6102TTK Türk Ticaret Kanunu

TTK 531 uyarınca haklı sebeple fesih yerine ayrılma akçesi ile çıkarma

İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi · 2023/367 E. 2025/1789 K. ·

Kesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Gerekçe özeti

TTK 531 uyarınca anonim şirketin haklı nedenle feshi davasında haklı sebebin varlığı tespit edilse bile, mahkeme fesih yerine davacı pay sahiplerinin paylarının gerçek değeri ödenerek şirketten çıkarılmalarına karar verebilir; şirketin faaliyetine devam ettiği, kötü yönetildiğine dair tespit bulunmadığı ve şirketin devamlılığı ilkesi gözetildiğinde, ortaklar arasındaki uzun süreli ciddi uyuşmazlıkların şirkete zarar vermeye başladığı durumlarda fesih yerine ortaklıktan çıkarma kararı verilmesi isabetlidir. Ayrılma akçesi, karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değer üzerinden, makul süre içinde alınan bilirkişi raporlarına göre tespit edilir ve ortaklıktan çıkarma kararının kesinleşmesiyle muaccel hale gelir; faiz de bu tarihten itibaren işler. Davada terditli olarak talep edilen fesih talebi reddedilip ayrılma akçesi ödenerek çıkarma talebi kabul edildiğinde, kabul edilen kısım belli bir değere ilişkin olduğundan nispi karar ve ilam harcına tabidir; bu kısma yönelik istinaf başvurusunda nispi istinaf harcının tamamlanmaması halinde HMK 344 gereğince başvuru yapılmamış sayılır.

Ele alınan sorunlar

Haklı sebebin varlığı ve şirketin feshi yerine ortaklıktan çıkarma kararı → ret

İddia: Davacılar, şirketin haklı sebeple fesih koşullarının oluştuğunu, buna rağmen mahkemece gerekçesiz olarak fesih ve tasfiye yerine ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: TTK 531 uyarınca haklı sebebin gerçekleşmesi halinde şirketin feshine karar verilmesi zorunlu değildir. Bilirkişi kök ve ek raporlarına göre davalı şirketin birçok grup şirketinin bulunduğu, ülke içinde ve farklı ülkelerde faaliyetlerinin ve işleyişinin devam ettiği, şirketin kötü yönetildiğine dair bir tespitin yapılmadığı anlaşılmıştır. Şirketin devamlılığı ilkesi gereğince, ortaklar arasındaki uzun süreden beri devam eden ciddi uyuşmazlıkların şirkete zarar vermeye başladığı dikkate alınarak, mahkemece şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmemesi ve davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesi isabetlidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Ayrılma akçesinin hesaplanması, bilirkişi raporlarının denetime uygunluğu ve marka değeri → ret

İddia: Davacılar, şirketin değerinin yaklaşık 217-300 Milyon USD olması gerekirken hatalı bilirkişi raporuna göre çok daha düşük belirlendiğini, raporun denetime elverişsiz olduğunu, marka bilirkişisinin iflas halindeki bir şirketle davalıya aynı marka değer puanı verdiğini, rapor tarihi ile karar tarihi arasındaki sürenin gözetilmediğini, yurt dışı şirketlerin öz varlığının ilgili ülke mahkemeleri aracılığıyla tespit edilmesi gerektiğini, flash bellek içeriğinin UYAP'a aktarılmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Bilirkişi kök ve ek raporlarında davalı şirketin yurt içi ve yurt dışındaki tüm aktif ve pasif değerleri dikkate alınarak yurt içi grup şirketlerinin öz varlığının 31/12/2020, yurt dışı grup şirketlerin öz varlığının 31/12/2021, taşınmazların 28/06/2021 tarihindeki rayiç değerinin belirlendiği; bu tarihler ile karar tarihi arasında, davalı şirketin yurt içi ve yurt dışı malvarlığı ile işlem hacminin büyüklüğüne göre makul sürenin bulunduğu ve davacıların paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin tespit edildiği kabul edilmiştir. Marka bilirkişisi tarafından davalı şirketin ve grup şirketlerin sahip olduğu tüm marka hakları, finansal bilgileri ve faaliyet konuları spesifik olarak dikkate alınmak ve uygulanan hesaplama yöntemi açıklanmak suretiyle marka değeri tespit edilmiştir; başka bir şirketin adının sehven yazılmış olması ve bu hatanın sonraki ek raporlarda düzeltilmiş olması, davalı şirketin tüm verilerinin spesifik olarak incelendiği dikkate alındığında başka bir dosyadan intihal yapıldığı anlamına gelmez. Satın alma görüşmelerinde diğer ortaklar tarafından teklif edilen değer, tek başına şirketin öz varlığının rayiç değerini göstermez ve bilirkişilerce dikkate alınması mümkün değildir; bu nedenle fer'i müdahilin bu konuda isticvap edilmemesinin sonuca etkisi yoktur. Bilirkişi raporlarında atıf yapılan flash bellek içeriğinin dosyaya UYAP ortamına aktarıldığı anlaşılmıştır. Mahkemenin, yurt dışı şirketin öz varlığının bulunduğu ülke mahkemeleri aracılığıyla o ülke mevzuatına göre değer tespiti yaptırma yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Ayrılma akçesinin muacceliyeti ve faiz başlangıcı → ret

İddia: Davacılar faiz başlangıcının hatalı tespit edildiğini ve kararın kesinleştikten sonra infaz edilmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Ortaklıktan çıkarılma kararının ancak kesinleştikten sonra infazı mümkün olduğundan ayrılma akçesi alacağı bu tarihten itibaren muaccel olur; dolayısıyla mahkemece bu hususun kararda belirtilmesi ve faize karar tarihinden itibaren hükmedilmesi yasal mevzuata uygundur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Sahte denetim raporu iddiası nedeniyle suç duyurusunda bulunulmaması → ret

İddia: Davacılar, sahte 2018 yılı denetim raporlarının dosyaya ibraz edildiğini ve taleplerine rağmen mahkemece suç duyurusunda bulunulmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: 2018 yılı denetim raporlarının sahte olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı ibraz edilmemiştir; mahkemenin bu hususta somut kesin bir delil görmeden suç duyurusunda bulunma yükümlülüğü yoktur, davacıların bu yöndeki iddialarına ilişkin kendilerinin suç duyurusunda bulunma hakları mevcuttur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Bilirkişi heyeti ve mahkeme heyetinin reddi/görevden alınması talebi → ret

İddia: Davacılar, mahkeme heyeti ve bilirkişi heyetinin tarafsızlığını yitirdiğini, buna rağmen bilirkişi heyetinin görevden alınmadığını, hakim reddi talebinin HMK 38/5 maddesine göre işleme konulmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacılar tarafından bilirkişi heyetinin ve mahkeme heyetinin tarafsızlığını yitirdiğine ilişkin somut delil sunulmamıştır; bu sebeple mahkemece HMK'nın 41. maddesi dikkate alınarak red talebinin geri çevrilmesi yerindedir. Bu karara karşı esas hükümle birlikte istinaf yasa yolu açık olduğundan, HMK'nın 38/5 maddesinde düzenlenen ret usulünün uygulanması mümkün değildir; aynı gerekçeyle bilirkişi heyetinin görevden çekilme talebinin reddi de yerindedir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Delillerin toplanması: ana sözleşmenin celbi ve isticvap talebi → ret

İddia: Davacılar, ana sözleşmenin celbedilmediğini, davalı şirket ortağı ve fer'i müdahilin isticvap edilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Mahkemece davalı şirketin tüm ticaret sicil kayıtlarının celbine karar verildiği ve bir klasör halinde dosya kapsamına alındığı anlaşılmıştır. Fer'i müdahilin şirketin değeri konusunda isticvap edilmesinin, satın alma teklifinin öz varlık rayiç değerini göstermeyeceği zaten kabul edildiğinden, sonuca etkisi bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davacı itiraz dilekçesinin dosyaya/UYAP'a alınmadığı iddiası → ret

İddia: Davacı, bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinin dosyaya ve UYAP ortamına aktarılmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının 04/02/2022 tarihli bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinin fiziken dosya kapsamında ve UYAP ortamında bilirkişi itiraz dilekçesi başlığı altında 15/03/2022 tarihinde kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davalının ek karara (istinaf başvurusunun yapılmamış sayılması) yönelik istinafı ve nispi istinaf harcı → ret

İddia: Davalı vekili, anonim şirketin feshi davasının doğrudan şirket tüzel kişiliğinin varlığına ilişkin olup malvarlıksal bir değere ilişkin olmadığını, bu nedenle maktu harca tabi olduğunu, buna rağmen nispi istinaf harcının tamamlatılıp başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacılar tarafından dava dilekçesinde terditli olarak TTK'nın 531. maddesi uyarınca şirketin feshi ve tasfiyesi ile bu talebin kabul görmemesi halinde davacıların gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılmalarına karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece ilk talep olan şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin reddine, ikinci talep olan davacıların ayrılma akçesinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmalarına karar verildiği ve kabul edilen bu kısım konusu belli bir değere ilişkin olduğundan nispi karar ve ilam harcına tabidir; davalı tarafından kabul edilen bu kısma ilişkin istinaf başvurusunda bulunulduğunda HMK'nın 344. maddesi gereğince nispi istinaf harcının tamamlatılması gerekir. Mahkemece HMK'nın 344. maddesi gereğince nispi istinaf karar harcının tamamlanması için davalı vekiline kesin süreli muhtıra tebliğ edildiği, verilen bir haftalık kesin süre içinde harcın tamamlanmadığı anlaşıldığından, Dairenin geri çevirme kararı doğrultusunda mahkemece ek karar ile davalının istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi HMK'nın 344. maddesine uygundur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

TTK 531 uyarınca açılan haklı sebeple fesih davasında, haklı sebep tespit edilse dahi şirketin faaliyetine devam etmesi ve devamlılık ilkesi gözetilerek fesih yerine ayrılma akçesi ödenerek çıkarma kararı verilebileceği ve bu talebin kabul edilen kısmının nispi harca tabi olduğu yönündeki değerlendirmeler açısından emsal niteliktedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
TTK 531 haklı nedenle fesih ayrılma akçesi ortaklıktan çıkarma feshin son çare olması ilkesi bilirkişi raporunun denetime uygunluğu marka değeri tespiti nispi harç istinaf başvurusunun yapılmamış sayılması (HMK 344) hakim ve bilirkişi reddi

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı TTK — TTK 531TTK 641/1 · HMK — HMK 355HMK 344HMK 41HMK 38/5HMK 353/1-b-1HMK 361/1 · 492 sayılı Harçlar Kanunu — 492 sayılı Harçlar Kanunu 15/1492 sayılı Harçlar Kanunu 16/1492 sayılı Harçlar Kanunu 28/1-a492 sayılı Harçlar Kanunu 32

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/367 Esas

KARAR NO 2025/1789 Karar

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGEADLİYEMAHKEMESİKARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

ESAS NO 2018/1177 Esas - 2022/448 Karar

TARİHİ 29/06/2022

EK KARAR TARİHİ 23/11/2022

DAVA

Ticari Şirket (Fesih İstemli)

KARAR TARİHİ 06/11/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... ve Yapı Sistemleri A.Ş.'nin 1987 yılında kurulduğunu, 18.06.2012 tarihinde aile şirketlerinin ticari hayatına Holding bünyesinde devam ettiğini, aile şirketlerinin bugün itibari ile yaklaşık değerinin 500 milyon liranın üzerinde olduğunu, ... ...'ün tüm şirketlerin temsil ve idaresini elinde bulundurduğunu, müvekkilleri ile aralarında hukuki ihtilaflar bulunduğunu ve tarafların birbirleri ile ortaklığı sürdürmediğini, azınlığı temsil eden müvekkil M.... ...'ün %10, eşi ... ...'ün %6,667 hisse ile paydaş olduğunu, şirketin çokluğu temsil eden kalan pay dağılımının ise müvekkilinin kardeşleri olan ... ...'e %66,667 hisse, Osman ... ...'e %16,666 hisse şeklinde olduğunu, davalı şirketin diğer davalı ...

Sistemleri Tic. A.Ş.'nin %99,15'ine, ... Ltd. Şti.'nin (Ukrayna) ise %100 hissesine, ... Sis. San. Dış Tic. A.Ş. firmasının %79'una sahip olduğunu, sadece ... Holding'in feshine karar verilmesi halinde şirketin sahip olduğu %99,15 oranında ... ve Yapı Sistemleri'nin hisselerinin ortaklara payları orantısında taksim edileceği, bu durumda çıkan sonucun yine davacı ve davalıların karşı karşıya geleceği bir şirket olacağını, bu açıdan mahkemenin feshe karar vermesi durumunda hem ... Holding hem de ... ve Yapı Sistemlerinin ve bağlı tüm şirketlerin beraber feshedilmesi gerektiğini, 2014 yılında annelerinin vefatı sürecinde planlı başlatılan çok yüksek miktarlı hukuksuz miras kaçırma eylemlerinin2014 yılında başlatıldığını, 2016 yılında müşterek babalarının vefatından kısa bir süre sonra müvekillerinin sahip oldukları tüm şirketlerdeki tüm hisselerinin yabancı yatırımcıya bedeli ve ödeme koşulları belli Olmadan satmak için ellerinden müvekkillerini yanıltılarak vekaletname alınmaya çalışılması, bu hisse devrine ait sözleşmeyi imzalamadıkları için müvekkili ...

...'ün 2 senedir Amerika'da yaptığı görevden acele çağrılması, geldiği gün sekreter tarafından ... bey sizinle görüşmek istemiyor dedirtilerek şirkete dahi sokulmadan zimmetine para geçirmek ile suçlanması, hiç bir karşılıklı görüşme yapılmadan ihtarname ile “İş Kanunu 25.maddesine dayanılarak” işinden çıkarılması, akabinde diğer müvekkili ... ...'ün ... Holding ve ... ve Yapı Sistemlerindeki 30 senelik yönetim kurulu üyeliğinden çıkarılması, 1990'dan beri tahsis edilen aracının ve parasını şahsen ödediğini 2.aracının polis zoruyla geri alınması, 20 senedir kullandığı ve şahsi olarak ödediği telefon numaralarının hiç bir ayrılmış olan çalışana dahi yapılmayan şekilde kapatılması, 30 senedir tahsis olan odasının gıyabında boşaltılıp yüzlerce parça özel ve manevi değeri olan eşyasının nerede olduğunun halen saklanması ve bunların yanı sıra grup şirketlerinden biri olan ...

Dış Ticaret şirketinden geri kalan iki ortak ... ile ...'in sözde haklı sebep göstererek aldığı Ortaklar Kurulu kararı ile müvekkilinin bu şirketten çıkartılması, karşı açılan davada bu çıkarma kararının iptal edilerek gerek tedbir kararı gerek mahkeme ilamı ile kaldırılmasına rağmen 10 aydır davalılar tarafından hiçbir şirkete sokulmaması ve mahkeme kararına halefet edilerek halen ortaklığını kabul etmemesi, davalıların 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/595 Esas sayılı sayılı dosyasına dilekçe vererek ... ...'ün bilirkişi ile beraber şirkete gelmesinin gerginlik çıkaracaklarını yazılı olarak bildirmesi ve şirkete alınmak istenmemesi, bu dilekçe ve eklerinde açıklamalarını yaptıkları kasıtlı diğer olaylar yüzünden 4 ortaklı aile şirketinin diğer iki ortağı kardeşleri ...

ve ... ... ile müvekkillerinin güven ve dürüstlük ilkelerine uygun şekilde bir arada bulunmalarının mümkün olmaması dolayısıyla TTK 531 maddesine dayanarak iş bu davanın açılmasının zorunlu hale geldiğini; azınlığına karşı fiili veya manevi güç ve baskı uygulanması, pay sahipleri arasında en ufak güven kalmadığı için anlaşma ve uzlaşma imkansızlığı, azlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi, çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere karın ve mali imkanların kaydırılması, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi, hissedar olan müvekkillerine karşı ekonomik mobbing uygulanarak şirketten gelir elde etmesinin engellenmesi, davalıların kasıtlı eylemleri ile vücut bulmuş ve TTK nın 531 uyarınca şirketin haklı sebeple feshini gerektiren sebepler olduğunu;

talep etttiği özel denetim taleplerinin karşılanmaması, bununla birlikte ihtarnamelerde talep edilen bilgilerin verilmemesi, soruların cevaplanmaması çoğunluğun gücünü kötüye kullandığının kanıtı olduğunu, söz konusu işlem, eylem ve kararlara karşı müvekkili müteakip defa ihtar çektiğini, genel kurul iptali ve özel denetçi davaları açtığını, haklarına kavuşmak için çabalamışsa da davalının, davaların kabulü halinde dahi tutumunu devam ettirdiğini ve hatta ağır baskı uygulamaya başladığını, pay sahibi haklarının sürekli ver sistematik bir şekilde ihlal etmesi hallerinde olduğu gibi her defasında azınlıktan iptal davası açması beklenemeyeceğini, buna bağlı olarak iptal davası açma hakkının sorunu ortadan kaldırmada yetersiz kalacağının açık olduğunu, dava konusu olayda olduğu üzere holdingi ve bağlı kuruluşunun menfaatlerinden ziyade sürekli olarak çoğunluğun menfaatine hizmet eden bir yapıda haklı fesih davası kötüye kullanıma çare teşkil edeceğini, kar payı hakkının ihlalinin başlı başına haklı fesih nedeni olduğunu, anonim şirketlerde kar payı hakkının vazgeçilmez haklardan olduğunu, hatta bu hakkı sınırlayan veya ortadan kaldırılan genel kurul kararlarının bilindiği üzere TTK 447 1.c maddesi uyarınca butlanla malul olduğunu, net dönem karının varlığına rağmen pay sahiplerine hiç kar dağıtılmaması veya az dağıtılması halinde ise haklı fesih gündeme geleceğini, dava konusu olayda da müvekkilinin kar payı hakkının elinden alındığını veya düşük kar payı dağıtıldığını, müvekkilinin şirket defter, kayıt, belgeler, finansal tablo ve bilançolarına ulaşmasının engellendiğini, müvekkilinin aydınlatıcı haklarının ısrarla ve sistematik bir şekilde ihlal edildiğinin dilekçe ile sabit olduğunu, İstanbul Anadolu 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/77 Esas sayılı dosyasının 09.05.2018 tarihli duruşmasında Holdinge bağlı toplam 22 firmanın varlığını kabul ve beyan ettiğini, ancak müvekkilinin söz konusu firmaların unvanları ve ortaklık pay durumları hakkında bugüne kadar herhangi bir bilgiye ulaşamadığını, müvekkilinin sahibi olduğu ya da sahibi olduğu şirketin bağlı şirketlerini bilememekte ancak bu şirketlerde hak sahibi olduğunu, müvekkilinden ismi bile saklanan şirketlerdeki haklarını nasıl kullanacağı hususunu da mahkemenin dikkatine sunduklarını, müvekkilinin 18.05.2018 tarihli Kadıköy 29.Noterliği'nin ...

yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı holdingden beyan edilen 23 adet bağlı şirketin açık isimleri ve ticaret sicil numaralarını, Holding ve bağlı bütün şirketlerin her birinin ve ayrı ayrı duran ve dönen varlıkları, öz kaynakları, borçları, dönemsel ayırıcı hesaplarını gösteren 2017 ara bilançolarını ve yıl sonu bilançosunu, detay mizanlarını, yıllık raporlarını, çalışma talimatlarını, organizasyon belgelerini, finansal tabloları ve bu tabloların dayanağı olan eklerinin birer örneğinin gönderilmesini talep ettiklerini, ancak davalının ihtarnameye yanıt vermediğini, işbu davayı açmak dışında müvekkilinin aydınlatıcı haklara ulaşması ya da ortaklıktan gelen haklarını kullanabilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu Holding ve Holding'in sahibi olduğu Anonim şirketlerin tespit edilerek yukarıda özet olarak bahsedilen fiil ve davranışlardan dolayı, şirket çoğunluk pay sahiplerinin gücünü kötüye kullanması, azınlık pay sahiplerinin haklarının sistematik bir şekilde ve sürekli olarak kısıtlanması, müvekkilinin şirket hissedarı olarak bilgi alma hakkının kısıtlanması, pay sahipleri arasında en ufak güven kalmadığı için anlaşma ve uzlaşma imkânsızlığı, azlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi, çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere karın ve mali imkanların kaydırılması, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi vb.

gibi şartların gerçekleştiği için TTK 531.madde uyarınca Holding ve davalı şirketler ile adını bilmedikleri diğer bağlı şirketlerin feshi için açılan davalarının kabulünü, feshin şirketin ticaret siciline tescilini, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkillerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı müvekkillerinin şirketten çıkarılmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının fesih isteminin kabulünün mümkün olmadığını, davacı yanın hisse bedellerinin tespit edilerek ödenmesi ve şirketten çıkarılmalarına ilişkin icabını kabul ettiklerini, davacılar ile diğer pay sahipleri arasında ciddi ihtilaflar yaşandığını, dava dilekçesinde de ikrar olunduğu üzere davacılardan kaynaklanan sebeplerle ortaklar arasındaki güven ilişkisinin temelinden çöktüğünü ve taraflar arasında ortaklık ilişkisinin sürdürülmesinin çekilmez hale geldiğini, öte yandan müvekkili şirketlerin inşaat sektöründe dış cephe ve kaplama imalatları konusunda sürekli yatırımlar yaptığını, üretim ve ihracat ağını gün geçtikçe geliştirmekte olup dünyanın dört bir yanındaki başarılarıyla sektöründe dünya markası haline geldiğini, bu anlamda ülke ekonomisine de ciddi katkılar sağlayan müvekkili şirketler feshi talebinin kurulu tezgahın dağıtılmaması - feshin son çare olması ilkesi gereği kabulü mümkün olmadığını, davacı açısından şirketten çıkarma kararı ile Fesih Tasfiye Kararı arasında maddi menfaat açısından hiçbir fark bulunmadığını, davacı yanın da dava dilekçesinde alternatif çözüm olarak hisse bedellerinin tespit edilerek ödenmesini ve ortaklıktan çıkarılmasını talep ettiğini, davacıların fesih taleplerinin kabul etmediklerini, ancak davacıların hisselerinin adil, gerçekçi ve reel değerinin tespit edilerek ödenmesini ve ortaklıktan çıkarılmalarına ilişkin icap ve taleplerini kabul ettiklerini, davacıların davalı şirketlere bu şirketin diğer pay sahiplerine ve pay sahiplerinin ortaklıkları bulunan grup şirketlere besledikleri şahsi husumetlerinden dolayı kötü niyetli saiklere onlarca dava, icra takibi suç duyurusu ikame edip sayısız ihtarnameler göndererek müvekkili şirketleri ve grup şirketleri taciz etme, ticari faaliyetlerini sekteye uğratma, hatta sona erdirme amacı güttüklerini, davacılardan ...'ün şimdiye dek hiçbir hakkına helal getirmemiş olmalarına karşın beslediği şahsi husumet ve kine yenik düşerek öz kardeş ve ortakları olan ...

... ve Osman ... ... ile müvekkili şirketin kalifiye çalışanları hakkında asılsız suç duyurularında bulunduğunu ve halen iftiralarda bulunmaya devam ettiğini, davacı ...'ün grup şirketlerini finansal anlamda zor durumda bırakmak, hatta iflasa sürükleme amacıyla şirketin mal varlığını eritmeye yönelik sıralı davalar ikame ettiğini, davacının haksız kazanç elde etme çabalarına bu dava ile son vermediğini, aksine seri şekilde Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1331 - 2018/1333 - 2018/1334 - 2018/1335 Esas sayılı dosyaları ile ikame ettiği, kısmi davalarda toplam 2.260.000,00 TL daha kar payı talep ettiğini, dava dışı ... Dış Tic. ve İmalat Kollektif Şirketi ... ... ve ortaklarının celbi halinde ticaret sicil kayıtlarından da görüleceği üzere sermayesinin 100.000,00 TL olduğunu, buna karşın şirketin 30.06.2017 tarihli ara bilançoya göre gerçek değeri üzerinden yapılan değerleme raporunda mal varlığının 66.892.000 TL tespit edildiğini, bu anlamda söz konusu kollektif şirketin salt sermayesi ile ticari faaliyetini sürdürmediğini, ticari faaliyetlerinden elde ettiği karları kullanarak ticari faaliyetini geliştirdiğinin açık olduğunu, davacının buna karşın şirketin malvarlığını eritecek şirketi tasfiyeye zorlayacak tutarları talep etmekle şirketi ekonomik anlamda çıkmaza sokmaya çalıştığını, davacılardan ...'ün, müvekkili şirketi finansal anlamda zor durumda bırakmaya yönelik çabalarının yanında yönetimsel anlamda da sakatlamaya çalıştığını, davacının müvekkili şirket ve ortaklarına beslediği şahsi husumet nedeniyle ardı arkası kesilmeyen haksız, mesnetsiz ve her türlü hukuki gerekçeden yoksun davalar ve soruşturma dosyalarını ikame ettiğini, şirketlere sürekli ihtarnameler gönderdiğini, şirketlerin iş yaptığı çevrelerde duyulmaya başlandığını ve şirketin itibarının sarsıldığını, şirket çalışanları arasında huzursuzluk ve rahatsızlık başladığını, sonuç itibariyle izah edilen dava ve soruşturma dosyalarıyla davacıların esas amacının yasal haklarını kullanmak, bir hak arayışı olmadığını, salt şirketi ve ortaklarını taciz edip üzerlerinde yargı makamları da aracı kılınarak baskı oluşturmak olup bu yolla ortaklıktan doğan haklarını kötüye kullanmak suretiyle hak arama hürriyeti adı altında müvekkili şirket ve grup şirketler nezdinde sahip olduğu (gerek eşiyle birlikte gerek tek başına) %16,57'yi geçmeyen oransal anlamda düşük hisseler karşılığı, söz konusu hisselerin değerinin çok üstünde bedellerde haksız kazanç elde etmek ve beslediği şahsi husumet doğrultusunda müvekkili şirket ve ortaklarına telafisi mümkün olmayacak zararlar verdiğini, davacıların işbu kötü niyetli eylemlerinin TMK 'nın 2.maddesinin 2.fıkrasıkapsamında korunmaması ve ortaklıktan çıkarılmaları gerektiğinin açık olduğunu belirtmiş olup, açıklanan nedenlerle usul hükümlerine göre davada taraf olmayan gerçek veya tüzel kişi lehine ya da aleyhine hüküm tesis edilmesi mümkün olmadığından bağlı şirketlerin feshine ilişkin talebin esas ve usulden reddine, müvekkili şirketlerin feshinin mümkün olmadığının tespitiyle davacıların feshe ilişkin talebinin esastan ve usulden reddine, mahkemece bilirkişi marifetiyle tespit edilecek adil, gerçekçi ve reel değerinin müvekkili şirketler veya şirketlerin diğer pay sahipleri tarafından ödenerek şirketten çıkarılmalarına, hisselerinin müvekkili şirketler veya işbu şirketlerin diğer pay sahiplerine devrine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesi 29/06/2022 tarih ve 2018/1177 Esas - 2022/448 Karar sayılı kararında;"...Dava şirketin feshi olmadığı taktirde ayrılma akçesi ödenmek sureti ile davacıların ortaklıktan çıkartılmaları istemine ilişkindir.

Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, tanıklar dinlenmiş ve dosya bilirkişi heyetine tevdii edilmiştir. Davalı şirketin sahip olduğu menkul,gayrımenkul mal varlığı, marka değeri hakkında alanında uzman bilirkişilerden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti 16.01.2020 tarihli kök raporunda "......TTK m.531 uyarınca haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.

TTK m.531 çerçevesinde azınlığın açacağı fesih davasında ancak “haklı sebebin” veya “haklı sebeplerin” bulunması durumunda mahkeme tarafından feshe karar verilebilecektir. Dolayısıyla anonim ortaklığın bu maddede düzenlenmiş olan özel fesih nedeni “haklı sebep”tir. Esasen maddenin uygulanması bakımından tespiti gereken en önemli husus da, anonim ortaklığın feshini gerektirecek derecede öneme sahip sebep veya sebeplerin neler olabileceğidir. TTK m.531'de anonim ortaklık bakımından fesih gerekçesi olabilecek “haklı sebep” konusunda herhangi bir tanım veya örnek gösterilmemiştir. TBK m.629/HI uyarınca haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi durumlarında vardır.

TTK m.219 uyarınca yönetim işleri şirket sözleşmesiyle bir ortağa verilmiş ise, onun yönetim hak ve görevi diğer ortaklar tarafından sınırlandırılamayacağı gibi kendisi görevden de alınamaz. Ancak, haklı sebeplerin varlığında, ortaklardan birinin istemi üzerine, mahkeme kararı ile yönetim hak ve görevi sınırlandırılabilir veya geri alınabilir. Görevin yerine getirilmesinde basiretsizlik, ağır ihmal veya yönetimde iktidarsızlık gibi hâller, haklı sebep sayılır. TIK m.245/1 uyarınca haklı sebep, şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olmasıdır; özellikle; a) Bir ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması,

b) Bir ortağın kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi,c) Bir ortağın kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması,d) Bir ortağın, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi, gibi hâller haklı sebeplerdendir. Haklı sebep, ortaklık işlerinden doğmuş olabileceği gibi, ortaklık ilişkisi dışında kişisel ilişkiden de doğmuş olabilir. Önemli olan husus; böyle bir olayın ortaya çıkması durumunda ortaklık ilişkisinin devamının objektif olarak çekilmez bir hal almasıdır. Şirketten çıkacak ortağın haklı sebebin meydana gelmesinde kusurlu olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Davacı pay sahiplerinden şirketin devamı objektif olarak beklenemez bir hal aldığı bir durumda haklı sebeplerin mevcut olduğu kabul edilebilir. Ayrıca haklı sebebin gerçekleştiği hususunun kabulünde davacı pay sahipleri dışında kalan diğer menfaat sahiplerinin (şirket, diğer pay sahipleri, çalışanlar) haklarının da dikkate alınması gerekmektedir. Dolayısıyla haklı sebep ve bunun devamında fesih, ancak bu kimselerin menfaatlerinin haleldar edilmemesi kaydı ile ve son çare (ultima ratio) olarak kabul edilebilir. Doktrinde anonim ortaklığın feshine ilişkin haklı sebep olarak nitelendirilen bazı örneklere bakacak olursak: - Şirketin, çoğunluk pay sahibi tarafından kötü yönetilmesi sebebiyle, mali sıkıntı içinde bulunması,- Şirket kasasının sistematik bir şekilde boşaltılması, - Mali açıdan hiçbir geçerli sebep bulunmamasına rağmen, en az 3-4 yıl boyunca kâr payı dağıtılmaması,- Azınlık pay sahiplerinin haklarının sistematik bir şekilde ve sürekli olarak kısıtlanması.- Bunlar dışında, genel kurulun sürekli olarak toplantıya davet edilmemesi, şirket amacı ile bağdaşmayan faaliyetler, şirket organlarının çalışamayacak şekilde bloke edilmesi(toplanmasının ve/veya karar almasının engellenmesi) de diğer örnekler olarak sayılmaktadır.TTK m.531 gerekçesinde şu ifadeler bulunmaktadır: Haklı sebep Tasarıda tanımlanmamış, haklı sebepler örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır.

İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalması, haklı sebep sayılmıştır. Buna karşılık varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı olup olmadığına karar verecek olan mahkemedir. Mahkeme sebepleri haklı bulsa bile fesih kararı vermek zorunda değildir. Şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme; şirketi feshetmek yerine, fesih talebinde bulunan pay sahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenmesine ve kendilerinin - şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.

Davacıya paranın kimin tarafından ve nasıl ödeneceği, bu payları geçici olarak şirketin iktisap edip edemeyeceği yargı kararlarına ve öğretideki görüşlere göre belirlenecektir.

Maddenin son cümlesindeki “veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözümü karar bağlama” inisiyatifi tamamıyla mahkemeye aittir. İsviçre öğretisinde, mahkemenin kâr dağıtma zorunluğunu karara bağlayabileceği; uygun bir yeni paysahibinin şirkete alınmasını uygun bulabileceği, hatta şirketi sağlığa kavuşturabilecek kısmi tasfiyeye de hükmedebileceği belirtilir. Somut olayda davacı taraf, davalı şirketin feshini istemekte, bunun mümkün olmaması halinde ise kendi paylarının bedellerinin ödenerek şirketten çıkarılmaları yönünde karar verilmesini talep etmektedir. Davalı şirket ise şirket feshinin son çare olduğunu belirterek, davalıların şirketten çıkarılması yönünde karar verilmesini talep etmektedir.

Tarafların dosyaya sunduğu dilekçelerinde ortaya koyduğu iradeler dikkate alındığında, davacıların ayrılma akçelerinin ödenerek şirketten çıkarılması hususunun çekişmeli olmaktan çıktığı anlaşılmaktadır. Bu durumda incelenmesi gereken husus; davalı şirketin TTK m.531 uyarınca feshinin şartlarının oluşup oluşmadığıdır. Dosya kapsamında yapılan incelemelerde davalı şirketin ticari faaliyetlerine devam ettiği, bu yolla ülke ekonomisine katkı sağlamaya sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Madde gerekçesinde de ifade edildiği gibi şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olduğu somut olayın şartlarından anlaşılmaktadır.Taraflar arasında süregelen ihtilaf konuları ve tarafların dosyaya sunduğu beyanlar dikkate alındığında TTK m.531 anlamında haklı sebebin bulunduğu, davalı şirketin ticari faaliyetlerinin sürdüğü, bu çerçevede davalı şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel olarak daha doğru olacağı kanaatini Sayın Mahkeme'nin takdirine sunarız.

SONUÇ

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerle, defter ve belgelerinin incelenmesi, Sayın Mahkemece bilirkişi heyetine verilen görev ile sınırlı olarak mezkür surette tahakkuk eden değerlendirme neticesinde;

Davacılar şirketin feshini, mümkün olmaz ise şirketin dava tarihine en yakın tarihteki rayiç değerine göre ortaklık paylarını (ayrılma akçesini) almak suretiyle ortaklıktan çıkmak istediklerini, davacı şirket de davacıların ortaklıktan çıkma talebinin kabulü ile rayiç değere göre ortaklıktan çıkarılmalarını talep etmiştir.Taraflar arasında süregelen ihtilaf konuları ve tarafların dosyaya sunduğu beyanlar dikkate alındığında TTK m.531 anlamında haklı sebebin bulunduğu, davalı şirketin ticari faaliyetlerinin sürdüğü, bu çerçevede davalı şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel olarak daha doğru olabileceği hususunun Sayın Mahkeme'nin takdirinde olduğu, Davanın konusu itibarıyla tarafların iddia ve savunmaları, talepleri dikkate alındığında, Sayın Mahkeme' nin davacıların ayrılma akçelerini alıp ortaklıktan ayrılmaları yönünde hüküm tesis etmesi halinde, davalı şirketin hesaplanan 411.502.134,15 TL rayiç değerine, marka değerleme uzmanı heyet üyeniz tarafından da hesaplanan 129.531.192,06 TL marka değeri ilave edilerek bulunan toplam 541.033.326,21 TL şirket değerinin ;

” davacılardan M.... ...' ün % 10 hissesinin 31.12.2018 tarihli rayiç değeri 54.103.332,62 TL, davacılardan Zühal ...' ün 706,067 hissesinin aynı tarihli rayiç değeri 36.086.922,86 TL olmak üzere toplam 90.190.255,48 hesaplanmıştır.Marka değeri dikkate alınmadan, sırf somut bilanço verilerine göre belirlenen 411.502.134,15 TL rayiç değerin davacı ortaklar yönünden aşağıdaki gibi toplam 68.597.405,76 TL olarak hesaplanmıştır.Yukarıda yapmış bulunduğumuz açıklamalar sonucunda, tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve 6100 sayılı HMK 'nın 266/c.2 hükmü uyarınca bilcümle hukuki takdir ve tavsif sadece Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, kanaatimizi arz ederiz." şeklinde rapor tanzim etmiştir. Taraf vekillerinin iş bu rapora karşı yapmış oldukları itirazların değerlendirilmesi ve Yerleşik yargıtay kararları gereği ortaklıktan çıkarma kararı verilmesi durumunda hükme en yakın tarihteki şirket mal varlığının rayiç değeri üzerinden ayrılma akçesi hesaplanması gerektiğinden ek raporun düzenlendiği tarih itibarı ile davacıların hisselerinin rayiç değerinin tespiti amacı ile bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış, bilirkişi heyeti 02.11.2020 tarihli 1.

