Temyiz kesinlik sınırı: 01.10.2011 öncesi açılan davalarda parasal sınır yoktur (HMK geçici m.1/2)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · 2024/154 E. 2025/724 K. ·
Diğer usuli işlemKesin
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
temyiz kesinlik sınırı↗ HMK geçici madde 1/2↗ mahkemeye erişim hakkı↗ direnme kararının incelenmesi (HMK 373/5)↗ parasal sınır↗
Gerekçe özeti
Hukuk Genel Kurulu, işin esasına geçmeden iki ön sorunu çözmüştür. Birinci ön sorunda: HMK'nın geçici 1/2. maddesi uyarınca, Kanun'un istinaf ve temyiz parasal sınırlarına ilişkin hükümleri Kanun'un yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden ÖNCE açılmış dava ve işlerde uygulanmaz. Eldeki davalar 2008'de açıldığından, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kesinlik sınırı olmaksızın temyiz edilebilir; bu nedenle BAM'ın temyiz dilekçesini miktardan reddeden ek kararı KALDIRILMIŞTIR. (2016'da eklenen HMK Ek m.1/2, kesinlik sınırının hangi tarihe göre hesaplanacağına ilişkin olup geçici 1/2'yi ortadan kaldırmaz.) Karar, mahkemeye erişim hakkı (Anayasa m.36) çerçevesinde gerekçelendirilmiştir. İkinci ön sorunda: HMK m.373/5 uyarınca direnme kararı öncelikle, kararına direnilen Özel Dairece esastan incelenir; Özel Daire yalnızca kesinlik sınırıyla yetinip esas incelemesi yapmadığından, dosya esastan inceleme için Yargıtay 11. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMİŞTİR. Bu karar esas direnme uyuşmazlığını çözmez; kesinlik sınırına ilişkin usul içtihadı yönünden emsaldir.
Ele alınan sorunlar
HMK'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce açılan davalarda temyiz kesinlik sınırının uygulanıp uygulanmayacağı
İddia: BAM, temyize konu değerin kesinlik sınırının altında kaldığından temyiz dilekçesini reddetmiş; karşı görüş, pre-2011 davalarda kesinlik sınırı bulunmadığıdır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Hukuk Genel Kurulu kararı — Özel Daireyi de bağlar, yerleşik içtihat düzeyinde emsal. 01.10.2011 (HMK yürürlüğü) öncesi açılan davalarda istinaf/temyiz parasal kesinlik sınırının bulunmadığı ve direnme kararının önce Özel Dairece esastan incelenmesi gerektiği (HMK m.373/5) hakkında.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- HMK yürürlüğünden (01.10.2011) önce açılan davalarda istinaf/temyiz için parasal kesinlik sınırı uygulanmaz (HMK geçici m.1/2).
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
Hukuk Genel Kurulu 2024/154 E. , 2025/724 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2023/188 E., 2023/1061 K.
ÖZEL DAİRE KARARI Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.10.2022 tarihli ve
2021/1491 Esas, 2022/7141 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında birileştirilerek ve karşı dava olarak görülen alacak ile itirazın iptali davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davacı, birleşen davada davalı ... Denizcilik San. ve Tic. Ltd. Şti. (... Denizcilik) vekili ve asıl davada davalı, karşı davada davacı ... Makine Dış Tic. Kollektif Şti. (... Kollektif) vekili ve birleşen davada davacı ... Denizcilik A.Ş. (... A.Ş.) vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada davalı, karşı davada davacı vekili ... Kollektif vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davacı, birleşen davada ve karşı davada davalı ... Denizcilik vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı ... Denizcilik, asıl davada davalı, karşı davada davacı ... Kollektif ve birleşen davada davacı ... A.Ş. vekillerinin temyizi üzerine tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda asıl dava bakımından bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı asıl davada davalı, karşı davada davacı ... Kollektif ve birleşen davada davacı ... A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ek karar ile; asıl davada davalı, karşı davada davacı ... Kollektif vekilinin temyiz talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 366/1 ile 362/1-a maddeleri yollamasıyla HMK’nın 346/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
Temyiz dilekçesinin reddine dair verilen ek kararasıl davada davalı, karşı davada davacı ... Kollektif ve birleşen davada davacı ... A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ÖN SORUN
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce iki husus ön sorun olarak ele alınmıştır.
1. Birinci ön sorun yönünden
1. Birinci ön sorun; temyiz dilekçesinin reddine dair ek karar süresi içerisinde asıl davada davalı, karşı davada davacı ... Kollektif ve birleşen davada davacı ... Denizcilik A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmiş olup, HMK’nın 362/1-a ve Ek 1. maddeleri kapsamında temyiz kesinlik sınırının tespitinde direnme kararının verildiği 04.07.2023 tarihinde USD olarak hüküm altına alınan alacak toplamının Türk Lirası karşılığı olan Merkez Bankası USD efektif satış kurunun 26.0894 TL olduğu esas alınarak yapılan hesaplamaya göre 1.462.310,87 TL’nin mi; yoksa dava tarihi esas alınarak hesaplanan USD olarak hüküm altına alınan alacak miktarlarının toplamının Türk Lirası karşılığı olan 92.918,39 TL’nin mi esas alınması gerektiği;
buradan varılacak sonuca göre temyiz edilebilirlik sınırının 2023 yılında 238.730 TL olduğu dikkâte alındığında Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar kaldırılarak esas hakkında temyiz incelemesinin yapılıp yapılamayacağı hususudur.
2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 1/2. maddesi; “Bu Kanunun senetle ispat, istinaf ve temyiz ile duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan dava ve işlerde uygulanmaz” hükmünü haizdir.
3. Bu hükmün hükümet tasarısındaki ilk hâli; “Bu Kanunun görev, senetle ispat, istinaf ve temyiz ile temyizde duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri Kanunun yürürlüğe girmesinden sonraki tarihte açılacak olan dava ve işlerde uygulanır” şeklindeyken Adalet Komisyonunda değişikliğe uğramış ve belli değerin altındaki uyuşmazlıkların sulh hukuk mahkemesi yerine tümünün asliye hukuk mahkemesinde görülmesi benimsenerek 3. maddede yapılan değişikliğe bağlı olarak görev ibaresi çıkarılmıştır.
4. Görev ibaresi parasal sınır düzenlemesi olarak maddeden çıkarılmış ise de maddeye; “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz” şeklinde yeni bir fıkra eklenmiştir.
5. Maddenin hükümet tasarısındaki tek fıkra olan hâli yönünden madde gerekçesinde; maddede yer alan düzenlemeyle, bu Kanunun zaman bakımından uygulanmasını öngören hükmünün, parasal sınırlar bakımından somutlaştırıldığı belirtilmiştir.
6 Tasarıda yapılan değişikliğin gerekçesi ise; “Yargılama usulüne ilişkin hükümlerin derhal yürürlüğe girmesi ve uygulanması esastır. Bu kural, yeni düzenlemeler yürürlüğe girdiği sırada derdest bulunan davalar hakkında da uygulanacaktır. Ancak, kural bu olmakla birlikte kanun koyucu derhal yürürlüğe girme esasına istisnalar da getirebilir. Bu çerçevede, göreve ilişkin hükümlerin derhal yürürlüğe girmesi, uygulamada birçok dava hakkında görevsizlik kararı verilmesini gerektireceğinden, görevle ilgili hükümlerin uygulanması bakımından istisna getirilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Göreve ilişkin hükümlerin kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte derhal uygulanması, davanın esasına girmiş ve dosyayı belli bir aşamaya getirmiş mahkemenin görevsizlik kararı verme zorunluluğunu gerektirecek ve bu durum yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet verecektir.
Uygulamada yaşanabilecek bu tür gereksiz zaman kayıplarının önüne geçilebilmesi bakımından, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılan davaların o tarihte görevli olan mahkemelerce bakılmasına devam edilmesi yönünde bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemenin usul ekonomisi bakımından işin niteliğine daha uygun olduğu değerlendirilmiştir” şeklindedir.
7. Bu gerekçe hem eklenen fıkra, hem de tasarının ilk hâlinde yer alan görev ibaresinin çıkarılmasıyla ilgilidir. Bu gerekçenin eklenmesi maddenin ilk gerekçesinden vazgeçildiği anlamına gelmemektedir. Zira vazgeçilmediğini gösterir şekilde görev ibaresi dışında düzenleme korunmuş ve kanunlaşmıştır. Görev ve yargı yoluyla ilgili zaman bakımından uygulama kuralına dair yeni fıkra eklenmesi temyiz ve istinaf için tasarının ilk hâlindeki zaman bakımından uygulama kuralına ilişkin bir değişiklik amacı ve sonucunu içermemektedir.
8. Madde yorum gerektirmeyecek şekilde, çok açık bir biçimde düzenlenmiş olup, kapsamını belirlemek için gerekçesine bakmaya dahi gerek yoktur. Gerekçesi de farklı bir sonuca varmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Bu açık hükmün sonucu olarak 01.10.2011 tarihinden önce açılan davalar için istinaf ve temyizde parasal kesinlik sınırının bulunmadığının kabulü gerekir. Bu tarihten önce açılan davalar için çok açık bir şekilde, kesinlik sınırı bulunmadığını belirten bir hüküm var iken, aranması gereken bir kesinlik sınırı olup olmadığı konusunda başkaca hükümlere başvurup yorum yoluyla farklı bir sonuca varılabilmesi de mümkün değildir.
9. 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun'un (6763 sayılı Kanun) 44. maddesi ile getirilen Ek 1. maddenin 2. fıkrasında HMK'nın 341., 362. ve 369. maddelerindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı düzenlenmiş ise de 2016 yılında yürürlüğe giren bu hüküm kesinlik sınırının uygulaması gereken hâllerde bu sınırın hangi tarihteki parasal sınırlara göre belirleneceği ile ilgili bir hüküm olup, kesinlik sınırının bulunmadığı davalarla ilgili bir hüküm olabileceği de düşünülemez. Bu nedenle daha sonra getirilen bu fıkra, HMK'nın geçici 1/2. maddeyi açık veya dolaylı olarak ortadan kaldıran bir hüküm de değildir.
10. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 1/2. madde hükmü nedeniyle yürürlükten kalkmış bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna da varılamaz. Zira dava tarihinde yürürlükte olsa da hüküm tarihinde yürürlükte olmayan bir kanuna dayalı olarak kesinlik sınırı bulunduğu kabul edilemez. Zaten madde gerekçesinde HMK’nın zaman bakımından uygulama kuralının somutlaştırıldığı belirtilmekle, yürürlükten kalkmış olan HUMK hükümlerinin uygulanmayacağı gerekçede yer alan açıklamadan da anlaşılmaktadır. Zira kişinin istinaf veya temyiz hakkı mahkeme kararları verildikten sonra doğduğundan hakkın doğduğu tarihte yürürlükte olmayan bir kanuna dayanılarak bir kesinlik sınırı düzenlemesi bulunduğunun kabul edilmesi de mümkün değildir.
11. Kanunlarda yer alan istinaf ve temyizle ilgili parasal kesinlik sınırları adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkıyla ilgilidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Anayasa […] No: 2018/8474, 12.01.2022 § 42, B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
12. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Anayasa […] No: 2018/8474, 12.01.2022 § 43, B. No: 2012/791, 07.11.2013, § 52,).
13. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir üst yargı makamı önüne taşınması kanun yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Anayasa […] No: 2018/8474, 12.01.2022 § 44, B.
No: 2015/1950, 22.02.2018, § 37).
14. Yukarıda yapılan açıklamalarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davalar HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce olmak üzere 2008 yılında açılmıştır. Dosyada ilk kez Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı tarihten sonra karar verildiğinden HUMK temyiz hükümlerinin uygulanması söz konusu olmayıp istinaf ve temyize ilişkin HMK hükümleri uygulanacaktır. Dava tarihinin HMK’nın yürürlük tarihinden önce olması ve geçici 1/2 madde hükmü nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar, kesinlik sınırı olmaksızın temyiz edilebilir niteliktedir.
15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; HMK’nın 362/1-a ve Ek 1. maddelerindeki hükümler kapsamında temyiz kesinlik sınırının tespitinde direnme kararının verildiği 04.07.2023 tarihinde USD olarak hüküm altına alınan alacak toplamının Türk Lirası karşılığı olan kez Merkez Bankası USD efektif satış kurunun 26.0894 TL olduğu esas alınarak yapılan hesaplamaya göre 1.462.310,87 TL’nin esas alınması gerektiği, buradan hareketle mahkemece hükmedilen miktar karar tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırı olan 238.730 TL'nin üzerinde olduğundan temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddine karar verilemeyeceği, ek kararın kaldırılarak işin esasının incelenmesi gerektiği, birinci ön sorunun açıklanan bu nedenle bulunmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
16. Hâl böyle olunca eldeki davada birinci ön sorunun açıklanan değişik gerekçeyle bulunmadığına; bu durum karşısında Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz dilekçesinin reddine dair verdiği 04.07.2023 tarihli ve 2023/188 Esas, 2023/1061 Karar sayılı ek kararın kaldırılmasına, 19.11.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verilerek ikinci ön sorunun incelenmesine geçilmiştir.
2. İkinci ön sorun yönünden
1. İkinci ön sorun ise; Mahkemece verilen direnme kararının HMK'nın 373. maddesinin 5. fıkrası çevresinde öncelikle Özel Dairece incelenmesinin gerekip gerekmediği hususudur.
2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bozmaya uyma veya direnme” başlıklı 373. maddesinin 5. fıkrasına göre "İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir".
3. Söz konusu maddenin önceki hâlinde direnme kararlarıyla ilgili incelemenin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı öngörülmüşken, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesinde yapılan değişiklikle bu kararların öncelikle bozma kararını veren yani kararına direnilen Özel Dairece yapılacağı düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre Özel Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı bu aşamada Hukuk Genel Kuruluna gönderir. Dikkat edilirse burada direnme kararının ilgili Özel Daire tarafından haklı bulunması hâlinde Özel Dairenin verdiği bozma kararını kendisinin düzeltmesi ve Hukuk Genel Kuruluna dosyayı göndermemesi öngörülmektedir.
4. Somut olayda temyiz incelemesine konu edilen direnme kararı Özel Dairenin 31.01.2024 tarihli ve 2023/5552 Esas, 2024/669 Karar sayılı kararıyla incelenmiş ise de kararda Bölge Adliye Mahkemesince 12.09.2023 tarihli ek karar ile hükmedilen ve temyize konu edilen dava değeri kesinlik sınırını aşmadığından temyiz başvurusunun reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararı davalı/karşı davacı ... Kollektif vekili tarafından temyiz edildiği belirtilmesiyle yetinilerek HMK'nın 373. maddesinin 5. fıkrası çerçevesinde işin esası yönünden değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.
5. Hâl böyle olunca Özel Dairece HMK'nın 373. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen usul gereği esastan inceleme yapılması, direnme kararı yerinde görülmez ise dosyanın yeniden Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi gerekir.
6. Bu nedenle dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
II. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin 5. fıkrası çerçevesinde esastan inceleme yapılmak üzere dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
19.11.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1205531300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz