6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Temyiz dilekçesinin miktardan reddine dair ek kararın onanması

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2025/683 E. 2025/918 K. · · İlk derece: İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla geçerli kesinlik sınırının altında kalıyorsa karar HMK 362 uyarınca temyiz edilemez; bu hâlde Bölge Adliye Mahkemesinin HMK 366 atfıyla 352/1-(b) uyarınca ek kararla temyiz dilekçesini reddetmesi hukuka uygundur. Yabancı para alacaklarında ölçüt, alacağın dava tarihindeki Türk lirası karşılığıdır.

Ele alınan sorunlar

Temyize konu miktarın kesinlik sınırının altında kalması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddi → ret

İddia: Davalı vekili, Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz dilekçesini miktardan reddine ilişkin ek kararını temyiz etmiştir.

Gerekçe: Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar HMK 362 uyarınca temyiz edilemez; temyize konu edilen miktar kesinlik sınırının altında kalıyorsa HMK 366 atfıyla aynı Kanun'un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen yabancı para alacağının dava tarihindeki Türk lirası karşılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla geçerli kesinlik sınırının altında kalmaktadır. Bu nedenle temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı anılan Kanun hükümlerine uygundur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararla temyiz dilekçesini kesinlik sınırından reddedebileceği ve yabancı para alacaklarında sınırın dava tarihindeki Türk lirası karşılığı üzerinden belirleneceği yönündeki holding bakımından emsal değer taşır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
temyiz kesinlik sınırı temyiz dilekçesinin miktardan reddi ek karar yabancı para alacağı

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2025/683 E.  ,  2025/918 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/2090 Esas, 2024/1464 Karar

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2020/225 E., 2021/673 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince 23.12.2024 tarihli ek karar ile temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar verilmiştir.

Ek karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 362.maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar 16.625,40 euro (dava tarihindeki değeri 100.490,56 TL) olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır.

Temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararın onanması gerekir.

KARAR

Açıklanan sebeple;

Bölge Adliye Mahkemesince verilen 23.12.2024 tarihli ek kararın ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,

17.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1133781100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/2090 E. 2024/1464 K.

Yabancı ortaklık yöneticisinin haksız fiilden sorumluluğunda uygulanacak hukuk ve faiz sınırı

Gerekçe özeti

Yabancılık unsuru taşıyan haksız fiil davalarında MÖHUK 34/1 uyarınca haksız fiilin işlendiği ülke hukuku uygulanır; Türk hukukunda karşılığı bulunmayan bir yabancı sorumluluk türü (şirket yöneticisinin üçüncü kişilere karşı doğrudan sorumluluğu) söz konusuysa, ilgili yabancı hukuktaki haksız fiil hükümleri (somut olayda BGB 823) esas alınır; buna bağlı zamanaşımı ve faiz oranı da aynı yabancı hukuka göre belirlenir (BGB 197/5, InsO 178/3, 302; BGB 246). Yabancı bir iflas kararı Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediği sürece hiç verilmemiş gibi kabul edilir; bu nedenle iflas masasına alacak kaydı yapılmış olması, alacaklının Türk mahkemelerinde bireysel alacak davası açmasına engel değildir ve müflis aleyhine bireysel dava açma yasağının Türkiye'de etkisi yoktur. Ceza yargılamasında suç niteliğinin (örn. makbuz/yatırım dolandırıcılığı) tartışmalı olması veya ceza davasının sonradan bozulması, haksız fiile dayalı hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz; zira haksız fiil sorumluluğu için eylemin suç teşkil etmesi şart değildir.

Emsal değeri

Karar, yabancılık unsurlu haksız fiil davalarında MÖHUK 34 uyarınca uygulanacak hukukun tespiti, yabancı iflas kararının tenfiz edilmemesinin bireysel dava hakkına etkisi ve buna bağlı zamanaşımı/faiz oranının yabancı hukuka göre belirlenmesi konularında BAM'ın kendi muhakemesiyle kurduğu ilkeler taşımaktadır; bölgesel ve ikna edici emsal niteliğindedir.

Kavramlar: MÖHUK 34 - haksız fiile uygulanacak hukuk MÖHUK 40 - milletlerarası yetki Şirket yöneticisinin sorumluluğu (TTK 553) Yabancı iflas kararının tanınma/tenfizi İflas masasına alacak kaydının hukuki niteliği Dürüstlük kuralı Uzamış ceza zamanaşımı / haksız fiil zamanaşımı

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2021/2090

KARAR NO 2024/1464

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 23/09/2021

NUMARASI 2020/225 Esas - 2021/673 Karar

DAVA

Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ 14/10/2024

Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, davalının Almanya'da ... anonim şirketi kurduğunu, şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, müvekkilinin davalının şirketine para yatırdığını, davalı hakkında Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nce dolandırıcılıktan cezaya hükmedildiğini ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 15/07/2008 tarihli kararıyla tüketici iflası kararı verildiğini, şirkete para yatıran ve dolandırılan alacaklıların alacaklarını iflas masasına yazdırdıklarını, müvekkilinin de alacağını iflas masasına yazdırdığını, buna göre müvekkilinin 16.825,40-Euro alacağı bulunduğunu; davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde kötüniyetli olarak Bodrum ...'de kain ... ada ... parseldeki taşınmaz malvarlığını beyan etmediğini ileri sürerek, 16.825,40-Euro'nun iflas masasına kayıt tarihi olan 01/09/2008 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davacının yatırım yapmak üzere dava dışı ...'nin çıkarttığı tahvil ile ilgili olarak yatırım alacağı talebinde bulunduğunu, mahkemenin görev ve yetkili olmadığını, 2005 yılında ortaya çıktığı iddia edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davalının dava dışı şirketin ortağı olup kişisel olarak sorumlu olamayacağını, husumetin şirkete yöneltilmesinin gerektiğini, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davanın şirkete karşı açıldığını, sunulan belgenin İİK 68 madde bağlamında bir belge olmadığını, bunun İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/ 495 esas sayılı mahkeme kararı ile kesinleştiğini ve Alman kanunlarının Türkiye'de uygulanmasının mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI VE SÜREÇ

Mahkemece, ilk olarak 2019/166 esas, 2019/241 karar sayılı ve 27/11/2019 tarihli kararla, uyuşmazlığa konu şirket Almanya'da bulunduğundan HMK 14/2'ye göre davanın Alman Mahkemelerinde görülmesi gerektiği, Türk Mahkemeleri'nin davayı görmeye yetkili ve görevli bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın istinafı üzerine Dairemizin 2020/345 E., 2020/429 K. sayılı ve 17/04/2020 tarihli ilamıyla "HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yine 9. maddede Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmaması halinde yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir.Davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresi Şişli/ İstanbul olarak belirtilmiştir.

Buna göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutat meskeni Şişli/İstanbul'dur. HMK nın 9. maddesine göre davada mahkeme yetkili olup, yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olmuştur." denilerek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Kaldırma kararı sonrası mahkemece, davanın şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat istemine ilişkin olması ve davalının pasif husumet ehliyetine sahip olması nedeniyle husumet itirazının reddedildiği, zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de eldeki dava yönünden davacının zararı ve sorumluğu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren 5 yıl olup, aynı zamanda davalının bu haksız eyleminden (dolandırıcılıktan) dolayı Alman Ceza Mahkemesince cezalandırılmasına karar verilmesi nedeniyle dava uzamış ceza zaman aşımına (8 yıl) tabi olacağından, davacının iflas masası başvuru tarihi 01/09/2008, iflas tasfiyesinin kapatıldığı tarih 06/05/2014 olması ve eldeki davanın açılış tarihi olan 28/12/2018 itibariyle uzamış zamanaşımı süresi dolmadığından davalı tarafın zamanaşımı itirazının reddinin gerektiği, dava dışı Almanyada faaliyet gösteren ...

şirketinin tüm kayıtlarının beklenmesine ilişkin istinabe talebinin yargılamayı uzatacak nitelikte olması nedeniyle vazgeçildiği, davalının Almanya'da ... firmasının yöneticisi, şirket politikası ve şirketler grubunun tamamının organizasyonu ile şirketler grubu içerisinde ödeme akışının yönetilmesi konularında yetkili ve sorumlu olduğu, davacının yatırdığı paraların şirket tarafından ağırlıklı olarak sözleşme gereği yenilenebilir enerji alanlarına yatırılması gerekirken büyük ölçüde risk barındıran sanat eserlerinin teminine yatırıldığı ve sermayenin amaca aykırı kullanıldığı, bu nedenle Alman Ceza Hukuku uyarınca taahhül (makbuz) dolandırıcılığı teşkil ettiğinin Hamburg Ceza Mahkemesi ve Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve söz konusu kararların Türk Hukuku uyarınca haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil teşkil ettiği, Alman Medeni Kanunu'nun 823.

maddesi uyarınca bir haksız fiil söz konusu olduğu ve kural olarak haksız fiilin failinin mağdurun uğradığı zararları karşılamakla yükümlü olduğu, TTK'nın 553 maddesi uyarınca davalının kişisel sorumluluğu olduğu, davalının haksız fiilinden kaynaklanan zararları tazmin edemediği, davalının Alman iflas kanunu uyarınca kişisel iflasını talep ederek iflas ettiği, tüm malvarlıklarını iflas masasına bildirmediği ve bu hususunda ayrıca haksız fiil teşkil ettiği, davalının kişisel iflas tasfiyesinin Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi (İflas Mahkemesi sıfatıyla) tarafından kapandığı ve borçtan kurtulma kararı verildiği, ancak Alman İflas Kanunu'nun 302. maddesi uyarınca haksız fiilden kaynaklanan alacakların borçtan kurtulmanın istinası olduğu, derdest dosyadaki haksız fiil alacağının borçtan kurtulmaya tabi olmadığı ve dolayısıyla halen talep edilebilir bir alacak olduğu,kişisel iflasın MÖHUK gereği tanıma ve tenfize konu olamayacağı, ancak bu durumun Türkiye'de malvarlığı bulunan davalıya karşı dava açarak haksız fiilden kaynaklanan alacağına ilişkin davacının Türk mahkemelerinden talepte bulunmasına engel olmadığı, davacının Almanya'da kişisel iflas eden davalı ...'den 16.625,40-Euro alacaklı olduğunu gösteren ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi (İflas Mahkemesi sıfatıyla) düzenlenen tablonun davacı ...'in haksız fiil sonucu uğradığı zararı ispatlamaya yönelik HMK 199/1 anlamında belge mahiyetinde olduğu, davalı hakkında verilmiş beraat kararının bulunmadığı gibi davalının dolandırıcılık eyleminin sabit olduğu, bilirkişi heyet raporunda her ne kadar gerçek zarar miktarının tam olarak tespiti için davacının dava dışı ...

firmasına ne miktarda para yatırdığı ve yapmış olduğu masraflar, ayrıca söz konusu firma tarafından kendisine ödeme yapılmışsa buna ilişkin belge ve bilgilerinin tetkiki gerektiği ancak bunun dosyada mevcut olmadığı için mali incelemenin yapılamadığı belirtilmiş ise de eldeki davanın tazminat davası niteliğinde olması ve dosya kapsamında bulunan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas tablosuna göre davacının şirkete yatırım amacıyla ödediği miktarın 16.625,40-Euro olduğu ve bu miktar kadar zarara uğradığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 16.625,40-Euro alacağının (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) 01/09/2008 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarınca 1 yıl vadeli Euro döviz cinsinden açılmış mevduat hesabına ödenen en yüksek faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili, davacının bu davada Türkiye'de hukuken hiçbir değeri olmayan ...'ye ait iflas kayıt tablosu ile Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi kararlarını delil olarak gösterdiğini ancak her iki belgenin de kesinleşmiş hali veya tanıma ve tenfiz edilmiş halinin sunulamadığı, davanın şirket yöneticisinin sorumluluğu davası olarak kabul edildiği takdirde bu hususta hiçbir araştırma yapılmadığını, uyuşmazlıkta hangi hukukun uygulanacağının açıkça bildirilmediğini, buna rağmen Alman Mahkemeleri kararlarına ve yabancı devlet belgelerine dayanarak TTK 553/1 uyarınca karar verilmesinin ve mahkemece hiçbir delil toplanmadan, özellikle dava konusu ödemenin dava dışı şirkete yapılıp yapılmadığı, tüm olayların Almanya'da geçmesine, Alman kanunlarına göre işlem görülmesine rağmen milletlerarası hukuk alanında uzman bilirkişiden rapor alınmadan, yabancı mahkeme kararlarının ve iflas masasının son durumlarını öğrenmek için istinabe yapılmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin davayı görmeye yetkili olmadığını, davalının mernis adresinin Almanya ve davacının dava dışı şirket aleyhine açtığı davaların Almanya'da olduğunu, dava her ne kadar haksız fiil davası olarak açılmışsa da BAM kararları doğrultusunda işbu dava şirket yöneticisinin sorumluluğu davası olarak nitelendirilmesi nedeniyle TTK 561'e istinaden yetkili mahkemenin Hamburg/Almanya mahkemeleri olduğu;

alacak 2005 yılına ait ticari ilişkiden kaynaklandığından davacının zararı ve zarar vereni 2005 yılında öğrendiğini belirtmesi sebebiyle davanın zamanaşımından reddinin gerektiğini; iflas masasına başvuru tarihinin 01/09/2008, iflas tasfiyesinin kapatılma tarihinin 06/05/2014 tarihi olarak belirtmesine rağmen bu hususları açıklığa çıkartacak iflas dosyasıyla ilgili istinabe taleplerinin reddedildiğini; Alman Federal Mahkemesi tarafından davalı hakkında verilen beraat-ortadan kaldırma kararının yok sayıldığını, deliller toplanmadan, ceza davasındaki mahkeme bozma kararı değerlendirilmeden, zamanaşımıyla ilgili hesaplamada ceza zamanaşımı değerlendirmesinde hukuki hata yapıldığını; iflas kayıt tablosunun, dava dışı şirkete ait bir belge olduğunu, kişisel sorumluluğunun olmadığını;

davacının şirkete yatırıldığı bile ispat edilmeyen bedelleri Alman iflas idaresinden tahsil etmek yerine hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştığını, iflas kayıt belgesinin Türk Kanunlarına göre hukuken herhangi bir geçerliliğinin bulunmadığını, İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/495 esas sayılı kararıyla davaya konu belgenin İİK 68. madde bağlamında bir belge olmadığının kesinleşmiş karar ile belirlendiğini, sunulan belgelerden davacıya iflas müdürlüğü tarafından ödemeler yapıldığının sabit olduğunu, Alman icra iflas hukuku uzmanı bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini ve kişisel sorumluluk bakımından dayanılan Hamburg Ceza Mahkemesi kararının Alman Federal Mahkemesi tarafından bozulduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, davacının yatırım yaptığı ve Almanyada kurulan, davalının yöneticisi ve hakim ortağı olduğu ... şirketi tarafından toplanan paraların, davacının da aralarında bulunduğu yatırımcıların zararına olarak, şirketin amacına uygun olarak kullanılmadığının Almanya'da yapılan ceza yargılamasında tespit edildiği ileri sürülerek, davacının uğradığı zararın şirketin yöneticisi ve hakim ortağı olan davalıdan tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince; 2019/166 esas sayılı dosyada verilen 17/11/2019 tarihli ilk karar ile; davalının yerleşim yerinin Berlin/Almanya olduğu, iflas eden şirketin adresinin Almanya'da olduğu, TTK'nın 553. maddesi ile HMK'nın 5, 6, 9 ve 16. maddelerine göre; başka kanunlarda belirtilen hükümler saklı kalmak kaydıyla, davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri, haksız fiilin işlendiği yer veya zararın meydana geldiği yer yada zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiş,kararın istinafı üzerine Dairemizin 2020/158 esas 426 karar sayılı 17.04.2020 tarihli ilamı ile;

MÖHUK'un 40. maddesinde, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarının tayin edeceğinin düzenlendiği, Türk mahkemelerini yetkili kılan bir iç yetki kuralı varsa, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin de bulunduğu, TTK'nın 553. maddesinde; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin .. sorumluluğu düzenlendiği, 561. maddesinde de sorumlular aleyhine şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabileceğinin belirtildiği, anılan yetki düzenlemesi kesin yetki kuralı olmayıp, genel yetki kuralının yanında ek bir yetkili mahkemenin düzenlendiği, HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkemenin, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğu, yine 9.

maddede Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmaması halindeki yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkemenin, davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesi olduğu, davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresinin Şişli /İstanbul olarak belirtildiği gerekçesiyle yetkisizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiş, mahkemece kaldırma kararı doğrultusunda yargılamaya devamla işbu esas hakkında karar verilmiştir.Kesin olarak verilen karar ile ,milletlerarası yetki itirazı halledildiğinden davalı vekilinin Türk mahkemelerinin yetkisi olmadığına yönelik istinaf nedeni yerinde değildir.

Davalının Almanya'da verilen şahsi iflas kararının Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediği, davalının bir malvarlığı olmadığından iflasın kapatıldığı hususlarında uyuşmazlık yoktur. Dairemizce, istinaf incelemesinde olan benzer dava dosyalarının bir kısmında Almanya'da görülen ceza davasında yazılan gerekçeli kararın tamamı ve noter onaylı sureti mevcut olup, davacı dahil 5411 yatırımcının yatırdığı paralar ve isimleri,listeler halinde mevcut gerekçeli karar ekinde mevcut bulunmaktadır (Ör. Hamburg Bölge Mahkemesinin 20. Büyük Ceza Dairesi'nin 9 Nisan 2013 tarihli 620 KLS 1/11 5500 Js 24/06/5550 kararın tam metni, İstanbul 10. ATM'nin 2019/630 esas sayılı dosyası). Davacının, dava dışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itiraz olmayıp, uyuşmazlık şirkete yatırılan para nedeniyle davalıdan talepte bulunulup bulunulamayacağı noktasındadır.

Davalı tarafça; açılan iflas kararının tenfizi yoluna gidilmeden, şirketin borcunun davalıdan tahsilinin istenilemeyeceği, davalının davacının zararından sorumlu olmadığı ileri sürülmüştür.MÖHUK'un 2. maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular. MÖHUK'un 34. (1) maddesi uyarınca "Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna" tâbidir. Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir. Davanın tanımı, usulü itirazların halli; ispat kuralları, geçici hukuki koruma (ihtiyati haciz) aşamalarında yapılan istinaf incelemelerinde Türk hukukunun uygulanmasının sebebi; bu aşamaların hakimin hukukuna (lex fori )tabi olmasıdır."Davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür.

Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğudur. Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz (Paylı Ortaklıklar Kanunu) de düzenlendiği ,ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından, bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulandığı tesbit edilmiştir. İlk derece mahkemesince milletlerarası özel hukuk alanında uzman bilirkişinin bulunduğu bilirkişi kurulu aracılığıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış, maddi hukuka ilişkin olarak uygulanacak Alman kanun hükümleri tesbit edildiğinden davalı vekilinin TTK nın 553 madde uyarınca sorumluluğuna gidilemeyeceğine ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir.

Yine, aynı kapsamda aynı davalıya açılmış başka bir davada alınmış Alman İflas Kanunu hükümlerini irdeleyen İcra ve İflas Hukukçusu bilirkişi Doç. Dr. ...'dan alınan bilirkişi raporu dosyadadır.Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda, davalını dava dışı şirketin yöneticisi olduğu, davacı gibi yatırımcıların şirket tarafından yapılan taahhütlere güvenerek para yatırdığı, paraların ağırlıklı olarak sözleşmeye aykırı bir şekilde yenilenebilir enerji alanlarına yatırılmadığı, risk barındıran sanat eserlerinin teminine yatırıldığı ve sermayenin amaca aykırı kullanıldığı, bu eylemlerin Alman ceza hukuku uyarınca taahhüt (makbuz) dolandırıcılığı suçu olarak Alman ceza mahkemesinde kabul edildiği, Alman Medeni Kanunu 823 uyarınca haksız fiil mağdurunun zararının karşılanması gerektiği, TTK 553'te şirket yöneticilerinin sorumluluğunun kabul edildiği, davalının Almanya'da şahsi iflasına karar verildiği, Türkiye'deki taşınmazını iflas makamlarına bildirmesi gerekirken bildirmediğini, Hamburg SHM (iflas mahkemesi sıfatıyla) borçtan kurutulma kararı vermiş ise de, Alman İflas Kanunu 302'ye göre haksız fiilden kaynaklanan alacakların borçtan kurtulmaya tabi olmadığı belirtilmiştir.

Buna göre, davalı vekilinin Alman mahkemeleri tarafından düzenlenen belgeler esas alınarak Türk hukukuna göre karar verildiğine ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davalı vekili tarafından iflas kayıt dosyasının davalı ile ilgisi olmadığı ileri sürülmüş ise de; Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi, Dosya No: 67 aIN 237/08 (iflas tablosu) belge incelendiğinde; "borçlu; ..., alacaklı ..., kayıtlı miktar masraf dahil, 16.625,40-Euro, alacağın sebebi: ... bünyesinde kötü yönetilen katılımdan dolayı tazminat talebi, davacının 01/09/2008 tarihli kayıt talebi iflas temsilcisi tarafından reddedilmiş, 02/06/2010 tarihli karar ile "alacağın tamamının varlığı tesbit edilmiştir.", borçlunun kasten işlediği haksız fiilden kaynaklanan alacağın niteliğine karşı yaptığı itiraz 08/03/2010 tarihinde reddedilmiştir.

Apostil şerhi verilen belgenin davalının iflas tasfiye prosedürü kapsamında düzenlenen alacak kaydının kabulüne ilişkin HMK'nın 224. maddesi gereği resmi belge niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.Davalı, davacının şirkete ne ödediği ve iflas masasından ödeme alıp almadığının araştırılmasını talep etmiştir. Ancak istinaf incelemesi Dairemizce yapılmış aynı konuda davalıya yöneltilmiş diğer bir dosyada (İstanbul 21. ATM'nin 2020/239 esas ve 2021/884 karar sayılı), mahkemece davalının uluslararası istinabe talepleri kabul edilerek Alman yetkili makamlarından davalı hakkında yürütülen iflas tasfiyesinin akıbeti hakkında belgeler istenilmiş ise de, bizzat davalı tarafından Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin (işbu davadaki iflas dosyası) 67a IN 237/08 sayılı dosyasına 21/06/2021 tarihli dilekçeyle "İstanbuldaki davalara bilgi verilmesine onay vermediğini" bildirdiğinden istinabe talebinin yerine getirilmediği görülmüştür.

Davalının bir yandan, davacının şirkete ne ödediği, iflas masasından ödeme alıp almadığının araştırılmasını talep ederken diğer yandan Alman Mahkemesine başvurarak bilgi verilmesine onay vermediğini belirtmesi; ardından gereken araştırmanın yapılmadığını istinaf nedeni olarak ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırıdır. Herkes hak ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Kaldı ki davalı, dava dışı şirketin hakim ortağı ve yetkilisi olduğundan, eğer davacıya bir ödeme yapılmış ise bu ödemenin belgesini mahkemeye sunabilecek durumdadır.Dava tazminat davası olup, İİK'nın 68. maddesine dayalı bir belge olması gerekmeden genel hükümlere göre alacağın varlığı ispatlanabilir.

Zaten dava, sadece davalının iflas idaresi tarafından yapılan alacak kayıt belgesine dayalı olarak açılmamış, ceza davasında verilen mahkumiyet kararına dayanılmıştır.Alman Medenî Kanunu’nun 823. maddesi uyarınca; “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”.MÖHUK’un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. Alman Medeni Kanununun (BGB) 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilmiş alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır. İflas masasına kayıt edilen dava konusu alacak bakımından da 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesi;

“tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir. Alman İflas Kanunu 302. maddesinde, iflasın kaldırılması ve borçtan kurtulma kararının kasten işlenen haksız fiilden doğan borçları kapsamadığı belirtilmiştir. O halde ; iflas masasına kayıt edilen alacak nedeniyle 30 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olup, alacak kaydının sebebi haksız fiil olduğundan iflasın kapatılması ile davalı borçtan kurtulmuş sayılmayacaktır.Alman Medeni Kanununun (BGB) 849. maddesi gereğince; bir kimsenin mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir.

Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı kanunun 246. maddesi gereğince, bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4'tür. Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflâs tablosuna (sıra cetveli) dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğu, iflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her birinin Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği dikkate alındığında, Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır.

Davanın karşı yanı hakkında Türkiye dışında iflas kararı verilmiş olsa dahi, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11. HD'nin 17.12.2007 tarihli 2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı)"Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, salt hüküm altına aldığı alacak iflas masasına kaydedilmekle, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de tenfiz edilmiş olmaz. Çünkü bir alacağın iflas masasına kaydedilmesi, ancak iflas işlemlerinin yürütülebilmesi için gereken adımlardan sadece birini oluşturur ve bu adım, alacağın tahsili sonucunun gerçekleşmesi için tek başına yeterli değildir.

