6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Huzur hakkı miktarına kanuni sınır yoktur, zararda da ödenebilir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/2994 E. 2025/949 K. · · İlk derece: Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkının miktarına ilişkin kanuni bir sınırlama bulunmadığından ve esas sözleşmede de sınırlama öngörülmemişse, şirketin zarar ettiği yıllarda dahi huzur hakkı ödenmesine karar verilebilir; huzur hakkı yalnızca toplantıya fiilen katılan üyeye ödeniyorsa ve miktar makulse karar dürüstlük kuralına aykırı sayılamaz ve örtülü kâr dağıtımı olarak nitelendirilemez. Denetçinin ibrasına ilişkin kararın iptali için, denetçinin görevlerini yapmadığına dair somut bulgu ortaya konulmalıdır; ticari defter ve belgeler ile denetim raporlarının incelenmesinde böyle bir bulguya rastlanmazsa iptal istemi reddedilir. Genel kurul kararının iptali davası açma koşulu, iptali istenen karara olumsuz oy verilmesi ve muhalefetin tutanağa geçirilmesidir.

Ele alınan sorunlar

İptal davası açma koşullarının (olumsuz oy ve muhalefet şerhi) sağlanıp sağlanmadığı → kabul

Gerekçe: Davacı, iptal talebine konu her iki karara da olumsuz oy kullanmış ve muhalefet şerhini toplantı tutanağına geçirmiştir; bu nedenle iptal davası açma şartlarını sağlamıştır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararın iptali istemi → ret

İddia: Davacı; şirketin ilgili yılda ciddi zarar ettiğini, bunun kötü yönetimi gösterdiğini, yönetici ortakların başka şirketlerde de yöneticilik yapıp huzur hakkı aldıklarını ve şirket yönetiminde tam zamanlı çalışmadıklarını, bu nedenle ödenen huzur hakkının örtülü kâr dağıtımı niteliği taşıdığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda veya başka bir kanunda yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkının miktarına ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır; şirketin zarar etmesi hâlinde dahi huzur hakkı ödenebilir ve davalı şirketin esas sözleşmesinde de bu konuda bir sınırlandırma yer almamaktadır. Dürüstlük kuralına aykırılık yönünden yapılan değerlendirmede ise huzur hakkının her bir toplantıya katılan yönetim kurulu üyesine verildiği, toplantıya katılmayan üyelerin bu hakkı kazanamayacağı, aksi durumda TTK'nın 553 üncü ve devamı maddeleri uyarınca sorumluluklarının doğabileceği ve belirlenen huzur hakkı miktarının makul olduğu belirlenmiştir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Denetçinin ibrasına ilişkin kararın iptali istemi → ret

İddia: Davacı; denetçinin şirketin zararına yol açan uygulamaları denetlemediğini, grup şirketlerine göre çok düşük kalan satış iskontosu oranına ilişkin görüş bildirmediğini, riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurulmasını talep etmediğini ve denetim görevlerini eksik yerine getirdiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Dava dosyası, genel kurul toplantı tutanağı, ticari defter ve belgeler, bağımsız denetim raporu ve tam tasdik raporlarının incelenmesi sonucunda denetçinin görevlerini yapmadığına dair somut bir bulguya rastlanmamıştır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Huzur hakkı miktarına kanuni sınır bulunmadığı, şirket zarar etse dahi huzur hakkı ödenebileceği ve toplantıya katılan üyeye ödenen makul huzur hakkının örtülü kâr dağıtımı sayılamayacağı yönündeki holding, genel kurul kararlarının iptali uyuşmazlıklarında emsal değer taşır.