Ek raporunda ".....Açıklanan gerekçelerle 6102 Sayılı TTK 641/1 maddesi hükmü "Ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkına haizdir." gereğince ortaklıktan çıkma payının, şirketin karar tarihine en yakın tarihteki mal varlığının gerçek değeri saptanarak buna göre belirlenmesi gerekir.,,"hükmü gereği, kök raporumuzda rayiç değerde dikkate alınan 31/08/2020 tarihine göre 20 aya aşkın bir zaman geçtiği, bu süre içerisinde dünyadaki Covit-19 salgını nedeniyle dünya çapında birçok global ve değerli şirketlerin iflas ettiği bir çoğunun iflasın eşiğinde olduğu, bir çoğunun çok ciddi zararlar ettiği bir dönemde (örneğin ... hava yolları, ...

Brand, ... Goodman, Hertz, Çamlıca Camii, Dünya Ticaret Merkezi ve ... Ham Petrol Boru Hattı başta olmak üzere birçok önemli projede yer aldığı dosya kapsamından anlaşılan ...Yapı Dış Cephe vb.) şirketlerin marka değerlerinin -zira marka değeri hesaplaması baz alınan yıldan ileriye doğru 5 yıl sürekli gelirin artacağı yönde bir varsayımla yapıldığı gözetilerek- maddi varlıkların da değerinin değişmiş olabileceği dikkate alınarak mahkemenin takdiri ile yeniden yapılacak inceleme ile ayrılma akçesinin hesaplanabileceği, Yukarıda yapmış bulunduğumuz açıklamalar sonucunda tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve 6100 sayılı HMK'nın 266/c.2 hükmü uyarınca bilcümle hukuki takdir ve tavsif mahkemeye ait olmak üzere ek rapor kanaatimizi arz ederiz.

" şeklinde rapor tanzim etmişlerdir. Mahkememizin 21.12.2020 tarihli ara kararı ile " Yerleşik Yargıtay kararları gereği ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın ayrılma payının karar tarihine en yakın tarihteki şirket mal varlığının gerçek değeri üzerinden belirlenmesi gerektiğinden ( Kök raporda 31.12.2018 tarihi baz alınarak ayrılma akçesi belirlenmiştir.) davacıların rapora itirazlarının değerlendirilmesi ve davalılar vekilinin ek rapora itirazında dile getirdiği aynı zamanda ek raporda da belirtilen Corona virüs pandemisinin etkisi nedeni ile davalı şirketin marka değeri ve maddi varlıklarının da değişmiş olabileceği nazara alınarak ek raporun düzenlendiği tarih itibarı ile ayrılma akçesinin yeniden hesaplanması için aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına," şeklinde ara karar oluşturulmuş, bu ara karar gereği bilirkişi heyetinden ek rapor alınmıştır.

Bilirkişi heyeti bu ara karar gereği düzenlendiği 25.08.2021 tarihli 2. Ek raporunda "....Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerle, defter ve belgelerinin incelenmesi, Sayın Mahkemece bilirkişi heyetine verilen görev ile sınırlı olarak mezkür surette tahakkuk eden 2.EK RAPOR değerlendirmesi neticesinde;Davacılar şirketin feshini, mümkün olmaz ise şirketin dava tarihine en yakın tarihteki rayiç değerine göre ortaklık paylarını (ayrılma akçesini) almak suretiyle ortaklıktan çıkmak istediklerini, davalı şirket de, davacıların ortaklıktan çıkma talebinin kabulü ile rayiç değere göre ortaklıktan çıkarılmalarını talep etmiştir.Kök raporda Ticaret Hukuku akademisyen bilirkişinin yapmış olduğu ve 2.Ek raporda da geçerli olan mütalaası ;

“ Taraflar arasında süregelen ihtilaf konuları ve tarafların dosyaya sunduğu beyanlar dikkate alındığında TTK m.531 anlamında haklı sebebin bulunduğu, davalı şirketin ticari faaliyetlerinin sürdüğü, bu çerçevede davalı şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel olarak daha doğru olabileceği hususunun Sayın Mahkeme 'nin takdirinde olduğu yönündedir.Davanın konusu itibarıyla tarafların iddia ve savunmaları, talepleri dikkate alındığında, Sayın Mahkeme ' nin davacıların ayrılma akçelerini alıp ortaklıktan ayrılmaları yönünde hüküm tesis etmesi halinde; Davalı şirketin 31.12.2020 tarihi itibarıyla hesaplanan rayiç değerine 836.744.728,61 TL değerine, marka değerleme uzmanı heyet üyeniz tarafından aynı tarih itibarıyla interbrand yöntemine göre hesaplanan 129.531.192,06 TL marka değeri ilave edilerek bulunan toplam marka dahil 966.275.920,67 TL şirket değerine göre davacı ortakların ayrılma akçesi ;

[…]... ...' ün %10 hissesine 31.12.2020 tarihli rayiç değere göre 96.627.392,07 TL, Davacılardan Zühal ...' ün % 6,667 hissesinin aynı tarihli rayiç değerine göre 64.421.615,63 TL olmak üzere toplam 161.049.207,70 TL hesaplanmıştır.Sayın Mahkemenin marka değeri dikkate alınmadan, sırf bilanço maddi verilerine göre hesaplanan 31.12.2020 tarihli 836.744.728,61 TL bilanço rayiç değerinin esas alacağı yönünde hüküm tesis etmek istemesi halinde ise, davacı ortaklara hisseleri oranında toplam 139.460.243,92 TL ayrılma akçesi alabileceği hesaplanmıştır." şeklinde rapor ibraz edilmiştir. Mahkememizin 17.11.2021 tarihinde icra edilen 10. Celsesinde Bilirkişi heyeti raporunda davalı şirket ve bağlı şirketlerin yurt dışı mal varlığı tespit edilirken 31.12.2020 tarihindeki Merkez bankası döviz kurları göstergelerinin esas alındığı ancak aradan geçen 1 yıla yakın süreçte dövizin Türk lirası karşılığında önemli oranda değer kazandığı, yurt dışı mal varlığının da bu nedenle artmış olacağı ve bu durumun davacıların ayrılma akçeleri hesabında davacılar lehine durum yaratacağı, ayrılma akçesinin karar tarihine en yakın dönemdeki şirket mal varlığı rayiç değeri üzerinden hesaplanması gerektiği, Davalı vekilinin 15.10.2021 teslim alınma tarihli rapora itiraz dilekçesinin 2,3 ve 4.

Sayfalarında davalı şirketin bağlı şirketlerdeki hisse oranı dikkate alınmadan, maddi hatalar yapılarak hesaplama yapıldığı yolundaki itirazının değerlendirilmesi,mükerrer hesaplama yapıldığı yolundaki itirazının karşılanması, davalı şirketin söz konusu bağlı şirketlerdeki hisse oranı tekrar incelenmek sureti ile bu şirketlerin mal varlığının eksik veya fazla hesaplanıp hesaplanmadığı hususunda itirazlarının karşılanması amacı ile ile bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.

Bilirkişi heyeti 04.02.2022 tarihli 3. EK raporunda özetle davalı şirket ile bağlı 10 şirketteki hise oranının tablolarda gösterildiğini, mahkemenin vermiş olduğu görev çerçevesinde döviz kurlarındaki aşırı artış nedeni ile 31.12.2021 tarihinde kur göstergelerinin esas alınarak yeniden hesaplama yapıldığını, söz konusu hesaplamalara ilişkin her bir şirketin bilançosu ve rayiç değer hesaplamasının ekteki flash bellekte yer aldığını, Davacı şirketin bağlı ortakları, ona bağlı olan şirketlerin bağlı ortakları şeklinde tepe şirketten en alta kadar giden ortaklık yapısında organizasyon şeması ilişikteki flash bellekte yer aldığını, Yukarıda 3.b bölümünde bu şemaya göre hesaplamalar yapılmıştır.Davalı ...

Holding A.Ş” şirketi en tepe şirketidir. Bu şirkete bağlı olan ... Ukrayna ve ... Sist. A.Ş, Bu şirkete de bağlı olan toplam 10 (şirket), o şirketlere de bağlı birtakım şirketler mevcuttur. İş bu Ek raporumuz ekinde... Holding A.Ş'den başlamak üzere bağlı ortaklıkların organizasyon şeması Raporumuz ekindeki flash bellek içerisinde bulunmaktadır. Yapılması gereken hesaplama Organizasyon pramitinin en alt'tabanından başlamak üzere tepe noktasına doğru yapılırken bağlı ortağı bulunan her bir şirketin sadece bağlı olduğu şirkettin bilançosunda bir kez yer alması gerektiğini,Heyetimiz mali üyeleri tarafından hazırlanan 2. Ek raporda ise maddi hata yapılarak SEHVEN hem hisse oranlarında hem de bu silsilede hata yapılarak bazı şirketlerin mükerrer olarak hesaplamada yer aldığını, Davalı itirazları yerinde bulunarak hesaplamaların yeniden yapıldığını,yapılan hesaplamaların gruplanarak icmali yukarıda, detayı ise ilişikteki flash bellek içindedir.....

marka değeri dahil davacıların hissesinin rayiç değerinin 160. 902.848,95 TL , markaya sahip olunmaması halinde lisans bedeli ödenerek sahip olunacak marka değeri hesaplamasına göre davacıların rayiç hisse değerinin 153.887.509,88 TL, marka değeri dikkate alınmadan yapılan hesaplamaya göre ise davacıların ayrılma akçesinin 139.313.885,17 TL olduğunu belirtmiştir.Yerleşik Yargıtay kararları gereği ayrılma akçesi şirket mal varlığının karar tarihine en yakın dönemdeki rayiç değeri üzerinden hesaplanmalıdır. Ayrılma akçesinin hesaplanması konusunda farklı değerleme yöntemleri bulunmaktadır. Ancak Yargıtay tarafından verilen kararlarda bu değerleme yöntemlerinin kullanılabileceğine veya hangi şirketler bakımından hangi değerleme yöntemlerinin kullanılabileceğine ilişkin bir değerlendirme bulunmamaktadır.

Bu sebeple şirket özvarlığının güncel değerler ile tespiti yöntemiyle şirket mal varlığının değerlemesi yöntemi halen daha kullanılan yöntem olarak kabul görmektedir.Elbette şirketin yaptığı iş ve ve şirketin yapısı farklı değerleme yöntemlerinin uygulanmasını zorunlu kılabilir. Ancak yargıtay kararlarında halen daha uygulanan yöntem bu olup bilirkişi heyeti raporu bu yönü ile denetime uygundur. Davacının farklı değerleme yöntemlerinin uygulanmadığı yolundaki itirazı 10 celse 2-b nolu ara kararı ile red edilmiştir. Yine 10 nolu celsede davacı yan şirkete kayyım atanmasını ve şirket mal varlığına tedbir konulmasını talep etmiş, mahkememizce bu talep red edilmiştir. Verilen bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 13.

HD. 2021/2391 E, 2021/1904 K. Sayılı kararı ile verilen karar onanmıştır. Bilirkişi heyeti 04.02.2022 tarihli ek raporu hesap yöntemi ve içerik itibarı ile denetime uygun ve aleternatifli hazırlandığından,gayrımenkul değerlemesine ilişkin davacı yanca itirazda bulunulmuş ise de davalı şirket ve bağlı şirketlerin sahip oldukları gayrımenkullerin rayiç değerlerinin bilirkişi 25.08.2021 tarihli 2. Ek raporu ile kök rapora göre güncelenmiş olduğundan bu rapor denetime uygun bulunmuştur. ( Davacı yanca binalar kalemi olarak önceki raporda 175.738.028,00 TL olarak belirtilmesine rağmen son raporda 2.200.000 TL olarak belirlendiğinini arada fahiş fark ve hata olduğunu beyan etmiş ise de davalı şirket ve bağlı şirketlerin sahip oldukları gayrımenkullerin değerleri her bir şirket değerlemesinde önceki rapordan ayrı olarak ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

Örneğin rapora ek excel tablosu incelendiğinde ... Holding A.Ş için binalar için kaydı değeri 1.409.505,59 TL olarak görünmektedir. Ancak rayiç değeri 2.200.000 TL dir. ( Bkz. C ve D sutunu 31. Bent. ) , yine örneğin Eng ... A.Ş nin binaları için kaydı değer olarak 0 TL olarak gözükmesine rağmen excel tablosunda 498.872,00 TL esas alınmıştır. ( bkz. C ve 9 surunu 90. Bend. ) , yine örneğin ... Sistemleri A.Ş nin sahip olduğu gayrımenkuller için kaydi değerlerde 91.405.820,19 TL gözükmesine karşın rayiç değerleri 157.175.000 TL olarak esas alınmıştır. ( Bkz. C ve D sutunu 90. Bend) ) Alınan 3. Ek bilirkişi heyeti raporu denetime uygun bulunmuştur. Zira davalı şirketin bağlı şirketlerdeki hisse oranlarında dair maddi hatalar ve mükerrer hesaplamalar da giderilmiştir.Bilirkişi heyeti 3.

Ek raporu marka değerlemesi nedeni ile 3 farklı aleternatifli olarak düzenlenmiştir.Davalı vekili davalı şirketin son tüketiciye hitap eden bir firma olmadığını bu nedenle marka değeri hesaplamaya katılmadan alınan seçeneğe göre karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı yanın bu itirazlarının karşılanması amacı ile marka değerleme uzmanı bilirkişiden ek rapor alınmıştır. İnterbrand yöntemine göre markanı değeri tespit edilmiştir.Marka Değeri Kavramı; İlk olarak 1988 yılında İngiltere'de uygulaması yapılan marka değerinin belirlenmesi, günümüzde ekonomik bir gereklilik halini almıştır. Bunun için markanın değerinin titiz bir yöntemle belirlenmesi gerekmektedir. Çünkü, işletmelerin geleceğe yönelik bakış açılarını belirlemesini etkilemesinden tutun, şirket satın alınması, şirket evlenmeleri diye tanımlanan şirket birleşmelerinde, hatta lisans ve franchise sözleşmelerinin içeriklerinin belirlenmesi sırasında en can alıcı unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir markanın değeri belirlenirken, kendisi dışındaki şirket malvarlığına dahil olan diğer gayri maddi hakların da değerlendirilmeye alınması gerekmektedir. Dünyaca ünlü bir çok firma markalarını etkili konuma getirirken, bir çok yan unsurla birlikte o noktaya gelmektedir. Arge, Know-How durumu, düzgün ve yaygın pazarlama ağı, satış sistemleri, personel giyim ve davranışından, ürünün tüketiciye sunuluşuna kadar ki servis şekil ve sistemleri gibi unsurlar markanın kendisi ile beraber diğer gayri maddi haklar demetini oluşturmaktadır. Marka değerinin belirlemesinde, spesifik olarak markanın pazar içindeki varoluş süresi, pazar payı, pazar pozisyonu, satışlardaki artış hızı, fiyatlandırması, fiyat elastikiyeti, pazarlama sürati ve reklam hassasiyeti ile markanın fark edilebilirliği, saygınlığı, özgünlüğü gibi parametreler de etkili olacaktır.Her ne kadar davalı yanca davalı şirketin son tüketiciye hitap eden bir şirket olmadığı ve bu nedenle marka değeri olmadığı iddia edilmiş ise de davalı şirketin sektörde öncü firmalardan olduğu, bir çok ülkede bağlı şirketleri bulunduğu, önemli oranda hissesi bulunduğu görülmüştür.

Marka uzmanı bilirkişinin bu yönde yapmış olduğu izahatlar yerinde olup davalı yanın marka değerinin hiç dikkate alınmaması gerektiği yolundaki itirazına itibar edilmemiş, interbrand yöntemine göre hesaplanan marka değeri hesaplamada dikkate alınmıştır. Tüm dosya kapsamı, yukarıda alıntılanan bilirkişi raporları,tanık beyanları, atıf yapılan emsal yüksek mahkeme kararları, taraflar arasında yargıya intikal etmiş davalar ve soruşturma dosyaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraflar arasında görülmekte olan/görülmüş ve karar bağlanmış bir çok dava bulunduğu, tarafların, davacıların ve diğer şirket ortaklarının birbirlerine olan güvenlerini yitirdikleri, davacıların davalı şirketin genel kurullarında alınan kararlar için birden fazla defa genel kurul iptali davaları açtığı, bazı davaları kazandığı, bazılarını kaybettiği, bazılarının halen kanun yolu denetiminde olduğu, taraflar arasındaki ihtilafların savcılık makamlarına da intikal ettiği, şirkete özel denetçi istemli davaları davacıların kaybettiği, azınlık konumunda olan davacılar ile diğer pay sahipleri arasında ciddi anlamda anlaşmazlıklar bulunduğu,şirketten ve yönetimden uzaklaştırıldıkları, davacı ...

...'ün işine de son verildiği, uyuşmazlıkların dava dosyalarının safahatından anlaşılacağı üzere uzun zamandır mevcut bulunduğu anlaşılmıştır. Yukarıda ifade edildiği üzere davanın tek amacı ortaklığın haklı nedenin bulunması durumunda muhakkak feshedilmesi değildir.Haklı neden göreceli bir kavramdır. Davalı şirketin halen faal olduğu, bir çok ülkede faaliyet gösterdiği, birçok çalışanı bulunduğu görülmüştür. Yukarıda geniş olarak anlatılan ölçülülük ilkesi ve davanın tali olması ( feshin son çare olma ilkesi ) ilkeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde TTK m.531 anlamında haklı sebebin bulunduğu, davalı şirketin ticari faaliyetlerinin sürdüğü, bu çerçevede davalı şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel olarak daha doğru olacağı anlaşılmış davacıların ayrılma akçeleri ödenmek sureti ile şirketten çıkartılmalarına karar verilmesi gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır.

Doktrinde anonim ortaklığın feshi davasının maktu mu nispi harca mı tabi olduğu hususunda görüş birliği bulunmamaktadır. Doktrinde bir kısım yazarlar ortaklığın feshi davasının konusunun para ile değerlendirilemeyeceğini, mahkeme tarafından duruma uygun düşen kabul edilebilir bir çözüm kapsamında verilen bir hükmün belli bir tutarı içermesinin de davanın parayla değerlendirilen bir dava olması sonucunu ortaya çıkarmayacağını belirtmektedirler. ( Bkz. Bkz. Anonim Ortaklığın haklı nedenle feshi davaları, Av. Mustafa Kayhan SAYFA 236, onikilevha yayınları) Ancak Yargıtay ve Bölge adliye mahkemeleri şirketin feshi olmadığı taktirde ayrılma akçesi istemli davalarda fesih yerine ayrılma akçesine hükmedilecek davaların nispi harç ve nispi vekalet ücretine tabi olduğunu belirtmektedirler.

Bu hususta hem davacı hem de davalı beyan ve itirazları olduğundan ara kararda emsal kararlara atıf yapılmasına rağmen davacı itirazları sürdüğünden birkaç yüksek mahkeme kararı aynen aşağıda alıntılanacaktır. İstanbul BAM 12. HD. 2017/504 E, 2019/92 K. Sayılı ilamında "..Şirket Fesih ve Tasfiyesi ile ayrılma payı alacağı.....Davacının ayrılma akçesine ilişkin talebi kabul edilerek 1.020.000-TL ayrılma akçesinin davalı şirketten alınmasına karar verilmiş ise de bu talebin nispi harç gerektirdiğinin gözden kaçırılması doğru olmamıştır. Dava nispi harca tabii olduğu halde maktu harç alınmasına karar verilmesi doğru görülmediğinden...." belirtmiştir. Yargıtay 11. HD. 2015/2255E, 2015/8166 K. Sayılı ilamı ".....Dava, anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir......., dava maktu harç yatırılarak açılmış olup, davacının çıkma payı talebi üzerine harç tamamlattırılmadan davacının bu yöndeki talebinin kabulüne karar verilmesi de doğru olmamış, kararın bu yönden de bozulmasını gerektirmiştir." belirtmiştir.

Ankara BAM 21. HD. 2017/980 E,2017/814 K. Sayılı ilamı "...Taraflar arasındaki ticari şirketin feshi ve tasfiyesine ilişkin davanın yargılaması sonunda.....TTK'nın 636/3. maddesine göre haklı sebeplerinin varlığı koşullarının oluştuğu, mevcut ortak yapısıyla şirketin faaliyetine devam etmesi imkanı kalmadığından davacının çıkma payını alıp şirket ortaklığından çıkmasının uygun olacağı, davacının çıkma payının ise % 50 hissesi dikkate alınarak 343.451,51 TL olduğu anlaşıldığından davacının şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesi ve 343.451,51 TL çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine ve çıkma payı bedeli üzerinden davacı vekili yararına takdir edilen nispi vekalet ücretine yönelik ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik görülmediğinden davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir.

" belirtmiştir.Davacıya alternatifli olarak tespit edilen ayrılma akçeleri üzerinden hesaplanan nispi harcı yatırması hususunda 30.03.2022 tarihli celsenin 3/a-b-c ve d. Maddeleri uyarınca kesin süre verilmiş davacı yanca yatırılması gereken harcı devletin yatırması, adli yardım kararı verilmesi talepli dilekçe sunulmuştur.Davacılar adına kayıtlı bir çok menkul ve gayrımenkul bulunduğundan adli yardım talebi red edilmiştir. Davacılarca adli yardım kararına itiraz dilekçesinde 3-a bendinde yazılı 160.902.848,95 TL üzerinden talepte bulunduklarını belirtmiş ancak verilen sürede harcı da yatırmamışlardır. 492 sayılı harçlar kanununun 32. Maddesi " Yargı işlemlerinden alınacak harclar ödenmedikçe mütaakıp işlemler yapılmaz.

Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harcları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır. " hükmüne haiz olup davalı şirketin davacının yatırması gereken 2.747.818,40 TL harcı 24.05.2022 tarihinde yatırdığı anlaşılmıştır. Anonim şirketin feshi davasında yargılama giderine ilişkin olarak özel hüküm bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nın ilgili hükümleri uygulanacaktır. HMK'nın 326. Maddesi uyarınca kanunda yazılı durumlar dışında yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen tarafa yüklenir. Davanın sonucunda mahkemece fesih yerine alternatifli çözüm kapsamında davacıların paylarının gerçek değeri ödenmek sureti ile şirketten çıkarılmalarına dair kabul kararı verildiğinden yargılama gideri ve vekalet ücreti davalı yana yüklenmiştir.

Her ne kadar davalı yanca davacıların şirketten ayrılma talepleri hususunda icap ve kabul bulunduğu ve bu nedenle davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi talep edilmiş ise de somut olayda taraflar arasındaki ayrılma akçesinin miktarı yargılamanın sonuna kadar ihtilaflı olarak kalmıştır. Kaldı ki davacılarca şirketin feshine alternatif bir seçim olarak ayrılma akçesi dile getirilmiş olup mahkemece davacının talepleri ile de bağlı değildir. Feshe alternatif gördüğü başka bir çözüme de karar verme yetkisi bulunmaktadır.Davalı ve feri müdahiller vekili davacıların şirketten ayrılma taleplerine dair icabı kabul ettiklerini, bu talebin icap ve kabule dayanması nedeni ile dava sonunda aleyhlerine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edilmemesini veya tarafların eşit oranda sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Yukarıda ifade edildiği üzere bu dava türüne dair özel hüküm olmadığından HMK'daki genel hükümler uygulama alanı bulmaktadır. Her ne kadar davalı vekili yukarıdaki gibi talepte bulunmuş ise de talebin kabulü mümkün değildir. Somut olaydan bağımsız şekilde yorumlanacak olursa bunun aksinin kabulü azınlık konumunda olan davacılara genel kurullarda bilgi vermeyen, özel denetim talepleri haksız olarak red edilen,şirket iş ve işlemleri ile ilgili hiçbir bilgiye vakıf olmayan, bir çok çekişme ve husumet bulunan bir pay sahibinin fesih olmadığı taktirde ayrılma akçesi istemli bir davasında şirketin de ayrılma akçesini kabul etmesi ile bu talebin icap ve kabule dayandığı gerekçesi ile yargılama gideri ve vekalet ücreti yükünden kurtulması anlamına gelir ki bu durum istenen bir sonuç değildir.

Davalı vekilinin davacılara vekalet ücreti verilmemesi veya eşit oranda verilmesi yolundaki talebi haksız ,usul ve yasaya aykırı olduğundan bu talebe itibar edilmemiştir. Yine davalı yanca ayrılma akçesinin miktarı yüksek olduğundan taksitle ödemesi hususunda mahkemece karar verilmesi talep edilmiştir. Bu hususta emsal Yüksek mahkeme kararları araştırılmış taksitle ayrılma akçesinin ödenmesine dair hükmedilmiş bir karara rastlanmamıştır. Yukarıda ifade edildiği üzere kanunda ayrılma akçesinin ödenme şekline dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu hususta doktrindeki görüşler yukarıda özetlenmiştir. Yargılama esnasında davacılar ve davalı arasında ayrılma akçesinin ödenme şekline dair bir irade uyuşması olmadığından nakden ve defaaten ödenmesi yolunda hüküm tesis edilmiştir.

Söz konusu kararın kesinleşmesi ile davacılar ortaklık hak ve yetkilerini kaybettiklerinden davacıların iradesi dışında ayrılma akçesinin taksitle ödenmesine dair hüküm tesisi kanun hükmünü davalı lehine genişletmek anlamına geleceği takdir edilmiştir. Doktrinde ifade edildiği üzere taraflar arasında açık bir irade uyuşması varsa mahkemenin uzlaşı doğrultusunda ayrılma akçesine hükmedebileceği, uzlaşı yoksa nakden ve defaaten ödenmesi yolunda karar vermesi gerektiği belirtilmektedir. Tüm dosya kapsamı, yukarıda yapılan tüm açıklamalar, atıf yapılan doktrinsel görüşler,bilirkişi raporları, alıntılanan emsal yüksek mahkeme kararları bir bütün olarak değerlendirilmiş Davacıların şirketin feshi talebinin 6102 sayılı kanunun 531.

Maddesi uyarınca şirketin haklı nedenle feshi yerine davacı pay sahiplerine payların karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına karar verilebilir hükmü gereği davacıların fesih ve tasfiye talebinin reddine, ayrılma akçeleri ödenmek sureti ile şirket ortaklığından çıkartılmalarına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçesi ile,

''1-Davacıların şirketin feshi talebinin 6102 sayılı kanunun 531. Maddesi uyarınca şirketin haklı nedenle feshi yerine davacı pay sahiplerine payların karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına karar verilebilir hükmü gereği davacıların fesih ve tasfiye talebinin REDDİNE, a-Davacı ortak ... ile ... ...'ün şirket ortaklığından çıkarılmalarına, 160.902.848,95 TL ayrılma akçesinin (...'ün şirketteki hissesi karşılığı 96.539.778,58 TL, ... ...'ün şirketteki hissesi karşılığı 64.363.070,38 TL ayrılma akçesidir.) karar tarihi 29.06.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili, davacı ...

... vekili ve davacı ... tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı ... ... vekili ve davacı ... istinaf dilekçelerinde özetle; Davalı şirketin yabancı bir şirket ile yapılan satış görüşmelerinde davalıların diğer ortaklarının şirkete biçtiği değerin yaklaşık 217 Milyon USD seviyelerinde olduğunu, bunun şirket içi mail yazışmaları ile sabit olduğunu, buna göre davalı şirketin değerinin yaklaşık 300 Milyon USD olmasına rağmen Mahkemece şirketin değerinin hatalı bilirkişi raporuna göre 960.000.000,00 TL/Yaklaşık 55 Milyon Dolar kabul edilmesinin hatalı olduğunu, şirketin haklı sebeple fesih koşulları oluşmasına rağmen Mahkemece gerekçesiz olarak şirketin feshi ve tasfiyesi yerine davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun denetime elverişsiz ve hükme esas alınamayacak nitelikte olduğunu, marka bilirkişinin raporunda iflas halindeki bir şirketin ismini yazmak suretiyle rapor hazırladığı ve iflas halindeki bir şirket ile davalıya aynı marka değer puanı verdiğini, bilirkişi rapor tarihi ile karar tarihi arasındaki süre dikkate alındığında şirket öz varlığının, karar tarihine en yakın tarihteki rayiç değerinin tespit edilmediği ve buna göre ayrılma akçesinin belirlenmediği, yurt dışı şirketlerin özvarlığının bulunduğu ülke mahkemeleri aracılığı ile tespit edilmesi ve kararların tanıma ve tenfizi yapılmasının gerektiğini, bilirkişinin üçüncü ek raporunda önceki raporda 230 milyon hatalı hesaplama yapıldığının ifade edildiği, ancak buna ilişkin gerekçe belirtmediğini, bilirkişinin raporlarında flash diskte atıf yaptığını, ancak bu flash disk içerisindeki dökümanların kayda geçmediğini ve uyap ortamına aktarılmadığını, Mahkeme heyeti ve bilirkişi heyetinin tarafsızlığını yitirmesine rağmen Mahkemenin bilirkişi heyetini görevden almadığını, Mahkeme heyetinin reddine ilişkin olarak HMK 38/5 maddesine göre işlem yapılmadığını, ana sözleşmenin celbedilmediğini, davalı şirket ortağı ve fer'i müdahilin isticvap edilmediğini, kararın kesinleştikten sonra infaz edilmesine karar verilmesinin ve faiz başlangıcının hatalı tespit edildiğini, sahte 2018 yılı denetim raporlarının dosyaya ibraz edildiğini ve taleplerine rağmen Mahkemece suç duyurusunda bulunulmadığını, Mahkeme kararının zayıfın güçlüye karşı korunma ihtiyacına cevap vermediğini ileri sürerek Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece kararda faiz başlangıç tarihinin hatalı olarak belirtildiğini, faiz başlangıç tarihinin kararın kesinleşme tarihinden itibaren başlaması gerektiğini, davacıların faiz talebi olmamasına rağmen Mahkemece avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, anonim şirketinin feshi davasının maktu harç ve vekalet ücretine tabi olmasına rağmen Mahkemece nispi harç ve nispi vekalet ücretine ve dava açılmasına davalı sebebiyet vermemesine rağmen davalı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin mevzuata aykırı olduğunu, marka değerinin hiç dikkate alınmaması gerektiğini, buna rağmen Mahkemece aksi kanaatte olması halinde bilirkişi heyeti 2.

ve 3. ek raporlarında piyasa şartlarına bağlı olarak maliyet ve kar oranlarının değişmesi sebebiyle yapılan hesaplama doğrultusunda, piyasa şartlarındaki düşüş sebebi ile bu doğrultuda hesaplanan 87.439.999,44 TL’nin olsa olsa yüzde 10’u kadar olabilecek 8.743.999.94 TL’nin marka değeri olarak neden kabul edilmediğini izah edilmediğini ve bu değerin dikkate alınması gerektiğini ve kararın bu gerekçeler ile kaldırılarak düzeltilip onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 27/10/2022 tarihli, 2022/1787 Esas - 2022/1524 Karar sayılı kararında;" 6100 sayılı HMK' nun 344. maddesi; "İstinaf dilekçesi verilirken, istinaf kanun yoluna başvuru harcı ve tebliğ giderleri de dahil olmak üzere tüm giderler ödenir.

Bunların hiç ödenmediği veya eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren mahkeme tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi halde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususu başvurana yazılı olarak bildirilir. Verilen kesin süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verir." hükmünü içermektedir. HMK'nın 344. maddesindeki düzenlemeler dikkate alındığında istinaf incelemesinin yapılabilmesi için istinaf talebine ilişkin harç ve gider avansının ilk derece mahkemesi tarafından tamamlatılması zorunludur. İlk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 80,70 TL maktu istinaf karar harcının yatırılmış olduğu, Davalı ...

Holding A.Ş. vekilinin 29/07/2022 tarihli dilekçesinde; Mahkemece verilen hükmün ikinci fıkrasında yer alan "492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 10.991.273,61 TL nispi harçtan, peşin alınan 35,90 TL harcının mahsubu ile bakiye 10.991.237,71 TL harcın davalı tarafından mahkemeler veznesine yatırılan 2.747.818,40 TL tamamlama harcından mahsubu ile 8.243.419,31 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına" ve altıncı fıkrasında yer alan "Davacılar vekille temsil ettirildiğinden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 1.697.653,49 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacılara verilmesine" dair kararların tavzih, tashih ve tamamlanması ile dava konusunun malvarlıksal bir değer olmadığını, müvekkili şirketin aleyhine bir hüküm verildiğinden bahsedilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin davada haksız olmayıp kusuruyla davanın açılmasına sebebiyet vermesinin söz konusu olmaması sebepleriyle maktu harca ve maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğini, Mahkeme eğer aksi kanaatte ise davada istinaf ve temyiz aşamasında maktu harca tabi olması gerekenin müvekkili şirket olduğunun tespitiyle davacı tarafa ayrılma akçesi üzerinden belirlenecek nispi harcın ödenmesini ihtar eder harç tamamlama muhtırasının tebliğ edilmesini, mahkeme yine aksi kanaatte ise taraflarının da maktu harca tabi tutulmasına karar verilmesini beyan ve talep ettiği anlaşılmıştır.

Davalı vekilinin talebi üzerine ilk derece mahkemesinin 03/08/2022 tarihli Ek Kararı ile; "..... davalı vekilinin mahkememizce davacı ...'ü muhatap 28/07/2022 tarihli tamamlanması gereken üç kalem harç ve yargılama gideri masrafına ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı, mahkememizce davanın nispi harca tabii kabul edilerek verilen kararına karşı davacının reddedilen kısma karşı başvurduğu istinaf kanun yoluna ilişkin istinaf harcının maktu alınması gerektiği, mahkememizce de bu yönde iş ve işlem yapıldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu hususa ilişkin 29/07/2022 tarihli itirazlarının reddine, sair hususlardaki itirazlara ilişkin olarak ise dosyadan karar verilmekle el çekilmiş olması, davalı vekilinin istinaf dilekçelerinde aynı sebeple itirazlarının bulunması bu haliyle istinaf mahkemesince mezkur itirazlar hakkında dosyanın ele alınacağı nazara alındığında sair itirazlar hakkında her hangi bir hüküm kurulmamıştır.

" gerekçeleri ile; davalı vekilinin talebinin REDDİNE, ... " karar verilmiş, ek karar davalı vekiline 13/08/2022 günü tebliğ edilmiştir. Yerel Mahkeme tarafından, HMK'nın 344. maddesi gereğince 2.747.737,70 - TL Nispi İstinaf Karar Harcının tamamlanması için davalı vekiline 05/09/2022 tarihli kesin süreli muhtıranın tebliğe gönderildiği, muhtıranın 10/09/2022 tarihinde davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilince tebliğden itibaren verilen 1 haftalık kesin süre içinde harcın tamamlanmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekiline tebliğden itibaren verilen 1 haftalık kesin süre içinde harcın tamamlanmamış olmasına rağmen, ilk derece mahkemesince HMK'nın 344. maddesi gereğince davalının istinaf yoluna başvurusu yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadan ve bu hususta bir karar verilmeden dosyanın dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır.

HMK' nın 344. maddesi gereğince verilecek kesin süreye rağmen, muhtırada belirtilen istinaf karar harcının yatırılmamış olduğu hususu dikkate alınarak; HMK' nın 344. maddesi gereğince davalı yönünden istinaf başvurusunun yapılmamış sayılması yönünde ek karar verilerek ilgililere tebliğ edilmesi ve bu karara karşı da davalının istinaf kanun yoluna başvurma hakkı olduğu dikkate alınarak istinaf sürelerinin beklenmesi, verilecek ek kararın istinaf edilmesi halinde, ek karara ilişkin istinaf yönünden harç ve giderler de yatırıldıktan sonra ve her halükarda - her iki davacının istinaf başvurusu bulunduğundan - yeniden dairemize gönderilmek üzere dosyanın bu aşamada mahkemesine geri çevrilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

" gerekçesi ile,"1-İlk derece mahkemesi dosyasının MAHKEMESİNE GERİ ÇEVRİLMESİNE, 2-İstinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA," karar verilmiş olup,İlk Derece Mahkemesi 23/11/2022 tarihli, 2018/1177 Esas - 2022/448 Karar sayılı EK kararında;"Mahkememizce yapılan yargılama sonucu verilen 29.06.2022 tarihli karar taraflarca istinaf edilmiştir. 6100 Sayılı HMK 'nın 344. maddesi gereği istinaf talebinin işlemlerden olduğu belirtilmiştir. Mahkememiz ilamı ... Holding A.Ş. vekili tarafından 01.08.2022 tarihli dilekçe ile maktu harç yatırmak suretiyle istinaf etmiş, ... Holding A.Ş. 'nin dosya kapsamında " davalı " sıfatı taşıması sebebiyle, mahkemece düzenlenen 05.09.2022 tarihli " Harç - Masraf Tamamlatılması Hakkındaki Muhtıra " ile alınmasına hükmedilen nispi karar ilam harcının dörtte biri olan 2.747.737,70 - TL 'nin Nispi İstinaf Harcı olarak yatırılması yönünde tebliğ tarihinden itibaren bir haftalık kesin süre verildiği ve aksi takdirde istinaf isteminden vazgeçmiş sayılacağı hususu bildirilmiş, Harç - Masraf Tamamlatılması Hakkındaki Muhtıra davalı vekili Av.

... 'a 10.09.2022 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı ... Holding A.Ş. Vekili 16.09.2022 tarihli dilekçesi ile mahkemece düzenlenen 05.09.2022 tarihli " Harç - Masraf Tamamlatılması Hakkındaki Muhtıra " ya itiraz etmiştir. Mahkememiz dosyası davalı itirazı ile birlikte 20.09.2022 tarihinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 'ne gönderilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2022/1787 - 1524 sayılı ve 27.10.2022 tarihli ilamı ile; HMK . 'nın 344 maddesi gereğince davalı yönünde istinaf başvurusunun yapılmamış sayılması gerektiğini işaret edilerek, ek karar verilmek üzere dosyayı mahkememize iade ettiği görülmüştür. Oluşan durum karşısında aşağıdaki hüküm kurulmuştur. " gerekçesiyle,"Mahkememizin işbu esasında kayıtlı davada verilen 29.06.2022 tarihli kararına karşı davalı ...

Holding A.Ş vekilince 01.08.2022 tarihinde yapılan istinaf başvurusunun HMK. 344 maddesi gereğince yapılmamış sayılmasına," karar verilmiş ve ek karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili ek karara istinaf dilekçesinde özetle; TTK M. 531 gereğince açılan işbu davanın anonim şirketin feshi davası, bir başka deyişle doğrudan şirket tüzel kişiliğinin varlığına ilişkin bir dava olması, doğrudan malvarlıksal bir değere ilişkin olmaması sebepleriyle maktu harca tabi olduğunu, mahkemece nispi harç istenmesi ve istinaf başvurularının yapılmamış sayılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Söz konusu davanın davacıların TTK m. 531 hükmüne istinaden anonim şirketin feshi talebiyle ikame edildiğini, dava konusunun anonim şirketin feshi olduğunu, HMK m. 119/1-d'de dava dilekçesinde bulunması zorunlu bir unsur olarak davanın konusu öngörülmüş olduğunu, dava konusunun malvarlığı haklarına ilişkin olması halinde dava konusunun değerinin yazılması gerektiğini ancak huzurdaki davada böyle bir durumun söz konusu olmadığını, Nispi harçların ne zaman alınması gerektiğinin 492 s.

Harçlar Kanununun 15. maddesinde düzenlendiğini, "Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktü esas üzerinden alınır" hükmünü getirdiğini, ilgili hüküm uyarınca nispi harcın ancak dava konusunun malvarlığı haklarına ilişkin bir davanın açılması veya bir diğer deyişle dava konusunun bir malvarlığı hakkı olması halinde dava konusu bir değer teşkil edeceğini, huzurdaki davanın ise bir malvarlığı hakkına ilişkin olmadığını, bir anonim şirketin feshini konu edindiğini, anonim şirketin feshinin ise anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi anlamına geldiğini, şirketin tüzel kişiliğinin sonlaması ile sonuçlanacak bir hukuki durum değişikliğini ifade ettiğini, dava sonucunda her ne kadar davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına hükmedilerek işbu inşai kararla hukuki durum değişikliği yaratılmış olsa da bu durumun davanın "fesih davası" niteliğini değiştirmediğini, ayrılma akçesinin ise ancak ortaklıktan çıkarma kararının ferisi niteliğinde olduğunu ve davanın asıl konusu olmadığını, TTK m.

531 hükmünün açık lafzının da ilgili hükme dayalı davanın talep sonucunun ancak anonim şirketin feshi yönünde olabileceğini açıkça ortaya koyduğunu, TTK m. 531 hükmünün hakime de geniş bir takdir yetkisi vermiş olduğunu, bu takdir yetkisinin "Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" şeklinde açıklandığını, huzurdaki davada mahkemece somut olayın gereklerine uygun, hakkaniyetli şekilde TTK m. 531'de tanınan bu takdir yetkisine dayanılarak talepleri doğrultusunda payların karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılması yönünde karar verildiğini, huzurdaki davada müvekkil şirketin feshinin hukuken mümkün olmadığını, mahkemece verilen kararın esasen davacıların ortaklıktan çıkmaya ilişkin icaplarının taraflarınca kabulüne dayandığını, mahkemeye anonim şirketin feshi konulu davada alternatif çözüm yollarına karar verebilme yetkisi tanınmışsa da hükmolunan alternatif çözüm yolu sonucunda malvarlıksal değerlere hükmedilmiş olmasının davanın konusunu değiştirmediğini, zira, TTK m.

531 hükmünün açık olduğunu, ilgili hükümde yer alan "şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler" ifadesinin davacının ancak anonim şirketin feshi istemiyle dava açabileceğini düzenlediğini, o halde, sadece anonim şirketin feshinin dava dilekçesinde konu olarak gösterilebileceği göz önüne alındığında ve HMK m. 119/1-d ve Harçlar Kanunu m. 15 hükümlerinde ancak konusu malvarlıksal bir değer olan dava sonucunda nispi harca hükmedilebileceğinin açıkça düzenlendiğini ve konusu anonim şirketin feshi olan ve mahkemece yenilik doğuran bir hüküm verilmiş olan işbu davada nispi harç alınmasına hükmedilmesi ve 01/08/2022 tarihinde yapılan istinaf başvurularının HMK 344 maddesi gereğince yapılmamış sayılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Anonim şirketin feshi davasının doğrudan şirketin varlığını sona erdirmeye ilişkin olduğunu, dava konusu limited şirketten çıkma davasında olduğu gibi tek bir ortağın hisseleri değil, bizatihi şirketin kendisi olduğundan ve şirketin tüm pay sahiplerini, çalışanlarını, alacaklılarını, borçlularını, devleti vs.

birçok gerçek ve tüzel kişiyi etkilediğinden limited şirket ortaklığından çıkma davasında olduğu gibi davanın taraflarının dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebileceğinden bahsetmenin mümkün olmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/2971 E. 2019/4322 K. Sayılı güncel içtihadı ile daha önceki kararlarında da olduğu gibi şirketin fesih ve tasfiyesine/ortalıktan çıkarılmaya ilişkin davaların maktu karar harcına tabi olduğunu bir kez daha hüküm altına aldığını, yine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2018/1032 Esas 2020/527 Karar sayılı ilamıyla TTK m. 531 gereğince açılan anonim şirketin feshi davasında maktu harç alınması gerektiğinin açık ve isabetli bir şekilde ortaya konduğunu, Vergisel / kamusal alacakların kanunla düzenlendiğini, mahkemece de bu hususta tartışma olduğuna gerekçeli kararda değinildiğini, kanunda alınacak harcın niteliği açıkça düzenlenmeyen bir davada mahkemelerin kanun koyucu yerine geçerek genişletici bir yorumla harcın niteliğini nispi olarak tespit etmesinin hukuki bir dayanağının bulunmadığını, tahkikat aşamasında davacının yatırması gereken harcın ihtirazi kayıtla taraflarınca yatırılmasına rağmen hükmü istinaf eden davacıya maktu istinaf harcını ödemesi için muhtıra çıkarılması karşısında, davanın maktu harca tabi olduğunun mahkemece de tespit edildiğini, Söz konusu davaya ilişkin gerekçeli kararın taraflara tebliği sonrasında davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi verildiğini, istinaf dilekçesinin verilmesi sonrasında yerel mahkeme tarafından davacıya harç tamamlama muhtırası tebliğ edildiğini, ilgili muhtırada davacının istinaf kanun yoluna başvuru için yatırması lazım gelen harcın maktu harç olduğunun davacı tarafa bildirildiğini, mahkemenin 29/06/2022 tarihinde vermiş olduğu karar ile nispi harç ve nispi harca esas değer üzerinden hesaplanmış olan ilam vekalet ücretine hükmetmiş iken davacıların istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi sonrasında tebliğ etmiş olduğu harç tamamlama muhtırasında maktu harç yatırılması gerektiği ihtarı arasında açık bir çelişki bulunduğunu, keza eğer istinaf kanun yoluna başvurmak için yatırılması gereken harç maktu ise dava konusunu oluşturan malvarlıksal bir değerin bulunmadığının mahkemenin kabulünde olduğunu, nitekim davacıların ayrılma payı taleplerine esas harç miktarının Seri No: ..., Sıra No: 292644, Özel No: 292644 ile 24/05/2022 tarihli 2.747.818,40 TL tutarlı Sayman Mutemedi Alındısı ile müvekkil şirket tarafından ihtirazi kayıtla ödenmiş olduğunu, davacıların huzurdaki davada ödediği bir nispi harç tutarı bulunmadığını belirterek ilk derece mahkemesi ek kararının kaldırılarak 23/11/2022 tarihli ek kararın kaldırılmasına, 01/08/2022 tarihli istinaf dilekçeleri doğrultusunda 29/06/2022 tarihli gerekçeli kararın yalnızca 01/08/2022 tarihli istinaf dilekçesinde belirttikleri hususlar yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nın 531 maddesi kapsamında davalı anonim şirketinin haklı nedenle feshi ve tasfiyesine, bu talebin kabul görmemesi halinde davacıların gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılmalarına karar verilmesi taleplerine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin reddine, davacıların ayrılma akçesinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmalarına karar verildiği, karara karşı taraflar tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, davalının nispi istinaf harcını yatırmaması sebebiyle Mahkemece 23/11/2022 tarihli ek kararı ile istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği ve ek karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.Harçlar Kanunu'nun 15/1 maddesinde yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır" hükmünü, 16/1 maddesi "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır" hükmünü, 28/1-a maddesi "Karar ve ilam harcının dörtte birinin peşin....

ödeneceği" hükmünü içerdiği, (1) Sayılı Tarifenin "Yargı Harçları" başlıklı "III-Karar ve İlam Harcı:

1. Nispi Harç" kısmının a bendinde konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (Binde 68,31) oranında harç alınacağının düzenlendiği, davacılar tarafından dava dilekçesinde terditli olarak TTK'nın 531 maddesi uyarına şirketin feshi ve tasfiyesi ile bu talebin kabul görmemesi halinde davacıların gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılmalarına karar verilmesinin talep edildiği, Mahkemece ilk talep olan şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin reddine, ikinci talep olan davacıların ayrılma akçesinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmalarına karar verildiği ve kabul edilen kısım konusu belli bir değere ilişkin olduğundan nispi karar ve ilam harcına tabi olduğu gibi davalı tarafından kabul edilen bu kısma ilişkin istinaf başvurusunda bulunulduğunda 6100 sayılı HMK' nun 344.

maddesi "İstinaf dilekçesi verilirken, istinaf kanun yoluna başvuru harcı ve tebliğ giderleri de dahil olmak üzere tüm giderler ödenir. Bunların hiç ödenmediği veya eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren mahkeme tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi halde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususu başvurana yazılı olarak bildirilir. Verilen kesin süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verir." hükmünü içerdiği, Mahkemece, HMK'nın 344. maddesi gereğince 2.747.737,70 - TL nispi istinaf karar harcının tamamlanması için davalı vekiline 05/09/2022 tarihli kesin süreli muhtıranın tebliğe gönderildiği, muhtıranın 10/09/2022 tarihinde davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilince tebliğden itibaren verilen 1 haftalık kesin süre içinde harcın tamamlanmadığı anlaşılmakla Dairemiz geri çevirme kararı doğrultusunda Mahkemece 23/11/2022 tarihli ek karar ile davalının istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi HMK'nın 344 maddesine uygun olup, davalı vekilinin ek karara yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacılar istinaf sebebi olarak, davalı şirketin yabancı bir şirket ile yapılan satış görüşmelerinde davalıların diğer ortaklarının şirkete biçtiği değerin yaklaşık 217 Milyon USD seviyelerinde olduğunu, bunun şirket içi mail yazışmaları ile sabit olduğunu, buna göre davalı şirketin değerinin yaklaşık 300 Milyon USD olmasına rağmen Mahkemece şirketin değerinin hatalı bilirkişi raporuna göre 960.000.000,00 TL/Yaklaşık 55 Milyon Dolar kabul edilmesinin hatalı olduğunu, şirketin haklı sebeple fesih koşulları oluşmasına rağmen Mahkemece gerekçesiz olarak şirketin feshi ve tasfiyesi yerine davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun denetime elverişsiz ve hükme esas alınamayacak nitelikte olduğunu, marka bilirkişinin raporunda iflas halindeki bir şirketin ismini yazmak suretiyle rapor hazırladığı ve iflas halindeki bir şirket ile davalıya aynı marka değer puanı verdiğini, bilirkişi rapor tarihi ile karar tarihi arasındaki süre dikkate alındığında şirket öz varlığının, karar tarihine en yakın tarihteki rayiç değerinin tespit edilmediği ve buna göre ayrılma akçesinin belirlenmediği, yurt dışı şirketlerin öz varlığının bulunduğu ülke mahkemeleri aracılığı ile tespit edilmesi ve kararların tanıma ve tenfizi yapılmasının gerektiğini, bilirkişinin üçüncü ek raporunda önceki raporda 230 milyon hatalı hesaplama yapıldığının ifade edildiği, ancak buna ilişkin gerekçe belirtmediğini, bilirkişinin raporlarında flash diskte atıf yaptığını, ancak bu flash disk içerisindeki dökümanların kayda geçmediğini ve uyap ortamına aktarılmadığını, Mahkeme heyeti ve bilirkişi heyetinin tarafsızlığını yitirmesine rağmen Mahkemenin bilirkişi heyetini görevden almadığını, Mahkeme heyetinin reddine ilişkin olarak HMK 38/5 maddesine göre işlem yapılmadığını, ana sözleşmenin celbedilmediğini, davalı şirket ortağı ve fer'i müdahilin şirketin değeri konusunda isticvap edilmediğini, kararın kesinleştikten sonra infaz edilmesine karar verilmesinin ve faiz başlangıcının hatalı tespit edildiğini, sahte 2018 yılı denetim raporlarının dosyaya ibraz edildiğini ve taleplerine rağmen Mahkemece suç duyurusunda bulunulmadığını, Mahkeme kararının zayıfın güçlüye karşı korunma ihtiyacına cevap vermediğini ileri sürerek Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir.

Davacılar tarafından ileri sürülen bu istinaf sebepleri dava dilekçesinde, beyan dilekçelerinde, bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde ileri sürülmüş, lk derece mahkemesince alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” hükmü düzenlenmiştir.

Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce takdir edilecektir. Davacı tarafından davalı şirketin feshi için haklı sebep olarak, azınlık pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının kullanımının devamlı şekilde ihlal edildiğini, çoğunluğun gücünü sistematik olarak ve azınlığın haklı menfaatlerini ihlal edecek şekilde kullandığını, kar payı dağıtılmadığını, aile şirketin olan davalı şirket ortakları arasındaki ciddi anlaşmazlıklar sebebiyle ortaklığın devamının çekilmez hal aldığını ileri sürmüştür. Davalı tarafından da aile şirketi olan davalı şirket ortakları arasında ciddi anlaşmazlık olduğu ve güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmiş ve davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmeleri talep edilmiştir.

Mahkemenin ve tarafların kabulünde olduğu üzere taraflar arasında yargıya da taşınan bir çok hukuki ve cezai olmak üzere ciddi uyuşmazlıklar dikkate alındığında ortaklar arasındaki güven ilişkisini zedelediği ve şirketin işleyişine zarar verdiğinin anlaşıldığı ve haklı sebebin bulunduğu, nitekim davalı tarafından haklı sebep bulunmadığına ilişkin usulüne uygun olarak bir istinaf başvurusunda bulunmadığı ve Mahkeme kararındaki bu kabulün kesinleştiği, ancak haklı sebebin gerçekleşmesi halinde şirketin feshine karar verilmesinin zorunlu olmadığı, Mahkemece de gerekçeli kararda da detaylı bir şekilde açıklandığı üzere bilirkişi kök ve ek raporlarına göre davalı şirketin bir çok grup şirketinin bulunduğu, ülkemizde ve farklı ülkelerde faaliyetlerinin ve işleyişinin devam ettiği, şirketin kötü yönetildiğine dair bir tespitin yapılmadığı, şirketin devamlılığı ilkesi gereğince Mahkemece şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmemesinin, ortaklar arasındaki uzun süreden beri devam eden ciddi uyuşmazlıkların şirkete zarar vermeye başladığı dikkate alınarak davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesi isabetlidir.6102 sayılı TTK'nın 531.

maddesi uyarınca davacı pay sahiplerine, davalı şirketteki paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin tespiti suretiyle tahsiline karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece uzman bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında davalı şirketin yurt içi ve yurt dışındaki tüm aktif ve pasif değerleri dikkate alınarak yurt içi grup şirketlerinin öz varlığının 31/12/2020 tarihindeki, yurt dışı grup şirketlerin öz varlığının 31/12/2021 tarihindeki rayiç değerinin, taşınmazların 28/06/2021 tarihindeki rayiç değerinin belirlendiği ve buna göre davalı şirketin öz varlığının rayiç değerinin ve davacıların ayrılma akçelerinin tespit edildiği, söz konusu tarihler ile karar tarihi dikkate alındığında davalı şirketin yurt içi ve yurt dışı malvarlığı ve işlem hacminin büyüklüğüne göre tespit tarihi ile karar tarihi arasında makul sürenin bulunduğu ve davacıların davalı şirketteki paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin tespit edildiği, marka bilirkişisi tarafından marka değeri hesaplanırken davalı şirketin ve grup şirketlerin sahip olduğu tüm marka hakları, finansal bilgileri, faaliyet konuları spesifik olarak dikkate alınmak suretiyle ve uygulanan hesaplama yöntemi de açıklanmak suretiyle marka değerinin tespit edildiği, başka bir şirketin adının sehven yazıldığının anlaşıldığı ve bu hatanın sonraki ek raporlarda düzeltildiği, bu hususun tek başına davalı şirketin tüm verilerinin spesifik olarak incelendiği dikkate alındığında başka bir dosyadan intihal yaratıldığı anlamına gelmediği, 04/02/2022 tarihli bilirkişi raporu ve Mahkemece gerekçeli kararda bilirkişiler tarafından hatanın hangi sebeple yapıldığının gerekçelendirildiği ve düzeltildiği, satın alınma aşamasında teklif edilen ve diğer şirket ortakları tarafından biçilen değerin tek başına şirketin öz varlığının rayiç değerini göstermeyeceği ve bilirkişiler tarafından dikkate alınmasının mümkün olmadığı, bu sebeple de fer'i müdahilin isticvap edilmesinin sonuca etkisinin bulunmadığı dikkate alınarak Mahkemece bilirkişi raporunun hükme esas alınmak suretiyle davacıların ayrılma akçelerine hükmedilmesinin isabetli olduğu, bilirkişi raporlarında atıf yapılan flash bellek içeriğinin 21/09/2021 tarihli dosyaya eklenecek evrak adı altında uyap ortamına aktarıldığı, bilirkişiler tarafından davalı şirketin yurt içi ve yurt dışı şirketlerin öz varlığına göre ülkemiz mevzuatı uyarınca rayiç değerinin tespitinin yapıldığı, Mahkemece yurt dışı şirketin öz varlığının bulunduğu ülke mahkemeleri aracılığı ile oranın mevzuatına göre değerini tespit ettirmek gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığı, ortaklıktan çıkarılma kararının ancak kesinleştikten sonra infazının mümkün olduğu ve ayrılma akçesi alacağının bu tarihten itibaren muaccel olacağı, dolayısıyla Mahkemece bu hususun kararda belirtilmesinin ve faize karar tarihinden itibaren hükmedilmesinin yasal mevzuata uygun olduğu, 2018 yılı denetim raporlarının sahte olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı ibraz edilmediği, Mahkemenin de bu hususta somut kesin bir delil görmeden suç duyurusunda bulunma yükümlülüğünün bulunmadığı, davacıların bu yöndeki iddialarına ilişkin kendilerinin suç duyurusunda bulunma haklarının mevcut olduğu ve kullanabilecekleri, davacılar tarafından bilirkişi heyetinin ve Mahkeme heyetinin tarafsızlığını yitirdiğine ilişkin somut delil sunulmadığı, bu sebeple Mahkemece HMK'nın 41.

maddesi dikkate alınarak red talebinin geri çevrilmesinin yerinde olduğu, bu karara karşı esas hükümle birlikte istinaf yasa yolunun açık olduğu, bu durumda HMK'nın 38/5 maddesinde düzenlenen ret usulünün uygulanmasının mümkün olmadığı, aynı gerekçe ile bilirkişi heyetinin görevden çekilme talebinin reddine karar verilmesinin de yerinde olduğu, Mahkemece davalı şirketin tüm ticaret sicil kayıtlarının celbine karar verildiği ve bir klasör halinde dosya kapsamı içerine alındığı, davacı ...'ün 04/02/2022 tarihli bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinin fiziken dosya kapsamında ve bilirkişi itiraz dilekçesi başlığı altında 15/03/2022 tarihinde Uyap ortamında kayıtlı olduğu anlaşılmakla davacıların aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacıların gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun ve davalının ek karara yönelik istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacıların gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun ve davalının ek karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacılardan ayrı ayrı alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 şer TL'nin davacılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince ek karara yönelik davalı ... Holding Anonim Şirketi'nden alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davalı ...

Holding Anonim Şirketi'nden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince gerekçeli karara yönelik davalı ... Holding Anonim Şirketi tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 06/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1184207500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.