Dolayısıyla tanıma kararıyla alacağın tahsili değil, yalnızca alacağın masaya kaydı sağlanır; tanınan yabancı mahkeme kararı bu kayıt işleminin dayanağını oluşturur. ... Bu açıklamalara göre, davacının, yabancı mahkeme kararlarının tanınması suretiyle alacağın iflas masasına kaydedilmesi yönündeki isteği hukuka uygundur" (Yargıtay HGK'nın 2009/19-161 esas 2009/207 karar sayılı 27.05.2009 tarihli ilamı). HGK kararına göre, tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi Türkiye'de iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilecektir.Davalının sorumluluğu, ceza davasında yapılan tesbitlere göre belirlenecektir. Hamburg Eyalet Mahkemesi'nin 9 Nisan 2013 tarihli kararı ile "davalı ve diğer ortak ...'nin gerek ...

gerekse bu şirketin tüm hisselerine sahip ...'nin yönetim kurulu üyesi oldukları, ...'nin (davalı) şirket politikası, şirket grubunun tamamının organizasyonu ile şirketler grubu içerisinde, ...'nin ise halkla ilişkiler ve tahvillerin pazarlanmasından sorumlu olduğu, 2004 yılının sonunda Solar tahvillerini yıllık %8,25 faiz ve 6 yıllık bir vadeye bağlanan organizasyon yapısı ile yatırımcılara sundukları, yatırımcılara hemen hemen tamamının öncelikle güneş enerjisi olmak üzere yenilebilir enerjilere yatırılacak olacağı intibası uyandırıldığı, yıllık %8,25 gibi yüksek bir faiz ve vade bitiminde nominal değer üzerinden güvenli yatırım sözü verildiği, kasım 2004 tarihinden, mart 2006 tarihine kadar 5411 vakada toplam nominal değeri 49.369.000-Euro olan şirket adına tahakkuk eden faizleriyle, 50.200.000-Euro yatırıldığı, alınan paraların eylem planına uygun olarak yenilebilir enerji alanına yatırılmadığı, büyük ölçüde risk yüklü sanat objeleri temininde, pazarlama masrafları ile yatırımcıların faiz ödemelerinde kullanıldığı, Şubat 2005'ten Mart 2006'ya kadar 4.618 adet yatırımcıdan toplam 41.914.000-Euro topladığı, ...

açısından kendisinin en geç 2005 ağustos sonu itibariyle amaçlanan mali olanak kullanımından haberi olduğu kendisine atfedilen suç döneminde 9.800.000-Euro tahvil ödemesi yapıldığı, sanat objeleri ile ticaret ümit edildiği gibi başarılı yürümediğinden, yatırımcı avukatları tarafından pek çok sayıda dava açıldığı, ...'nin iflasının ortaya çıktığı, iddianamenin kapsadığı yatırımcıların en az %85 tutarında bir zarara uğradıkları, davalıların eyleminin makbuz dolandırıcılığı olduğunun kabulü ile ... ortak ve yöneticileri davalı ve ...'nin dolandırıcılık suçu işlediğinden davalının 5 yıl, ...'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına" karar verilmiştir. Almanya Federal Mahkemesi 5. Ceza Dairesi;

18 Şubat 2014 tarihli kararı ile; "Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının sadece %20'si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket ettiği, .. dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılması, dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse, zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp riskidir.

Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir. Bu zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. Bu düşük değer ticari bakış açısına göre somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir. .. Yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihatlara göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (aluid") tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir.

...Hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir. Şirketlerin gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında sanat satışlarından 37,9 milyon Euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31 Aralık 2005 tarihi itibariyle 39 milyon Euro kayıp ortaya çıkması, mali denetmenin buna işaret etmesi buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır.

Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve davalıların planları doğrultusunda rakamlara dökülerek bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmesi gerekir. .. Diğer ortak ...yönünden ise; "adı geçenin aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenemediği, zira bu tespitlerden kendisinin Yoleri'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı ... ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir. Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir.

Eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni yerel mahkeme StGB264a maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır." denilerek karar bozulmuştur. Gerek Hamburg Eyalet Mahkemesi gerekse Federal Mahkeme kararlarından; özellikle diğer ortak ...'nin aktif olarak dolandırıcılık fiili kanıtlanamadığından beraatına karar verildiği belirlenmektedir. Ancak davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır. Şirketin ... dışındaki tek ortak ve yetkilisi davalıdır. Federal Mahkemenin, Eyalet Mahkemesinin olayı makbuz dolandırıcılığı nitelemesini doğru bulmayarak, davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceği, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla hesaplanması gerektiği, faiz gelirleri de dahil olmak üzere tüm finansal zararın hesaplanması gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verdiği belirlenmektedir.

Buna göre davalı vekilinin, müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulduğundan ortadan kalktığı yolundaki itirazları, Federal mahkemenin bozma kararı içeriğine göre yerinde değildir.Davalı dışındaki ortağın beraat ettiği gözetildiğinde; ceza yargılamasında yapılan tespitlere göre, davacının aldığı solar tahvilleri için ... şirketine ödediği yatırım bedelinin, davalının suç teşkil eden eylemleri ile tüketildiğinin kabulü ile davacının zarara uğradığının kabulü gerekir. Topladığı sermayeyi (davalı hakkında açılan diğer dava dosyalarına sunulan yatırımcılar tarafından dava dışı ... şirketine karşı açılıp kesinleşen asliye hukuk mahkemesi kararlarında dava dışı şirketin 2005 yılında topladığı yaklaşık 50 milyon Euro'nun 25 milyon Euro'su ile sanat eserleri satın alındığı, şirketin borca batık iflas halinde olduğu tespitleri bulunmaktadır) amacı dışında kullandığı sabit görülen davalı hakkında devam eden ceza davasının sonunda verilecek kararın sonuca bir etkisi olmayacaktır.

Bilirkişi raporunda da; haksız fiil failinin sorumlu tutulması için eylemin suç teşkil etmesi gerekmediği belirtilmiştir.Davalının, kusurlu eylemiyle davacı yatırımcının zararına sebep olduğunun kabulü ile, davacının davalının iflas masasından tahsil edemediği alacağını talep etmekte haklı olduğu, davalının davacının yatırım yaptığı şirketin beraat kararı verilen diğer ortak dışındaki tek ortağı ve yetkilisi olduğu, tahvillerden elde ettiği gelirleri amacı dışında kullanarak tükettiğinin belirlendiği, suçunun yatırım veya makbuz dolandırıcılığı olarak nitelendirilmesinin veya bozma kararından sonra hakkındaki ceza davasının durdurulmasının eldeki davaya etkisi olmayıp, davalı kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğundan, mahkemece davacının zararını tazmin ile yükümlü olduğu kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Ancak uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken Alman Hukukuna göre, BGB 246 maddesi gereği ödenecek faiz %4 ile sınırlıdır. Alacak talebi haksız fiile dayalı olup, zararın doğumundan itibaren faizin işlemeye başladığı gözetildiğinde, zararın daha evvel doğmasına karşın alacaklı talebi ile bağlı kalınarak iflas masasına başvuru tarihi olan 01/09/2008 tarihinden itibaren %4 oranda faiz talep edilebilecektir. 3095 sayılı Kanunda bir oran sınırı olmayıp, yetkili makam tarafından değişik oranlarda belirleme yapılmaktadır. Dolayısıyla davcının %4 oranını aşmamak üzere faiz talep edebileceği dikkate alınmadan, faiz ilişkin olarak 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre faize ilişkin hüküm kurulması yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararında isabetsizlik bulunmamakla birlikte hükmedilen faiz oranının Alman Kanunu (BGB) uyarınca %4 faiz oranını geçemeyeceğinden davalının istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına, yapılan yanlışlık yeniden yargılama gerektirmediğinden kararın kaldırılarak yeniden karar verilmesine, davanın kabulüne;

16. 625,40-Euro alacağın 01/09/2008 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca 1 yıl vadeli Euro cinsi mevduata kamu bankalarınca verilen en yüksek oranda döviz faizi işletilerek davalıdan tahsiline, karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/09/2021 tarih 2020/225 Esas 2021/673 Karar sayılı kararının HMK'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;"Davanın kabulüne;

16. 625,40-Euro alacağın 01/09/2008 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca 1 yıl vadeli Euro cinsi mevduata kamu bankalarınca verilen en yüksek oranda döviz faizi işletilerek davalıdan tahsiline,"İlk derece mahkemesine ilişkin olarak;"Alınması gereken 6.868,48-TL harçtan davacı tarafından peşin yatırılan 1.716,13-TL harcın mahsubu ile kalan 5.152,35‬-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan toplam 1.752,03‬-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 3.000-TL bilirkişi ücreti, 270,30-TL posta masrafı olmak üzere toplam 3.270,30-TL yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı lehine takdir olunan 13.502,13-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,"Davalı tarafından yatırılan 1.717,12-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafından yapılan 16,50-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

14/10/2024

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.