Usul tespitleri

Dava şartı
Genel kurul kararının iptalini isteyen pay sahibi, iptali istenen karara olumsuz oy kullanmış ve muhalefetini toplantı tutanağına geçirtmiş olmalıdır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
genel kurul kararının iptali huzur hakkı örtülü kâr dağıtımı dürüstlük kuralı muhalefet şerhi denetçinin ibrası yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 553 ve devamı

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2024/2994 E.  ,  2025/949 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/1560 Esas, 2024/475 Karar

HÜKÜM

Davanın reddi

İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2019/588 E., 2021/413 K.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı şirkette yaklaşık %17 oranında sermaye payına sahip olduğunu, 08.05.2019 tarihinde yapılan 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında bazı kararlara muhalif kalarak olumsuz oy kullandığını, muhalefet şerhinin tutanaklara işlendiğini, toplantının 9. maddesinde yönetim kurulu üyelerine aylık net 20.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine karar verildiğini, ancak şirketin 2018 yılında 156.108.787 TL zarar ettiğini, bu durumun kötü yönetimi gösterdiğini, yöneticilerden ...’nın Antakya’da yaşaması nedeniyle şirkette tam zamanlı çalışamayacağını, yönetici ortakların başka şirketlerde de yöneticilik yaptığını, huzur hakkı aldıklarını, dolayısıyla şirket yönetiminde tam zamanlı çalışmadıklarını, huzur hakkının örtülü kâr dağıtımı niteliği taşıdığını, gündemin 6.

maddesinde yönetim kurulu ve denetçinin ibra edilmesine karar verildiğini, denetçinin şirketin zararına yol açan uygulamaları denetlemediğini, grup şirketlerinde satış iskontolarının %6,65 ve %8 olmasına rağmen davalı şirkette %2,75 olmasına herhangi bir görüş bildirmediğini, şirketin zarar etmesine rağmen gerekli denetimleri yapmadığını, riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurulmasını talep etmediğini, denetim görevlerini eksik yerine getirdiğini ileri sürerek 08.05.2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurul toplantısının 9. maddesinde yer alan her bir yönetim kurulu üyesine aylık net 20.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin karar ile 6. maddesinde yer alan denetçinin ibra edilmesine ilişkin kararın iptalini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde, yönetim kurulu üyelerine aylık ödenmesine karar verilen 20.000,00 TL huzur hakkının fahiş bir miktar olmadığını, huzur hakkı ödenmesi için şirketin kâr etme şartının bulunmadığını, belirlenen tutarın müvekkili şirket çapında orta düzey yöneticilerin aldığı maaş seviyesinde olduğunu, davacının 2012 yılı genel kurul toplantısına katılarak yönetim kurulu üyelerine 20.000,00 TL huzur hakkı ödenmesi teklifine olumlu oy kullandığını, 2012-2019 yılları arasındaki enflasyon farkı da dikkate alındığında huzur hakkının fahiş olduğu iddiasının çelişki içerdiğini, davacının faaliyet raporu, bağımsız denetçi raporu ve finansal tabloların okunmasına ilişkin kararlara olumsuz oy kullanarak muhalefet şerhini tutanağa geçirtmesine rağmen bu kararlara karşı iptal davası açmadığını, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin de iptal talebinde bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesince, davacının iptal talebine konu her iki karara da olumsuz oy kullanarak muhalefet şerhini tutanağa geçirdiği, bu nedenle iptal davası açma şartlarını sağladığı, genel kurulun 9. maddesine ilişkin olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) veya başka bir kanunda yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkının miktarına ilişkin bir sınırlama bulunmadığı, şirketin zarar etmesi halinde dahi huzur hakkı ödenebileceği, davalı şirketin esas sözleşmesinde de bu konuda bir sınırlandırma yer almadığı, dürüstlük kuralına aykırılık yönünden yapılan değerlendirmede huzur hakkının her bir toplantıya katılan yönetim kurulu üyesine verildiği, toplantıya katılmayan üyelerin bu hakkı kazanamayacağı, aksi durumda TTK'nın 553.

ve devamı maddeleri uyarınca sorumluluklarının doğabileceği, huzur hakkı miktarının makul olduğu, genel kurulun 6. maddesi yönünden ise dava dosyası, genel kurul toplantı tutanağı, ticari defter ve belgeler, bağımsız denetim raporu ve tam tasdik raporlarının incelenmesi sonucunda, denetçinin görevlerini yapmadığına dair somut bir bulguya rastlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, karar, davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, davalı şirketin 08.05.2019 tarihli genel kurulunda alınan 6 ve 9 numaralı kararların iptali istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 17.02.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1133789600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/1560 E. 2024/475 K.

Huzur hakkı ve denetçi ibrası kararlarının iptali talebinin reddi

Gerekçe özeti

Genel kurulun denetçi ibrası ve yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararlarının iptali davasında; denetçinin, borsaya kote olmayan şirketlerde TTK 378 uyarınca riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurma yetkisi bulunmadığından yalnızca yönetim kuruluna bildirim yükümlülüğü vardır, öngörülemeyen kur dalgalanmasından kaynaklanan zarar tek başına bu yükümlülüğü tetiklemez ve somut bir ihmal bulunmadıkça ibra kararı iptal edilmez. Huzur hakkı tutarının dürüstlük kuralına aykırı (fahiş/örtülü kâr dağıtımı) olup olmadığı değerlendirilirken, tutarın emsal şirket uygulamalarıyla ve şirketin geçmiş dönem uygulamalarıyla karşılaştırılması, şirketin zarar etmesinin veya yöneticinin başka şirketlerde de görev yapmasının tek başına huzur hakkı ödenmesine engel olmaması gerekir.

Emsal değeri

Borsaya kote olmayan şirketlerde denetçinin TTK 378 kapsamında riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurma yetkisinin bulunmadığı, bu görevin yönetim kuruluna ait olduğu yönündeki tespit ile huzur hakkının fahiş/dürüstlük kuralına aykırılık denetiminde emsal şirket uygulamaları ve şirketin geçmiş dönem kararlarının karşılaştırma ölçütü olarak kullanılması açısından bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: genel kurul kararının iptali muhalefet şerhi hak düşürücü süre denetçi ibrası riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi huzur hakkı dürüstlük kuralı örtülü kâr dağıtımı

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2021/1560

KARAR NO 2024/475

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 14/04/2021

NUMARASI 2019/588 Esas - 2021/413 Karar

DAVA

Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 28/03/2024

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkette yaklaşık %17 oranında sermaye payına sahip olduğunu, müvekkilinin 08.05.2019 tarihinde yapılan 2018 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısına katıldığını, toplantıda alınan bazı kararlara muhalif kalarak olumsuz oy kullanıldığını ve muhalefet şerhinin tutanaklara işlendiğini, genel kurul toplantısında gündemin 9. maddesinde şirket yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ödenmesine karar verildiğini, ancak şirketin 2017 yılında kar etmişken sermaye artırımına rağmen 2018 yılında 156.108.787-TL zarar ettiğini, bu rakamların şirketin kötü yönetildiğini gösterdiğini, yöneticilerden ... Antakya'da yaşadığından tüm mesaisini şirkette geçirmesinin fiilen imkansız olduğunu, yönetici ortakların başka şirketlerde de yöneticilik yaptığını, dolayısıyla tüm mesailerini geçirdikleri iddiasının samimiyetten uzak olduğunu, yönetici ortakların diğer şirketlerde de yönetici olup huzur hakkı aldıklarını, şirketin bir çok çalışanı bulunduğunu, bu nedenle huzur hakkının emek karşılığı olmadığını, fahiş olup bazı ortaklara örtülü kar dağıtımı niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle yöneticilere huzur hakkı ödenmesine yönelik kararın iptalinin gerektiğini, gündemin 6.

maddesinde yönetim kurulu ve denetçinin ibrasına karar verildiğini, birden çok grup şirketini denetlemekte olan denetçinin diğer şirketlerde satış iskontoları %6,65 ve %8 olmasına rağmen davalı şirkette %2,75 olmasına hiç görüş bildirmediğini, şirketin zarar etmiş olmasına rağmen gerekli denetimleri yapmayan denetçinin riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurulmasını istemeyerek ve diğer denetim görevlerini yapmayarak görevini eksik yaptığını, bu nedenle denetim raporunun ibrasının yanlış olduğunu belirterek, davalı şirketin 08.05.2019 tarihinde yapılan 2018 yılı olağan genel kurul toplantısı gündeminin 9. maddesindeki her bir yönetim kurulu üyesine aylık net 20.000.00 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin karar ile 6.

maddesindeki denetçinin ibra edilmesine ilişkin kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; gündemin 9. maddesinde alınan yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ödenmesine dair karar ile belirlenen huzur hakkının fahiş bir miktar olmadığını, huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, iptali istenen huzur hakkı bedelinin müvekkili çapında bir şirkette orta düzeyde yöneticilik yapan birisinin almakta olduğu maaşa denk geldiğini, davacının da katıldığı 2012 yılı genel kurulunda da yönetim kurulu üyelerine 20.000-TL huzur hakkı ödenmesine oy birliği ile karar verildiğini, 2012-2019 arası enflasyon farkı da dikkate alındığında huzur hakkının fahiş olduğundan bahisle iptalinin istenilmesinin çelişkili olduğunu, davacının faaliyet raporuna, bağımsız denetçi raporuna ve finansal tabloların okunmasına ilişkin kararlara olumsuz oy kullanarak muhalefet şerhini tutanağa geçirtmesine rağmen bu kararlara karşı iptal talebinde bulunmadığını, yine yönetim kurulunun ibrasına ilişkin de iptal talep etmediğini, müvekkilinin finansal tablolarının açıklık ve doğruluk ilkelerine uygun tutulduğunu ve gerçeği yansıttığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, davacının şirket ortağı olarak dava açmakta aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, davanın üç aylık hak düşürücü sürede açıldığı, davacının iptal talebine konu her iki karara karşı da olumsuz oy kullandığı ve muhalefet şerhini tutanağa işlettiği, böylece iptal davası açabilmek için kanunda öngörülen şartları sağladığının anlaşıldığı, dava konusu genel kurulun 9 numaralı gündem maddesine ilişkin olarak; yönetim kurulu üyelerine sağlanacak olan huzur hakkının miktarı bakımından TTK'da ya da başkaca herhangi bir kanunda bir belirleme ya da sınırlama yapılmadığı, hatta bahsi geçen mali hakların sağlanabilmesi için şirketin kar elde etmesi zorunlu olmayıp, şirketin zarar etmesi halinde dahi bu mali hakların tanınabilmesi mümkün olduğundan, kanuna aykırılığın bulunmadığı, yönetim kurulu üyelerine sağlanacak olan mali haklara ilişkin olarak esas sözleşmede bir belirleme ya da sınırlandırma yapılabilmesi mümkünse de, davalı şirketin esas sözleşmesi incelendiğinde bu yönde bir belirleme ya da sınırlandırma yapılmadığı, dürüstlük kuralına aykırılık yönünden yapılan incelemede;

huzur hakkı her bir toplantı özelinde yönetim kurulu üyesinin hak kazanacağı bir tutar olup, toplantıya katılmayan üyelerin huzur hakkına hak kazanamayacağı, kaldı ki toplantıya katılmamakla beraber huzur hakkı alan yönetim kurulu üyelerinin TTK 553 vd. hükümleri uyarınca sorumlu tutulmalarının her zaman mümkün olduğu, davalı şirketin belirlediği huzur hakkı miktarının makul olduğu, dava konusu genel kurulun 6 no'lu gündem maddesi yönünden yapılan incelemede; dava dosyası, olağan genel kurul toplantı tutanağı, ticari defter ve belgeler ile bağımsız denetim raporu ve tam tasdik raporlarının bir bütün olarak incelenip değerlendirilmesi sonucunda, denetçinin denetim görevlerini yapmadığına ilişkin herhangi somut bir bulguya rastlanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; kanunda küçük ortakların haklarının gözetilmesi için bağımsız denetim kurumlarının denetçi olarak seçilmesinin istenildiğini, muhasebe usulü açısından denetlemenin denetçi görevi olarak belirtildiğini, TTK'nın 378. maddesi gereğince denetçiye riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurulmasını isteme yetkisi verildiğini, bu kapsamda denetçinin bir önceki yılı kar ile kapatmış olan davalı şirketin zarar etmesine seyirci kaldığını, bu nedenle denetçinin görevini yapmadığını ve ibra edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, huzur hakkı yönünden ise yöneticilerden ... Antakya'da yaşadığından tüm mesaisini şirkette geçirmesinin fiilen imkansız olduğunu, yönetici ortakların başka şirketlerde de yöneticilik yaptığını, dolayısıyla tüm mesailerini geçirdikleri iddiasının samimiyetten uzak olduğunu, yönetici ortakların diğer şirketlerde de yönetici olup huzur hakkı aldıklarını, şirketin bir çok çalışanı bulunduğunu, bu nedenle huzur hakkının emek karşılığı olmadığını, fahiş olup bazı ortaklara örtülü kar dağıtımı niteliğinde bulunduğunu, şirketin 9-10 yıldır kar dağıtmadığını, bu ödeme gizli kar dağıtımı olup ortaklar arasında adaletsizlik yarattığını ve dürüstlük kuralına uymadığını, ayrıca kararın 2018 yılı zarar ile kapatan şirketin mali durumunu olumsuz etkileyeceğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, davalı şirketin 08.05.2019 tarihli genel kurulunda alınan denetçinin ibrasına ilişkin 6 no'lu ve şirket yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin 9 no'lu kararın iptali istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde; toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her birinin, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir.

Somut olayda; davalı şirketin 08.05.2019 tarihli genel kurulunda alınan 6 no'lu karar ile denetçinin ibrasına, 9 no'lu karar ile de şirket yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ödenmesine karar verilmiş olup, davacının iptal talebine konu her iki karara karşı da olumsuz oy kullandığı ve muhalefet şerhini tutanağa geçirttiği, işbu davanın da üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafça denetçi ibrasına ilişkin olarak, denetçinin kendisine verilen görevleri yerine getirmediği, bir önceki yıl kar etmiş olan şirketin zarar etmiş olmasına rağmen riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurulmasını isteme yetkisini kullanmadığı ileri sürülmüştür.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu hususta; davalı şirketin 2018 yılında brüt satış karı ve faaliyet karı gerçekleşmiş olup, bir önceki yılda gerçekleşen oranlarla da uyumlu olduğu, 2018 yılı faaliyetinin zarar ile sonuçlanmasının asıl nedeninin VUK ve ilgili tebliğler doğrultusunda yapılması zorunlu olan kur değerlemesi sonucundaki 206.020.125,02-TL tutarındaki kambiyo zararı olduğu, kur farkı zararı olmasaydı şirketin 49.911.357,59-TL kar elde edeceği, ülkenin ekonomik iklimi içerisinde zaman zaman döviz kurunda dalgalanmalar yaşandığı ve öngörülebilir nitelikte olmadığı, denetçinin üstlendiği yegane rolün finansal tabloların ve yıllık faaliyet raporunun gerçeğe ve kanuna uygun olup olmadığının denetlenmesi olduğu, TTK'nın 378.

maddesi gereğince borsaya kote olmayan şirketlerde denetçinin riskin erken saptanması ve yönetimi komitesi kurma yetkisi bulunmayıp yönetim kuruluna bildirme yükümlülüğü bulunduğu, komitenin kurulması görevinin ise denetçide olmayıp yönetim kuruluna ait olduğu, denetçinin denetim görevlerini yapmadığına ilişkin somut bir bulguya rastlanmadığı görüşü bildirilmiştir. Dolayısıyla şirketin 2018 yılı zararının, öngörülmesi mümkün olmayan, ülkenin ekonomik koşullarına bağlı kur dalgalanmalarından dolayı oluşan kambiyo zararından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Sadece bu durum TTK'nın 378. maddesi kapsamında riskin erken saptanması ve yönetimi konusunda denetçinin bildirimde bulunmasını gerektirmemekte olup, bu hususta başkaca herhangi bir iddia ve delil ileri sürülmemiştir.

Denetçinin denetim görevlerini yerine getirmediğine dair başkaca herhangi bir iddia ve delil de ibraz edilmediğinden, mahkemece denetçinin ibrasına ilişkin kararın iptali talebinin reddine karar verilmesi yerindedir. Davacı tarafça huzur hakkı kararına ilişkin olarak; huzur hakkının emek karşılığı olmadığı, fahiş olup örtülü kar dağıtımı niteliğinde olduğu, bu durumun ortaklar arasında adaletsizlik yarattığı ve dürüstlük kuralına uygun olmadığı ileri sürülmüştür. TTK'nın 394. maddesi “Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödenebilir” hükmünü içermektedir. Buna göre, aksine esas sözleşmede hüküm olmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için bir ücret verileceği, ücret miktarı esas sözleşmede tayin edilmemiş ise genel kurulca tayin olunacağı hükmü bağlanmıştır.

Ancak TTK'nın 445. maddesine göre, bu konuda alınacak genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bulunmaması gerekir. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Huzur hakkı ve ücretin belirlenmesinde şirketin mali yapısı ve bu yöndeki uygulamasının dikkate alınarak, tayin olunan ücretin yönetim kurulu üyelerinin bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olması gerekmektedir. Yönetici ve denetçiler için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, mali durum açısından davalı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulu ve denetçilerin harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kardan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; dosyaya emsal olarak sunulan huzur hakkı miktarının karşılaştırılmasında davalı şirketin belirlediği huzur hakkı miktarının makul olduğu, davalı şirketin konumu ve ticari hacmi dikkate alındığında da tutarın makul olduğu, her bir yönetim kurulu üyesi bakımından 20.000-TL huzur hakkı belirlenmiş olmasının tek başına dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediği, şirketin geçmiş yıllarda kar etmesine rağmen karın dağıtılmamış olmasının 2018 yılı için belirlenen huzur hakkı bakımından değerlendirmeye konu edilemeyeceği, zira davalı şirketin 2018 yılında zarar ettiği, davalı şirketin 2018 yılında zarar etmiş olmasının tek başına huzur hakkını dürüstlük kuralına aykırı kılmayacağı, bu nedenle huzur hakkına ilişkin kararın iptalini gerektirecek bir husus bulunmadığı bildirilmiştir.

Davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; şirketin 29.03.2012 tarihli genel kurulunda şirketin yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ve 200.000-TL ikramiye ödenmesine oy birliği ile karar verildiği, 2013 yılında yapılan genel kurulda şirketin yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ve 250.000-TL ikramiye ödenmesine oy birliği ile karar verildiği, yine oy çokluğu ile olmak üzere yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı olarak 2014 yılında yapılan genel kurulda 70.000-TL, 2015 yılında yapılan genel kurulda 35.000-TL, 2016 yılında yapılan genel kurulda 35.000-TL, 2017 yılında yapılan genel kurulda 20.000-TL ve 2018 yılında yapılan genel kurulda da 20.000-TL ödenmesine karar verildiği görülmektedir.

Belirlenen huzur hakkı miktarının emsal şirket uygulamasına göre makul olduğu, şirketin geçmiş uygulamalarında daha yüksek tutarlarda huzur hakkı ödenmesine karar alınmışken iptale konu miktarın aradan geçen zamana rağmen şirketin 2012 ve 2013 yılları genel kurullarında üstelik oy birliği ile alınan miktarlar ile aynı olduğu, şirket yöneticilerinin başka şirketlerde de yönetim görevi ifa etmeleri huzur hakkı almalarına engel olmadığı gibi özellikle kur dalgalanmaları nedeniyle oluşan kambiyo zararı niteliğinde şirketin zarar etmiş olması da huzur hakkı ödenmesine engel teşkil etmemektedir. Huzur hakkına ilişkin genel kurul kararında kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakta olup, mahkemece bu karar yönünden de iptal isteminin reddi yerindedir.

Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile kalan 368,30-TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 48,50-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

28/03/2024

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.