Genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğu ve hisse devri
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/2156 E. 2024/1085 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
İtirazın iptaliistinaf başvurusunun esastan reddiKesin
★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)
Davacının nitelemesi: Kefalet mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor
Gerekçe özeti
Genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil olarak imza atan kişi, kefaletten dönme koşulları (TBK 599) oluşmadan ve alacaklıya yazılı bildirimde bulunulmadan, asıl borçlu şirketteki hissesini devretmiş olsa bile kefalet sorumluluğundan kurtulmaz; kefil, kefaletinin bulunduğu sözleşme kapsamında kullandırılan ve ödenmeyen kredilerden sorumludur. Banka kayıtlarının delil olarak esas alınacağı kararlaştırılan sözleşmelerde, borçlu/kefil taraf ödeme iddiasını kanıtlayıcı karşı delil sunmadıkça banka kayıtları esas alınır. Ayrıca takip tarihinden sonra, dava açılmadan önce yapılan kısmi ödeme TBK 100 uyarınca öncelikle işlemiş faiz ve ferilere mahsup edilir; bu mahsup sonrası kalan asıl alacak üzerinden hüküm kurulması gerekir, alacaklının bu mahsuptan önceki tutarı talep etmekte hukuki yararı yoktur.
Ele alınan sorunlar
Kefilin ortaklıktan ayrılmasının kefalet sorumluluğuna etkisi → ret
İddia: Davalı vekili; müvekkilinin şirket hissesini devretmesinden sonra kefaletinin sona erdiğini, imzası ve onayı olmadan kurulan sözleşmelerle sorumluluğuna gidilemeyeceğini, devir tarihine kadar borcun ödendiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: TBK 583/1 uyarınca şekil şartlarını taşıyan kefalet sözleşmeleri geçerlidir. Kefalet, alacaklı ile kefil arasında kurulan bağımsız bir borç ilişkisidir ve müteselsil kefil kendi temerrüdünün sonuçlarından, kefalet limiti kapsamında asıl borçlunun borcu kadar sorumludur. Davalının kefaletinin bulunmadığı ilk sözleşme döneminde kredi kullandırılmamış, tüm krediler davalının kefil olduğu son iki sözleşme kapsamında kullandırılmıştır; bu iki sözleşmeden sonra yeni bir genel kredi sözleşmesi akdedilmemiştir. Kefaletten dönme koşulları TBK 599'da düzenlenmiştir; borçlunun mali durumunun kefalet sonrası önemli ölçüde bozulması veya kefilin iyiniyetle varsaydığından kötü olduğunun ortaya çıkması halinde kefil, borç doğmadığı sürece yazılı bildirimle kefaletten dönebilir. Somut olayda bu koşullar oluşmadığı gibi davalı tarafından dönme bildirimi de yapılmamıştır. Kefilin şirket hisselerini devretmesi, tek başına kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Gerekçe kaynağı: özgün
Kredi borçlarının ödendiği iddiası ve banka kayıtlarının delil niteliği → ret
İddia: Davalı vekili; kullanılan kredilerin ödenip ödenmediği hususunda yeterli inceleme yapılmadığını, kredi borçlarının ödendiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Genel kredi sözleşmelerinde taraflar arasında çıkacak uyuşmazlıklarda banka kayıtlarının delil olarak esas alınacağı düzenlenmiş olup, davalı tarafça banka kayıtlarının aksini ve ödeme iddiasını kanıtlayıcı nitelikte herhangi bir delil ibraz edilmemiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Takip sonrası, dava öncesi yapılan kısmi ödemenin mahsup sırası ve alacak miktarına etkisi → ret
İddia: Davacı vekili; ... no'lu kredi için davalının takip tarihi itibariyle 43.172,48-TL borcu bulunduğunu, mahkemece davadan önce yapılan ödemenin düşülerek 18.672,48-TL üzerinden hüküm kurulduğunu, oysa takip tarihinden sonraki ödemelerin icra dosyasının infazı aşamasında mahsup edilmesi gerektiğini, bu nedenle davanın 43.172,48-TL üzerinden kabulü gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: TBK'nın 100. maddesi gereği takip tarihi sonrasında, ancak itirazın iptali davasının açıldığı tarihten önce yapılan ödemenin öncelikle işlemiş faiz ve ferilere mahsubu gerekir. Kısmi ödenen tutar nedeniyle borcun sona erdiği miktar kadar alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kefilin şirket hissesini devretmesinin, kefaletten dönme koşulları oluşmadıkça ve yazılı bildirim yapılmadıkça kefalet sorumluluğunu sona erdirmeyeceği ile takip sonrası dava öncesi ödemelerin TBK 100 uyarınca öncelikle faiz ve ferilere mahsup edileceği yönündeki tespitler bakımından emsal niteliktedir.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Takip sonrası dava öncesi kısmi ödeme ile borcun sona erdiği miktar kadar itirazın iptali davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müteselsil kefalet↗ kefaletten dönme↗ hesap kat ihtarı↗ temerrüt↗ itirazın iptali↗ hukuki yarar↗ mahsup↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2021/2156
KARAR NO 2024/1085
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 20/04/2021
NUMARASI 2019/509 2021/446
DAVA
İtirazın İptali
Davanın kısmen kabulüne-reddine ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; davalı borçlunun, dava dışı ... Ltd. Şti'nin müvekkili banka ile imzaladığı genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredi sözleşmesinden doğan borcun ödenmemesi üzerine borçlu ve kefil olan davalıya Kadıköy ... Noterliği'nin 23.10.2018 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini, buna rağmen borcun ödenmemesi nedeniyle Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında takibe geçildiğini, davalı kefilin borca, faiz ve ferilerine itiraz ettiğini, kat ihtarı tebliğ edilmiş sayıldığından davalının temerrüde düşürüldüğünü, borcun müvekkili banka kayıtlarında açıkça görüldüğünü, faiz oranının sözleşme hükümlerine göre tespit edildiğini belirterek, davalının itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı davaya cevap vermemiş, yargılama sırasında davalı vekili davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece; banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında 01.04.2013 ve 06.06.2013 tarihli genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, davalının sözleşmeleri müteselsil kefil olarak imzaladığı, kat ihtarının davalıya 25.10.2018 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamede verilen 7 gün süre sonunda 01.11.2018 tarihi itibari ile davalının temerrüde düştüğü,01/04/2013,06/06/2013 tarihli sözleşmelerin takibin dayanağını oluşturduğu,başkaca imzalanan bir sözleşme olmadığı, dava konusu kredinin davalının imzaladığı sözleşme kapsamında kullandırıldığı ve bu kredilerin de ödenmediğinin belirlendiği, Yargıtay 19. HDnin 2015/4619 Esas, 2016/379 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, kredinin davalının kefaletinin bulunduğu genel kredi sözleşmeleri nedeniyle kullandırıldığının saptanması halinde, cari hesap şeklinde işleyen genel kredi sözleşmesinde borcun bir şekilde sıfırlanmış olması kefaletin sona ermesini gerektirmediği, aynı sözleşme çerçevesinde yeniden kredi kullandırılması halinde kefilin sorumlu olduğunun kabulü gerekeceği, şirketin borcuna kefil olan ortak ve yöneticinin, şirketin kullandığı ve kullanacağı krediler yönünden verdiği kefaletin sona ermesini istiyorsa, şirketten ayrıldığını ve bundan böyle verilecek krediler yönünden kefaletinin devam etmeyeceğini bankaya ihtar etmesi gerektiği, aksi taktirde bankaya durumu bildirmeyen kefilin sorumluluğunun sona ermeyeceği, takibe konu kredilerin davalının sorumlu olduğu kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığı ve borcun ödenmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
1-Davacı vekili; mahkemece ... no'lu kredi için borçlu davalının takipten sonra, davadan önce yaptığı ödemeler düşülerek 18.672,48-TL asıl alacak üzerinden karar verildiğini, ancak davalının takip tarihi itibariyle bu kredi için 43.172,48-TL borcu bulunduğunu, davalı borçlunun takip tarihinden sonra yaptığı ödemelerin icra dosyasının infazı aşamasında borç miktarından mahsup edileceğini, bu nedenle ... no'lu kredi için davanın 43.172,48-TL asıl alacak üzerinden kabulü gerekirken 18.672,48-TL üzerinden kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın talepleri gibi kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2- Davalı vekili; davacı banka ile ... arasında imzalanan 06.06.2013 ve 01.04.2013 tarihli sözleşmelerde müvekkilinin kefaletinin bulunduğunu, müvekkilinin 27.05.2014 tarihinde hissesini ...'e devrettiğini, devir tarihine kadar asıl borçlunun ödemelerini yaptığını, kullanılan kredilerin ödenip ödenmediği hususunda yeterli inceleme yapılmadığını, aynı sözleşme çerçevesinde kefilin imzası ve onayı olmadan yeniden kurulan sözleşmelerin kefili bağlamayacağını, zira kefilin, imzaladığı sözleşme ve borçla sorumlu olduğunu, bu sözleşme üzerine farklı ödeme günlü yeni bir sözleşme kurulması ve bu sözleşmeyle kefilin imzası alınmadan sorumluluğuna gidilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle 2013 tarihli sözleşmelerin karşılığı asıl borçlu şirketçe ödendiğinden müvekkilinin sorumluğu kalmadığını, kefil olarak kullanılan kredi tarihinden yaklaşık 5 yıl sonra bakiye alacak talebinin yersiz olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... .. Ltd. Şti. arasında 165.000-TL limitli 15.05.2012 tarihli, 265.000-TL limitli 01.04.2013 tarihli ve 365.000-TL limitli 06.06.2013 tarihli genel kredi sözleşmeleri akdedildiği, davalının 01.04.2013 ve 06.06.2013 tarihli sözleşmeleri müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, 15.05.2012 tarihli ilk sözleşmede ise kefil olarak yer almadığı, asıl borçluya kullandırılan kredi borçlarının ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek 23.10.2018 tarihinde asıl borçlu ve kefillere kat ihtarı keşide edildiği,ihtarın asıl borçlunun sözleşmede yazılı adresinde tebliğ edilemediği, davalı kefile ise 25.10.2018 tarihinde tebliğ edildiği, verilen 7 gün ödeme süresiyle birlikte davalının 02.11.2018 tarihinde temerrüde düştüğü,asıl borçlu ile birlikte davalı kefil aleyhine İstanbul Anadolu ...
İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalı kefilin süresinde borca itirazı üzerine davalı aleyhine işbu dava açılmıştır. TBK'nın 583/1 maddesi; "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." hükmünü haizdir. Somut olayda imzası davalı tarafça inkar edilmeyen kefalet sözleşmeleri, kanunda öngörülen zorunlu şekil şartlarını haiz ve geçerlidir. Kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir.Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir.
Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. Müteselsil kefil kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olup, kefilin temerrüdü için hesap kat ihtarının tebliğ edilmesi gereklidir. Kefiller, kendi temerrüdünün sonuçlarından kefalet limiti kapsamında asıl borçlunun borcu kadar sorumludur. Asıl borçlu şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre davalı 15.05.2014 tarihinde şirkette bulunan hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılmıştır. Davacı bankaca sunulan kredi kullandırım belgeleri ve ekstre içeriklerine göre, davalının kefaletinin bulunmadığı 15.05.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi döneminde asıl borçlu şirkete kredi kullandırımı yapılmadığı, şirkete kullandırılan tüm kredilerin davalının kefalet imzasının bulunduğu son iki sözleşme tarihlerinden sonra kullandırıldığı, davalının kefalet imzasının bulunduğu iki sözleşme sonrasında asıl borçlu şirket ile akdedilen başka bir genel kredi sözleşmesi bulunmamaktadır.
Kefaletten dönme koşulları TBK'nın 599. maddesinde düzenlenmiş olup söz konusu maddede; gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda hükümde yer alan kefaletten dönme koşulları bulunmadığı gibi, davalı tarafından dönme bildirimi yapılmamıştır. Davalı kefilin asıl borçlu şirket hisselerini devretmesi kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmadığından, davalının borçdan sorumlu tutulması yerindedir.
Davalı vekilince, mahkemece kredi borçlarının ödenip ödenmediği hususlarında yeterli inceleme yapılmadığı ve davalının kefil olduğu kredi borçlarının ödendiği ileri sürülmüştür. Ancak genel kredi sözleşmelerinde, taraflar arasında çıkacak uyuşmazlıklarda banka kayıtlarının delil olarak esas alınacağı düzenlenmiş olup, davalı tarafça banka kayıtlarının aksini ve ödeme iddiasını kanıtlayıcı nitelikte herhangi bir delil ibraz edilmemiştir. Bu nedenle davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekili; ... no'lu kredi için davalının takip tarihi itibariyle 43.172,48-TL borcu bulunduğu, mahkemece davalının takipten sonra, davadan önce yaptığı ödemeler düşülerek 18.672,48-TL asıl alacak üzerinden karar verildiği, oysa davalının takip tarihinden sonra yaptığı ödemelerin icra dosyasının infazında dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; ... no'lu hesapta asıl borçluya 59.500-TL iskonto kredisi kullandırıldığı, asıl borçludan alınan çeklerden 16.327,52-TL kısmi tahsilat yapıldığı, kalan alacak miktarının temerrüt faizi ve bsmv ile birlikte 43.878,30-TL olduğu, ancak takip tarihi sonrasında dava tarihi öncesinde 03.12.2018 tarihinde 24.500-TL tahsilat yapıldığı, ödemeden sonra davacının bakiye 18.672,48-TL asıl alacak, 1.190,28-TL işlemiş faiz ve 59,51-TL BSMV olmak üzere toplam 19.922,27-TL alacaklı olduğu tespit edilmiş, mahkemece de bu tutar üzerinden hükümverilmiştir.TBK'nın 100. maddesi gereği takip tarihi sonrasında, ancak itirazın iptali davasının açıldığı tarihten önce yapılan ödemenin öncelikle işlemiş faiz ve ferilere mahsubu gerekir.Kısmi ödenen tutar nedeniyle borcun sona erdiği miktar kadar alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.
Davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedeni yerinde değildir. Açıklanan nedenlerle,istinaf nedenleri yerinde olmayan taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından yatırılan 897,54-TL harcın mahsubu ile kalan 469,94-TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine, Davalıdan alınması gereken 3.590,17-TL istinaf karar harcından yatırılan 897,54-TL harcın mahsubu ile kalan 2.692,63-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Taraflarca yapılan yargı giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 10/07/2024
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/112737 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi