6102TTK Türk Ticaret Kanunu

TMSF kayyımlığındaki şirkete kar payı davasında yargı yolu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/1547 E. 2021/1656 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Diğer / sınıflanamadıkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ EmsalGörev ve yetkiDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Ceza soruşturması/kovuşturması kapsamında şirkete kayyım olarak TMSF atanmış olması, şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum haline geldiği anlamına gelmez; şirket diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi niteliğini sürdürür ve ortağın kar payı alacağına ilişkin davası adli yargının görev alanındadır. Ancak kayyımlık süresince genel kurul yetkilerinin TTK hükümlerine tabi olmaksızın Fon Kuruluna devredilmiş olması nedeniyle, şirket ortağı bu dönemde TTK'daki ortaklık haklarına dayanarak mahkemeden kar payı talep edemez.

Ele alınan sorunlar

Kar payı alacağı davasında görevli yargı yolu (adli/idari) → kabul

İddia: Davacı vekili, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133/3. maddesi uyarınca kayyım işlemlerine karşı görevli mahkemeye TMK ve TTK hükümlerine göre başvurulması gerektiğini, dolayısıyla davanın adli yargının görev alanında bulunduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: 5271 sayılı Kanun'un 133. maddesi ve 6758 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile ilgili yönetmelik ve yetki devri yönergesi hükümlerine göre, ceza soruşturması/kovuşturması sürecinde şirketin idaresinin kayyım olarak TMSF'ye devredilebileceği, TTK hükümleriyle bağlı olmaksızın genel kurul yetkilerinin Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Ancak davanın sonuç istemi, davacının hisselerine tekabül eden kar paylarının davalı şirket tarafından ödenmesidir. Davalı şirket, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimi TMSF kayyımlığına bırakılmış olsa da, diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi olma niteliğini korumaktadır; kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabul edilerek yargı yolu bakımından görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kayyımlık altındaki şirket ortağının TTK'ya dayalı kar payı isteme hakkının bulunup bulunmadığı → ret

Gerekçe: 5271 sayılı Kanun'un 133. maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20. maddesi ve ilgili yönetmelik/yönerge hükümleri uyarınca, davalı şirketin genel kurul yetkilerinin TTK hükümlerine tabi olmaksızın Fon Kuruluna devredildiği sonucuna varılmıştır. Bu düzenlemeler nedeniyle davacı şirket ortağının TTK'daki ortaklık haklarına dayanarak kar payını mahkemeden isteyemeyeceği kabul edilmiştir. Yapılan hata/eksiklik nedeniyle tahkikat yapılması gerekmediğinden, daire tarafından yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

TMSF kayyımlığı altındaki şirketlere karşı açılan kar payı davalarının yargı yolu bakımından adli yargının görevinde olduğu, ancak kayyımlık süresince genel kurul yetkilerinin Fon Kuruluna devredilmiş olması nedeniyle ortağın TTK'ya dayalı kar payı talep hakkının bulunmadığı yönünden emsal niteliktedir.

Usul tespitleri

Görevli mahkeme
TMSF kayyımlığı altındaki şirkete karşı açılan kar payı alacağı davalarında, şirketin diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi niteliğini koruması nedeniyle görevli yargı yolu adli yargıdır; idari yargı görevli değildir.
Dava şartı
yargı yolu (görev)

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yargı yolu dava şartı kayyım TMSF genel kurul yetkisi kar payı kamu gücü

Atıf yapılan mevzuat: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) — 5271 sayılı Kanun 133 · 6758 sayılı Kanun — 6758 sayılı Kanun 20

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2021/1547

KARAR NO 2021/1656

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 03/06/2021

NUMARASI 2021/470 Esas-2021/546 Karar

DAVA

Ticari Şirket

İSTİNAF KARAR TARİHİ 11/11/2021

Yargı yolu bakımından dava şartı yokluğundan davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, davacı ... adına Beyoğlu ... Noterliği 'nin 05 Mart 2021 tarih ve ... yevmiye no 'lu ihtarnamesinde; ""2016-2020 yılları arasındaki "finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları, yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, kar-zarar bilançolarının, kar dağıtımı konusunda tesis edilen kararların, genel kurul yetkisinin nasıl kullanıldığının, genel kurul yapılıp yapılmadığının, yapıldı ise kimlerin iştirak ettiğine ilişkin bilgilerin, yönetim kurulunun nasıl teşkil ettiğinin, bu yıllar arasında müvekkili hisselerinin hem genel kurul hem de yönetim kurulunda nasıl temsil edildiğinin, müvekkilinin hisselerinin bu yıllar içinde güncel nominal değerlerinin neler olduğunun" müvekkili adına kendileri ile paylaşılması" ihtar ve ihbar edilmiş olup anılan ihtarnameye davalı firmanın cevap vermekten kaçınmış ise de, TMSF tarafından gönderilen 11.03.2021 tarih ve ...

sayılı yazılı cevapta; " şirket hakkında yargılama süreci devam etmekte olup yargılama kapsamında şirketlerin terör örgütüne aidiyet, iltisak ve irtibat iddiasıyla soruşturma/kovuşturma süreci devam eden ortaklarının şirketler üzerindeki geçmiş dönem işlemlerinin mali ve cezai sorumluluk gerektirecek nitelikte işlemler olarak nitelendirilebileceği ve bu nitelikteki işlemlerin şirketin geçmiş dönem mali tablolarının sıhhatini olumsuz yönde etkileyeceği dikkate alındığında, mali tabloların tasdiki ve yönetim kurulunun ibrası sonucunu doğuracak kar dağılımı kararlarının sözü edilen yargı süreci ile çelişebileceği ve geri dönülemez nitelikte fiili sonuçlara yol açabileceği üşünüldüğünden gelinen aşamada ...

A.Ş. 'de ve bu aşamada bulunan kurumun kayyum olarak atandığı diğer şirketlerde kar payı dağıtımı yönünde karar alınmasının uygun olmayacağı " beyan edildiğini, TMSF 'nin kayyumluk görevinin, dayanak kanun gereğince 31.07.2021 tarihinde kendiliğinden sona ereceğini, görev yaptığı sırada kamuya ve kişilere verilen zarardan bizzat sorumlu olacaklarının AYM kararı ile sabit olduğunu, hal böyle iken, yaklaşık 2 ay sonra herhangi bir yargı kararı olmasa dahi / resen kalkacak " usulsüz " kayyumluk kararı ile "yangından mal kaçırır gibi" fiili durum yaratarak/kendini bağımsız yargı merciilerinin üstü konumuna koyarak hareket etmeye devam eden kamu görevlilerinin usulsüz ve dayanaktan yoksun kararların ileride telafisi çok güç zararlar doğuracağını, müvekkilinin tekstil sektöründe faaliyet gösteren ...

AŞ'nde %54,AFK ... A.Ş. ünvanlı şirkette %49 oranında pay sahibi olduğunu, kovuşturma aşamasında şirketin işleyişi konusunda deneyimi olmayan Kayyım Heyeti ve TMSF yetkililerinin keyfi tasarrufları neticesinde şirketin, ciddi miktarda zarara uğradığını,m üvekkilinin % 54 hissedarı olduğu ... A.Ş. 'nin son 5 yıl için elde edilen karından " kanun ve ana sözleşme gereği ayrılması gereken yasal miktarlar ayrıldıktan sonra" geriye kalan miktardan müvekkilinin payına düşen bölümün hesap edilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000-TL'nin ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, 5411 sayılı Kanunun 111. maddesinden de anlaşılacağı üzere, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun, olayda kanunla kendisine verilen görev uyarınca tek taraflı ve kamu gücünü kullanarak hareket ettiğine yer verilerek, 5411 sayılı Kanunun 111. maddesi göz önünde tutulduğunda, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu işlemlerine karşı açılan davaların idari yargıda görülmesi gerektiğinin vurgulandığı, sıra cetveline itiraz davasının normalde adli yargının görev alanı kapsamında iken TMSF'ye devreden şirketlerle ilgili TMSF tarafından düzenlenen sıra cetveline karşı idari yargının görevli olduğuna ilişkin değerlendirme; esasen davaya konu genel kurul kararlarının ve yönetim kurulu kararlarının iptali davaları için de geçerli olacağı, esasen bu davalar da normalde adli yargının görev alanında iken TMSF'nin şirkete kayyım atanması nedeniyle genel kurulun yetkisi 6102 sayılı TTK hükümlerine tabi olmaksızın Fon Kurulu tarafından tek taraflı ve kamu gücünü kullanarak hareket edilerek kullanıldığından bu işlemlere karşı açılan davaların idari yargının görevi kapsamına girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili; söz konusu davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi ve 674 Sayılı KHK'nın 19. maddesi kapsamında kayyım atanmasına karar verilen anılan şirketlere kayyım olarak atanan TMSF tarafından satış kararı alındığını, 5271 Sayılı Kanun'un 133. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca, kayımın işlemlerine karşı görevli mahkemeye 22/11/2001 tarihli ve 4721 Sayılı TMK ve TTK hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, anılan madde uyarınca bu davanın görüm ve çözümünün adli yargının görev alanında bulunduğunu, TMSF'nin kayyumluk görevinin, kanun gereğince 31/07/2021 tarihinde kendiliğinden sona ereceği kamuya ve kişilere verilen zarardan bizzat sorumlu olacaklarının AYM kararları ile sabit olduğunu, kovuşturma aşamasında şirketin işleyişi ve yatırımları konusunda deneyimi olmayan kayyım heyeti ve TMSF yetkililerinin ihmali ve keyfi tasarrufları neticesinde şirketin, ciddi miktarda zarara uğradığını, davacının kayyım atanan şirkette sahip olduğu hisselerin Anayasa'nın 35.

maddesi kapsamında mülk olduğunun sabit olduğunu, benzer şekilde şirket yönetiminin kamu gücü kullanılarak kayyıma devrinin ortakların mülkiyet hakkına müdahale olduğunu, usulsüz biçimde satış aşamasına getirildiği anlaşılan şirketin en büyük ortağının yok sayılamayacağını ,kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava; davalı şirketin %54 hisse sahibi olan davacıya son 5 yıl içinde elde edilen kârdan payına düşen miktarın hesap edilerek verilmesi talebine ilişkindir. 5271 sayılı kanunun 133.maddesi "Suçun bir şirket faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli suç şüphe sebeblerinin varlığı... ...soruşturma ve kovuşturma sürecinde hakim veya mahkeme şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir.Atama kararında "yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyım onayına bağlı kılındığı "veya "yönetim organının yetkilerinin yada yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir" denilmiştir.

6758 sayılı kanunun 20.maddesinde ise ; "5411 sayılı kanun ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi TMSF ne verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde ,bu şirketlerin veya bunların sahiplerinin Fona borçlu olup olmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanır. " 6758 sayılı kanunun 19.maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin yönetmeliğin 7. (1)maddesinde; ... Mali durum, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sebepler nedeniyle şirketin mevcut halinin sürdürülebilir olmaması halinde şirketin, şirket varlıklarının veya malvarlığı değerlerinin satılmasına veya feshi ile tasfiyesine Bakan tarafından karar verilebilir.

19. maddeye dayalı yapılan yetki devri yönergesinin 5.maddesi uyarınca c) mali durum,ortaklık yapısı ,piyasa koşulları ile diğer sorunlar nedeniyle mevcut halin sürdürülebilir olmadığının tesbit edilmesi durumunda şirketin yahut varlıklarının veya malvarlığı değerlerinin satılmasına veya feshi ile tasfiyesine karar verme yetkisi Fon Kuruluna devredilmiştir. ç) Gerektiğinde 6102 sayılı TTK hükümlerine tabi olmaksızın genel kurul yetkilerini kullanma yetkisi Fon Kuruluna devredilmiştir. Anlatılan yasal düzenlemelere göre şirketin veya malvarlığının idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince kayyım olarak TMSF ne devredildiği , TTK hükümleri ile bağlı olmaksızın genel kurulun yetkilerinin Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği ,kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı anlaşılmaktadır.Davada sonuç istek ,davacının hisselerine tekabül eden kar paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olup;

terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde , davalı şirketten ortağının kar payı istemine ilişkin davada , diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile yargı yolu bakımından görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.Ancak ; davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle TTK daki ortaklık haklarına dayanarak kar payını mahkemeden isteyemeyeceği,genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği sonucuna varıldığından;davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne kararın kaldırılmasına ,yapılan hata /eksiklik nedeniyle tahkikat yapılması gerekmediğinden yeniden hüküm verilerek ,yerinde olmayan davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/470 Esas-2021/546 Karar sayılı ve 03/06/2021 tarihli hükmünün, HMK.'nun 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "Yerinde olmayan davanın REDDİNE" İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 59,30-TL harcın, peşin yatırılan 1.707,75-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 1.648,45‬-TL harcın talep halinde karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Davalı vekili için takdir olunan 13.450-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine" Davacı tarafça yatırılan 59,30-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde iadesine, İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 11/11/2021

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/133747 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/44 E. 2023/3752 K. · Onandı

TMSF kayyımlığındaki şirkette ortağın kâr payı isteyememesi

Gerekçe özeti

Terör örgütü iltisakı nedeniyle TMSF'ye kayyım olarak devredilen ve genel kurul yetkileri 6758 sayılı Kanun uyarınca Fona geçen bir şirkette, ortak 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payı ödenmesini mahkemeden isteyemez; bununla birlikte bu tür bir kâr payı davası adli yargıda görülür ve yargı yolu (görev) dava şartı yokluğundan reddi gerektirmez.

Emsal değeri

TMSF kayyımlığındaki şirkette ortağın kâr payı isteyemeyeceği ve bu davanın adli yargıda görüleceği yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: kâr payı TMSF kayyım yargı yolu görev genel kurul yetkileri dava şartı mülkiyet hakkı

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2022/44 E.  ,  2023/3752 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/1547 Esas, 2021/1656 Karar

HÜKÜM

Davanın reddi

İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2021/470 E., 2021/546 K.

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette pay sahibi olduğunu, davalı şirkete FETÖ/PDY terör örgütü soruşturması kapsamında İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 23.01.2017 tarih ve 2017/236 D.İş sayılı kararı ile kayyım atanmasına karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından görevlendirilen kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyım heyeti ve TMSF yetkililerinin keyfi ve ihmali tasarrufları neticesinde şirketin ciddi miktarda zarara uğradığını, müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, kayyım heyetinin basiretli bir tacir gibi davranmadığını ileri sürerek müvekkilinin hissedarı olduğu davalı şirketin son 5 yıl için elde edilen karından kanun ve ana sözleşme gereği ayrılması gereken yasal miktarlar ayrıldıktan sonra geriye kalan miktardan müvekkilinin payına düşen bölümü hesap edilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00 TL'nin ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/40 E. sayılı dosyasında yargılanarak mahkemenin 21.02.2020 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği sabit olduğundan bahisle neticeten 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, davalı müvekkili şirkete İstanbul 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2017/236 D.İş sayılı kararı ile FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüyle irtibatı ve örgüte finansal desteği bulunduğuna dair tespitler gerekçe gösterilerek TMSF'nin kayyım olarak atanmasına karar verildiğini, davacı tarafın dava taraf ehliyetinin olmadığnı, davacının ortaklık payları bakımından hiçbir idare yetkisi bulunmadığını, dolayısıyla davanın öncelikle husumetten reddi gerektiğini, davacının taleplerini ceza mahkemesine sunması gerektiğini, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun (6758 sayılı Kanun) uyarınca müvekkili şirketin yönetimi TMSF tarafından yürütüldüğünden genel kurul yetkilerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) hükümlerine tabi olunmaksızın yürütüldüğünü, TMSF'nin davalı şirkete tedbiren kayyım olarak atandığını, ticari sebeplerle atanan kayyımlar ile karıştırılmaması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin 9 uncu fıkrası gereğince TMSF'nin kayyımlık görevini yürüttüğü şirketlerin genel kurullarının yetkilerinin 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF'nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin düzenlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu itibarla TMSF'nin aldığı kararlara karşı idari yargıda dava açılabileceği, dava konusu ihtilafın adli yargının görevi dahilinde bulunmayıp idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu davalarda görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi kapsamında kayyım atanmasına karar verilen davalı şirketin kayyım olarak atanan TMSF tarafından satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayımın işlemlerine karşı görevli mahkemenin ticaret mahkemeleri olduğunu, TMSF'nin kayyımlık görevinin kanun gereğince 31.07.2021 tarihinde kendiliğinden sona ereceğini, kamuya ve kişilere verilen zarardan bizzat sorumlu olacaklarının Anayasa Mahkemesi kararları ile sabit olduğunu, kovuşturma aşamasında şirketin işleyişi ve yatırımları konusunda deneyimi olmayan kayyım heyeti ve TMSF yetkililerinin ihmali ve keyfi tasarrufları neticesinde şirketin ciddi miktarda zarara uğradığını, davacının kayyım atanan şirkette sahip olduğu hisselerin Anayasa'nın 35 inci maddesi kapsamında mülk olduğunun sabit olduğunu, benzer şekilde şirket yönetiminin kamu gücü kullanılarak kayyıma devrinin ortakların mülkiyet hakkına müdahale olduğunu, usulsüz biçimde satış aşamasına getirildiği anlaşılan şirketin en büyük ortağının yok sayılamayacağını belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve malvarlığının idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince kayyım olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın genel kurulun yetkilerinin Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr payı istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile yargı yolu bakımından görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ortağı ve yöneticisi olduğunu, şirketin kayyım tarafından yönetilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, Sulh Ceza hakimliğince verilen kayyım atama kararının ölçülülük ve gereklilik ilkelerine aykırı olduğunu, şirketin zarara uğratıldığını, şirketin en büyük hissedarı olan müvekkilinin yok sayıldığını, kayyım heyetinin basiretli bir tacir gibi davranmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davalı şirkette hissesi bulunan davacıya son 5 yıl içinde elde edilen kârdan payına düşen miktarın hesap edilerek verilmesi istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.