6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Belirsiz süreli sözleşme sebep gösterilmeden feshedilebilir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2025/130 E. 2025/4980 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Gerekçe özeti

Belirsiz süreli olarak kurulan (şifahi de olsa) yetkili servis sözleşmesini taraflar herhangi bir sebebe dayanmaksızın feshedebilir; feshin sınırı, hakkın kötüye kullanılması yasağı içinde kalması ve ihbar süresi içermesidir. Fesih sebebi olarak yeniden yapılanma gerekliliği açıklanmış, tüm yetkili servislerin sözleşmeleri aynı şekilde feshedilmiş ve makul (somut olayda iki yıllık) ihbar süresi tanınmışsa objektiflik sağlanmış olur ve fesih haksız sayılmaz. Fesih haksız olmadığında tazminat talep hakkı doğmaz; ilişkinin sürdürülmesi için zorunlu yatırım bedelleri ile kâr kaybı istenemez, sözleşmenin tekel hakkı verdiği ve uzun süre devam edeceği yönündeki iddianın ispatı davacıya düşer. Satım sözleşmesi kapsamında teslim edilen ve iadesi taahhüt edilmeyen yedek parçaların geri alınması istenemez. Açıldığı tarih itibarıyla zorunlu arabuluculuk kapsamındaki dava, arabulucuya başvurulmadan açılmışsa usulden reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Belirsiz süreli yetkili servis sözleşmesinin feshinin haksız olup olmadığı → ret

İddia: Davacı, sözleşmenin uzun süreli olacağına ilişkin sözlü taahhüt ve söylemlere güvendiğini, davalının feshinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Taraflar arasında belirsiz süreli şifahi yetkili servis sözleşmesi kurulmuş; sözleşmenin uzun süreler, hatta on beş yıl kadar devam edeceğine ilişkin ikna edildikleri yönündeki davacı iddiası usulünce ispat edilememiştir. Tüm belirsiz süreli sözleşmelerde olduğu gibi taraflar herhangi bir sebebe dayanmaksızın aralarındaki sözleşmeyi feshedebilir; ne var ki bu feshin hakkın kötüye kullanılması yasağı sınırı içinde kalması ve ihbar süresini de içermesi gerekir. Uyuşmazlık konusu fesihte iki yıllık ihbar süresi tanınmış, yeniden yapılandırma gerekliliğinin sebebi açıklanmış ve davacı şirketle birlikte tüm yetkili servislerin sözleşmeleri feshedilmiş olduğundan objektif bir yaklaşım sergilenmiştir; fesih hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde değildir ve tanınan ihbar süresi makuldür, dolayısıyla fesih haksız değildir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Yatırım bedelleri ve kâr kaybına dayalı maddi tazminat istemi → ret

İddia: Davacı, bayiliğin uzun süreli olacağına güvenerek yaptığı yatırımların atıl kaldığını, bu binaların farklı bir iş alanında kullanılmasının mümkün olmadığını ve kazanç kaybına uğradığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Fesih haksız bir fesih olmadığından tazminat talep hakkı doğmamıştır; yetkili servis ilişkisinin en baştan beri sürdürülebilmesi için yapılması zorunlu yatırım bedellerinin ve kâr kaybı zararının tazmini istenemez. Şifahi sözleşmenin davacı tarafa tekel hakkı veren bir mahiyette olduğu da davacı tarafça ispatlanamamıştır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Denkleştirme tazminatı istemi → ret

İddia: Davacı, kendi gayretiyle büyük bir müşteri portföyü oluşturduğunu, davalının denkleştirme tazminatı ödemesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde yazılı koşullar somut olayda oluşmamıştır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Stokta kalan yedek parçaların iadesi ve bedeline bağlanan faiz istemi → ret

İddia: Davacı, davalının stokta bulunan yedek parçaların iadesini almaktan kaçındığını, bu parçalara bağlanan nakit bedele sözleşmenin sona erme tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalı tarafça dosyaya sunulan fatura içeriğinden ve taraf beyanlarından, yetkili servislik ilişkisi çerçevesinde yedek parçaların satım sözleşmesi içinde davacı tarafa tesliminin sağlandığı, davalı tarafça sonrasında bu malların iade alınacağına dair bir taahhüt verilmediği anlaşılmaktadır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Manevi tazminat istemi → ret

Gerekçe: Manevi tazminat koşulları oluşmamıştır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Birleşen davada zorunlu arabuluculuğa başvurulmamış olması → ret

İddia: Davalı, birleşen davanın arabuluculuğa başvurulmadan açıldığını savunmuştur.

Gerekçe: Birleşen davanın açıldığı tarih itibarıyla dava zorunlu arabuluculuğa tabidir; ancak arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığından birleşen davanın usulden reddi gerekir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Belirsiz süreli dağıtım/yetkili servis ilişkilerinde fesih serbestisinin sınırları (hakkın kötüye kullanılması ve ihbar süresi), yeniden yapılanma gerekçesiyle tüm ağa uygulanan feshin objektifliği ve haksız olmayan fesihte yatırım/kâr kaybı taleplerinin reddi bakımından bağlayıcı Yargıtay içtihadı niteliğinde emsal değer taşır.

Usul tespitleri

Dava şartı
zorunlu arabuluculuğa başvurulmuş olması

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
belirsiz süreli sözleşme yetkili servis sözleşmesi fesih hakkın kötüye kullanılması ihbar (fesih bildirim) süresi denkleştirme tazminatı kâr kaybı tekel hakkı zorunlu arabuluculuk manevi tazminat

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu — 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 122

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2025/130 E.  ,  2025/4980 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2022/88 Esas, 2024/1554 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2014/1385 E., 2021/1126 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 567.540,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında şifahi olarak belirsiz süreli Yetkili Servis ve Yedek Parça Sözleşmesi bulunduğunu, davalı tarafın düzenlediği mimari projeler çerçevesinde müvekkiline ait arsa üzerine ... kamyon servis binası, mekanik ve kaporta olmak üzere iki ayrı yapıdan oluşan bina inşa edildiğini ve müvekkilinin 2008 yılı sonunda ... kamyon yetkili servis belgesi ile Samsun bölgesinde hizmet vermeye başladığını, davalı şirketin, müvekkiline gönderdiği 02.02.2012 tarihli ihtarnameyle sözleşmenin 18. maddesine göre tek taraflı olarak sözleşmenin feshedildiğini bildirdiğini, ancak taraflar arasında imzalanan yazılı sözleşme bulunmadığını, davalının bu ihtarname ile sözleşmeyi tek taraflı feshetmiş olmakla birlikte ihtarnamede yer alan yeniden yapılandırma çerçevesinde oluşturulan ve ihtarnamedeki internet sitesinde belirtilen şartları yerine getiren halihazırdaki yetkili servisler ile de yeni ...

kamyon yetkili servis sözleşmesi imza edileceği yolundaki beyanı ile hali hazırdaki servislik hizmet veren bayilerini yatırım yapmaya teşvik ettiğini, bunun üzerine müvekkilinin 14.02.2014 tarihinde davalıya müracaatta bulunarak yeni standartları karşılayabileceğini ve gereken çalışmaları yapmak üzere bayi departmanın kendilerini yönlendirmesini talep ettiğini, ancak davalı tarafın bu talebi cevapsız bıraktığını, davalı şirketin müvekkiline gönderdiği 10.10.2013 tarihli ihtarnameyle daha önceki fesih bildirimini içeren 02.02.2012 tarihli noter ihtarını tekrar etmek suretiyle yeni yapılanma içerisinde müvekkiliyle çalışılmasının düşünülmediğini, yetkili servis ilişkisinin 08.02.2014 tarihinde bildirime gerek olmaksızın sona ereceğini bildirdiğini, davalının bu davranışın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkilinin yatırımlarını bayiliğin uzun süreli olacağına ilişkin sözlü taahhüt ve söylemlere güvenerek yaptığını ve şimdi bu yatırımların atıl kaldığını, zarara uğradığını, bu binaların farklı bir iş alanında kullanılabilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin yaptığı yatırımlar ve verdiği hizmet sebebiyle kendi gayreti ile büyük bir müşteri portföyü oluşturduğunu,davalının müvekkilinin kazanç kaybını ve denkleştirme tazminatı ödemesi gerektiğini, stokda bulunan yedek parçaların iadesini almaktan kaçındığını, yedek parçaların davalı tarafça geri alınması ve sözleşmenin sona erme tarihi olan 08.02.2014 tarihinden itibaren bu yedek parça stoğuna mecburi bağlanan nakit bedele iade alınması tarihine kadar geçen süre içinde işleyecek avans faizini de ödemesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl davada ileri sürdüğü vakıaları tekrar ederek müvekkilinin kar kaybı zararının davalı tarafça tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek ilk dava açılış tarihinden sonra oluşan ve devam eden kar kaybına ilişkin olarak şimdilik 10.000,00 TL kar kaybından kaynaklanan maddi tazminatın yetkili servis ilişkisinin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davacının 2008 tarihinden bu yana ... Otosan'ın ... marka ağır ticari araçlara ilişkin yetkili servisi ve yedek parça bayisi olduğunu, davacı ile ... marka araçların satışına ilişkin bayilik ilişkisinin kurulmadığını, ... Otosan'ın ağır ticari araç pazarında başarıyı yakalamak amacıyla yurt dışı danışmanlık şirketi ile çalışmalar yaptığını, uzun vadeli stratejiler oluşturulduğunu, bu çerçevede şirket yapılanmasında, dağıtım sisteminde ve ürün stratejilerinde ciddi değişiklikler gerçekleştirildiğini, bu stratejik değişiklik çerçevesinde yeniden yapılanmaya karar verildiğini, 2012 Şubat ayında ... ticari ağır araç yetkili servisleri ile yürürlükte olan tüm sözleşmelerin fesih süresinin başlatıldığını ve sözleşmenin 18.2, 18.3 maddesine atıf yaparak ilgili yetkili servis sözleşmelerini feshettiğini, Rekabet Kurulunun 21.08.2013 tarihli kararı ile yetkili servis ağının grup muafiyetinden yararlandığına oy birliği ile karar verdiğini, bu kararın 08.11.2013 tarihinde müvekkiline tebliğ edildiğini, bunun üzerine müvekkilinin kamyon yetkili servislerine gönderdiği 10.10.2013 tarihli bildirim yazısı ile 02.02.2012 tarihli feshi ihbarında belirtildiği üzere taraflar arasındaki iş ilişkisinin 2014 Şubat ayı itibarıyla sona ereceğini, bundan sonraki dönemde ...

Otosan'ın ... ağır ticari araç yetkili servis ağını seçici niceliksel esaslarda tesis etmeye karar verdiğini duyurduğunu, 2008 yılında davacı taraf ile olan yetkili servis ilişkisinin, 2014 yılı Şubat ayı itibarıyla sona erdiğini, sözleşmenin feshinin uygun olduğunu, ihbarhamenin tebliğ tarihinden itibaren 2 yıl sonra hüküm ve sonuç doğurmak üzere feshedildiğini savunarak davanın reddini istmiştir.

2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında belirsiz süreli şifahi yetkili servis sözleşmesi kurulduğu, ancak davacı tarafça sözleşmenin uzun süreler, hatta 15 yıl kadar bir süre devam edeceğine ilişkin davalı tarafça ikna edildikleri yönündeki iddialarının usulünce ispat edilemediği, tüm belirsiz süreli sözleşmelerde olduğu gibi tarafların herhangi bir sebebe dayanmaksızın aralarındaki sözleşmeyi feshedebileceği, ne var ki bu feshin hakkın kötüye kullanılması yasağı sınırı içinde kalması ve ihbar süresini de içermesi gerektiği, uyuşmazlık konusu fesih yönünden de 2 yıllık ihbar süresinin tanındığı, yanı sıra davacı şirkette önemli teknik revizyonlara ihtiyaç duyulduğu, yeniden yapılandırma gerekliliği sebebinin açıklandığı, davacı şirketle beraber tüm yetkili servislerin sözleşmelerinin feshedildiği, bu çerçevede objektif bir yaklaşım sergilendiği, yapılan feshin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olmadığı, verilen ihbar süresinin de makul bir süre olduğu, fesih haksız bir fesih olmadığı, tazminat talep hakkı doğmadığı, yetkili servis ilişkisinin en baştan beri sürdürülebilmesi için yapılması zorunlu yatırım bedellerinin, yine kar kaybı zararının tazminin istenemeyeceği, şifahi sözleşmenin davacı tarafa tekel hakkı veren bir mahiyette olduğunun da davacı tarafça ispatlanamadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122.

maddesinde yazılı koşulların oluşmadığı, davacı uhdesinde kalan yedek parçalara ilişkin istem yönünden ise davalı tarafça dosyaya sunulan fatura içeriğinden ve taraflar arasındaki beyanlardan yetkili servislik ilişkisi çerçevesinde yedek parçaların satım sözleşmesi içinde davacı tarafa tesliminin sağlandığı, davalı tarafça sonrasında bu malların iade alınacağına dair bir taahhüt verilmediği, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı, birleşen davanın açıldığı 18.11.2020 tarihi itibariyle davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu, ancak arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle asıl davanın sübut bulmadığından, birleşen davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı, taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshedildiğini iddia etmişse de davalının sözleşmeyi, sözleşme şartlarına uygun şekilde feshettiği, feshin hakkın kötüye kullanımı niteliği taşımadığı, davalının yeni teknik standartlarının davacı tarafından sağlanmadığının bilirkişi tarafından tespit edildiği, davacının kişilik haklarının zarar görmesinin söz konusu olmadığı, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddinin yerinde olduğu, denkleştirme tazminatı talep hakkı bulunmadığı, birleşen davanın zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu, ancak davacının birleşen davayı açmadan önce arabulucuya başvurmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Dava ve Hukuki Nitelendirme

Asıl ve birleşen dava maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 09.07.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1178400000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/88 E. 2024/1554 K.

Yetkili servis sözleşmesinin olağan feshinde hakkın kötüye kullanılmadığı

Gerekçe özeti

Belirsiz süreli, yazılı olmayan bir sürekli borç ilişkisinde taraflardan birine sözleşmede ve ilgili mevzuatta öngörülen makul bir önel tanınarak kullanılan olağan fesih hakkı, dürüstlük kuralına aykırı biçimde başkasına zarar verme veya yasa dışı yarar sağlama amacı taşımadıkça hakkın kötüye kullanılması sayılmaz. Fesih ihtarında ileri sürülen yeniden yapılandırma gerekçesinin objektif ve tüm ilgili taraflara eşit uygulanmış olması, feshin haksız olmadığını gösterir. Sözleşme imzalanacağına dair icaba davet niteliğindeki beyanlar, sonradan açıkça geri alındığında haklı güven oluşturmaz ve culpa in contrahendo sorumluluğuna yol açmaz. Denkleştirme tazminatı, sözleşmenin acentelik niteliğinde olduğunun veya davacıya tekel hakkı verildiğinin ispatlanmasına bağlıdır. Konusu bir miktar para alacağı olan ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmamış olması, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; asıl davanın devamı niteliğindeki talepler için açılan birleşen (ek) dava da bu dava şartından bağımsız değildir.

Emsal değeri

Yetkili servis/bayilik ilişkilerinde sözleşmede ve ilgili Rekabet Kurulu tebliğinde öngörülen süreye uyularak kullanılan olağan fesih hakkının, objektif ve tüm ilgili taraflara eşit uygulandığı durumda hakkın kötüye kullanılması teşkil etmediği ve icaba davet niteliğindeki beyanların haklı güven oluşturmayacağı yönündeki değerlendirme, benzer yetkili servis/bayilik fesih uyuşmazlıkları için bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: olağan fesih hakkı hakkın kötüye kullanılması sürekli borç ilişkisi culpa in contrahendo denkleştirme (portföy) tazminatı zorunlu arabuluculuk dava şartı seçici niteliksel/niceliksel dağıtım sistemi

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2022/88

KARAR NO 2024/1554

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 21/10/2021

NUMARASI 2014/1385 Esas - 2021/1126 Karar

DAVA

Tazminat

Asıl davanın reddine, birleşen davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin verilen kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; taraflar arasında sözleşme imzalanacağı vaadi ile sözlü anlaşma akabinde, davalı tarafın istek ve bizzat çizimleri davalı tarafça yaptırılan mimari projeler doğrultusunda, müvekkiline ait arsa üzerine dolgu yapılarak, kamyon servis binası, mekanik ve kaporta bölümleri inşa edilerek gereken ekipman ve yedek parça tedarik edildiğini, buna göre müvekkili şirketin 2008 yılı sonunda ... kamyon yetkili servis belgesi ile Samsun bölgesinde hizmet vermeye başladığını, müvekkili şirketin bu yatırımı sözlü anlaşma gereğince belirsiz süreli yetkili servis sözleşmesine ve davalı şirketin söylemlerine itibar ederek gerçekleştirdiğini, davalının 02.02.2012 tarihinde müvekkile gönderdiği ihtarname ile yetkili servis sözleşmesinin 18.

maddesine göre sözleşmenin tek taraflı feshedildiğini ihtar ettiğini, ancak taraflar arasında imzalanan yazılı sözleşme bulunmadığını, aynı ihtarnamede yer alan yeniden yapılanma çerçevesinde oluşturulan ve ihtarnamedeki internet sitesinde belirtilen şartları yerine getiren halihazırdaki yetkili servisler ile de yeni ... kamyon yetkili servis sözleşmesi imza edileceği yolundaki beyan ile de halihazırdaki servis hizmeti veren bayilerin yatırım yapmaya teşvik edildiğini, bunun üzerine müvekkilinin 14.02.2014 tarihinde davalıya müracaatta bulunarak yeni standartları karşılayabileceğini ve gereken çalışmaları yapmak üzere bayi departmanın kendilerini yönlendirmesini talep ettiğini, ancak davalı tarafın bu talebi cevapsız bıraktığını, davalıya 01.03.2013 tarihinde başvurunun tekrarlandığını, bu başvuruya ise davalı tarafça 25.09.2013 tarihinde artık müvekkili şirket ile çalışılmayacağı, farklı bir şirket ile anlaşma sağlandığının bildirildiğini, bu yazı cevabının ertesinde davalının 10.10.2013 tarihli ihtarı ile 02.02.2012 tarihli fesih bildirimini tekrar etmek sureti ile müvekkili ile çalışılmasının düşünülmediğini belirterek yetkili servis ilişkisinin 08.02.2014 tarihinde bildirime gerek olmaksızın sona ereceğini bildirdiğini, müvekkilinin bayilik talebi konusunda uzun süre oyalandığını, davalının bu davranışın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkilinin sözleşmenin feshine ilişkin 02.02.2012 tarihinden 4 yıldan az bir süre önce yatırıma teşvik edilmesi ve 4 yıllık süre dolmadan yetkili servis yetkisine son verilmesinin manidar olduğunu, müvekkilinin yatırımlarını sözleşmenin belirsiz süreli olarak en az 15-20 yıl süreceğine yönelik sözlü taahhüt ve güvene itibar ederek yaptığını, davalının 02.02.2012 tarihli ihtarında bir yandan yetkili servis sözleşmesinin 18.

maddesine göre tek taraflı fesih hakkını kullandığını beyan edip, diğer yandan da yeni yapılanma kararı gereğince internet sitesinde belirtilen esaslara göre gerekli şartlar ve standartları yerine getiren servislerle yeniden sözleşme imzalanacağını beyan etmesinin, müvekkili firmanın yeni yapılanma içerisinde yer alabilmek için gerekli şartlara ve standartlara uygun yatırım yapmasını zorunlu kıldığını, davalının müvekkilinin bayilik talebini sürüncemede bırakmasının asıl nedeninin Rekabet Kurulu Başkanlığının 21.08.2013 tarihli 2013-4-17 ve 13-48/671-287 sayılı kararları olduğunu, davalının gerekli şartlar ve standartları yerine getiren servislerle yeniden sözleşme imzalanacağını beyan etmesinin, Rekabet Kurulu kararının gerçekleşmemesi halinde kendini güvence altına almak amaçlı olduğunun aşikar olduğunu, davalının 21.08.2013 tarihli Rekabet Kurulu kararını elde ettikten sonra müvekkili şirket ve aynı durumdaki bayileri hiçe sayarak gerçek niyetini 10.10.2013 tarihli ihtar ile ortaya koyduğunu, bu ihtarın davalının kötü niyetinin ispatı niteliğinde olduğunu, müvekkilinin 2007 yılında bayi olmak için yaptığı yatırımların atıl durumda kaldığını,fesih durumunda farklı bir iş alanında kullanılmasının mümkün olmadığını, davalının sözleşmeyi 02.12.2012 tarihli ihtarında sona erdirmiş ise de, gerçek niyetini açıkça belirtmediğini, Rekabet Kurulu'na yaptığı başvuru sonuçlanmadan, gerçek iradesini yansıtmayan sebeplerle müvekkili yatırıma teşvik edici fesih ihbarı ile mağdur ettiğini, sözlü anlaşmanın feshi ile davalının kendi markasına ait yedek parçaların iadesi ile ilgili dahi bir girişimde bulunmadığını, bu durumun müvekkilini ekonomik olarak telafisi olmayan mağduriyetine neden olduğunu, sözleşmenin feshinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu,yazılı bir sözleşme bulunmadığından sözleşmenin nedensiz ve tazminatsız feshedilebileceği anlamına gelmediğini,yetkili servis sözleşmesi hükümleri genel işlem şartı niteliğinde olup, fesih bildirimine dayanak 18.2 ve 18.3 maddelerinin yazılmamış sayılması gerektiğini, davalının belirsiz süreli yetkili servis sözleşmesini tek taraflı feshini geçerli bir sebebe dayandırmak zorunda olduğunu,kazanç kaybını ve denkleştirme tazminatı ödemesi gerektiğini, stokda bulunan yedek parçaların iadesini almaktan kaçındığını, yedek parçaların davalı tarafça geri alınması ve sözleşmenin sona erme tarihi olan 08.02.2014 tarihinden itibaren bu yedek parça stokuna mecburi bağlanan nakit bedele iade alınması tarihine kadar geçen süre içinde işleyecek avans faizini de ödemesi gerektiğini belirterek, yedek parça stokunun davalı tarafça aynen geri alınmasına, yedek parça bedellerinin sözleşmenin sona erdiği tarih olan 08.02.2014 tarihinden itibaren davalı tarafça geri alımının gerçekleştirileceği tarihe kadar işleyecek avans faizinin davalıdan tahsiline, ticari itibarın zedelenmesi nedeniyle 200.000-TL manevi tazminat ile müspet ve menfi zarar, denkleştirme (portföy) tazminatı ve kazanç kaybına ilişkin olarak şimdilik 100.000-TL maddi tazminatın 06.11.2013 temerrüt tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; davacının 2008 yılından bu yana müvekkilinin ... marka ağır ticari araç yetkili servisi ve yedek parça bayii olduğunu, davacı ile araç satışına ilişkin bir bayilik ilişkinin ise hiçbir zaman kurulmadığını, müvekkilinin 2007 yılında 2005/4 sayılı tebliğ hükümleri çerçevesinde seçici niteliksel esaslarda yapılandırılan ağır ticari araç yetkili servis ağını yeniden yapılandırmaya karar verdiğini, yeniden yapılandırma standartlarının şirket web sayfasında yayımlandığını, 2012 yılı şubat ayında ... ağır ticari araç yetkili servisleri ile yürürlükte olan tüm sözleşmelerin fesih sürecinin başlatıldığını, müvekkilin tüm yetkili servislere karşı aynı yolu izlediğini, yetkili servis sözleşmelerinin 18.2 maddesi kapsamında ve 18.3 maddesine atıf yaparak ilgili yetkili servis sözleşmelerini feshettiğini, müvekkilinin yetkili servislere gönderdiği 02.02.2012 tarihli fesih ihbarının ardından 15.02.2013 tarihinde Rekabet Kurulu'na seçici niceliksel esaslarda bir kamyon yetkili servis ağı için muafiyet başvurusunda bulunduğunu, Rekabet Kurulunun 21.08.2013 tarih ve 13-48/671-287 sayılı kararı ile seçici niceliksel esaslarda bir yetkili servis ağının 2005/4 sayılı tebliğ kapsamında grup muafiyetinden yararlandığına karar verdiğini ve bu kararın 08.11.2013 tarihinde müvekkili şirkete tebliğ edildiğini, bunun üzerine müvekkilin 10.10.2013 tarihli bildirim yazısı ile 02.02.2012 tarihli fesih ihbarında belirtildiği üzere, taraflar arasındaki iş ilişkisinin 2014 yılı Şubat ayı itibari ile sona ereceğini, bundan sonraki dönemde ağır ticari araç yetkili servis ağını seçici niceliksel esaslarda tesis etmeye karar verdiğini duyurduğunu, davacı ile olan yetkili servis ilişkisinin 2014 yılı Şubat ayı itibariyle sona erdiğini, davacının sözleşme yapmaya zorlanmadığını, kendi isteği doğrultusunda ve sözleşme şartlarının bilincinde olarak yatırım yaparak yetkili servis hizmetlerini sürdürdüğünü, müvekkilinin 25.04.2007 tarihli e-postada servis binası inşaatında davalıya zorunluluk getirmeyip tavsiyede bulunduğunu, ayrıca davacının yetkili servislerin tümünün uymakla yükümlü olduğu standartlara uymak zorunda olduğunun farkında olduğunu, müvekkili ile davacı arasındaki ilişkinin ilk irsaliye kaydı tarihi olan 19.08.2008 tarihinde başlayarak 2014 yılı şubat ayına kadar 5 yıl 6 ay devam ettiğini, davacı şirkete iş ilişkisinin belirli bir süre devam edeceğine dair bir taahhüt verilmediğini, davacının, sözleşmenin 15-20 yıl devam süreceğine ilişkin sözlü taahhüt ve güvene itibar ederek yatırım yaptığı iddiasının gerçek dışı olduğunu,sözleşmenin 18.2 maddesi kapsamında 18.3 maddesine atıf yapılarak feshedildiğini, davacı ile olan sözleşmenin de bu maddeler kapsamında 02.02.2012 tarihli ihtarname ile tebliğ tarihinden itibaren 2 yıl sonra hüküm ve sonuç doğurmak üzere feshedildiğini, davacı tarafça taraflar arasında imzalanmış bir yazılı sözleşme bulunmadığı iddia edilmişse de, tarafların ağır ticari araç yetkili servis sözleşmesi kapsamında hareket ettiklerini, iki yıllık fesih öneli tanınması hukuka uygun olup 2005/4 sayılı Tebliğin 4.b maddesinin, sözleşmelerin en az 2 yıllık fesih ihbar süresi verilerek sonlandırılmasını öngördüğünü, olağan fesih kapsamında makul bir fesih öneli tanınması halinde tarafların sözleşmeyi diledikleri tarihte feshetme haklarının bulunduğunu, müvekkilinin davacıyı oyaladığı iddiasının asılsız olduğunu, fesih ihtarında yer alan bu ifadenin 2005/4 sayılı Rekabet Kurulu Tebliğinin getirdiği niceliksel seçici dağıtım sisteminin temelini oluşturan standartları yerine getiren tüm adayların sisteme alınması zorunluluğunun tekrarından ibaret olup, icaba davet niteliğinde olduğunu, ancak davacının herhangi bir icapta bulunmadığını ve standartları karşılamaya yönelik bir girişimde bulunmadığını, ilgili standartlar internette yer almakta olup davacının bu standartları sağlamaya yönelik yaptığı yatırımları açıklaması gerektiğini, davacının 01.03.2013 tarihli e-posta ile bayi olma talebini ilettiğini, 13.03.2013 tarihli e-posta ile de yetkili servis standartları ile ilgili yapılması gereken çalışmaları sorduğunu, bu iki yazışmanın davacının yetkili servis süreci ile bayilik faaliyetinin ayrı olduğunu ve yetkili servislik bakımından bir inceleme sürecinde olduğunu ortaya koyduğunu, müvekkilinin fesih ihbarındaki standartları yerine getirenlerle sözleşme akdedilebileceği ifadesinin icap niteliğinde olmayıp icaba davet olduğunu, müvekkilinin 10.10.2013 tarihli ihtarname ile de anılan icaba daveti yürürlükten kaldırdığını, bu nedenle müvekkilinin davacıyı oyaladığı iddiasının dayanağının bulunmadığını, davalı ile müvekkili arasında ağır ticari araç yetkili servis sözleşmesi mevcut olup taraflar arasında hiç bir zaman yetkili satıcı sözleşmesi akdedilmediğini veya bu yönde bir taahhüt verilmediğini, davacının 01.03.2013 tarihli e-postasının bayi olma talebiyle ilgili olduğunu, müvekkilinin satış bayiliği kapsamında toplantılar düzenlediğini, ancak bu toplantı ve görüşmelerde davacıdan olumlu yanıt alınamadığını ve farklı şirketlerin araç bayiliği için değerlendirmeye alındığını, müvekkilinin araç bayiliğini 2005/4 sayılı tebliğde açıklanan münhasır dağıtım sistemi esaslarına göre yapılandırması nedeniyle her başvuruyu kabul etmek zorunda olmadığını, davacının yaptığı yatırımların bayilik faaliyetine yönelik olmadığını, 2008 yılında davacının bayi olarak atanacağına veya bu maksatla yatırım yaptırıldığına dair delil bulunmadığını, davacı ile bayilik görüşmelerinin ise 2012 yılında başladığını, bu süreçte müvekkilinin davacıya bayi olacağı yönünde inanç sağlamadığını, kaldı ki davacının bu görüşmelere istinaden bir yatırım da yapmadığını, davacının müvekkilinin tavsiye niteliğindeki asgari standartlarını karşılamak kaydıyla tesisini dilediği gibi inşa etme hakkına sahip olduğunu, kaldı ki binanın 2008 yılından 2014 yılına kadar 5,5 yıl servis olarak kullanıldığını, davacının eğitim gideri, program ve diğer harcamaları kapsamında maddi zarar isteminin hukuka aykırı olduğunu, davacının yerine getirdiği bu standartların yetkili servis olarak faaliyet göstermesi için gerekli olup 2008-2014 yılları arasında kazanımlarını kullanarak amortismana tabi tuttuğunu ve gider yazdığını, halen elinde bulunan ekipman ve tecrübenin bir ticari değerinin bulunduğunu, davacının ticari faaliyetini sürdürebilmesi için zorunlu olarak yaptığı ve 5,5 yıldan beri kullandığı yatırımlarına ilişkin harcamalarını müvekkilinden talep edemeyeceğini, davacının servis faaliyeti için gerekli eğitimlere masrafları kendilerine ait olmak üzere katıldığını, servis faaliyetinin ancak yeterli eğitime sahip personel ile yürütülebileceğini, ayrıca 2013 yılında davacıya eğitim teşviki kapsamında müvekkilince ödeme yapıldığını, ...

programının teknolojik altyapı olarak kullanılması önem arz etmekte olup tüm servislerde aranan bu alt yapının davacı şirkette de arandığını, yetkili servis hizmet aşamasında belirli yedek parça stoğunun bulundurulmasının tüketici ve ilgili mevzuatın gereği olduğunu,davacı şirket ile müvekkili şirket arasındaki yedek parça bayilik sözleşmesinin halen devam ettiğinden yedek parça bulundurma yükümlülüğü bulunduğunu, yetkili servis hizmeti verebilmek için araç bakım ve tamirine yönelik ekipmanların bulunması gerektiğini, yol yardımı hizmetinin de yetkili servis tarafından yerine getirilmesinin zorunlu olduğunu, sözleşme hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde olmadığını, kaldı ki 18.2 maddede düzenlenen fesih hakkının her iki tarafa da tanındığını, haksız fesih söz konusu olmadığı gibi davacının zarar iddiasını da ortaya koyamadığını, taraflar arasında acentelik veya tek satıcılık ilişkisi bulunmadığından denkleştirme tazminatı talep edilemeyeceğini, kaldı ki 2005/4 sayılı tebliğ uyarınca müvekkilince yetkili servislere münhasır bir hak tanınmasının hukuken mümkün olmadığını, nitekim yetkili servis sözleşmesinin 2.6 maddesinde, bu sözleşmedeki hükümlerin servise belirli bir bölge, müşteri ya da faaliyet bakımından inhisari hak verildiği şeklinde yorumlanamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVA

Davacı vekili; asıl davada ki vakıaları tekrar ederek müvekkilinin kar kaybı zararının davalı tarafça tazmin edilmesi gerektiğini belirterek, ilk dava açılış tarihi olan 19/06/2014 tarihinden sonra oluşan ve devam eden kar kaybına ilişkin olarak HMK'nın 107. maddesi gereğince şimdilik belirsiz alacak olarak 10.000-TL kar kaybından kaynaklanan maddi tazminatın yetkili servis ilişkisinin feshedildiği 08/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP

Davalı vekili; asıl davaya cevap dilekçesinde ki beyanlarını tekrar ederek , dava zorunlu arabuluculuğa tabi olmasına rağmen arabuluculuğa başvurulmadan açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; asıl davanın, taraflar arasındaki şifahi belirsiz süreli yetkili servis sözleşmesinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, davalı tarafça davacı şirkete gönderilen 02/02/2012 tarihli noter ihtarı ile, taraflar arasındaki sözleşmenin 18. maddesine dayalı olarak ve ihtarın tebliğinden itibaren 2 yıl sonra hüküm ve sonuç doğurmak üzere feshedildiğinin bildirildiği, davacı tarafça; taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı, yetkili servislik konusunda şifahi olarak anlaştıkları, bu anlaşmaya göre yetkili servislik sözleşmesinin 15 yıl gibi bir süre için kurulduğu yönünde davacının ikna edildiği, bu çerçevede tamamen davalı taraf isteklerine göre davacıya ait arsa üzerinde inşaat yapıldığı, gerekli ekipman, malzeme, yedek parça temin edildiğinin ileri sürüldüğü, yargılama boyunca taraflar arasında aktedildiği davalı tarafça ihtarnamede ileri sürülen sözleşmenin dosyaya sunulmadığı, yetkili servislik sözleşmesinin şifahi olarak kurulduğu, ancak davacı tarafça, sözleşmenin uzun süreler, hatta 15 yıl kadar bir süre devam edeceğine ilişkin davalı tarafça ikna edildikleri yönündeki iddialarının usulünce ispat edilemediği, taraflar arasında belirsiz süreli şifahi yetkili servis sözleşmesi bulunduğu, tüm belirsiz süreli sözleşmelerde olduğu gibi tarafların herhangi bir sebebe dayanmaksızın aralarındaki sözleşmeyi feshedebileceği, ne var ki bu feshin hakkın kötüye kullanılması yasağı sınırı içinde kalması gerektiği gibi, ihbar süresini de içermesi gerektiği, uyuşmazlık konusu fesih yönünden de 2 yıllık ihbar süresinin tanındığı, yanı sıra davalı şirkette önemli teknik revizyonlara ihtiyaç duyulduğu, yeniden yapılandırma gerekliliği sebebinin açıklandığı, davacı şirketle beraber tüm yetkili servislerin sözleşmelerinin feshedildiği, bu çerçevede objektif bir yaklaşım sergilendiği, yapılan feshin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olmadığı, verilen ihbar süresinin de makul bir süre olduğu,alınan bilirkişi raporlarındaki tespitlere iştirak edildiği, yapılan değerlendirmeler çerçevesinde yapılan fesih haksız bir fesih olmadığı,tazminat talep hakkı doğmadığı, yetkili servis ilişkisinin en baştan beri sürdürülebilmesi için yapılması zorunlu yatırım bedellerinin, yine kar kaybı zararının tazminin istenemeyeceği, denkleştirme tazminatı istemi yönünden, yukarıda açıklandığı üzere feshin haksız olmadığı gibi taraflar arasındaki şifai sözleşmenin davacı tarafa tekel hakkı veren bir mahiyette olduğu da davacı tarafça usulünce ispatlanamadığı, TTK nın 122maddesinde yazılı koşulların oluşmadığı, davacı uhdesinde kalan yedek parçalara ilişkin istem yönünden ise, davalı tarafça dosyaya sunulan fatura içeriğinden ve taraflar arasındaki beyanlardan, yetkili servislik ilişkisi çerçevesinde yedek parçaların satım sözleşmesi içinde davacı tarafa tesliminin sağlandığı, davalı tarafça, sonrasında bu malların iade alınacağına dair bir taahhüd verilmediği,manevi tazminat koşullarının oluşmadığı, birleşen dava yönünden ise davanın 18/11/2020 tarihinde açıldığı, esas davanın açılış tarihinden sonra oluştuğu ileri sürülen kar kaybı talep edildiği, 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Kanunla 6102 sayılı TTK'na eklenen 5/A maddesi uyarınca arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle , asıl davanın sübut bulmadığından, birleşen davanın usulden reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; mahkeme gerekçesinde feshin haklı nedenle veya haklı bir sebep olmaksızın herhangi bir nedenle fesih olarak değerlendirildiği konusunda açık çelişki bulunduğunu, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığının ispatlanmadığını, mahkemece taraflar arasında süresiz borç ilişkisi bulunduğu değerlendirilmeden davanın reddine karar verildiğini, davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinin, feshin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun yargılama sürecinde ispatlandığını, yazılı sözleşme bulunmadığından davalının 2 yıl önel vererek sözleşmeyi feshetme hakkı bulunmadığını, yeni standartlara uygunluğun ne şekilde sağlanacağının müvekkiline açık ve somut olarak bildirilmediğini, feshin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davalının 2007 yılında seçici niceliksel yapılanmaya karar vermesine rağmen müvekkilini 2008 yılında seçici niteliksel esaslara göre yatırım yapmaya mecbur bıraktığını, davalının sözleşmeyi 02.02.2012 tarihinde feshetmekle birlikte, aynı ihtarnamede yer alan yeniden yapılanma çerçevesinde oluşturulan ve ihtarnamedeki internet sitesinde belirtilen şartları ve standartları yerine getiren halihazırdaki yetkili servisler ile de yeni Ford kamyon yetkili servis sözleşmesi imza edileceği yolundaki beyanı ile halihazırdaki servis hizmeti veren bayileri yatırım yapmaya teşvik ettiğini, müvekkilinin yeniden yapılanma gayreti içinde bulunduğu dönemde bayiliğin başka bir firmaya verildiğini, davalının sözleşmeyi tek taraflı feshini haklı bir sebebe dayandırmak zorunda olduğunu, ancak davalının bu konudaki iddiasını ispat edemediğini, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, davalının davranışlarının culpa in contrahendo gereğince müvekkilinde güven oluşturduğunu, müvekkilinin Samsun bölgesinde yetkili servis olarak hizmet vermekte olan tek satıcı olduğunu, bu nedenle denkleştirme tazminatı talep edilebileceğini, Yargıtay kararları gereği bayilik ilişkisinin haksız feshi nedeniyle kar kaybı, portföy tazminatı ve elde kalan yedek parça ile yatırım bedellerinin talep edilmesinin mümkün olduğunu, birleşen dava ise asıl davanın devamı niteliğinde olduğundan zorunlu arabuluculuğa başvurulmasında hukuki yarar bulunmadığını, aynı alacak için bir defa arabuluculuk süreci işletilmişse ek dava nedeniyle yeniden başvuru yapılmasına gerek olmadığını ,yazılı sözleşme bulunmadığından davalının dosyaya sunduğu delillerin geçersiz olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Asıl ve birleşen dava; taraflar arasında sözlü olarak akdedilen belirsiz süreli ağır ticari araç yetkili servis ve yedek parça bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı olarak, bina inşa edilmesi, teknik eleman yetiştirilmesi, yedek parça stok edilmesi, tamir ve bakım ekipmanları alınması yoluyla yapılan yatırımlardan kaynaklanan maddi zarar, kazanç kaybı, denkleştirme (portföy) tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı tarafça; davalı tarafça sözleşmenin haklı neden olmaksızın feshedildiği, fesih hakkının kötüye kullanıldığı, davalının sözleşmenin uzun yıllar süreceği konusunda müvekkilinde haklı güven oluşturması nedeniyle yatırımlar yapılarak zarara uğranıldığı ileri sürülmüştür.

Davalı tarafça ise; sözleşmenin kendilerine olağan fesih hakkı tanıdığı, pazar payını artırmak için yeniden yapılanmaya gidildiği, tüm yetkili servislerle akdedilmiş sözleşmelerin de feshedildiği, feshin haksız olmadığı savunulmuştur.Somut olayda; taraflar arasında yazılı olmayan ve belirsiz süreli yetkili servis ve yedek parça bayiliği sözleşmesi akdedildiği,ticari ilişkinin 2008 yılı itibariyle başladığı, sözleşmenin devamı sürecinde davalının Rekabet Kurulunun 2005/4 sayılı Tebliğine dayalı olarak seçici niteliksel servis ağını seçici niceliksel olarak yeniden yapılandırma kararı aldığı, bu doğrultuda davacı ile aynı durumdaki yetkili servisler ile akdedilen sözleşmelerin feshedildiği, bu kapsamda diğer yetkili servisler ile birlikte davacıya da keşide edilen 02.02.2012 tarihli ihtarname ile davacı ile mevcut ...

kamyon yetkili servis sözleşmesinin, taraflar arasında akdedilmemiş olan yetkili servis sözleşmesinin 18. maddesine atıfla, tebliğinden itibaren 2 yıl sonra hüküm ifade etmek üzere feshedildiği, fesih ihtarında ayrıca yeniden yapılandırma çerçevesinde, müşteri beklenti ve memnuniyetini sağlayacak, yeni ürünlerin teknik ihtiyaçlarını karşılayabilecek, servis personeli için modern ve güvenli bir çalışma ortamını temin edecek ve ... dağıtımı ve satış sonrası hizmetlerinde iktisadi etkinliği arttıracak tesis, personel ve kurumsal kimlik standartları belirlenmiş olup, linkinin verildiği, anılan standartları karşılayan firmalar ile yeni ... kamyon yetkili servis sözleşmesi imza edileceğinin belirtildiği, bu süreçte davalı tarafından 15.02.2013 tarihinde niceliksel seçici dağıtım sistemine ilişkin olarak Rekabet Kurulu'na muafiyet başvurusu yapıldığı, Rekabet Kurulunca verilen 21.08.2013 tarihli karar ile, başvurunun kabulü ile davalının 2005/4 sayılı Tebliğ kapsamında grup muafiyetinden yararlanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Davalı şirket tarafından davacıya keşide edilen 10.10.2013 tarihli ihtarname ile de; ilk ihtarın tekrarı ile verilen iki yıllık fesih süresi 08.02.2014 tarihi itibariyle sona erecek olup, şirketlerinin yeni kamyon yetkili servis ağını, seçici niteliksel sistem esaslarına göre sınırlı sayıda yetkili servisin var olduğu bir yapıda tesis etmeye karar verdiği, bu yeni yapı içerisinde davacı firma ile çalışılmasının düşünülmediği, ... kamyon yetkili servis faaliyetine ilişkin iş ilişkisinin Şubat 2014 itibariyle sona ereceği dikkate alınarak, ... Otosan ile ilişkiyi devam ettirebilmek adına herhangi bir yatırım yapılmaması bildirilmiştir.Taraflar arasında sürekli borç doğuran bir sözleşme akdedilmiştir.

Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmeler kendiliğinden sona erebileceği gibi, bir hukuki işlemle de sona erdirilebilir.Tek taraflı bir hukuki işlemle son erdirilmesi fesih olarak adlandırılır. Fesih beyanının muhataba ulaşması ile sürekli borç ilişkisi sona erer. Davalı tarafça, olağan fesih hakkının kullanıldığı ileri sürülmüştür. Davacı ise fesih hakkının kötüye kullanıldığı iddiasındadır. Taraflar arasındaki ilişki yazılı bir sözleşme bulunmadan başlamış ve sürdürülmüştür. Davacı tarafça fesih ihbarında dayanılan ve emsal sözleşmenin 18. maddesinde taraflara, iki yıl önceden bildirimde bulunma şartıyla herhangi bir sebep gösterilmeden tek taraflı fesih hakkı tanınmıştır.Yine Rekabet Kurulunun 2005/4 sayılı Tebliğinde de olağan feshi süresi 2 yıl olarak öngörülmüştür.

Davalı şirketin keşide ettiği ihtarnamelerle olağan fesih hakkı kullanılırken, sözleşmedeki sürelere ve ilgili tebliğ hükümlerine riayet edilmiş olup, verilen ihbar süresinin de makul bir süre olduğu belirlenmiştir. Davalının olağan fesih hakkı bulunmakla birlikte, bu hak sınırsız olmayıp fesih hakkının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil etmeyecek şekilde kullanılması gerekir. Dürüstlük kuralına aykırı davranarak fesih hakkının açıkça kötüye kullanılması hukuken korunamaz.TMK'nın 2/1. maddesine göre, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Fesih hakkının, başka bir kimseye zarar vermek, zora sokmak veya yasa dışı bir yarar sağlamak için kullanılması hallerinde, bu hakkın kötüye kullanılmasından söz edilebilecektir.Davalı şirketçe fesih bildiriminde, müşteri memnuniyetinin artırılması amacıyla yeniden yapılandırma kararı, fesih nedeni olarak gösterilmiştir.

Bu kapsamda davalı şirketçe Rekabet Kuruluna başvuru yapılarak muafiyet kararı alındığı, davacı ile birlikte mevcut bütün yetkili servisler ile olan sözleşmelerin feshedildiği, internet sitesinde yeni bayilik şartları davacıya da açık olarak ilan edilerek, belirtilen şartları sağlayan kişiler ile yeni sözleşme imzalanacağının bildirildiği dikkate alındığında, davalının fesih hakkını kötüye kullanmadığı sonucuna varılmasında isabetsizlik görülmemiştir.Davacı tarafça; davalının keşide ettiği 02.02.2012 tarihli fesih ihtarında yer alan, internet sitesinde belirtilen standartları karşılayan firmalar ile yeniden yetkili servis sözleşmesi imzalanabileceğine dair beyanın sözleşmenin uzun yıllar süreceğine dair haklı güven oluşturduğu, ayrıca davalının culpa in contrahendo kapsamında oluşan zarardan sorumlu olduğu ileri sürülmüştür.

Ancak,sözleşme davalı tarafça olağan feshi hakkı kapsamında feshedilmiş olup, davalının yeni sözleşme akdedileceği konusunda davacıya yönelik sözleşme imzalanacağı inancını doğuran bir eylemi bulunmamaktadır. Aksine davalı tarafından, fesih ihbarından sonra verilen 2 yıllık fesih öneli sürecinde keşide edilen 10.10.2013 tarihli ihtarname ile açıkça davacı ile sözleşme imzalanmayacağı bildirilmiştir. Davacının yaptığını ileri sürdüğü inşaat yatırımları, personel eğitimi, ekipman alımı gibi harcamaların ise mevcut yetkili servis faaliyeti kapsamında yapıldığı, yedek parça bayilik hizmetinin verilmesinde kullanıldığı, ayrıca davacının, davalının belirlediği yeni teknik standartları sağladığının davacı tarafından kanıtlanamadığı da mahkemece alınan bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir.

Sözleşmenin feshinin haksız olmadığı, ayrıca fesih hakkının kötüye kullanılmasının da söz konusu olmadığı tespit edilmekle, davacının, haksız fesih iddiasına dayalı olarak davalıdan maddi ve manevi tazminat talep etme koşulları oluşmamıştır. Yine davacı tarafça TTK'nın 122. maddesi kapsamında denkleştirme tazminatı da talep edilmiştir. Ancak taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakta olup, mevcut sözleşme ilişkisinin acentelik niteliğinde bulunmadığı gibi, davacıya tekel hakkı veren bir sözleşme olmadığı görülmekle, denkleştirme tazminatı talep koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle mahkemece asıl davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 114/1 maddesinin birinci fıkrasında, tüm davalar bakımından geçerlilik taşıyan dava şartlarının neler olduğu hususu hükme bağlanmış, HMK 114/2 maddesinde ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.

7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı TTK’na eklenen ve 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile getirilen “Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. ...” hükmü uyarınca konusu bir miktar para alacağı olan talepler hakkındaki ticari davalarda dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu hale getirilmiş, yani arabuluculuğa başvurmak dava şartı haline getirilmiş bulunmaktadır. Kar kaybı alacağı istemine ilişkin birleşen dava ise, 18/11/2020 tarihinde açılmış olup, niteliği itibariyle zorunlu arabuluculuk kapsamındadır.

Ancak davacı tarafça işbu dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmadığı tespit edildiğinden birleşen davanın usulden reddine karar verilmesi de yerindedir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin asıl ve birleşen davada verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 855,20-TL (asıl dava 427,60-TL, birleşen dava 427,60-TL olmak üzere) istinaf karar harcından yatırılan 1.281-TL harcın mahsubu ile kalan 425,8‬0-TL fazla harcın talep halinde asıl ve birleşen davada davacıya iadesine,Asıl ve birleşen davada davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

04/11/2024

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.