Pay defteri kaydının düzeltilmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/1142 E. 2015/7284 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rüçhan hakkı↗ kesinleşen ilam↗ butlan↗ sermaye artırımı↗ genel kurul kararının iptali↗ depo kararı↗ hisse devri↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ üçüncü kişi↗ anonim şirket↗ geçersizlik↗ kusur↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kesinleşen mahkeme ilamı ile davacı ve davalı ... ... arasındaki 07/10/2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine karar verilmiş ise de, söz konusu davanın taraflar arasındaki sözleşmenin düzenlenmesinden yaklaşık 7 yıl sonra açıldığı ve hisse devrinden yaklaşık 10 yıl sonra kesinleşmiş olduğu, tarafların kusur ve ihmalinden kaynaklanmayan ve devletçe denetlenmesi gereken hisse devrinin tescili öncesinde ... Genel Müdürlüğü'nden izin alınması unsurunun eksikliği nedeniyle hisse devrinin geçersizliğine karar verilmesi kapsamında, davalı ...'ın iyi niyetli olarak devir aldığı ve sonrasında risk alarak sermaye artırımına giderek rüçhan hakkını kullanıp sahibi olduğu 18.000 adet hisseninde devrinin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, rüçhan hakkının kök paya bağlı bir hak olduğu hususunun tartışmalı olduğu, davalının üçüncü kişi olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, zira söz konusu hisselerin devrine ilişkin genel kurul kararının iptali ve butlanı söz konusu olmadığı sürece bu hisselerin davalıya intikalinin geçerli bulunduğu, davalının TMK'nın 933. maddesinde belirtilen iyi niyetli zilyed kapsamında hisse devrinin geçersizliğinin kesinleştiği döneme kadar söz konusu hisselere tasarruf edip kullandığı, bu kapsamda elde ettiği menfaatlerin iadesinin söz konusu olmayacağı, Borçlar Kanunu'nda düzenlenen butlan hükümlerinin aynen olayda uygulanmasının ticaret hayatındaki işlem güvenilirliği ilkesine aykırı olacağı sakat şirket doktirin ilkesi gereği geçersizliğin geriye değil ileriye doğru uygulanması gerektiği, bu kapsamda da dava konusu 18.000 adet hissenin geriye dönük iadesinin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçersiz anonim şirket hisse devrine dayalı rüçhan hakkı kullanılarak yapılan sermaye artışı sonucu oluşan hisselerin geçersizliğinin tespiti ve hisselerin pay defterine davacı adına tescili istemine ilişkindir.
Davacı, mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarih 2009/28 esas 2010/100 sayılı kararı ile geçersizliği tespit edilen hisselere dayalı olarak rüçhan hakkını kullanan davalı ... adına oluşan hisselerin gerçek maliki olduğunu ileri sürmüş, mahkemece davalı ...'ın iyi niyetli olarak devraldığı ve sonrasında risk alarak sermaye artırımına giderek rüçhan hakkını kullanıp sahibi olduğu hisselerin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, davalının üçüncü kişi olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, geçersizliğin geriye değil ileriye doğru uygulanması gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta davalı .., davacıdan devraldığı hisselere dayalı olarak sermaye arttırımı sonucu 18000 adet hissenin maliki olmuştur. Ancak, mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarih 2009/28 esas 2010/100 sayılı kararı ile davacı tarafından davalı ... arasında yapılan hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine karar verilmiştir... hakkının kök paya bağlı, kök payın genişlemesi niteliğinde bir hak olması karşısında, kök paya kim sahipse rüçhan hakkı da onun tarafından kullanılır. Dairemizin 21.01.2003 tarih ve 7578/515 sayılı kararında da benimsendiği üzere, rüçhan hakkından doğan hisselerin kök payın malikine iadesi için de kök payın malikinin rüçhan hakkından doğan hisseler için diğer tarafın ödediği sermaye tutarını ödemesi gerekmektedir. Bu durumda, az önce de açıklandığı üzere mahkemece artan sermaye oranında payına düşen miktarın davacıya depo ettirilmesi koşuluyla pay defterinde malik görünen fakat esasen mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarih 2009/28 esas 2010/100 sayılı kararı ile kök paylara malik olmadığı tespit edilen davalı ...'ın kök paya bağlı olan rüçhan hakkını kullanarak edindiği dava konusu paylara sahip olmasının mümkün olmadığı nazara alınmadan, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3486 E. 2017/5617 K.
Ortak:rüçhan hakkı · sermaye artırımı
İncelediğiniz karardaGenel Müdürlüğü'nden izin alınması unsurunun eksikliği nedeniyle «hisse devrinin» «geçersizliğine» karar verilmesi kapsamında, davalı ...'ın iyi niyetli olarak devir aldığı ve sonrasında risk alarak «sermaye artırımına» giderek «rüçhan hakkını» kullanıp sahibi olduğu 18.000 adet hisseninde devrinin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, rüçhan hakkının kök paya bağlı bir hak olduğu hususunun tartışmalı olduğu, davalının «üçüncü kişi» olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, zira söz konusu hisselerin devrine ilişkin «genel kurul kararının iptali» ve «butlanı» söz konusu olmadığı sürece bu hisselerin davalıya intikalinin geçerli bulunduğu, davalının TMK'nın 933. maddesinde belirtilen iyi niyetli zilyed kapsamında hisse d …
Davacı, mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarih 2009/28 esas 2010/100 sayılı kararı ile «geçersizliği» tespit edilen hisselere dayalı olarak «rüçhan hakkını» kullanan davalı ... adına oluşan hisselerin gerçek maliki olduğunu ileri sürmüş, mahkemece davalı ...'ın iyi niyetli olarak devraldığı ve sonrasında risk alarak «sermaye artırımına» giderek rüçhan hakkını kullanıp sahibi olduğu hisselerin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, davalının «üçüncü kişi» olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, geçersizliğin geriye değil ileriye doğru uygulanması gerektiği gerekçesiyle, davanı …
Dava, «geçersiz» «anonim şirket» «hisse devrine» dayalı «rüçhan hakkı» kullanılarak yapılan sermaye artışı sonucu oluşan hisselerin geçersizliğinin tespiti ve hisselerin «pay defterine» davacı adına tescili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaDavacı taraf, 28.03.2013 tarihli genel kurul kararlarının tescilini ve diğer «terditli taleplerini» ileri sürmüş olup; dosya kapsamından, 28.03.2013 tarihli genel kurul toplantısında «sermaye artırımı» ve bunun dışında bir kısım kararların alındığı, 25.06.2015 tarihli davalı yazısına göre ise, genel kurul kararının tescil ve «ilanının» talep edildiği, sermaye artırımında «rüçhan hakkının» kullanımına ilişkin davacı şirket «yönetim kurulu» kararı aleyhine dava açıldığı ve yönetim kurulu kararının tedbiren durdurulmasına karar verildiğinden genel kurul kararının tescilinin yapılamadığı anlaşılmaktadır …
Mahkemece, «sermaye artırımına» ilişkin genel kurul kararının yerine getirilmesi amacıyla alınan, «rüçhan hakkının» kullanımına ilişkin «yönetim kurulu kararının iptali» istemiyle açılan davada «ihtiyati tedbir» kararı verildiği ve bu tedbir kararı kaldırılmadan genel kurul kararının tescil edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, yönetim kurulu kararının iptaline ilişkin davanın ve verilen ihtiyati tedbirin, anılan genel kurul kararlarıyla bir bağlantısının olmadığı ve ihtiyati tedbir kararının tescile engel teşkil etmeyeceği gözden kaçırılarak yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, davacı tarafça sermaye artırımı ve rüçhan haklarının kullanımı dışındaki diğer genel kurul kararlarının yayınlanmasının değil, tüm kararların yayınlanmasının talep edildiği ve böylece başka bir davada «dava konusu» edilen hususun bu davada elde edilmek istendiği kabul edildiğine göre, yönetim kurulu kararının tescilinin de talep edilip edilmediği hususunda, davalıya yapılan tescil talep yazısı da getirtilip incelenerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken «eksik incelemeye» dayalı karar verilmesi de doğru görülmeyip kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:terditli talep · yönetim kurulu kararının iptali · terditli dava · ticaret sicili tescili · davanın konusu · ticaret sicili müdürlüğü · ihtiyati tedbir · ticaret sicili
Benzer bu kararda… kapsamına göre, davacı şirketin genel kurulu tarafından sermaye arttırımına ilişkin kararlar alındığı, daha sonra bu kararların yerine getirilmesi amacıyla şirketin «yönetim kurulu» tarafından alınan sermaye arttırımına ilişkin rüçhan haklarının kullanımı hususundaki kararların usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle iptali hakkında 2015/430 Esas sayılı dosya ile dava açıldığı, anılan dosyada iptali istenen kararların tescili ve uygulanması hususunda «ihtiyati tedbir» kararı alındığı, ayrıca genel kurul kararlarının tescilinin talep edildiği iddia edilmiş ise de; davacı tarafın, sermaye arttırımı ve rüçhan haklarının kullanımı dışındaki diğer genel kurul kararlarının yayınlanmasını değil, tüm kararların yayınlanmasını talep ettiğinden bir davada «dava konusu» edilen hususu bu kez başka bir dava ile elde etmek istediği, anılan tedbir kararı kaldırılmadan işbu davada genel kurul kararlarının «ticaret siciline tesciline» karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «sermaye artırımına» ilişkin genel kurul kararının yerine getirilmesi amacıyla alınan, «rüçhan hakkının» kullanımına ilişkin «yönetim kurulu kararının iptali» istemiyle açılan davada «ihtiyati tedbir» kararı verildiği ve bu tedbir kararı kaldırılmadan genel kurul kararının tescil edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, yönetim kurulu kararının iptaline ilişkin davanın ve verilen ihtiyati tedbirin, anılan genel kurul kararlarıyla bir bağlantısının olmadığı ve ihtiyati tedbir kararının tescile engel teşkil etmeyeceği gözden kaçırılarak yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, davacı tarafça sermaye artırımı ve rüçhan haklarının kullanımı dışındaki diğer genel kurul kararlarının yayınlanmasının değil, tüm kararların yayınlanmasının talep edildiği ve böylece başka bir davada «dava konusu» edilen hususun bu davada elde edilmek istendiği kabul edildiğine göre, yönetim kurulu kararının tescilinin de talep edilip edilmediği hususunda, davalıya yapılan tescil talep yazısı da getirtilip incelenerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken «eksik incelemeye» dayalı karar verilmesi de doğru görülmeyip kararın bozulması gerekmiştir.
1- Dava, «ticaret sicil müdürlüğü» kararına itiraz ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı taraf, 28.03.2013 tarihli genel kurul kararlarının tescilini ve diğer «terditli taleplerini» ileri sürmüş olup; dosya kapsamından, 28.03.2013 tarihli genel kurul toplantısında «sermaye artırımı» ve bunun dışında bir kısım kararların alındığı, 25.06.2015 tarihli davalı yazısına göre ise, genel kurul kararının tescil ve «ilanının» talep edildiği, sermaye artırımında «rüçhan hakkının» kullanımına ilişkin davacı şirket «yönetim kurulu» kararı aleyhine dava açıldığı ve yönetim kurulu kararının tedbiren durdurulmasına karar verildiğinden genel kurul kararının tescilinin yapılamadığı anlaşılmaktadır …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/1391 E. 2021/1046 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilan · temsil
Benzer bu kararda… meyen deliller incelenerek dava konusu faydalı modelin yeni olmadığı belirtildiğinden kök rapor ile ek rapor arasında bir çelişki bulunmadığı, ancak hükmün özetinin «ilanına» dair bir düzenleme olmamasına rağmen mahkemece hüküm özetinin ilanına yönelik hüküm kurulması doğru olmadığı gerekçesi ile davalı «temsilcisinin» istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile davalı adına tescilli 2014/06978 Y sayılı faydalı model b …
İlk Derece Mahkemesince, dava konusu faydalı modelin, tüm istemleri yönünden yenilik niteliğini taşımadığı ve bu nedenle hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı adına kayıtlı 2014/06978 numaralı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, kararın kesinleşmesinden sonra hüküm özetinin «ilanına» karar verilmiştir.
Karara karşı davalı «temsilcisince» istinaf isteminde bulunulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3476 E. 2015/10957 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/1142 E. , 2015/7284 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06/11/2014 tarih ve 2012/213-2014/474 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı anonim şirkette davalı... adına kayıtlı olan ancak .. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 E. ve 2010/100 K. sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılama neticesinde müvekkiline aidiyeti tespit edilerek müvekkili adına şirket pay defterine kaydına karar verilen hisseler kapsamında, müvekkiline ait rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle artırılan sermaye dolayısıyla oluşan 18.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davalı adına pay defterine yolsuz olarak kayıtlı bulunduğunu belirterek, pay defterindeki kaydın terkini ile hisselerin müvekkili adına pay defterine yazılmasına karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı pay sahibi olmadığından rüçhan hakkı bulunmadığını, dava konusu hisselerin dış kaynaklı sermaye artırımı yoluyla oluşturulduğunu ve müvekkilince nakden ödenmiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kesinleşen mahkeme ilamı ile davacı ve davalı ... ... arasındaki 07/10/2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine karar verilmiş ise de, söz konusu davanın taraflar arasındaki sözleşmenin düzenlenmesinden yaklaşık 7 yıl sonra açıldığı ve hisse devrinden yaklaşık 10 yıl sonra kesinleşmiş olduğu, tarafların kusur ve ihmalinden kaynaklanmayan ve devletçe denetlenmesi gereken hisse devrinin tescili öncesinde ... Genel Müdürlüğü'nden izin alınması unsurunun eksikliği nedeniyle hisse devrinin geçersizliğine karar verilmesi kapsamında, davalı ...'ın iyi niyetli olarak devir aldığı ve sonrasında risk alarak sermaye artırımına giderek rüçhan hakkını kullanıp sahibi olduğu 18.000 adet hisseninde devrinin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, rüçhan hakkının kök paya bağlı bir hak olduğu hususunun tartışmalı olduğu, davalının üçüncü kişi olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, zira söz konusu hisselerin devrine ilişkin genel kurul kararının iptali ve butlanı söz konusu olmadığı sürece bu hisselerin davalıya intikalinin geçerli bulunduğu, davalının TMK'nın 933.
maddesinde belirtilen iyi niyetli zilyed kapsamında hisse devrinin geçersizliğinin kesinleştiği döneme kadar söz konusu hisselere tasarruf edip kullandığı, bu kapsamda elde ettiği menfaatlerin iadesinin söz konusu olmayacağı, Borçlar Kanunu'nda düzenlenen butlan hükümlerinin aynen olayda uygulanmasının ticaret hayatındaki işlem güvenilirliği ilkesine aykırı olacağı sakat şirket doktirin ilkesi gereği geçersizliğin geriye değil ileriye doğru uygulanması gerektiği, bu kapsamda da dava konusu 18.000 adet hissenin geriye dönük iadesinin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçersiz anonim şirket hisse devrine dayalı rüçhan hakkı kullanılarak yapılan sermaye artışı sonucu oluşan hisselerin geçersizliğinin tespiti ve hisselerin pay defterine davacı adına tescili istemine ilişkindir.
Davacı, mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarih 2009/28 esas 2010/100 sayılı kararı ile geçersizliği tespit edilen hisselere dayalı olarak rüçhan hakkını kullanan davalı ... adına oluşan hisselerin gerçek maliki olduğunu ileri sürmüş, mahkemece davalı ...'ın iyi niyetli olarak devraldığı ve sonrasında risk alarak sermaye artırımına giderek rüçhan hakkını kullanıp sahibi olduğu hisselerin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, davalının üçüncü kişi olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, geçersizliğin geriye değil ileriye doğru uygulanması gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta davalı .., davacıdan devraldığı hisselere dayalı olarak sermaye arttırımı sonucu 18000 adet hissenin maliki olmuştur. Ancak, mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarih 2009/28 esas 2010/100 sayılı kararı ile davacı tarafından davalı ... arasında yapılan hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine karar verilmiştir... hakkının kök paya bağlı, kök payın genişlemesi niteliğinde bir hak olması karşısında, kök paya kim sahipse rüçhan hakkı da onun tarafından kullanılır. Dairemizin 21.01.2003 tarih ve 7578/515 sayılı kararında da benimsendiği üzere, rüçhan hakkından doğan hisselerin kök payın malikine iadesi için de kök payın malikinin rüçhan hakkından doğan hisseler için diğer tarafın ödediği sermaye tutarını ödemesi gerekmektedir.
Bu durumda, az önce de açıklandığı üzere mahkemece artan sermaye oranında payına düşen miktarın davacıya depo ettirilmesi koşuluyla pay defterinde malik görünen fakat esasen mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarih 2009/28 esas 2010/100 sayılı kararı ile kök paylara malik olmadığı tespit edilen davalı ...'ın kök paya bağlı olan rüçhan hakkını kullanarak edindiği dava konusu paylara sahip olmasının mümkün olmadığı nazara alınmadan, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29.05.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, Dairemiz çoğunluğunun bozma kararına katılmıyorum.29.05.2015
KARŞI OY
1- Dava, limitet şirket hisselerinin devrinden sonra, devir işleminin iptal edilmiş olması sebebiyle, ara dönemde sermaye artışı sebebiyle elde edilen hisselerin önceki kök hisse malikine iadesi istemine ilişkindir.
2- Somut olayda; davacı 07.10.2002 tarihli sözleşmeyle davalı ... A.Ş. isimli şirketteki 2.000 adet hissesinin tamamını diğer davalı ...’a devir ve temlik etmiştir. Ancak, aradan yaklaşık yedi yıl geçtikten sonra ... Asliye 1.Hukuk Mahkemesinde açtığı 2009/28 E. – 2010/100 K. Sayılı davada, yabancı sermaye prosedürüne aykırılık sebebiyle hisse devrenin geçersiz olduğunu ileri sürmüş ve yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş ve karar 07.12.2012 tarihi itibariyle kesinleşmiş ve 07.10.2002 tarihli hisse senedi devir sözleşmesinin iptaline, hisselerin yeniden davacı adına ticaret siciline tesciline karar verilmiştir. Bu davada ise, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinden sonra, davalı ...
Enerji A.Ş. hisselerinin 29.11.2002 tarihli şirket genel kurul kararıyla sermayesinin artırımına karar verildiği, davalı ...’ın da ...’dan satın aldığı hisselerin rüçhanını kullanarak ve iştirak taahhüdünde bulunarak bedeli mukabilinde 18.000 adet A grubu yeni hisse daha aldığı, sermaye artırımına ilişkin 29.11.2002 tarihi ile 2.000 adet hissenin geri iadesine dair kararın kesinleştiği 07.12.2012 tarihi arasında 10 yıldan fazla bir zaman geçtiği ve bu süreç içerisinde davalı ....’ın hissedar olarak şirket genel kurul toplantılarına katıldığı, karar alma süreçlerine aktif olarak katıldığı, bir ortağa sağlanan bütün hakları kullandığı anlaşılmaktadır. Her şeyden önce davacının 18.000 adetlik hisse yönünden 10 yıldan sonra hak iddia etmesi çelişkili davranış yasağını ihlal anlamına gelecek ve MK 2.maddesine aykırılık teşkil edecektir.
Bunun dışında, aradan geçen 10 yıldan fazla dönem içerisinde, davalı Muharrem’in şirket ortağı olmadığını söylemek, şirketin içte ve dışta temsili, üçüncü kişiler yapılan iş ve işlemler, şirketin iç işleyişi vb. konularda önemli sorunlar doğuracak olup, bu durum hukuki güvenlik ilkesine (güven nazariyesine) ters düşecektir. O nedenle, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi her ne kadar mahkeme kararıyla geçersiz kılınmış ise de, söz konusu geçersizliğin ileriye etkili sonuç doğuracak bir hükümsüzlük (butlan) niteliğinde olduğunun kabulü zorunludur. Bu durumda da sözleşme geçersiz kılınıncaya kadar geçen sürede yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu kabul etmek gerekir.
3- Her ne kadar dava konusu 18.000 adet hisse, daha önce dava olunan 2.000 adet kök hissenin rüçhanı olarak devir alınmış ise de, söz konusu hisselerin bedelsiz artırım sonucu değil, taahhüt edilen ilave sermaye karşılığında alındığı, 6762 sayılı TTK’nın 394.maddesi uyarınca, yasal süresi içerisinde davalı... tarafından iştirak taahhüdünde bulunulmaması durumunda diğer pay sahiplerinin de bu payları almasına hiçbir engel bulunmamakta olup, bu durumda ilave 18.000 adet hissenin davalı tarafından kendi nam ve hesabına alınmış olduğunun kabulü gerekmektedir.
4- Davalı Muharrem 2.000 adet hisseyi, davacının da iradesine uygun olarak ve iyi niyetle elinde tutmuş olduğundan, sözleşmenin geçersizliğine karar verildikten sonra iadenin kapsamı, sebepsiz zenginleşme halindeki iade kapsamından veya iyi niyetli zilyedin iade kapsamından daha fazla tutulmamalıdır. 818 sayılı BK’nun 61.maddesinde yer alan “Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisap eden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahz olunan şeyin iadesi lazımdır” hükmünde de ifade olunduğu gibi, iyi niyetli zenginleşen sadece aldığı şeyi iadeyle yükümlüdür. Keza BK 63.maddesinde de, iadenin üst sınırı, “ahz olunan şeyin kendisi” olarak belirlenmiş olup, duruma göre iyi niyetli zilyedin yapacağı iadenin kapsamı, ahz olunan şeyin değerinden daha aşağı da düşebileceği, hatta tamamen yok olabileceği kabul edilmiş, bu müessese öğretide zenginleşmenin düşmesi (F.Eren, Borçlar Hukuku, 889) olarak ifade edilmiştir.
İyi niyetli zilyede daha ağır yükümlülük getirmek BK 61 ve MK 2 maddeleriyle bağdaşmayacaktır.
5- TMK’nın 993/1.maddesinde yer alan iyi niyetli zilyedin iade borcuna ilişkin “İyiniyetle zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir” hükümden de anlaşılacağı üzere, iade borcunun üst sınırı “o şey” dir. Keza 993.maddenin ikinci fıkrasında yer alan “İyiniyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz” hükmünde de açıkça görüleceği üzere iyi niyetli zilyet, teslim aldığı şeyde meydana gelecek hasarlardan da sorumlu tutulmamıştır. Söz konusu hüküm şirket hisse senetlerine uyarlandığında, iyi niyetli zilyedin elinde iken hisselerin cari değerinin düşmüş olmasından zilyet sorumlu tutulmamıştır.
6- 18.000 adet hisse, önceki 2.000 hissenin mütemmim cüzü veya fer’isi, yani paranın faizi veya doğuran ineğin buzağısı değildir. Diğer bir anlatımla, önceki hisselerden bağımsız olarak taahhüt ve tasarruflara konu olabilir. O nedenle akibetinin kök hisse senetlerine bağımlı olduğunu kabul doğru değildir.
Anılan nedenlerle, davanın reddine karar veren yerel mahkeme kararını doğru ve yerinde bulduğumdan, mahkeme kararının bozulmasına dair Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/138347600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz