6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kesinlik sınırı altındaki miktar için temyiz dilekçesinin reddi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/3165 E. 2024/4304 K. · · İlk derece: İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

Temyiz istemi usulden reddedildiKesinlik belirsiz

★ Emsal

Gerekçe özeti

Temyize konu edilen miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla geçerli kesinlik sınırının altında kalıyorsa karar HMK 362 uyarınca temyiz edilemez ve HMK 366 atfıyla 352/1-(b) uyarınca temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar verilir. Yabancı para üzerinden istenen alacaklarda ölçüt, alacağın dava tarihindeki Türk lirası karşılığıdır; ıslahla talep edilen miktar da bu hesaba dahildir.

Ele alınan sorunlar

Temyize konu miktarın kesinlik sınırının altında kalması → ret

Gerekçe: Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar HMK 362 uyarınca temyiz edilemez; temyize konu edilen miktar kesinlik sınırının altında kalıyorsa HMK 366 atfıyla aynı Kanun'un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekir. Somut olayda dava, yabancı para üzerinden istenen zararın bir bölümünün tazmini istemiyle açılmış, ıslahla talep genişletilmiştir; ıslahla ulaşılan ve reddedilerek temyize konu edilen alacağın dava tarihindeki Türk lirası karşılığı esas alındığında, temyize konu toplam miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla geçerli kesinlik sınırının altında kalmaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Yabancı para üzerinden istenen alacaklarda temyiz kesinlik sınırının, alacağın dava tarihindeki Türk lirası karşılığı üzerinden ve Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihinde geçerli sınır esas alınarak belirleneceğini göstermesi bakımından bağlayıcı emsal değeri taşır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
temyiz kesinlik sınırı temyiz dilekçesinin miktardan reddi ıslah yabancı para alacağı harca esas değer

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2024/3165 E.  ,  2024/4304 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/1460 Esas, 2024/447 Karar

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2018/544 E., 2021/21 K.

Taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurunun esastan reddine davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:

Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Dosya içeriğine göre davacı dava dilekçesinde; davacı şirketin 170.186,00 euro miktarındaki zararının, şimdilik (harca esas değer bakımından) 50.000,00 TL’lik kısmının davalıdan temerrüdün gerçekleştiği tarihten itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile birlikte tazminine, sonrasında 14.10.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile de fazlaya ilişkin başkaca dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı şirketin 18.262,75 euro miktarındaki zararının temerrüdün gerçekleştiği tarihten itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile birlikte davalıdan tazminini talep ettiği, dosyada ki bilirkişi raporu gerekse davacının istinaf istemine de konu ettiği yapılan en yüksek hesaplama 42.664,44 euro olup bununda dava tarihindeki değeri 229.534,68 TL olmakla davanın açıldığı 12.06.2018 tarihi itibarıyle davanın toplam değerinin ıslahla talep edilen (18.262,75 euro) 98.259,07 TL olduğu, bu durumda reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktar 98.259,07 TL olup her halükarda Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.300,00 TL’nin altında kalmaktadır.

KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

27.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1132282900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Temyiz istemi usulden reddedildi

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/1460 E. 2024/447 K.

Distribütörlük sözleşmesinde asgari alım taahhüdüne dayalı kâr kaybı talebi reddedildi

Gerekçe özeti

Sürekli borç ilişkisi niteliğindeki distribütörlük/tek satıcılık sözleşmelerinde, sözleşme sözleşmede öngörülen usule (örn. süre sonunda ihbar) uygun olarak ve kusursuz biçimde sona erdirilmişse, karşı taraf müspet zarar (kâr kaybı) talep edemez; kâr kaybı talebi, ancak karşı tarafın borca aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin haklı sebeple feshedilmesi veya karşı tarafça haksız feshedilmesi halinde ileri sürülebilir. Ayrıca, asgari alım taahhüdüne uyulmamasına karşın süresi içinde ihtar çekmeyen ve tanınan fesih hakkını kullanmayan taraf, karşı tarafta bu hususta talepte bulunulmayacağına ilişkin haklı bir güven oluşturur. Öte yandan, TBK 99 uyarınca yabancı para borcunun Türk Lirası karşılığı istenmesi yönünde kullanılan seçimlik hak yenilik doğurucu niteliktedir ve bu haktan sonradan ıslah yoluyla dönülemez.

Emsal değeri

Kararın, tek satıcılık/distribütörlük sözleşmelerinde asgari alım taahhüdüne uyulmamasına sessiz kalıp fesih hakkını kullanmayan tarafın kâr kaybı talep edemeyeceği ve sözleşmenin kusursuz biçimde usulüne uygun sona erdirilmesi halinde müspet zarar talebinin koşullarının oluşmayacağı yönündeki tespitleri, benzer distribütörlük uyuşmazlıklarında bölgesel olarak ikna edici emsal niteliği taşımaktadır. Ayrıca yabancı para alacağında TBK 99 kapsamındaki seçimlik hakkın ıslah ile değiştirilemeyeceğine ilişkin tespit de aynı şekilde emsal değer taşımaktadır.

Kavramlar: distribütörlük sözleşmesi asgari alım taahhüdü müspet zarar kâr kaybı haklı güven çelişkili davranış yasağı seçimlik hak (TBK 99) ıslah

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2021/1460

KARAR NO 2024/447

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 20/01/2021

NUMARASI 2018/544 Esas - 2021/21 Karar

DAVA

Alacak

İSTİNAF KARAR TARİHİ 21/03/2024

Davanın kabulüne ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkili Teva tarafından 31.10.2016 tarihi itibariyle birleşme yoluyla devralınan ... AŞ ile davalı arasında ... tablet ürününün dağıtımı için 29.06.2012 tarihli sözleşme imzalandığını, davalı şirketin ürünün ülke içinde tanıtımı, satışı, pazarlanması, dağıtımı ve depolanması için sözleşme uyarınca davacı tarafından tek distribütör olarak atandığını, bu kapsamda davacının sözleşme konusu ürünleri davalıya satmayı, davalının da ürünleri almayı taahhüt ettiğini, tarafların sözleşmenin 6(a) maddesi gereği davalının sözleşmenin EK B'sinde yer alan garanti edilen minimum sipariş miktarları kadar ürünleri satın alma yükümlülüğü bulunduğunu kabul ettiğini, davacı şirketin ise üretim/ ithalat planlarını sözleşmede öngörülen minimum sipariş miktarlarına göre yaptığını, ancak davalının bu taahhüdünü yerine getirmeyerek 31.12.2013 tarihine kadar sadece toplam 17.359 adet kutu satın alarak sözleşmedeki minimum satın alma miktarının neredeyse %10’unu gerçekleştirdiğini, bunun sonucunda davacının kar kaybına uğrayarak zarar gördüğünü, davalının sözleşmeyi ihlal etmesi neticesinde müvekkilinin 170.186-Euro maddi zarara uğradığını, zarar taleplerine ilişkin müvekkili ile davalı arasındaki e-posta yazışmaları ve toplantılara rağmen müvekkilinin zararının giderilmediğini, bu hususun davalı şirkete ihtarname ile de bildirildiğini, ancak bugüne kadar herhangi bir cevap alınamadığını belirterek, 170.186-Euro maddi zararın şimdilik 50.000-TL’lik kısmının temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; müvekkili ile davacının devraldığı ... arasında imzalanan 29.06.2012 tarihli distribütörlük sözleşmesi ile müvekkilinin sözleşme konusu ürünlerin Türkiye bölgesinde dağıtımı konusunda münhasır yetkili kılındığını, sözleşme süresinin l3.1 maddede imza tarihinden itibaren 4 yıl olarak belirlendiğini, sürenin bitimine 6 ay kala taraflardan biri sözleşmeyi fesih ihbarında bulunmazsa sözleşmenin iki yıllık sürelerle yenileceğinin hükme bağlandığını, anılan hüküm kapsamında davacı tarafından herhangi bir fesih ihbarında bulunulmadığı için sözleşmenin 2 yıl süreyle yenilendiğini, sözleşmenin 6(a) maddesi ve Ek-B'de salt davacının üretim planlamasını belirlemek amacıyla tek satıcıya sözleşmenin ilk üç yılı için asgari alım yükümlülüğü öngörüldüğünü, sözleşmenin devamı sırasında davacı tarafça bu konuya ilişkin hiç bir talep ileri sürülmediğini, hatta davacının bir girişimde bulunmaması ile sözleşmenin iki yıl süreyle yenilendiğini, sözleşme konusu ürünün organ nakline ilişkin olması nedeniyle piyasada yer edinebilmesinin sadece dağıtıcının değil, sağlayıcının da çabasına ihtiyaç duyulduğunu, ancak müvekkilinin tüm bilgilendirme çabalarına rağmen davacının bu konuyla hiç ilgilenmediğini,müvekkilince düzenlenen 27.12.2017 tarihli ihtarname ile sona erdirilerek sözleşme süresinin uzatılmadığını, sözleşme 4 yılı süreli olup ilk 3 yıl için asgari alım yükümlülüğü öngörüldüğünü, bu hedeflere ulaşılamadığı halde sözleşme davacı tarafça feshedilmeyip 2 yıl daha uzadığı halde davacının bu aşamada bir talepte bulunmadığını, davalının, sözleşmenin uzatılmayacağının belli olması üzerine 05.04.2018 tarihli ihtarname ile zarara uğradığını ileri sürdüğünü, müvekkili sözleşmeye aykırı davranmadığı gibi davacının sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, ürünün sürümünün azlığında müvekkiline isnat edilebilecek bir kusur bulunmadığını, aksine davacının bu konuda çaba harcamadığını, alım taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmenin 8.2 maddesi gereği fesih hakkı bulunan davacının sözleşmeyi feshetmeyip 2 yıl daha uzamasına onay vermesine rağmen sonradan kar kaybı talep etmesinin çelişkili davranış yasağına aykırı olduğunu, davacının iddia ettiği borca aykırılık ile zarar arasında hukuka aykırılık bağı bulunmadığını, sözleşmenin 6/1 maddesindeki asgari alım yükümlülüğünün davacının planlama yapmasına hizmet ettiğini, bu nedenle davacının ancak planlama yapamadığı ve bu sebeple zarara uğradığı takdirde tazminat talep edebileceğini, ancak bu konuda bir delil sunulmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; davacı şirket tarafından birleşme yoluyla devralınan ... şirketi ile davalı şirket arasında akdolunan 29/06/2012 tarihli distribütörlük sözleşmesi kapsamında taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, sözleşmenin davalı şirket tarafından 27/12/2017 tarihli ihtarname ile sözleşmenin 13.1 maddesi uyarınca feshedildiği, sözleşmenin 8.1 maddesinde "Distribütörün her yıl en azından Ek-B'de belirtilmiş olan minimum sipariş miktarlarını satın alması sözleşmenin devam etmesinin bir koşuludur." düzenlemesine yer verildiği, ilk yıl için belirlenen minimum sipariş miktarı 24.000 adet olmasına karşın, davalı şirket tarafından ilk yıl alınan toplam ürün miktarının 17.359 adet olduğu, minimum sipariş miktarı, sözleşmede devam koşulu olarak öngörülmesine ve davalı şirket tarafından ilk yıl bu taahhüde uyulmamasına rağmen sözleşmenin yaklaşık 5 yıl daha yürürlükte kalması nedeniyle, tarafların devam koşuluna yönelik sözleşme hükmünü zımnen de olsa revize ettikleri ve anılan madde hükmünü devam eden yıllar bakımından uygulamadıkları, öte yandan sözleşmenin 16.8 maddesindeki düzenleme kapsamında tarafların herhangi bir hakkı kullanmamasının veya kullanmayı ertelemiş olmasının o haktan vazgeçilmesi sonucunu doğurmayacak olması karşısında, davacı şirketin davalının ilk yıldaki alım taahhüdünü ihlal sebebiyle uğradığı zararların tazminini talep edebileceği sonucuna varıldığı, hükme elverişli kabul edilen bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere birim satış fiyatı 12,30-Euro olan ilacın birim maliyetinin davacı şirket kayıtlarına yansıtılış şekline ve teknik bilirkişi tarafından yapılan hesaplamaya nazaran 9,55-Euro olması nedeniyle, davacının her bir adet ilaç üzerinden 2,75-Euro zararının olduğu, 24.000 adet alım taahhüdüne rağmen davalı şirketçe 17.359 adet ilaç alımı gerçekleştirildiğinden alınmayan 6.641 adet ilaç için adet başına 2,75-Euro satış kazancından mahrumiyet sebebiyle, davacının toplam 18.262,75-Euro maddi zararının oluştuğu,dava dilekçesinde zarar miktarının döviz cinsinden belirtilmiş olması, faiz talebinin yabancı para alacağına dönük olarak öne sürülmüş olması ve harca esas dava değerinin TL cinsinden belirtilmesinin gerekmesi nedeniyle, dava dilekçesindeki talebin TBK 99/3 maddesi uyarınca seçim hakkının kullanıldığının kabul edilemeyeceği, davacının ıslaha konu edilen 18.262,75-Euro maddi tazminat talebinin yerinde olduğu, 05/04/2018 tarihli ihtarnamenin tebliğ tarihine göre davalının 10/04/2018 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü gerekçesiyle, davanın kabulü ile 18.262,75-Euro'nun temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca işletilecek faiziyle birlikte ve fiili ödeme günündeki TCMB efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili; mahkeme gerekçesindeki zımnen revize tespitinin hatalı olduğunu, bu gerekçe nedeniyle sözleşmede 2. ve 3. yıllarda davalının almayı taahhüt ettiği ürün miktarlarının göz ardı edildiğini, sözleşmenin 16.3 maddesi gereğince sözleşmedeki değişikliklerin taraflarca karşılıklı yazılı beyanlarla kabul edilmedikçe bağlayıcı olmayacağını, tarafların hiçbir zaman alım taahhütlerine ilişkin maddelerin uygulanmayacağı konusunda yazılı beyanları ve karşılıklı mutabakatının bulunmadığını, hatta müvekkilinin e-posta yazışmaları ve ihtarname ile davalıdan taahhüt ettiği alımları yapmasını birçok kez talep ettiğini, yine sözleşmenin 16.8 maddesi gereğince sözleşmede yer alan herhangi bir hakkın kullanılmasının ertelenmesi veya bu hakkın kullanılmamış olmasının ilgili haktan feragat edildiği anlamına gelmediğini, dolayısıyla sözleşme ile kararlaştırılan alımların yapılmaması nedeni ile müvekkilinin tüm zararının giderilmesi gerektiğini, bu nedenle mahkemece 2.

ve 3. yıllar için alım taahhütlerinin zımnen revize edildiği ve uygulanmadığı gerekçesiyle bu yıllara ait zarar taleplerinin reddedilmesinin hatalı olduğunu, ürün maliyeti bakımından müvekkili şirket defter ve kayıtlarının esas alınmaması gerekirken örnek olarak sundukları tahmini zarar hesaplama tablosunun esas almasının hatalı olduğunu, bilirkişinin davacı şirket kayıt ve defterleri, gümrük beyannameleri ve ithalat masraf belgeleri üzerinde yaptığı incelemede, ürün maliyetinin 5,8756-Euro olarak belirlendiğini, zarar hesabında tespit edilen bu ürün maliyetinin dikkate alınması gerektiğini, 5,8756-Euro ürün maliyetinin birim satış fiyatı olan 12,30-Euro’dan çıkarılması sonucunda birim başına 6,4244-Euro satış kazancı oluşacağını, bu durumda sırf ilk yıl bazında 42.664,44-Euro tazminat hesabı ortaya çıktığını, benzer hesaplamanın ikinci ve üçüncü yıllarda da yapılması gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

2- Davalı vekili; sözleşme süresinin l3.1 maddesinde imza tarihinden itibaren 4 yıl olarak belirlendiğini, sürenin bitimine 6 ay kala taraflardan biri sözleşmeyi fesih ihbarında bulunmazsa sözleşmenin iki yıllık sürelerle yenileceğinin hükme bağlandığını, bu hüküm kapsamında davacı tarafından herhangi bir fesih ihbarında bulunulmadığı için sözleşmenin 2 yıl süreyle yenilendiğini, davacının sırf üretim planlamasını yapabilmek amacıyla sözleşmenin 6(a) maddesi ve Ek-B'de tek satıcıya sözleşmenin ilk üç yılı için asgari alım yükümlülüğü öngörüldüğünü, sözleşmenin devamı sırasında davacı tarafça bu konuya ilişkin hiç bir talep ileri sürülmediğini, hatta davacının bir girişimde bulunmaması ile sözleşmenin iki yıl süreyle yenilendiğini, sözleşme konusu ürünün organ nakline ilişkin olması nedeniyle piyasada yer edinebilmesi için sadece dağıtıcının değil, sağlayıcının da çabasına ihtiyaç duyulduğunu, ancak müvekkilinin tüm bilgilendirmelerine rağmen davacının bu konuyla hiç ilgilenmediğini, bunun doğal sonucu olarak da ilacın piyasaya kabulündeki hedeflere ulaşılamadığını, bunun üzerine sözleşmenin müvekkilince düzenlenen 27.12.2017 tarihli ihtarname ile sona erdirildiğini, sözleşme 4 yıl süreli olup ilk 3 yıl için asgari alım yükümlülüğü öngörüldüğünü, bu hedeflere ulaşılamadığı halde sözleşme davacı tarafça feshedilmeyip 2 yıl daha uzadığı halde davacının bu aşamada bir talepte bulunmadığını, davalının, sözleşmenin uzatılmayacağının belli olması üzerine 05.04.2018 tarihli ihtarname ile zarara uğradığını ileri sürdüğünü, davacının davayı Türk Lirası üzerinden açtığını, ancak ıslah dilekçesinde talebini Euro olarak belirlediğini, oysa bir kez seçim hakkını kullanan davacının bundan dönemeyeceğini, bu nedenle mahkemece Euro üzerinden karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, Yargıtay HKG tarafından, tek satıcılık gibi sürekli borç ilişkisi niteliği taşıyan bayilik sözleşmelerinde, asgari alım yükümlülüğüne uyulmamasına sessiz kalan davacının bayide haklı güven oluşturduğuna ve cezai şart talep etmesinin mümkün olmayacağına hükmedildiğini, bu yönüyle kararın hatalı olduğunu, mahkemece zarar hesabının hatalı yapıldığını, üç yıllık alım taahhüdü toplamı ile davacının ileri sürdüğü kazanç kaybı tutarına göre birim başına kazanç kaybı 1,96-Euro olup, bu durumda davacının uğradığı kazanç kaybının ancak 13.044-Euro olabileceğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, distribütörlük sözleşmesinin feshi nedeniyle uğranılan kar kaybı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda; davalı ile davacının birleşme yoluyla devraldığı ... şirketi arasında, ... adlı ürünün satış ve pazarlanmasına ilişkin 29.06.2012 tarihli distribütörlük sözleşmesinin imzalandığı, sözleşme ile davacının sözleşme konusu ürünü davalıya tedarik etmeyi, davalının da ürünleri satın almayı taahhüt ettiği, sözleşmenin 6.a maddesinde, tarafların Ek-B'de yer alan minimum sipariş miktarlarını kabul ettiğinin, 8.1 maddesinde, distribütörün her yıl en az Ek-B'de belirtilen minimum sipariş miktarlarını satın almasının işbu sözleşmenin devam etmesinin koşulu olduğunun, distribütörün minimum satın alma kotasına uymaması halinde ...'in herhangi bir tazminat veya cezai şart ödemeksizin sözleşmeyi feshedebileceği, sözleşme Ek-B'de minimum sipariş miktarının 1.

yıl için 30.000, 2. yıl için 40.000 ve 3. yıl için 60.000 adet olarak öngörüldüğü, sözleşmenin 13.1 maddesinde, sözleşmenin 4 yıl süreli olup sürenin bitimine 6 ay kala feshi ihbar edilmediğinde sözleşmenin 2 yıllık sürelerle yenileneceğinin hüküm altına alındığı, sözleşmenin ilk 4. yılın bitiminde taraflarca feshedilmeyerek 2 yıl daha uzadığı, ancak sözleşmenin davalı tarafından keşide edilen 27.12.2017 tarihli ihtarname ile, ... şirketinin muhatap şirket ile birleşmesi nedeniyle sözleşmenin yürürlükte kalmasının faydalı görülmediği gerekçesiyle, sözleşmenin 13.1 maddesi kapsamında yenilenmeyerek 2 yıllık süre sonu olan 29.06.2018 tarihi itibariyle sonlandırıldığı anlaşılmaktadır.TBK'nın 112.

maddesine göre; borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse, borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet (olumlu) zarar olabileceği gibi, menfi (olumsuz) zarar da olabilir. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kar mahrumiyetini de içine alır. Kar kaybı talep edilebilmesi için ise; karşı tarafın borca aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin haklı sebeple feshi veya karşı tarafça haksız olarak feshedilmiş olması gerekmektedir.

Eldeki davada sözleşme, davalı tarafça sözleşmenin 13.1 maddesi hükmüne uygun olarak 6 ay öncesinden ihbar edilmek suretiyle yenilenmeyerek sona erdirilmiştir. Davacı tarafça, sözleşmenin feshinde davalının kusurlu olduğu iddia edilmemiştir. Dolayısıyla sözleşmenin yenilenmemek suretiyle sona erdirilmesinde davalıya izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığından, davacının müspet zarar kapsamında kar kaybı talep hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca asgari alım taahhüdüne ilişkin sözleşmenin 8.1 maddesinde, davacının minimum sipariş miktarlarını satın almamasının yaptırımı olarak, herhangi bir cezai şart öngörülmemiş olup, davacının herhangi bir tazminat veya cezai şart ödemeksizin sözleşmeyi feshetme hakkı düzenlenmiştir.

Asgari alım tutarları sözleşmenin ilk üç yılı için kararlaştırılmıştır. Ancak davalı tarafça her üç yılda da asgari alım taahhüdüne uyulmamasına rağmen, davacı tarafça 4 yıllık süre sonunda sözleşme feshedilmeyerek sözleşmenin 2 yıl daha uzamasına onay verilmiştir. Bu süreçte davalının asgari alım taahhüdüne uymamasına karşın, bu hususta davalıya herhangi bir ihtarda bulunmayan ve asgari alım taahhüdünün yaptırımı olarak düzenlenen fesih hakkını da kullanmayan davacı, bu davranışı ile bu hususta bir talepte bulunmayacağına ilişkin olarak da davalıda haklı bir güven oluşturmuştur. Davacı vekilince asgari alım taahhüdü konusunda davalıya ihtarda bulunulduğuna dair delil olarak dayanılan 2015 ve 2016 yıllarına ait e-posta yazışmalarında ise tarafların fesih protokolü akdedilmesi hususunda görüştükleri, bu görüşme ve yazışmalar sırasında alım taahhüdünden kaynaklanan tazminat talebinin de gündeme getirildiği, ancak söz konusu yazışmaların bu hususta yapılmış bir ihtar mahiyetini taşımadığı görülmektedir.

Tüm bu nedenlerle somut olayda kar kaybı talep koşulları oluşmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.Kabule göre de; dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 99. maddesi uyarınca, konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise alacaklı, ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez.Davacı vekili dava dilekçesinde, uğranıldığı iddia edilen yabancı para cinsinden kar kaybının Türk Lirası karşılığına hükmedilmesini talep ederek, seçimlik hakkını bu yönde kullanmıştır.

Bu nedenle seçimlik hakkını Türk Lirası yönünde kullanmış olan davacının, artık bu kararından geri dönemeyeceği gözetilmeden, ıslah dilekçesi dikkate alınarak yabancı para cinsi üzerinden hüküm kurulması isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, yeniden karar verilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak "davanın reddine" karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/01/2021 Tarih 2018/544 Esas - 2021/21 Karar sayılı kararın HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın reddine" İlk derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 427,60-TL karar harcının davacı tarafından peşin yatırılan 853,88-TL ve 825-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 1.678,88‬-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 1.251,28-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan yargı giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Davalı lehine takdir olunan 17.900-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine," Davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 59,30‬-TL harcın mahsubu ile kalan 368,30-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalı tarafça yatırılan ‬1.678,30-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 21/03/2024

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.