T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/498
KARAR NO 2024/1955
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 04/11/2021
NUMARASI 2020/979 Esas - 2021/977 Karar
DAVA
Tenfiz
Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; davacı ile davalının Türkiye’de ticari bir şirket kurulması üzerine anlaştıklarını, bu sebeple şirketin sermayesi için davacı ile davalı arasında makbuz senedi tanzim edildiğini, bu senede göre davalının kurulacak olan şirket için müvekkilinden 48.000 Suudi Riyalini aldığını ikrarla şirket masrafları düşüldükten sonra geri kalan parayı iade edeceğini taahhüt ettiğini, davacı tarafından banka aracılığı ile çek karşılığında davalıya 48.000 Suudi Riyali ödendiğini, ancak davalının şirketi kurmadığı gibi aldığı parayı da iade etmediğini, bu sebeple davacı tarafından davalı aleyhine Suudi Arabistan Krallığı Riyad 32. Hukuk Mahkemesinde 20/09/2018 tarihinde alacak davası açıldığını, mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın 10/10/2018 tarihinde kesinleştiğini, kararın icrası için tenfizinin gerektiğini belirterek, söz konusu mahkeme kararının tenfizini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; yabancı mahkeme kararının kamu düzenine aykırı olduğunu, kararın Türkiye'de kurulacak şirketin kuruluşuna ilişkin para iadesine ilişkin olması nedeniyle Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, ancak mahkemece bu yönde bir uygulama yapılmadığından kararın kamu düzenine aykırı olduğunu, müvekkili Suriye vatandaşı olup uzun süredir Türkiye'de ikamet ettiğini ve Suudi Arabistan'da ikametgahı bulunmadığını, müvekkilinin savunma hakkından mahrum bırakıldığını, müvekkiline usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligat bulunmadığını, bu nedenle müvekkilinin gıyabında verilen yabancı mahkeme kararı MÖHUK'un 54/1-ç bendine aykırı olup tenfizinin mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece; 5 Ekim 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılmasına İlişkin Lahey Sözleşmesi'ne kararın verildiği Suudi Arabistan'ın taraf olmadığı, bu sebeple yabancı mahkeme ilamına apostil şerhi eklenmesinin mümkün olmadığı, Suudi Arabistan makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşımasının, Suudi Arabistan yetkili makamı veya Türk Konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlı olduğu, eldeki davada yabancı mahkeme ilamının onaylı aslı ve kesinleşmiş ve onaylı Türkçe çevirisinin dosyaya ibraz edildiği, MÖHUK'un 54/c maddesi uyarınca,kararın kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerektiği, davalı tarafça, yabancı mahkemece kendisine bildirim yapılmadığından savunma hakkının kısıtlandığının ileri sürüldüğü, tenfizi istenen ilamda davalıya tebligat yapıldığının belirtildiği, davacıya verilen kesin süre içerisinde tebliğ evrakı olduğu belirtilen bir belge sunulmuş ise de, bu belge içeriğinden davalıya tebligat yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise hangi tarihte yapıldığı hususunun tespit edilemediği,Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nün 08.02.2021 tarihli yazısında, Suudi Arabistan'la Ülkemiz arasında mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan bir anlaşma olmadığı, Suudi Arabistan'da yabancı kararların uygulanmasının varsa ikili veya çok taraflı adlî yardımlaşma anlaşması esaslarına göre, herhangi bir anlaşma olmaması durumunda ise karşılıklılık ilkesine göre yapılmakta olduğunun belirtildiği,Suudi Arabistan'ın, l954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi ile l965 tarihli Lahey Tebligat Sözleşmesine taraf olmadığı, dolayısıyla bu ülkeyle tebligatların uluslararası adli yardımlaşma kuralları çerçevesinde yerine getirildiği, davalı taraf Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olup, Uyap sistem kayıtlarından 21.02.2018 tarihinde İstanbul İli Esenyurt ilçesine taşındığının anlaşıldığı, bu kapsamda Suudi Arabistan Krallığı Adalet Bakanlığı Riyad 32.
Hukuk Mahkemesi nezdinde yürütülen yargılamanın 20.09.2018 tarihinde yapıldığı, davalının yargılama tarihinde ülkemizde ikamet ettiği, davacı tarafça sunulan belgede davalının adresi, ne zaman ve kime tebliğ edildiğine ilişkin bilgi bulunmadığı, bu deliller ışığında yabancı mahkemece davalı tarafa usule uygun tebligat yapılmadığının kabul edildiği, davalının savunma olanağından yararlanamadığı savunma hakkının ihlal edildiği, bu hususun Türk hukukunun emredici hükümlerine aykırılık teşkil ettiği ve kararın infazının kamu düzenine aykırı olacağı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili; mahkemece, tenfize konu kararı veren yabancı mahkeme tarafından davalıya yapılan tebligatın usulsüz olduğu veya hiç yapılmadığı kanaatiyle devletlerin egemenlik ilkesine aykırı şekilde hüküm kurulduğunu, sundukları mahkeme ilamından ve tercüme edilmiş evraklardan, davalıya tebligat yapıldığı ve tebligata rağmen davalının davaya iştirak etmediğinin anlaşıldığını, tenfizini talep ettikleri ilamın duruşma zaptında, usulüne uygun tebligata rağmen davalının iştirak etmediği ve kendini vekille temsil ettirmediğinin belirtildiğini, bu durumda savunma hakkının kısıtlandığı iddiasının davalı tarafından Suudi Arabistan mahkemesinde ileri sürülmesi gerektiğini, Suudi Arabistan Krallığı hukukunda , tebliğ edilecek şahsın devlet sistemine bildirdiği resmi adresini, adres değişikliğine rağmen devlete bildirmemesi durumunda tebligatın mahalle muhtarına tebliği imkanı bulunduğunu, tebliğ edilecek şahsın ikamet adresinde olmaması halinde, aynı konutta yaşayan yakınlarına tebliğ imkanı bulunduğunu, dolayısıyla davalının savunma hakkının kısıtlandığına yönelik itirazlarının yerinde olmadığını, bu durumun kararın doğruluğunun incelenmesi mahiyetinde olup bunun mümkün olmadığını, savunma hakkının ihlali, tebligatın hukuka uygun olmayışı hallerinin, davalı tarafa hiçbir surette tebligat yapılamadığının ispat edilmesi halinde kabul edilebileceğini, ancak yabancı mahkeme kararında tebligatın usulüne uygun olduğunun yazılı olduğunu, davalının Türkiye'ye taşındığını bildirmemesi nedeniyle, Suudi Arabistan'daki adresine yapılan tebligatın geçerli olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. 5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması koşullarının varlığı gerekmektedir.
Buna karşılık, MÖHUK’da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hakimince yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nün 08.02.2021 tarihli cevabi yazısından; tenfize konu ilamın verildiği Suudi Arabistan yasalarına göre yabancı mahkeme kararlarının uygulanması için söz konusu ülke ile mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin bir anlaşmanın akdedilmiş olması gerektiği, bu durumda yabancı ülke mahkemelerince verilen adli kararların Suudi Arabistan'da tenfiz edilebildiği, mahkeme kararının verildiği ülke ile Suudi Arabistan arasında böyle bir anlaşmanın bulunmaması halinde ise bu konuda Suudi Arabistan özel mahkemesinin yabancı mahkeme kararının şeriat hukukuna uygun olup olmadığını tespit ettiği, uygun görüş bildirirse ilgili kararın tenfiz edilebildiği, yine anlaşmanın bulunmadığı hallerde yabancı mahkeme kararlarının Suudi Arabistan'da uygulanmasının karşılıklılık esaslarına göre yapılmakta olduğu anlaşılmaktadır.
Davalı vekilince; Suriye vatandaşı olan davalının uzun süredir Türkiye'de ikamet ettiği ve Suudi Arabistan'da ikametgahının bulunmadığı, mahkemece müvekkiline usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligat bulunmadığı ileri sürülerek müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığı ileri sürülmüştür. MÖHUK’un 54.(ç) maddesi uyarınca, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmaması, mahkemede temsil edilmemesi ve bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında karar verilmesi tenfiz engeli olarak belirtilmiştir. Somut olayda tenfizi talep edilen Suudi Arabistan Krallığı Riyad 32. Hukuk Mahkemesinin 20.09.2018 tarihli ilam içeriğinden, davalı veya vekilinin hazır bulunmaması nedeniyle yargılamanın davalının gıyabında yapılarak karar verildiği anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince ise Uyap kayıtlarına göre davalının 21.02.2018 tarihinde İstanbul Esenyurt ilçesine taşındığı tespit edilmiş olup, davalı tarafça sunulan ikamet izni de 17.01.2018 tarihini taşımaktadır. Mahkemece verilen süre doğrultusunda davacı tarafça tebliğ evrakı olarak sunulan belgede ise, işlem açıklaması çağrı olarak belirtilmiş olup davacı ve davalının adı ile duruşma gün ve saatinin yazılı olduğu, ancak belgede davalının adresinin, ne zaman ve kime tebligat yapıldığına dair bir kaydın bulunmadığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle,yabancı mahkemece davalının usulüne uygun bir şekilde çağrılmadığı ve yokluğunda karar verildiği, buna bağlı olarak savunma hakkının kısıtlandığı sonucuna varılmış olmakla, ilamın tenfizi koşulları oluşmamıştır.Davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 427,60-TL peşin istinaf karar harcından yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 346,90-TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 30/12/2024