6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Delilinden vazgeçen davalı ödeme savunmasını ispat edemez

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/5937 E. 2025/5263 K. · · İlk derece: İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Gerekçe özeti

Kendisine kesin süre verilmesine rağmen ödeme savunmasına ilişkin belge ve delilleri sunmayan, bilirkişinin incelenmesini gerekli gördüğü ticari defter ve kayıtlar bakımından bu delile dayanmadığını açıkça bildiren ve banka kayıtlarının celbi için hiçbir somut veri belirtmeyen davalı, ödeme savunmasını ispatlamış sayılmaz; alacak likit olduğundan icra inkâr tazminatına da hükmedilir. Borçlunun bulunduğu yerdeki terör eylemleri, ticari defter ve kayıtlara ilişkin zayi belgesi vb. delillerle desteklenmedikçe sözleşmeden doğan borç bakımından mücbir sebep veya aşırı ifa güçlüğü teşkil etmez. İtirazın iptali davası bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır.

Ele alınan sorunlar

İtirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması → ret

İddia: Davalı vekili, davanın bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını savunmuştur.

Gerekçe: Dava, bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Ödeme savunmasının kesin süre içinde ispatlanamaması ve delilden vazgeçme → kabul

İddia: Davalı, hisse devri sırasında borç bulunmadığının belirtildiğini, devirden sonra ortaya çıkan borçları ödediğini ve ödemelerin devir bedelini aştığını, kendisinin borçlu değil alacaklı olduğunu savunmuştur.

Gerekçe: Davalı, ödeme savunmasını kendisine verilen kesin süre sonunda sunduğu ve bildirdiği belge ve deliller ile ispatlayamamıştır. Alınan bilirkişi raporunda şirket defterleri, banka kayıtları ve vergi kayıtlarının incelenebileceğinden bahsedilmesine rağmen davalı, şirket ticari defterleri ve diğer resmî kayıtların incelenmesi deliline dayanmamış, bu belgelerin incelenmesine gerek olmadığını bildirmiş; davacı da bu aşamadan sonra savunmanın ve delillerin genişletilmesine muvafakati bulunmadığını belirtmiştir. Toplanan belge ve delillere göre davalı, kabul ettiği borca ilişkin ödeme savunmasını ispatlayamamış olup alacak likittir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Terör olaylarının mücbir sebep veya aşırı ifa güçlüğü teşkil edip etmediği → ret

İddia: Davalı, işletmenin bulunduğu yerin yoğun terör saldırısı altında bulunduğunu, işletmenin işlevsiz kaldığını ve borcu ifa etmesinin mümkün olmadığını savunmuştur.

Gerekçe: Davalı, sözleşmeye göre kendisinin ödememesi gerekirken ödediğini ileri sürdüğü ödemeler bakımından, tensip zaptıyla ve her iki duruşmada kesin süreli olarak verilen ara kararlara ve hatta istinaf dilekçesine rağmen kime, nereye, hangi ödemeleri yaptığına dair herhangi bir delil sunmamıştır. Sözleşmede düzenlenen banka yapılandırmalarından doğacak fark ve ileride çıkacak bilinmeyen borçlar hükmünden hangi borçların anlaşılması gerektiği belirli olmayıp davalı, bu borçların hangileri olduğunu ne yargılama ne istinaf aşamasında açıklamıştır. Bilirkişinin ticari defterlerin incelenmesi gerektiği görüşüne karşı davalı, incelenmesine gerek olmadığını belirterek o delile dayanmadığını açıkça ikrar etmiştir. Bilirkişi banka kayıtlarının getirtilerek incelenmesi gerektiğini ifade etmiş, davalı kayıtların celbini istemiş; fakat yargılama boyunca kendisine verilen bilgi ve belge sunma süreleri içinde hangi bankanın hangi hesap numarasından hangi kaydın isteneceği hususunda hiçbir somut veri belirtmemiştir. Davalı terör olayları nedeniyle işletmenin zarar gördüğünü ve hiçbir kayda ulaşılamadığını iddia etmekte ise de bu iddiasını destekleyecek ticari defter ve kayda ilişkin zayi belgesi vb. ibraz etmemiştir. Bu nedenle işletmenin bulunduğu yerdeki terör eylemleri, davalının sözleşmeden doğan borcu için mücbir sebep ve aşırı ifa güçlüğü teşkil etmez. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Terör olaylarının, defter ve kayıtlara ilişkin zayi belgesi gibi delillerle desteklenmedikçe sözleşmesel borç bakımından mücbir sebep veya aşırı ifa güçlüğü sayılmayacağı ve delilinden açıkça vazgeçen davalının ödeme savunmasını ispat edemeyeceği yönünden emsal değer taşır.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
İtirazın iptali davası bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
itirazın iptali ödeme savunması ispat yükü kesin süre delilden vazgeçme likit alacak icra inkâr tazminatı mücbir sebep aşırı ifa güçlüğü zayi belgesi hak düşürücü süre

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2024/5937 E.  ,  2025/5263 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/2069 Esas, 2024/1133 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2017/761 E., 2018/1022 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 09.09.2025 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Özel Sağlık Hiz... Ltd. Şti. (Yeni Unvanı: ... Özel Sağlık... Ltd. Şti.) bünyesinde bulunan Özel ... Hospital Hastanesi'ndeki hisselerini davalı ... ve dava dışı ...'ya 21.02.2014 tarihli noter sözleşmesiyle devrettiğini, müvekkilinin edimlerini yerine getirdiğini, devrin ortaklar kurulunca onaylanarak Ticaret Sicil Gazatesi'nde yayınlandığını, davalının devir nedeniyle 1.100.000,00 TL borcunu ödemediğini, davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalının süresinden sonra itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın 1 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, dava konusu hisse devralınırken herhangi bir borcun bulunmadığının belirtildiğini; ancak devirden sonra hastanenin birçok borcu olduğu ve farklı bankalardan çek keşide edildiğinin ortaya çıktığını, alacaklıların müvekkilinden alacaklarını talep etmesi üzerine tüm borçları ödemeye çalıştığını, ödemelerin hisse devir bedelinin üzerine çıktığını, müvekkilinin borçlu değil alacaklı olduğunu, aksi kabul edilmemekle birlikte borcu olduğu kabul edilse dahi müvekkilinin borcu ifa etmesinin mümkün olmadığını, hastanenin bulunduğu Cizre/Şırnak'ın yoğun terör saldırısı altında bulunduğunu, hastanenin çalışıp borçlarını ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı düştüğünü, hastanenin işlevsiz kaldığını, ticari yaşamının son bulduğunu ve hastane kullanılamaz hale geldiğinden oluşan zararın tazmini amacıyla müvekkilinin Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'na yaptığı başvurunun sonucunun beklendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının ödeme savunmasını verilen kesin süre sonunda sunduğu-bildirdiği belge ve deliller ile ispatlayamadığı, alınan bilirkişi raporunda şirket defterleri, banka kayıtları ve vergi kayıtlarının incelenebileceğinden bahsedilmesine rağmen davalının, şirket ticari defterleri ve diğer resmi kayıtların incelenmesi delilline dayanmadığı, bu belgelerin incelenmesine gerek olmadığını bildirdiği, davacının da bu aşamadan sonra savunmanın ve delillerin genişletilmesine muvafakatları olmadığını belirttiği, toplanan belge ve delillere göre davalının kabul ettiği borcun ödeme savunmasını ispatlayamadığı, alacağın likit olduğu, davalı vekilinin 03.07.2018 tarihli dilekçesindeki menfi tespit talebi konusunda harcı yatırılarak açılan bir dava bulunmadığından bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 1.100.000,00 TL asıl alacak üzerinden itirazın iptaline, takibin devamına, asıl alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 1 yıllık hak düşürücü sürede açıldığı, davalıya tensip zaptıyla her iki duruşmada kesin süreli olarak verilen ara kararlara rağmen ve hatta istinaf dilekçesinde dahi sözleşmeye göre kendisinin ödememesi gerekirken ödediği, kime-nereye hangi ödemeleri yaptığına dair herhangi bir delil sunmadığı, sözleşmenin 5. maddesinde düzenlenen banka yapılandırmalarından doğacak fark ve ileride çıkacak bilinmeyen borçlar hükmünden hangi borçların anlaşılması gerektiğinin belirli olmadığı, davalının bu borçların da hangi borçlar olduğunu, ne yargılama ne de istinaf aşamasında açıklamadığı, bilirkişinin ticari defterlerin incelenmesi gerektiği görüşü hususunda da incelenmesine gerek olmadığını belirtilerek o delile dayanılmadığının açıkça ikrar edildiği, bilirkişinin banka kayıtlarının getirtilerek incelenmesi gerektiğini ifade ettiği, davalının dilekçesinde kayıtların celbini istediği fakat yargılama boyunca kendisine verilen bilgi-belge sunma süreleri içinde hangi bankanın hesap numarasından hangi kaydın isteneceği hususunda hiç bir somut veri belirtmediği, davalı, terör olayları nedeniyle hastanenin zarar gördüğünü, hiç bir kayda ulaşılamadığını iddia etmekte ise de bu iddiasını destekleyecek herhangi bir ticari defter ve kayda ilişkin zayi belgesi vs.

ibraz etmediği, bu nedenle hastanenin bulunduğu yerdeki terör eylemlerinin davalının sözleşmeden doğan borcu için mücbir sebep ve aşırı ifa güçlüğü teşkil etmeyeceği, davalının savunmasını ispat edemediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Dava ve Hukuki Nitelendirme

Dava, hisse devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 11.09.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1173528000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/2069 E. 2024/1133 K.

Hisse devir bedelinde savunmanın genişletilmesi yasağı ve ispat yükü

Gerekçe özeti

İtirazın iptali davasında hak düşürücü sürenin başlangıcı, borçlunun itirazının alacaklı tarafça tüm yönleriyle öğrenildiği tarihe göre belirlenir; itiraz dilekçesinin icra dosyasında alacaklıya tebliğ edilmemiş olması halinde süre, alacaklının itirazı öğrendiği en erken tarihten (örn. şikayet başvuru tarihi) işlemeye başlar. Ayrıca taraflar, cevap ve düplik dilekçelerinde dayanmadıkları savunma sebeplerini, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra karşı tarafın açık muvafakati olmadan ileri süremez; bu sebepler HMK 141-142 uyarınca dikkate alınmaz. Sözleşmeden doğan borcu ödemediğini ileri süren taraf, kendisine verilen kesin sürelere rağmen somut delil (ticari defter, banka kaydı, ödeme belgesi) sunmaz ve iddialarını soyut düzeyde bırakırsa savunmasını ispat edemediği kabul edilir; bölgesel terör olaylarının varlığı, bu ispat yükünü tek başına ortadan kaldırmaz ve mücbir sebep/aşırı ifa güçlüğü olarak da kabul edilmez.

Emsal değeri

Kararın itiraz dilekçesinin icra dosyasında tebliğ edilmemesi halinde hak düşürücü sürenin öğrenme tarihine göre başlatılması ve HMK 141-142 kapsamında sonradan ileri sürülen savunma sebeplerinin muvafakat olmadan dikkate alınamayacağına ilişkin tespitleri, benzer itirazın iptali davalarında emsal niteliği taşımaktadır; İstanbul BAM 12. HD kararı olarak bölgesel ve ikna edici etkiye sahiptir.

Kavramlar: itirazın iptali hak düşürücü süre (İİK 67) savunmanın genişletilmesi yasağı ispat yükü mücbir sebep aşırı ifa güçlüğü hisse devir sözleşmesi

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2021/2069

KARAR NO 2024/1133

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 04/10/2018

NUMARASI 2017/761 Esas 2018/1022 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Hisse Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 17/07/2024

Davanın kabulüne ilişkin kararın, davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin ... Ltd. Şti. (Yeni Unvan: ... Ltd. Şti.) bünyesinde bulunan ... Hastanesi'ndeki hisselerini davalı ... ve dava dışı ...'ya 21/02/2014 tarihli noterde yapılmış sözleşmeyle devrettiğini, müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, devrin ortaklar genel kurulunca onaylanarak TSG'de yayınlandığını ancak davalının devir nedeniyle 1.100.000-TL borcunu ödemediğini, davalının bu bedeli ödememesi nedeniyle İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyasıyla ilamsız takip başlatıldığını, ödeme emrinin davalıya tebliğ edilmesine rağmen itiraz etmediğinden takibin kesinleştiğini; davalının takibin kesinleşmesinden yaklaşık 8 ay sonra 24/08/2016 tarihli talebiyle 30/12/2015 tarihinde muhabere yolu ile itiraz edildiğini belirterek takibin durdurulması ve geriye dönük yapılan tüm hacizlerin fekkini talep ettiğini, 31/08/2016 tarihinde İcra Dairesi'nce itiraz nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiğini, bu işleme karşı İstanbul 17.

İcra Hukuk Mahkemesi'nde şikayet yoluna başvurulduğunu, itirazın süresinde olmadığını düşünseler de hak kaybına uğramamak için davanın açıldığını, davalının ödeme belgesi ve açıklama yapmadan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının icra takibine itirazının iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, İstanbul 17. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/1065 esas sayılı dosyasında takibe taptıkları itirazın süresinde olduğunun belirlendiğini; müvekkilinin, davalının sahibi olduğu ... Hastenesini'nin 1.100.000-TL değerindeki hisselerini devraldığını, devir yapılırken davalı taraf ile anlaşmalarına binaen hastane üzerinde herhangi bir borcun bulunmadığının belirtildiğini ancak devirden sonra hastanenin birçok borcu olduğunun ve piyasaya farklı bankalardan çekler keşide edildiğinin ortaya çıktığını, müvekkilinin de hastaneyi tüm borç ve alacaklarıyla aldığı için hepsinden sorumlu tutulduğunu, ekonomik gücünün yettiğince tüm borçları ödemeye çalıştığını, bu miktarın da hisse devir bedelinin üzerine çıktığını, bu nedenle müvekkilinin borçlu değil alacaklı olduğunu;

aksi kabul edilse dahi müvekkilinin borcu ifa etmesinin mümkün olmadığını, çünkü hastanenin bulunduğu Cizre/Şırnak'ta yoğun terör saldırısı altında bulunduğunu, o şartlarda hastanenin çalışıp borçlarını ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı düştüğünü, tüm ekonomik hayatın durduğunu, bu sebepler gözönünde bulundurulduğu taktirde müvekkilinin devraldığı hastanenin de işlevsiz kaldığını, ticari yaşamın son bulduğunu ve hastane kullanılamaz hale geldiğinden oluşan zararın tazmini amacıyla müvekkilinin Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'na yaptığı başvurunun sonucunun beklendiğini belirterek, davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı; devir sözleşmesinin 5. maddesinin “Banka yapılandırmalarından doğacak fark ve ileride çıkacak 21.01.2014 tarihine kadar ki bilinmedik borçların %70’i Dr. ...’a geriye kalan %30’u ...’a ait olacaktır” şeklinde düzenlendiği, verilen kesin süre sonunda davalının ödeme savunmasını dosyaya sunduğu belge ve delillerle ispatlayamadığı; bilirkişi raporunda şirket ticari defterleri, banka kayıtları ve vergi kayıtlarının incelenebileceğinden bahsedilmesine rağmen, davalı tarafın şirket ticari defterlerinin ve diğer resmi kayıtların incelenmesi delilline dayanmadığı, bu belgelerin incelenmesine gerek olmadığını bildirdiği, davacının da bu aşamadan sonra savunmanın ve delillerin genişletilmesine muvafakatları olmadığını belirttiğini;

davalı vekilinin 03/07/2018 tarihli dilekçesindeki menfi tespit talebi ise harcı yatırılarak açılan bir dava bulunmadığı ve alacağın likit olduğu gerekçesiyle, davalının icra takibine itirazının 1.100.000-TL asıl alacak üzerinden iptali ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren %9 oranında yasal faiz yürütülerek takibin devamına, alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline; davalının menfi tespit talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını; sözleşmenin 6. maddesine göre, davacının 31/12/2014 tarihine kadar hastanede doktor olarak çalışacağının kabul edildiğini ancak davacının 30/07/2014 tarihinde görevini terk ederek sözleşmeye aykırı hareket ettiğini, bu nedenle hastanede işleyişin aksadığını, şirketin zarara uğradığını, kendi edimini yerine getirmeyen davacının müvekkilinden ifa talebinde bulunamayacağını; davaya konu hisse karşılığı edim borcunun geciktirici koşula bağlandığını, geciktirici koşulun şartları oluşmadığından borcun da muaccel hale gelmediğini, zira sözleşmenin 2. maddesinde sözleşme bedelinin 2015 yılı içinde ... Hastanesi kara geçtiğinde ödemelerin başlayacağının düzenlendiğini, 2015 yılı içinde kara geçme koşulu gerçekleşmediğinden muaccel olmayan alacağın istenemeyeceğini;

terör eylemleri nedeniyle müvekkilinin borcunu ifa edemediğini, mücbir sebep nedeniyle borcun ortadan kalktığını, bölgedeki terör saldırıları başlayınca hastanenin kulanılmaz hale geldiğini ve ticaretin neredeyse son bulduğunu; terör faaliyetleri nedeniyle müvekkilinin aşırı ifa güçlüğüne düştüğünü, bu nedenle sözleşme koşullarının uyarlanması gerektiğini; kaldı ki müvekkilinin söz konusu uyuşmazlıkta borçlu değil, alacaklı konumda olduğunu, kendisine hastanenin borcunun olmadığının söylenmesine rağmen devirden sonra bir çok borcun olduğunun öğrenildiğini devir bedelinin çok üzerinde borcun müvekkilince ödendiğini, terör olayları kapsamında hastanenin talan edildiğini ve tüm muhasebe-personel kayıtlarının yok olduğunu, müvekkili tarafından toplanabilen belgelerin sunulduğunu, mahkemece bu hususta araştırma yapılmadığını, bu olaylar sebebiyle Cizre CBS'nin 2015/5834 nolu dosyasında soruşturmanın bulunduğunu;

dosyaya ibraz ettikleri tablolarda mevcut bedeller toplandığı taktirde dahi toplam 1.816.693,40-TL ödemenin görüldüğünü, ki gerçekte ödenen bedelin çok daha fazla olduğunu, aslında davacının sorumlu olduğu borçları ödediğini, geçmiş dönemlere ilişkin 600.000-TL'ye yakın maaş ve primin de müvekkilince ödendiğini; sözleşmenin 5. maddesine göre, banka yapılandırmalarından doğacak fark ve ileride çıkacak 21/01/2014 tarihine kadarki bilinmedik borçların %70'inin davacıya, kalan %30'un dava dışı ...'a ait olduğunun kabul edildiğini; HMK 31 ve 222 uyarınca ticari defterlerin, banka ve vergi kayıtlarının incelenmesinin gerektiğini zira dilekçelerinde her türlü yasal delile dayanıldığını ve bu nedenle eksik incelemeyle karar verildiğini belirterek, kararın kaldırılarak müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, taraflar arasındaki limited şirket hisse devir bedeli alacağının tahsili için başlatılmış icra takibine davalının itirazının iptali istemine ilişkindir.Eldeki itirazın iptali davasının tarihi 24/08/2017'dir. Davalı taraf her ne kadar davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını ileri sürmüş ise de, icra takip dosyasında davalı-borçlunun takibe itiraz dilekçesi davacı-alacaklıya tebliğ edilmemiştir. Ayrıca davalının Bursa ... İcra Dairesi'n'den muhabere yoluyla gönderdiği 25/12/2015 tarihli itiraz dilekçesi hakkında süresinde olduğundan bahisle 31/08/2016 tarihinde takibin durdurulması kararı verilmiş, bu karar üzerine aynı tarihte davacı-alacaklı vekili, davalı-borçlunun takibe itiraz dilekçesi hakkında araştırma yapılmasını istemiş, bu talep reddedildiğinden şikayet yoluyla İstanbul 17.

İcra Hukuk Mahkemesi'ne 06/09/2016 tarihinde başvurmuştur. Söz konusu şikayetin reddine karar verilmiş ve İstanbul BAM 20. HD'nin kararıyla davacının istinaf başvurusu reddedilmiştir. Buna göre davacının, davalının takibe itirazını tüm yönleriyle öğrendiği tarih 31/08/2016 veya 06/09/2016 tarihi olarak kabul edilse dahi İİK 67'deki 1 yıllık hak düşürücü süre, dava tarihi itibariyle dolmadığından davalının bu itirazı kabul edilmemiştir.Taraflar arasında noterde akdedilmiş 21/02/2014 tarihli sözleşmesinin1. maddesinde davacının, ... Ltd. Şti. (Yeni Unvan: ... Ltd. Şti.) bünyesinde bulunan ... Hastanesi'ndeki%70 hissesini davalıya ve dava dışı ...'ya 1.100.000-TL bedel karşılığında devrettiği;

2. maddesinde, 2015 yılı içinde hastane kara geçtiğinde sözleşme bedeli ödemelerinin başlayacağı;

3. maddesinde, ... Ltd. Şti. ortaklarının, hastane ve şirketin ... ve ... bankalarına borcunun şirket ve ortaklar tarafından ödeneceği, ... borçlarına karşılık verilen ve davacıya taşınmazların ipoteklerinin, davacının taşınmazları sattığı gibi ... Ltd. Şti. tarafından borçların ödeneceği ve ipoteklerin kaldırılacağı;

4. maddesinde, sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin tamamının taraflarca yerine getirildiğinde ve tarafların bir diğerinden talebi kalmadığında işbu sözleşmenin kendiliğinden son bulacağı;

5. maddesinde, banka yapılandırmalarından doğacak fark ve ileride çıkacak 21.01.2014 tarihine kadarki bilinmedik borçların %70’inin davacıya, kalanın %30’unun ...’a ait olacağı ve 6. maddesinde, davacının 31/12/2014 tarihinde kadar hastanede uzman doktor olarak çalışacağı, bu çalışmaya karşılık 25.000-TL net maaş ve brüt cirosunu %30’unun davacıya verileceği düzenlenmiştir. Dava HMK 118 ve devamında düzenlenmiş yazılı yargılama usulüne tabidir. Davanın açıldığı ve yargılama süresince yürürlükte bulunan HMK'nın "İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi" başlıklı 141. maddesi, "(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler.

Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." hükmünü içermektedir (maddenin 1. fıkrası 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı 15. maddesiyle değiştirilmiştir). Buna göre davalı taraf, cevap dilekçesinde hastanenin kendisine söylenmeyen borçlarının çıktığını, onların tamamını (miktar belirtmeden) ödediğini, ödediği miktar devir bedeli olan 1.100.000-TL'den fazla olduğundan davacıya devir sebebiyle borcunun olmadığını, kaldı ki hastanenin bulunduğu Cizre'deki terör olayları sebebiyle hastanenin çalışamadığını belirterek davanın reddini istemiş;

delil olarak takibe itirazının muhabereyle gönderildiği yazıya, İzmir 13. AHM'nin 2016/319 esas sayılı davacının, davalı ve diğer kişilere karşı açtığı tasarrufun iptali davasına (HMK 150'ye göre açılmamış sayılma kararı kesinleşmiştir), davacının icra takibindeki şikayet dosyasına, Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonu başvuru evraklarına ve bilirkişi ile her türlü yasal delile dayanmıştır. Yine 13/11/2017 havale tarihli düplik dilekçesinde de, aynı beyanlarda bulunmuştur.Mahkemenin 06/09/2017 tarihli tensip zaptında ilgili HMK maddelerine atıf yapılarak her iki tarafa da delillerini sunmaları için gerekli ihtarların yapıldığı, (bent 9 ve 10) getirtilmesi gereken bilgi-belgeler için 2 haftalık kesin süre içinde davalının 130-TL gider avansı yatırmasının istenildiği, tensip zaptının davalıya 14/09/2017 tarihinde tebliğ edildiği;

davalının ayrı bir delil delil dilekçesi sunmadığı gibi gider avansı da yatırmadığı görülmüştür.Yine her iki taraf vekilinin de hazır bulunduğu 21/12/2017 tarihli ön inceleme duruşmasında, davalı vekili özel olarak her hangi bir beyanda bulunmamış ancak 2 nolu ara kararda "HMK.nun 140/5. maddesi gereğince hazır olan tarafların dilekçelerinde belirttikleri ancak henüz vermedikleri belgeleri varsa sunmaları, başka yerden getirtilecek delilleri için açıklama yapmaları konusunda 2 hafta kesin süre verilmesine, aksi halde dosyadaki delillerle karar verileceğinin duyurulmasına, (uyarı yapıldı)" şeklinde karar verilmiştir. Davalı vekili de bu ara karar uyarınca her hangi bir dilekçe-beyan sunmamıştır.

Sonrasında takip eden 12/04/2018 tarihli davalı vekilinin mazeretli olduğu duruşmanın 2 nolu ara kararında "Davalı vekiline iki haftalık kesin süre verilerek sözleşme tarihi olan 21/02/2014’ten sonra davalının ödediğini iddia ettiği tüm borçları liste halinde açıklayıp ödenmesine ilişkin tüm belgeleri dosyaya ibraz etmesine, aksi halde dava dosyasındaki ibraz edilen delillere göre karar verileceğinin ihtarına," şeklinde karar verilmiş; davacı vekilinin bu ara karardan rücu talebi reddedilmiş ve davalı vekili UYAP üzerinden 26/04/2018 havale tarihli dilekçesini sunmuştur. Bu dilekçede, terör olayları sebebiyle harabe haline gelen hastaneden herhangi bilgi ve belgenin tedarik edilemediği, tüm muhasebe ve personel kayıtlarının yok olduğunu, bankalardan toplanabildiği kadarıyla ekte şirketin devrinden önceki borçların devirden sonra ödendiğini gösterir tabloyu sunduklarını, devir tarihinden sonra şirketin borçlarının devamlı olarak ödendiğini, kayıtlar incelendiğinde şirketin herhangi bir aktifi olmadığından dolayı borçların çoğunun şirkete müvekkili tarafından sağlanan finansmanla ödendiğinin anlaşılacağını, tablolardaki bedellerin toplamının 1.816.693,40-TL olduğunu, tabloda bulunan ödemelerin ve şirketin banka kayıtlarının ilgili bankalardan celbini talep ettiklerini;

ayrıca sözleşmenin 2. maddesine göre 2015 yılı içinde şirket kar ettiğinde ödemelerin başlayacağını, ekteki belgeye göre şirketin davacı döneminden kalan borçlar ve terör olayları sebebiyle kara geçmediğinin belli olduğunu; bunların haricinde devirden sonra geçmiş dönemlere ait 600.000-TL'ye yakın maaş ve prim ödemesinin de yapıldığını ancak bu belgelere ulaşılamadığını; olaylar sebebiyle bilgi ve belgelere ulaşılamadığından şirket adına yaptıkları şikayete ilişkin Cizre CBS'nin 2015/5834 sayılı soruşturmasının devam ettiğini; yine sözleşmenin 6. maddesine göre davacının hastanede doktor olarak 31/12/2014 tarihine kadar çalışması gerekirken 30/07/2014 tarihinde görevini terk ederek sözleşmeye aykırı davrandığından sözleşmenin geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddine ve müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Dilekçenin ekinde 3 sayfadan oluşan, 2014 Şubat-Temmuz aylarına ait olduğu belirtilen çek ödeme tablosu ile 2014 Mart-Eylül aylarına ait olduğu belirtilen Türkiye Finans Cizre Şubesi'nden ... ve ... Bankası'na yapılan ödemeler başlıklı kimin tarafından hazırlandığı belli olmayan, antet-kaşe içermeyen belgeler bulunmaktadır.Sonrasında mahkemece mali müşavir bilirkişiden rapor alınmış, raporda dava dışı şirketin defterleri ve davalının banka ödeme belgeleri sunulmadığından, davanın esasına yönelik bir tespit yapılamadığı ifade edilmiştir.Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı sunduğu 03/07/2018 havale tarihli itiraz-beyan dilekçesinde, aleyhe hususları kabul etmediklerini, bilirkişi tarafından talep edilen bilgi ve belgelerin ilgili bankalardan celbini istediklerini;

sözleşmenin 2. maddesine istinaden ticari defterlerin incelenmesine gerek olmadığını zira şirketin kara geçmediğinin açık olduğunu; davacının çalışma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu hususta SGK kayıtlarının celbinin gerektiğini; Cizre CBS'deki soruşturmanın devam ettiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.Davacı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, davalının yeni delil sunması anlamını içeren görüşü HMK 140 uyarınca kabul etmediklerini, mahkemenin davalıya HMK 140'a aykırı olarak delillerini sunması için 2. kez süre verdiğini, davalının somut delil sunmak yerine kendi hazırladığı bir listeyi sunduğunu, davalının cevap dilekçesinde banka-vergi dairesi kayıtlarına ve şirketin ticari defterlerine dayanmadığını, delil dilekçesi de sunmadığını ve savunmasını ispat edemediğini ifade etmiştir.Davalı taraf, cevap ve düplik dilekçelerinde dayanmadığı sözleşmenin 2.

maddesindeki 2015 yılında hastanenin kar etmediği, sözleşmenin 6. maddesine göre davacının hastanede çalışmadığı ve Cizre CBS'deki soruşturma dosyasına sonradan sunduğu dilekçelerinde dayanmıştır. Davalının savunmayı genişletmesine HMK'nın 142. maddesine göre davacının açık muvafakatı bulunmadığından, bu savunmaların dikkate alınması imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle, davalının bu yönlere ilişkin istinaf sebepleri kabul edilmemiştir.Somut olayda davacının davalıya hisse devrettiği ve davalının da hisse devir bedeli olan 1.100.000-TL'yi davacıya ödemediği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, sözleşme kapsamında davalının kendisinden gizlendiği iddia edilen şirket borçlarını devirden sonra ödemek zorunda kaldığından ve ödediği miktarın da devir bedelinden fazla olduğu iddiasıyla, davalıya talebe konu borcunun bulunup bulunmadığı hususunda toplanmaktadır.

Davalı tarafa tensip zaptıyla, her iki duruşmada kesin süreli verilen ara kararlara rağmen ve hatta istinaf dilekçesinde dahi sözleşmeye göre kendisinin ödememesi gereken kime-nereye hangi ödemeleri yaptığına dair her hangi bir delil sunmamış, soyut olarak iddiada bulunmuştur. Kaldı ki sözleşmenin 5. maddesinde düzenlenmiş banka yapılandırmalarından doğacak farkın ve ileride çıkacak bilinmeyen borçlar hükmünden hangi borçların anlaşılması gerektiği belirli değildir. Davalı bu borçların da hangi borçlar olduğunu, ne yargılama ne de istinaf aşamasında göstermemiştir. Bilirkişinin ticari defterlerin incelenmesi gerektiği görüşü hususunda da, incelenmesine gerek olmadığı belirtilerek o delile dayanılmadığı açıkça ikrar edilmiştir.

Ayrıca bilirkişi banka kayıtlarının getirtilerek incelenmesi gerektiğini ifade etmiş, davalı da dilekçesinde kayıtların celbini istemiş fakat yargılama boyunca kendisine verilen bilgi-belge sunma süreleri içinde hangi bankanın hesap numarasından hangi kaydın isteneceği hususunda hiç bir somut veri belirtmemiştir. Yine davalı tarafça terör olayları kapsamında hastanenin talan edildiğinden hiç bir kayda ulaşılamadığı iddia edilmekte ise de, bu iddiasını destekleyecek her hangi bir ticari defter ve kayıtlara ilişkin zayi belgesi vs. ibraz etmemiştir. Bu nedenlerle ve hastanenin bulunduğu yerdeki terör eylemleri sebebiyle davalının sözleşmeden doğan borcu için mücbir sebep ve dolayısıyla aşırı ifa güçlüğü teşkil etmeyeceği gözetildiğinde, davalının savunmasını ispat edemediği gerekçesiyle, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmamıştır.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 75.141-TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin yatırılan 18.786‬-TL harcın mahsubu ile kalan 56.355‬-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından yapılan 25,50-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.17/07/2024

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.