durum, bilindiği üzere milletlerarası alanda gerekse Türk Mahkeme uygulanmasında kabul edilmiş bulunan, usul hukukunda lex fori prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tabii olması prensibinin bir gereğidir.Nasıl ki, Türk Mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir icra emri veya emirname olarak nitelemesi düşünülemez ise, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilamı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz.

Nitekim, 5718 sayılı Kanunda tenfiz için 54 üncü maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tabii olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edildiği açıktır. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ ilam” niteliğinde kabul edilen bir mahkeme kararını Türk İcra Hukukunda yer alan bir düzenlemeye benzeterek, belirli bir miktar paranın ödenmesi ihtarını içeren emirname veya “ödeme emri” olarak nitelemek imkansızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının, 5718 sayılı Kanunda sınırlı olarak sayılan şartları taşıması halinde tenfize karar verilmesi gerekir.” şeklindedir.

3. 5718 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrasında “… o devlet kurumlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların…” denilmesinin yanı sıra 53 üncü maddede de “a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi.” düzenlemeleriyle karşılaşmaktayız. Kanun koyucu tenfize konu ilamdan bahsederken kesinleşme hususunda ısrarla o ülke iç hukukuna ve kurumlarının inisiyatifine atıfta bulunmuş olmasına göre, Türk usul hükümlerine göre bir kesinlik denetimi yapmanın mümkün olmadığı apaçık ortadadır.

4. Yukarıda anılan İçtihadı Birleştirme Kararı ile vurgulandığı üzere Alman usul hukukuna tâbi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilamı niteliğinde olup olmadığının münhasıran Alman usul hukukuna göre tayin ve tespit olunacağı, davaya konu kararın kesinleşmiş mahkeme kararı statüsüne sahip olduğu, 5718 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerindeki koşulların oluştuğu ve aynı maddenin (c) ve (ç) fıkrasındaki olumsuz koşulların da bulunmadığı dikkate alındığında davanın reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı yerinde görülmemiş, bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

27.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY

Temyiz edilen kararın usule, Yasa'ya ve dosya kapsamına uygun olduğu kanaatiyle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğu bozma yönündeki görüşüne katılamamaktayız.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.