Borçlu olunmadığının tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/6449 E. 2025/4121 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kefaletten dönme↗ iflas erteleme↗ müteselsil kefalet↗ hesap kat ihtarnamesi↗ çerçeve sözleşme↗ kat ihtarnamesi↗ ipoteğin fekki↗ kat ihtarı↗ hesap kat↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ müktesep hak↗ cari hesap↗ sözleşmeden doğan dava↗ iyiniyet↗ müteselsil kefil↗ ipotek↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ tbk 99↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kefil↗ usulden reddi↗ ihtar↗ hukuki yarar↗ haciz↗ ek tasfiye↗ iflas↗ ıslah↗ kredi sözleşmesi↗ taahhütname↗ ihtarname↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ menfi tespit↗ cy/cy kaydı↗ eksik inceleme↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Elazığ 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/465 E., 2022/533 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı asıl borçlu şirketin davalı Bankadan kullandığı ticari genel krediye müşterek müteselsil kefil olduğunu, davalıya gönderdiği 22.10.2013 tarihli ihtarnamesi ile kefalet sorumluluğunun sona erdiğini ve ihtarnamenin tebliğinden sonra kullanılacak kredi ve borçlardan sorumlu olmayacağını bildirdiğini, Bankanın bu güne kadar ihtara cevap vermediğini ve kefaleti sonlandırmadığını, davalının müvekkiline gönderdiği kat ihtarı ile 836.711,05 TL borcu olduğundan bahisle bu borcu ödemesini istediğini, söz konusu borcun asıl borçlu şirketin 2014 yılında kullandığı krediden doğduğunu, asıl borçlunun kredi sözleşmesinden sonra zarar etmeye başladığını, hakkında takipler yapıldığını ve iflas erteleme kararı bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 599. maddesindeki şartlar oluştuğundan müvekkilinin kefaletten dönme iradesini davalıya bildirdiğini, TBK 599. maddesi gereğince müvekkilinin kefaletten döndüğü için bu borçtan sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek davalıya borçlu olmadığının tespitini ve banka lehine verdiği ipoteğin fekkini talep etmiş, 03.11.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile 10.000,00 TL olarak gösterdiği dava değerini 836.711,05 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı kefaletini sonlandırdığını iddia etmişse de ihtarın ...Bankası A.Ş. aleyhine keşide edildiğini ve dolayısıyla sözkonusu ihtarnameye dayalı olarak dava açılamayacağını ayrıca ihtarnamenin tebliğ edildiği iddia edilen kişinin müvekkili bankanın çalışanı olmadığını, davacının müvekkili lehine ipotek verdiği bir taşınmaz da olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı ... Gıda Otomotiv İnşaat ve Malzemeleri Nakliye Taahhüt Pazarlama San. ve Tic. Ltd. Şti. (...) ile davalı ... arasındaki 17.07.2013 tarihli ticari genel kredi sözleşmesine 250.000,00 TL'ye kadar olan kısmı için kefil olduğu, akabinde davacının 22.10.2013 tarihli ihtarname ile kefillikten çekildiğini davacı bankaya bildirdiği ve davacı bankaya bu ihtarnamenin 24.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği, alınan bankacı bilirkişi raporunda davacının sorumlu olduğu iddia edilen banka takip hesaplarında kayıtlı 836.711,05 TL kredilerin açılış tarihlerinin davacının gönderdiği kefillikten dönmeye ilişkin ihtarnameden sonraki tarihler olduğu, buna göre davacının kefillikten döndüğü 24.10.2013 tarihinden sonra kullandırılan kredilerden sorumlu tutulamayacağı, davacının kefillikten dönmeden önceki dönemde dava dışı ...’ın davacı bankadan kullandığı kredilerinin ödendiği, takibe konu kredilerin davacının kefillikten dönmesinden sonra kullandırıldığı, bu nedenle de davacının takibe konu krediler dolayısıyla bir sorumluluğunun bulunmadığı, istinaf kaldırma ilamı ve ıslah gözetilerek davalının davacıdan 357.888,80 TL alacak talep ettiği dikkate alındığında davacının 478.822,25 TL yönünden menfi tespit talep etmesinde hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının davalı bankaya dava dışı ...’ın borcundan dolayı kefil olarak 357.888,80 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TBK'nın 599/1 hükmüne göre kefilin kefaletten tek taraflı olarak dönebilmesi için gelecekte doğacak bir borç için kefil olması, borcun henüz doğmamış olması, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumunun kefalet akdinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuş olması veyahut mali durumun kefalet sırasında kefilin iyi niyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkması gerektiği, sayılan bu son şartın objektif kriterlere göre davacı tarafından ispatlanması gerektiği, dava dilekçesinde dava dışı asıl borçlu şirketin hakkında iflas erteleme kararı bulunduğu iddia edilmiş ve davacı vekilinin beyanlarında da asıl borçlu şirketin iflas ettiğini bildirilmişse de somut olarak iflasa yönelik herhangi bir karar bilgileri sunulmadığı, ... Ticaret Sicilinden gelen 16.03.2018 tarihli cevabi yazıda da şirketin hali hazırda aktif bir şirket olduğunun görüldüğü, kaldı ki asıl borçlu şirketin salt iflas etmesinin de kefillikten tek taraflı haklı olarak dönmeyi sağlamayacağı, sicil kaydında ortak ve şirket adına 18.01.2018 tarihi haciz mevcutsa da bu kaydın da dava tarihinden sonrasına ilişkin olduğu, bu minvalde davacı kefil tarafından asıl borçlunun mali durumunun kefalet sonrası önemli ölçüde bozulması ya da mali durumun kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu yönündeki şartın ispatlanamadığı, hal böyleyken TBK'nın 599/1 hükmünde sayılan kefaletten dönme sebeplerinin gerçekleştiğine ilişkin herhangi bir ispat bulunmadığından 22.10.2013 tarihli kefillikten cayma beyanının geçerli olmadığı, niteliği gereği kredi sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri içerdiğinden kefilin tek taraflı olarak bildirdiği irade beyanı ile kefaletin sona ermeyeceği, bu şekildeki bir bildirimin akdin diğer tarafı banka tarafından açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmayacağı, davalı bankanın geçerli bir kredi sözleşmesi ve geçerli kefalet ilişkisine dayalı olarak asıl borçluya kredi kullandırmış olmasında somut olay bakımından objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayan bir durum olmadığı, 22.10.2013 tarihli cayma beyanından sonra önceki borçları tasfiye edilen ve 17.07.2013 tarihli çerçeve sözleşme uyarınca dava dışı asıl borçluya açılan sonraki tarihli kredilerden, sözleşmede imzası olan davacı kefilin sorumlu olup olmayacağının değerlendirilmesine gelince; davalı ile dava dışı kredi borçlusu arasında bağıtlanan kredi sözleşmelerinden doğan ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen kredi ilişkisinde bir tarihte hesabın borç bakiyesi vermemesi, başka bir deyişle borcun sıfırlanmış olmasının kefalet ilişkisini sona erdirmeyeceği, borç sıfırlandıktan sonra borçluya tekrar kredi kullandırılmasının yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığı, davacının 17.07.2013 tarihli sözleşmeden doğan kefalet sorumluluğunun devam edeceği, ne var ki süresiz olarak düzenlenmesine rağmen borç ödenmiş ve cari hesap sıfırlandıktan sonra, bankanın başka sözleşmeler üzerinden borçluya kredi kullandırması halinde doğan borçtan, eski kredi sözleşmesi kefilinin yeni sözleşmede de kefaletinin veya eski sözleşmede yeni sözleşmeye tarih ve miktar belirtilerek herhangi bir atıf olmaması halinde sorumlu tutulamayacağı, 01.07.2022 tarihli bilirkişi raporunda 17.07.2013 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin bir kısmı tamamen tahsil edilerek kapatılmışsa da 14 adet kullandırılan kredi hesabı toplamı 836.711,05 TL bakiye borcun devam ettiğinin belirtildiği, her ne kadar bilirkişi raporunda cayma beyanının davalı bankaya ulaştığı 24.10.2013 sonrası kullandırılan ve açılan kredilerden davacı kefilin sorumlu tutulamayacağı bildirilmişse de değinildiği üzere TBK'nın 599/1 hükmündeki şartlar oluşmadığı gibi tek taraflı olarak davalı onayı olmaksızın kefilin sözleşmeden dönmesinin sonuç doğurmayacağı, kredi borcunun 22.10.2013 tarihli cayma beyanından önce sıfırlanmış olmasının davacının imzası olan 17.07.2013 tarihli sözleşme kapsamında açılan kredilerden sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle, davanın 357.888,80 TL'lik tutar açısından esastan; kalan tutar açısından ise hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında gönderilen kat ihtarında belirtilen tutardan borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında müteselsil kefil davacıya gönderilen hesap kat ihtarnamesinden sonra fakat icra takibinden önce açılan menfi tespit istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüyle davalının 357.888,80 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla yeniden esas hakkında hüküm tesis edilerek davanın 357.888,80 TL'lik tutar açısından davanın esastan, kalan kısım yönünden ise hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Hal böyle olmakla birlikte, İlk Derece Mahkemesince 02.07.2021 tarihinde davanın kısmen kabulüyle davacının 437,76 TL borçlu olmadığının tespitine ilişkin karar davalı yanca istinaf edilmemiş, sadece davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılarak dosya yeniden İlk Derece Mahkemesine gönderilmiş olduğundan, anılan miktar yönünden davacı taraf yararına usuli müktesep hak oluştuğundan Bölge Adliye Mahkemesince bu husus gözetilmeksizin hüküm tesisi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
3.Öte yandan, davalı Banka ve dava dışı asıl borçlu ... arasında akdedilen 17.07.2013 tarihli sözleşmede davacının müteselsil kefaleti bulunduğu ancak 07.04.2014 tarihli sözleşmede davacının kefaletinin yer almadığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bununla birlikte İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında, söz konusu kredi sözleşmeleri ve krediler, yerinde banka kayıtları nezdine yeterli bir incelemeye tabi tutulmaksızın sadece kredilerin açılış ve kapanış tarihleri dikkate alınarak incelenmiştir.
Şu halde Bölge Adliye Mahkemesince, alanında uzman bankacı bilirkişilerden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulu vasıtasıyla banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle, her iki sözleşmenin birbiri ile bağlantılı olup olmadığına da dikkat edilerek, hesap kat ihtarıyla talep edilen alacağın hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığı hususunda tereddüte mahal vermeyecek şekilde tespite çalışılıp, davacı kefilin sadece kefaletinin bulunduğu sözleşmeden doğan borçtan kefalet limitince sorumlu olacağı da gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle davanın reddi doğru olmamış ve hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5660 E. 2023/27 K.
Ortak:kefaletten dönme · kat ihtarnamesi · borçlu olunmadığının tespiti · cari hesap · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı asıl borçlu şirketin davalı Bankadan kullandığı ticari genel krediye müşterek «müteselsil kefil» olduğunu, davalıya gönderdiği 22.10.2013 tarihli «ihtarnamesi» ile «kefalet» sorumluluğunun sona erdiğini ve ihtarnamenin tebliğinden sonra kullanılacak kredi ve borçlardan sorumlu olmayacağını bildirdiğini, Bankanın bu güne kadar «ihtara» cevap vermediğini ve kefaleti sonlandırmadığını, davalının müvekkiline gönderdiği «kat ihtarı» ile 836.711,05 TL borcu olduğundan bahisle bu borcu ödemesini istediğini, söz konusu borcun asıl borçlu şirketin 2014 yılında kullandığı krediden doğduğunu, asıl borçlunun «kredi sözleşmesinden» sonra zarar etmeye başladığını, hakkında takipler yapıldığını ve «iflas erteleme» kararı bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 599. maddesindeki şartlar oluştuğundan müvekkilinin «kefaletten dönme» iradesini davalıya bildirdiğini, TBK 599. maddesi gereğince müvekkilinin kefaletten döndüğü için bu borçtan sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek davalıya borçlu olmadığının tespitini ve banka lehine verdiği «ipoteğin fekkini» talep etmiş, 03.11.2016 tarihli «ıslah» dilekçesi ile 10.000,00 TL olarak gösterdiği dava değerini 836.711,05 TL olarak ıslah etmiştir.
Ticaret Sicilinden gelen 16.03.2018 tarihli cevabi yazıda da şirketin hali hazırda aktif bir şirket olduğunun görüldüğü, kaldı ki asıl borçlu şirketin salt «iflas» etmesinin de kefillikten tek taraflı haklı olarak dönmeyi sağlamayacağı, sicil kaydında ortak ve şirket adına 18.01.2018 tarihi «haciz» mevcutsa da bu «kaydın» da dava tarihinden sonrasına ilişkin olduğu, bu minvalde davacı «kefil» tarafından asıl borçlunun mali durumunun «kefalet» sonrası önemli ölçüde bozulması ya da mali durumun kefalet sırasında kefilin «iyiniyetle» varsaydığından çok daha kötü olduğu yönündeki şartın ispatlanamadığı, hal böyleyken TBK'nın 599/1 hükmünde sayılan «kefaletten dönme» sebeplerinin gerçekleştiğine ilişkin herhangi bir ispat bulunmadığından 22.10.2013 tarihli kefillikten cayma beyanının geçerli olmadığı, niteliği gereği «kredi sözleşmeleri» karşılıklı «taahhütleri» içerdiğinden kefilin tek taraflı olarak bildirdiği irade beyanı ile kefaletin sona ermeyeceği, bu şekildeki bir bildirimin akdin diğer tarafı banka tarafından açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmayacağı, davalı bankanın geçerli bir kredi sözleşmesi ve geçerli kefalet ilişkisine dayalı olarak asıl borçluya kredi kullandırmış olmasında somut olay bakımından objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayan bir durum olmadığı, 22.10.2013 tarihli cayma beyanından sonra önceki borçları «tasfiye» edilen ve 17.07.2013 tarihli «çerçeve sözleşme» uyarınca dava dışı asıl borçluya açılan sonraki tarihli kredilerden, sözleşmede imzası olan davacı kefilin sorumlu olup olmayacağının değerlendirilmesine gelince; davalı ile dava dışı kredi borçlusu arasında bağıtlanan kredi «sözleşmelerinden doğan» ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen kredi ilişkisinde bir tarihte hesabın borç bakiyesi vermemesi, başka bir deyişle borcun sıfırlanmış olmasının kefalet ilişkisini sona erdirmeyeceği, borç sıfırlandıktan sonra borçluya tekrar kredi kullandırılmasının yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığı, davacının 17.07.2013 tarihli sözleşmeden doğan kefalet sorumluluğunun devam edeceği, ne var ki süresiz olarak düzenlenmesine rağmen borç ödenmiş ve «cari hesap» sıfırlandıktan sonra, bankanın başka sözleşmeler üzerinden borçluya kredi kullandırması halinde doğan borçtan, eski kredi sözleşmesi kefilinin yeni sözleşmede de kefaletinin veya eski sözleşmede yeni sözleşmeye tarih ve miktar belirtilerek herhangi bir atıf olmaması halinde sorumlu tutulamayacağı, 01.07.2022 tarihli bilirkişi raporunda 17.07.2013 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin bir kısmı tamamen tahsil edilerek kapatılmışsa da 14 adet kullandırılan kredi hesabı toplamı 836.711,05 TL bakiye borcun devam ettiğinin belirtildiği, her ne kadar bilirkişi raporunda cayma beyanının davalı bankaya ulaştığı 24.10.2013 sonrası kullandırılan ve açılan kredilerden davacı kefilin sorumlu tutulamayacağı bildirilmişse de değinildiği üzere TBK'nın 599/1 hükmündeki şartlar oluşmadığı gibi tek taraflı olarak davalı onayı olmaksızın kefilin sözleşmeden dönmesinin sonuç doğurmayacağı, kredi borcunun 22.10.2013 tarihli cayma beyanından önce sıfırlanmış olmasının davacının imzası olan 17.07.2013 tarihli sözleşme kapsamında açılan kredilerden sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılıp yeniden» esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle, davanın 357.888,80 TL'lik tutar açısından esastan; kalan tutar açısından ise «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
2.Dava, «genel kredi sözleşmesi» kapsamında «müteselsil kefil» davacıya gönderilen «hesap kat ihtarnamesinden» sonra fakat icra takibinden önce açılan «menfi tespit» istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüyle davalının 357.888,80 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasıyla yeniden» esas hakkında hüküm tesis edilerek davanın 357.888,80 TL'lik tutar açısından davanın esastan, kalan kısım yönünden ise hukuki yarar yokluğu nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Benzer bu karardaŞti.'nin ortağı olup davalı bankaca asıl borçlu şirkete tahsis edilen 750.000,00 TL bedelli 20.03.2013 tarihli «genel kredi sözleşmesini», aynı tarihte «müteselsil kefil» sıfatıyla 750.000,00 TL «kefalet» tutarlı olarak imzaladığı, 27.11.2014 tarihinde «kefalet limitinin» 105.000,00 TL artırılarak 855.000,00 TL'ye çıkartılmasına ilişkin imzasının bulunduğu, davacının, ...
Şti.'nin ortaklığından ayrılmış olması sebebiyle kefillikten vazgeçtiğini ve «istifa» ettiğini bildirdiği, davalı Bankanın bu «ihtarnameye» 26.05.2016 tarihli ihtarname ile davacının «kefaletten» vazgeçmesini mümkün olmadığını, bankaca söz konusu alacak ve riskler tamamen tahsil edilinceye kadar sözleşmede yer alan bedel ve koşullarla kefaletin aynen devam edeceğinin bildirildiği, icra takibine konu edilen «cari hesap» kredisinin ilk kullanım tarihi 03.12.2014 tarihi olup «kefaletten dönme» tarihinden önce açılıp kullanılmış olduğu, bu nedenle davacının bu krediden sorumlu olduğu, kredi kartı kredisinin ilk kullanım tarihi 03.07.2017 tarihi olup kefaletten dönme tarihinden sonra açılıp kullanıldığı, bu nedenle davacının bu krediden sorumlu olmadığı, kredili «mevduat hesabının» ilk kullanım tarihi 03.12.2014 tarihi olup bu hesabın kefaletten dönme tarihinden önce açılıp kullanıldığı için davacının bu krediden sorumlu olduğu, «taksitli ticari kredi» kefaletten dönme tarihinden sonra kullandırıldığı için davacının bu kredilerden sorumlu olmadığı, cari hesap kredisinden dolayı davacının «kefil» olarak 1.105.678,30 TL ve kredili mevduat hesabından dolayı 3.143,83 TL olmamak üzere toplam 1.108.822,13 TL'den sorumlu olduğu, icra takibinde davacının 500.000,00 TL kefalet ve kendi «temerrüdü» talep edildiği için davacıdan talep edilebilecek miktarın toplam 528.058,33 TL olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 599 uncu maddesinde düzenlenen kefaletten dönme hükmünün uygulanabilirliği, asıl borcun sona ermesi ve davalı alacaklı tarafın kabulüne bağlı kılındığı halde, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının kefil olarak imzaladığı asıl kredi borcundan doğan cari hesap kredisine ilişkin kredi borcundan dolayı davacının asıl borçlu ile birlikte kefil olarak 1.105.678,30 TL'den ve kredili mevduat hesabından dolayı da 3.143,83 TL'den sorumlu olduğu, davacının borçlu olmadığının tespitini talep ettiği icra dosyası kapsamında takip talebinde davacının kefil olarak 500.000,00 TL «kefalet limiti» ile sorumlu olduğunun belirtilip bu şekilde talepte bulunulduğu, Yargıtay yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere cari hesap kredilerinde alacağın bir dönem sıfırlanmasının cari hesap borcunun sona erdiği anlamına gelmeyeceği, dava esnasında davacının talebi üzerine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesine dair 27.02.2019 tarihli Mahkeme «ara» kararının icra dosyası kapsamında uygulandığı hususları birlikte gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesinin kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gerekçe …
… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı Üstündağ Şirketinin icra takiplerine maruz kalması,ekonomik durumunun bozulmuş olması nedeniyle «konkordato» «ilan» etmiş olması karşısında, dava dışı şirketin «kefalet sözleşmesinin» akdedildiği tarihten sonra mali durumunun bozulduğu, borçlu «cari hesap» kredisinin ilk kullanım tarihinin 03.12.2014 tarihi olduğu, kredili «mevduat hesabına» ilişkin kredinin ilk kullanım tarihinin 03.12.2014 tarihi olduğu, bu hesapların «kefaletten dönme» tarihi olan 10.03.2016 tarihinden önce açıldığı ve kredilerin kullandırıldığı, cari hesaplar; kredi limiti dahilinde muhtelif tarihlerde, muhtelif miktarlarda kredi kullanılan, azalan, çoğalan, sıfırlanıp yeniden kredi kullanılan hesaplar olduğundan bu krediden dolayı kefaletten sorumlu olunmaması için bu hesabın sıfırlanıp kapatılması gerektiği, dava konusu kredi hesabının kefaletten dönme tarihinden önce açıldığı ve kefaletten dönme tarihinden sonra da devam ettiği, dolayısıyla davacı tarafın kefaletten dönme tarihinden sonra kullanılan kredilerden de sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine, koşulları oluşmakla «asıl alacak» miktarı olan 500.000,00 TL'nin %20'si oranında 100.000,00 TL «kötü niyet tazminatının» davacıdan tahsili ile davalı bankaya ödenmesine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:dönme hakkı · taksitli ticari kredi · konkordato · kötüleme · kefalet limiti · kefalet sözleşmesi · ticari kredi · istifa
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 599 uncu maddesine göre «kefilin» «kefaletten» dönmesi için kefaletin ileride doğacak bir borç için verilmesi ve asıl borçlunun maddi durumunun bozulmuş olması gerektiğini, kefilin «kefalet sözleşmesi» sırasında asıl borçlunun maddi durumunun kefaletten dönmeyi gerektirecek kadar bozulmuş olması gerektiğini bilmiyorsa yine de «dönme hakkına» sahip olduğunu, burada kefilin asıl borçlunun maddi durumunun iyi olmadığının bilmiyor olması gerektiğini, müvekkilinin kefalet sözleşmesinin 2013 yılında imzaladığını ve 3 sene sonra 2016 yılının aynı ayında hem şirketten ayrılıp hem de kefaletten döndüğünü, aradaki 3 senede asıl borçlunun durumundaki artan «kötüleşmeye» bizzat şahit olup hem de sürekli borçlandığını gördüğünü, şirketten ayrılırken «hisse devri» karşılığı olarak da asıl borçludan vadeli «bonolar» aldığını, sözleşmeden dönmek için gerekli iki koşulun gerçekleşmesi ile kefilin tek taraflı irade beyanı ile kefalet sözleşmesini sona erdirmeye imkanı olduğunu, müvekkilinin her iki koşulu gerçekleştirerek davalıya usülüne uygun yazılı bildirim ile kefaletten döndüğünü, davalı bankanın bu bildirime rağmen dava dışı asıl borçluya ve ortaklarına çeşitli krediler kullandırmaya devam ettiğini, davalı bankanın «ihtarname» ile müvekkilinden 2.505.576,37 TL'nin ödenmesini istediğini, bu bedelin hangi sözleşmede hangi sıfatla doğduğuna ve ne kadar borcu olduğuna dair açıklama yapılmadan istenildiğini, müvekkilinin kefaletten döndüğünü davalıya «ihtar» ettiği tarih olan 10.03.2016 tarihine kadar ortağı olduğu şirketin krediler yönünden bir sıkıntı yaşamadığını, dolayısıyla davacının kefil sıfatıyla herhangi bir borcu olmadığı gibi bu tarihten sonra kullandırılan kredilerde de «istifa» ve dönme bildirimi ile davalıya bu bildiriyi tebliğ tarihinden sonrası için sorumluluğunun bulunmadığını, davalı bankanın kötü niyetli olduğunu, «bilirkişi incelemesinin» heyetçe yapılması gerektiğini, «cari hesap» özetinin dosyaya getirilmediğini, bilirkişi raporunda sadece asıl borçlunun borcu üzerinden genel hesaplama yapıldığını, kredi ilişkisinin tüm ayrıntısının raporda görülmediğini, diğer bankaların kefilin cayma beyanından sonra kefili gelişen kredilerden sorumlu tutmadıklarını, bu uygulamanın ticari hayatta ve bankacılık alanında yerleşmiş örf ve adet haline geldiğini, kefilin sorumlu tutulmasının «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, müvekkili aleyhine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğunu, davalı bankaca gönderilen ödeme emrinde 5 ayrı alacak kalemi belirtilmesine rağmen Mahkemece bilirkişi raporu ile tespit ol …
Şti.'nin ortaklığından ayrılmış olması sebebiyle kefillikten vazgeçtiğini ve «istifa» ettiğini bildirdiği, davalı Bankanın bu «ihtarnameye» 26.05.2016 tarihli ihtarname ile davacının «kefaletten» vazgeçmesini mümkün olmadığını, bankaca söz konusu alacak ve riskler tamamen tahsil edilinceye kadar sözleşmede yer alan bedel ve koşullarla kefaletin aynen devam edeceğinin bildirildiği, icra takibine konu edilen «cari hesap» kredisinin ilk kullanım tarihi 03.12.2014 tarihi olup «kefaletten dönme» tarihinden önce açılıp kullanılmış olduğu, bu nedenle davacının bu krediden sorumlu olduğu, kredi kartı kredisinin ilk kullanım tarihi 03.07.2017 tarihi olup kefaletten dönme tarihinden sonra açılıp kullanıldığı, bu nedenle davacının bu krediden sorumlu olmadığı, kredili «mevduat hesabının» ilk kullanım tarihi 03.12.2014 tarihi olup bu hesabın kefaletten dönme tarihinden önce açılıp kullanıldığı için davacının bu krediden sorumlu olduğu, «taksitli ticari kredi» kefaletten dönme tarihinden sonra kullandırıldığı için davacının bu kredilerden sorumlu olmadığı, cari hesap kredisinden dolayı davacının «kefil» olarak 1.105.678,30 TL ve kredili mevduat hesabından dolayı 3.143,83 TL olmamak üzere toplam 1.108.822,13 TL'den sorumlu olduğu, icra takibinde davacının 500.000,00 TL kefalet ve kendi «temerrüdü» talep edildiği için davacıdan talep edilebilecek miktarın toplam 528.058,33 TL olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 599 uncu maddesinde düzenlenen kefaletten dönme hükmünün uygulanabilirliği, asıl borcun sona ermesi ve davalı alacaklı tarafın kabulüne bağlı kılındığı halde, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının kefil olarak imzaladığı asıl kredi borcundan doğan cari hesap kredisine ilişkin kredi borcundan dolayı davacının asıl borçlu ile birlikte kefil olarak 1.105.678,30 TL'den ve kredili mevduat hesabından dolayı da 3.143,83 TL'den sorumlu olduğu, davacının borçlu olmadığının tespitini talep ettiği icra dosyası kapsamında takip talebinde davacının kefil olarak 500.000,00 TL «kefalet limiti» ile sorumlu olduğunun belirtilip bu şekilde talepte bulunulduğu, Yargıtay yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere cari hesap kredilerinde alacağın bir dönem sıfırlanmasının cari hesap borcunun sona erdiği anlamına gelmeyeceği, dava esnasında davacının talebi üzerine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesine dair 27.02.2019 tarihli Mahkeme «ara» kararının icra dosyası kapsamında uygulandığı hususları birlikte gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesinin kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gerekçe …
… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı Üstündağ Şirketinin icra takiplerine maruz kalması,ekonomik durumunun bozulmuş olması nedeniyle «konkordato» «ilan» etmiş olması karşısında, dava dışı şirketin «kefalet sözleşmesinin» akdedildiği tarihten sonra mali durumunun bozulduğu, borçlu «cari hesap» kredisinin ilk kullanım tarihinin 03.12.2014 tarihi olduğu, kredili «mevduat hesabına» ilişkin kredinin ilk kullanım tarihinin 03.12.2014 tarihi olduğu, bu hesapların «kefaletten dönme» tarihi olan 10.03.2016 tarihinden önce açıldığı ve kredilerin kullandırıldığı, cari hesaplar; kredi limiti dahilinde muhtelif tarihlerde, muhtelif miktarlarda kredi kullanılan, azalan, çoğalan, sıfırlanıp yeniden kredi kullanılan hesaplar olduğundan bu krediden dolayı kefaletten sorumlu olunmaması için bu hesabın sıfırlanıp kapatılması gerektiği, dava konusu kredi hesabının kefaletten dönme tarihinden önce açıldığı ve kefaletten dönme tarihinden sonra da devam ettiği, dolayısıyla davacı tarafın kefaletten dönme tarihinden sonra kullanılan kredilerden de sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine, koşulları oluşmakla «asıl alacak» miktarı olan 500.000,00 TL'nin %20'si oranında 100.000,00 TL «kötü niyet tazminatının» davacıdan tahsili ile davalı bankaya ödenmesine karar verilmiştir.
Şti.'nin ortağı olup davalı bankaca asıl borçlu şirkete tahsis edilen 750.000,00 TL bedelli 20.03.2013 tarihli «genel kredi sözleşmesini», aynı tarihte «müteselsil kefil» sıfatıyla 750.000,00 TL «kefalet» tutarlı olarak imzaladığı, 27.11.2014 tarihinde «kefalet limitinin» 105.000,00 TL artırılarak 855.000,00 TL'ye çıkartılmasına ilişkin imzasının bulunduğu, davacının, ...
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2024/6449 E. , 2025/4121 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2023/290 Esas, 2024/1169 Karar
HÜKÜM
Davanın reddi
(Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle)
İLK DERECE MAHKEMESİ Elazığ 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2021/465 E., 2022/533 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı asıl borçlu şirketin davalı Bankadan kullandığı ticari genel krediye müşterek müteselsil kefil olduğunu, davalıya gönderdiği 22.10.2013 tarihli ihtarnamesi ile kefalet sorumluluğunun sona erdiğini ve ihtarnamenin tebliğinden sonra kullanılacak kredi ve borçlardan sorumlu olmayacağını bildirdiğini, Bankanın bu güne kadar ihtara cevap vermediğini ve kefaleti sonlandırmadığını, davalının müvekkiline gönderdiği kat ihtarı ile 836.711,05 TL borcu olduğundan bahisle bu borcu ödemesini istediğini, söz konusu borcun asıl borçlu şirketin 2014 yılında kullandığı krediden doğduğunu, asıl borçlunun kredi sözleşmesinden sonra zarar etmeye başladığını, hakkında takipler yapıldığını ve iflas erteleme kararı bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 599.
maddesindeki şartlar oluştuğundan müvekkilinin kefaletten dönme iradesini davalıya bildirdiğini, TBK 599. maddesi gereğince müvekkilinin kefaletten döndüğü için bu borçtan sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek davalıya borçlu olmadığının tespitini ve banka lehine verdiği ipoteğin fekkini talep etmiş, 03.11.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile 10.000,00 TL olarak gösterdiği dava değerini 836.711,05 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı kefaletini sonlandırdığını iddia etmişse de ihtarın ...Bankası A.Ş. aleyhine keşide edildiğini ve dolayısıyla sözkonusu ihtarnameye dayalı olarak dava açılamayacağını ayrıca ihtarnamenin tebliğ edildiği iddia edilen kişinin müvekkili bankanın çalışanı olmadığını, davacının müvekkili lehine ipotek verdiği bir taşınmaz da olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı ... Gıda Otomotiv İnşaat ve Malzemeleri Nakliye Taahhüt Pazarlama San. ve Tic. Ltd. Şti. (...) ile davalı ... arasındaki 17.07.2013 tarihli ticari genel kredi sözleşmesine 250.000,00 TL'ye kadar olan kısmı için kefil olduğu, akabinde davacının 22.10.2013 tarihli ihtarname ile kefillikten çekildiğini davacı bankaya bildirdiği ve davacı bankaya bu ihtarnamenin 24.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği, alınan bankacı bilirkişi raporunda davacının sorumlu olduğu iddia edilen banka takip hesaplarında kayıtlı 836.711,05 TL kredilerin açılış tarihlerinin davacının gönderdiği kefillikten dönmeye ilişkin ihtarnameden sonraki tarihler olduğu, buna göre davacının kefillikten döndüğü 24.10.2013 tarihinden sonra kullandırılan kredilerden sorumlu tutulamayacağı, davacının kefillikten dönmeden önceki dönemde dava dışı ...’ın davacı bankadan kullandığı kredilerinin ödendiği, takibe konu kredilerin davacının kefillikten dönmesinden sonra kullandırıldığı, bu nedenle de davacının takibe konu krediler dolayısıyla bir sorumluluğunun bulunmadığı, istinaf kaldırma ilamı ve ıslah gözetilerek davalının davacıdan 357.888,80 TL alacak talep ettiği dikkate alındığında davacının 478.822,25 TL yönünden menfi tespit talep etmesinde hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının davalı bankaya dava dışı ...’ın borcundan dolayı kefil olarak 357.888,80 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TBK'nın 599/1 hükmüne göre kefilin kefaletten tek taraflı olarak dönebilmesi için gelecekte doğacak bir borç için kefil olması, borcun henüz doğmamış olması, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumunun kefalet akdinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuş olması veyahut mali durumun kefalet sırasında kefilin iyi niyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkması gerektiği, sayılan bu son şartın objektif kriterlere göre davacı tarafından ispatlanması gerektiği, dava dilekçesinde dava dışı asıl borçlu şirketin hakkında iflas erteleme kararı bulunduğu iddia edilmiş ve davacı vekilinin beyanlarında da asıl borçlu şirketin iflas ettiğini bildirilmişse de somut olarak iflasa yönelik herhangi bir karar bilgileri sunulmadığı, ...
Ticaret Sicilinden gelen 16.03.2018 tarihli cevabi yazıda da şirketin hali hazırda aktif bir şirket olduğunun görüldüğü, kaldı ki asıl borçlu şirketin salt iflas etmesinin de kefillikten tek taraflı haklı olarak dönmeyi sağlamayacağı, sicil kaydında ortak ve şirket adına 18.01.2018 tarihi haciz mevcutsa da bu kaydın da dava tarihinden sonrasına ilişkin olduğu, bu minvalde davacı kefil tarafından asıl borçlunun mali durumunun kefalet sonrası önemli ölçüde bozulması ya da mali durumun kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu yönündeki şartın ispatlanamadığı, hal böyleyken TBK'nın 599/1 hükmünde sayılan kefaletten dönme sebeplerinin gerçekleştiğine ilişkin herhangi bir ispat bulunmadığından 22.10.2013 tarihli kefillikten cayma beyanının geçerli olmadığı, niteliği gereği kredi sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri içerdiğinden kefilin tek taraflı olarak bildirdiği irade beyanı ile kefaletin sona ermeyeceği, bu şekildeki bir bildirimin akdin diğer tarafı banka tarafından açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmayacağı, davalı bankanın geçerli bir kredi sözleşmesi ve geçerli kefalet ilişkisine dayalı olarak asıl borçluya kredi kullandırmış olmasında somut olay bakımından objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayan bir durum olmadığı, 22.10.2013 tarihli cayma beyanından sonra önceki borçları tasfiye edilen ve 17.07.2013 tarihli çerçeve sözleşme uyarınca dava dışı asıl borçluya açılan sonraki tarihli kredilerden, sözleşmede imzası olan davacı kefilin sorumlu olup olmayacağının değerlendirilmesine gelince;
davalı ile dava dışı kredi borçlusu arasında bağıtlanan kredi sözleşmelerinden doğan ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen kredi ilişkisinde bir tarihte hesabın borç bakiyesi vermemesi, başka bir deyişle borcun sıfırlanmış olmasının kefalet ilişkisini sona erdirmeyeceği, borç sıfırlandıktan sonra borçluya tekrar kredi kullandırılmasının yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığı, davacının 17.07.2013 tarihli sözleşmeden doğan kefalet sorumluluğunun devam edeceği, ne var ki süresiz olarak düzenlenmesine rağmen borç ödenmiş ve cari hesap sıfırlandıktan sonra, bankanın başka sözleşmeler üzerinden borçluya kredi kullandırması halinde doğan borçtan, eski kredi sözleşmesi kefilinin yeni sözleşmede de kefaletinin veya eski sözleşmede yeni sözleşmeye tarih ve miktar belirtilerek herhangi bir atıf olmaması halinde sorumlu tutulamayacağı, 01.07.2022 tarihli bilirkişi raporunda 17.07.2013 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin bir kısmı tamamen tahsil edilerek kapatılmışsa da 14 adet kullandırılan kredi hesabı toplamı 836.711,05 TL bakiye borcun devam ettiğinin belirtildiği, her ne kadar bilirkişi raporunda cayma beyanının davalı bankaya ulaştığı 24.10.2013 sonrası kullandırılan ve açılan kredilerden davacı kefilin sorumlu tutulamayacağı bildirilmişse de değinildiği üzere TBK'nın 599/1 hükmündeki şartlar oluşmadığı gibi tek taraflı olarak davalı onayı olmaksızın kefilin sözleşmeden dönmesinin sonuç doğurmayacağı, kredi borcunun 22.10.2013 tarihli cayma beyanından önce sıfırlanmış olmasının davacının imzası olan 17.07.2013 tarihli sözleşme kapsamında açılan kredilerden sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle, davanın 357.888,80 TL'lik tutar açısından esastan;
kalan tutar açısından ise hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında gönderilen kat ihtarında belirtilen tutardan borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında müteselsil kefil davacıya gönderilen hesap kat ihtarnamesinden sonra fakat icra takibinden önce açılan menfi tespit istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüyle davalının 357.888,80 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla yeniden esas hakkında hüküm tesis edilerek davanın 357.888,80 TL'lik tutar açısından davanın esastan, kalan kısım yönünden ise hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Hal böyle olmakla birlikte, İlk Derece Mahkemesince 02.07.2021 tarihinde davanın kısmen kabulüyle davacının 437,76 TL borçlu olmadığının tespitine ilişkin karar davalı yanca istinaf edilmemiş, sadece davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılarak dosya yeniden İlk Derece Mahkemesine gönderilmiş olduğundan, anılan miktar yönünden davacı taraf yararına usuli müktesep hak oluştuğundan Bölge Adliye Mahkemesince bu husus gözetilmeksizin hüküm tesisi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
3.Öte yandan, davalı Banka ve dava dışı asıl borçlu ... arasında akdedilen 17.07.2013 tarihli sözleşmede davacının müteselsil kefaleti bulunduğu ancak 07.04.2014 tarihli sözleşmede davacının kefaletinin yer almadığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bununla birlikte İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında, söz konusu kredi sözleşmeleri ve krediler, yerinde banka kayıtları nezdine yeterli bir incelemeye tabi tutulmaksızın sadece kredilerin açılış ve kapanış tarihleri dikkate alınarak incelenmiştir.
Şu halde Bölge Adliye Mahkemesince, alanında uzman bankacı bilirkişilerden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulu vasıtasıyla banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle, her iki sözleşmenin birbiri ile bağlantılı olup olmadığına da dikkat edilerek, hesap kat ihtarıyla talep edilen alacağın hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığı hususunda tereddüte mahal vermeyecek şekilde tespite çalışılıp, davacı kefilin sadece kefaletinin bulunduğu sözleşmeden doğan borçtan kefalet limitince sorumlu olacağı da gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle davanın reddi doğru olmamış ve hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1165215200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz