Kefalette eş rızası ve el yazısı şekil şartının geçerliliğe etkisi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/4008 E. 2024/7223 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesin
★ Emsal
Gerekçe özeti
6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin üçüncü fıkrası yürürlüğe girmeden önce kurulan kefalette eşin usulüne uygun rızası zorunludur; rıza imzalarının eşe ait olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenirse geçerli bir kefalet doğmaz. Bundan bağımsız olarak kefil, sorumlu olduğu miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil sıfatıyla yükümlülük altına girdiğini kendi el yazısıyla yazmak zorunda olup, bu ibareler kefilin (tüzel kişi kefilde yetkilisinin) eli ürünü değilse kefalet geçersizdir. Buna karşılık asıl borçlu şirketin ortağı ve yetkilisi olan kefil yönünden eş rızası aranmaz ve şekil şartlarını taşıyan kefalet limit dâhilinde geçerlidir. Geçersiz kefaletten doğan kredi borcu, geçerli kefillerin sorumluluğuna esas alınan toplam alacaktan düşülür. Kefalet imzasına itiraz edilmemişse imza incelemesi yaptırılmaması eksik inceleme sayılmaz; kredili mevduat hesabından doğan alacakta faiz bakımından kredi kartlarına ilişkin 5464 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Sözleşmede açık düzenleme yoksa kefil gayrı nakit alacaktan sorumlu tutulamaz; tacirler arasında sözleşme serbestisi gözetildiğinde genel işlem koşulu savunması yerinde değildir.
Ele alınan sorunlar
6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin üçüncü fıkrası yürürlüğe girmeden önce kurulan kefalette eş rızası koşulu → ret
İddia: Davacı banka, davalıların genel kredi sözleşmelerini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını ve kredi borcundan sorumlu olduklarını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Genel kredi sözleşmesinin düzenlendiği tarihte 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin üçüncü fıkrası henüz yürürlükte olmadığından, sözleşmede kefil sıfatıyla imzası bulunan gerçek kişilerin eşlerinin usulüne uygun şekilde alınmış rızalarının bulunması zorunludur. Eş rızasına ilişkin imzalar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde bu imzaların kefillerin eşlerine ait olmadığı belirlendiğinden, eş rızası koşulu yerine gelmemiş ve geçerli bir kefalet ilişkisi kurulmamıştır; bu kefiller sözleşmeden kaynaklı borçtan sorumlu tutulamaz. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Kefalet beyanının kefil tarafından kendi el yazısıyla yazılması şekil şartı → ret
İddia: Davalılar, kefalete ilişkin el yazısı ibarelerin ve kefalet tarihinin tamamının aynı kişi tarafından yazıldığını, bu nedenle 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine aykırı kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu savunmuştur.
Gerekçe: Kefilin, sorumlu olduğu miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil sıfatıyla yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla yazması şarttır; aksi hâlde kefalet sözleşmesi geçerli olmaz. Adli Tıp Kurumu raporunda, imzaların üstündeki kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin kefil gerçek kişilere ve kefil şirketlerin yetkililerine ait olmadığı saptanan kefiller yönünden geçerli bir kefalet sözleşmesinin varlığından söz edilemez; kefil şirketler bakımından da kefalet beyanları şirket yetkilileri tarafından yazılmadığından kefalet geçersizdir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Asıl borçlu şirketin ortağı ve yetkilisi olan kefil yönünden eş rızasının aranmaması ve şekil şartını taşıyan kefaletin geçerliliği → kısmi kabul
İddia: Davalılar, ikinci sözleşmenin de şekil şartlarına aykırılık nedeniyle geçersiz olduğunu, kefil olunan miktarın ve kredinin belirlenebilir olmadığını savunmuştur.
Gerekçe: Sonraki sözleşmenin düzenlendiği tarih itibarıyla 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereği, asıl borçlu şirketin ortağı ve yetkilisi durumundaki gerçek kişi kefiller yönünden eş rızası aranmaz. Kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin kendi eli ürünü olduğu tespit edilen kefiller bakımından 583 üncü maddede zorunlu kılınan şekil şartları yerine getirilmiş olduğundan kefalet bu davalılar bakımından geçerlidir ve kefalet limitleri dâhilinde borçtan sorumludurlar. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Kefaleti geçersiz sayılan sözleşmeden kullandırılan kredinin toplam alacaktan düşülmesi → ret
İddia: Davacı banka, alacak hesaplamasının hatalı olduğunu ileri sürerek bu yöne ilişkin istinaf sebebi ileri sürmüştür.
Gerekçe: Kefaletlerin geçersiz olduğu tespit edilen sözleşme gereği kullandırılan krediden kaynaklanan asıl alacak ve işlemiş faiz, bilirkişi tarafından her iki kredi sözleşmesi bakımından belirlenen toplam alacak tutarından çıkarılmalı ve kalan alacak bakımından sonraki sözleşmede geçerli kefaleti bulunan davalıların sorumluluğuna hükmedilmelidir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Kefalet imzasına itiraz edilmemesi hâlinde imza incelemesi yaptırılmamasının eksiklik sayılmaması → ret
İddia: Davacı banka, bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu, kefiller yönünden imza incelemesi yaptırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalıların kefalet imzasına yönelik bir imza itirazı bulunmadığından, kefiller yönünden imza incelemesi yaptırılmamış olması bir eksiklik olarak kabul edilemez. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Kredili mevduat hesabından doğan alacakta uygulanacak temerrüt faizi rejimi → ret
İddia: Davacı banka, sözleşmede kararlaştırılan temerrüt faizi oranının uygulanması gerektiğini, faiz oranının hatalı uygulandığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Alacağın bir kısmı bankaca borçlu şirkete kullandırılan kredili mevduat hesabı kredisinden kaynaklandığından, bu alacak yönünden faiz bakımından kredi kartlarına ilişkin 5464 sayılı Kanun hükümleri uygulanır; söz konusu akdi ve temerrüt faizi oranları Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlendiğinden, bu hükme uygun olarak yapılan hesaplamaya itibar edilerek belirlenen oranda temerrüt faizine hükmedilmesi doğrudur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Kefilin gayrı nakit (çek depo) alacaktan sorumluluğu → ret
Gerekçe: Sözleşmelerde davacının kefillerden çek depo talebinde bulunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından, davalılar gayrı nakit alacaktan sorumlu tutulamaz. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Tacirler arasındaki kredi sözleşmesi hükümlerinin genel işlem koşulu sayılıp sayılmayacağı → ret
İddia: Davalılar, sözleşmeye eklenen ve kendileriyle müzakere edilmeyen genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerin geçersiz sayılması gerektiğini savunmuştur.
Gerekçe: Tarafların tacir olması ve sözleşme serbestisi hükümleri bir arada gözetildiğinde, davalıların genel işlem koşulu yönündeki savunması yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Kefalette eş rızası ile el yazısı şekil şartının ayrı ayrı geçerlilik koşulu olması, ortak ve yetkili kefil yönünden eş rızasının aranmaması ve kredili mevduat hesabı alacağında 5464 sayılı Kanun'a göre faiz uygulanması yönünden emsal değer taşır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müşterek borçlu müteselsil kefalet↗ eş rızası↗ kefalette şekil şartı↗ el yazısı zorunluluğu↗ kefalet limiti↗ adli tıp imza-yazı incelemesi↗ genel kredi sözleşmesi↗ kredili mevduat hesabı↗ temerrüt faizi↗ genel işlem koşulu↗ gayrı nakit kredi↗ itirazın iptali↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/4008 E. , 2024/7223 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/990 Esas, 2023/715 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2016/1005 E., 2020/177 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile ... Oto. ve Teks. San. Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri gereğince borçlu firmaya kredi kullandırıldığını, davalıların ise sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, borcun ödenmemesi üzerine davalılara borcun ödenmesi yönünde ihtarname gönderildiğini, ödeme yapılmaması üzerine alacağın tahsili için davalılar hakkında İstanbul 19. İcra Dairesinin 2016/14820 E. sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiklerini, davalıların kefil sıfatıyla kredi borcundan sorumlu olduklarını, müvekkilince talep edilen faiz oranının kanuna ve sözleşmeye uygun olduğunu, sözleşme ile alacağa %72 oranında temerrüt faizi uygulanmasının kabul edildiğini ileri sürerek davalıların takibe yönelik itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine alacağın %40'ından az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde;
02. 07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinde kefil olarak yer alan müvekkillerinin eşlerinin imzalarının geçerli bir imza mahiyetini taşımadığını, sözleşme tarihi itibariyle kefalette eş rızasının arandığını, sözleşmede atılmış olan eş rızasına ilişkin imzaların müvekkillerinin eşlerine ait olmadığını, ilgili bölümde yazılan gerekli bilgilerin tamamen aynı kişi tarafından yazıldığını, bu nedenle davacı ile müvekkilleri ..., ..., Tuğay ve ... arasında geçerli bir kefalet ilişkisi bulunmadığını, 15.05.2014 tarihli kefalet sözleşmesinin de şekil şartlarına aykırılık teşkil etmesi nedeniyle geçersiz olduğunu, bu kefalet sözleşmesinde müvekkilleri ... ve ...'in sorumlu oldukları azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefilliğe ilişkin ifadelerin tamamının ve ayrıca kefalet tarihinin aynı kişi tarafından yazılmış olduğunu, bu nedenle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesine aykırı olan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, ayrıca kefalet sözleşmesinde kefil olunan miktar ve kefalet verilen kredi müvekkilleri açısından belirlenebilir olmadığından sözleşmenin geçersiz olduğunu, davacının talep ettiği %72 faiz oranının 6098 sayılı Kanun'un 88 ve 120 nci maddelerine aykırı olduğunu, sözleşmeye eklenen ve müvekkilleri ile müzakere edilmeyen genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerin geçersiz sayılması gerektiğini, ayrıca alacak likit olmadığından icra inkâr tazminatı talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların 02.07.2012 ve 15.05.2014 tarihli sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, davalı şahısların borçlu şirketin ortak ve yetkilisi oldukları, sözleşme tarihleri itibariyle kefil ... Tekstil yetkilisinin davalı ... ve ... Tekstil yetkilisinin de diğer davalı ... olduğu, davalı gerçek kişilerin her iki sözleşme tarihi itibariyle evli oldukları, 02.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin düzenlendiği tarihte henüz 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi 3. fıkrası yürürlükte olmadığından, kredi sözleşmesinde kefil sıfatıyla imzası bulunan şahıs davalıların eşlerinin usulüne uygun şekilde alınmış rızalarının bulunmasının zorunlu olduğu, eş rızasına ilişkin imzalar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde, şahıs davalıların eşlerine atfen atılan imzaların davalıların eşlerine ait olmadığının belirlendiği, bu durumda 02.07.2012 tarihli sözleşme için şahıs davalılar yönünden eş rızası koşulunun yerine gelmediği, dolayısıyla geçerli bir kefalet ilişkisi kurulmadığının söylenebileceği, kefilin sorumlu olduğu miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil sıfatıyla yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesini kendi el yazısıyla yazmasının şart olduğu, aksi halde kefalet sözleşmesinin geçerli olmayacağı, alınan Adli Tıp Kurulu raporunda, davalılardan ...
ile ... Tekstil ve ... Tekstil yetkilisinin imzalarının üstündeki yazıların bu kişilere ait olmadığının saptandığı, davalılar ..., ... ve ...'in imzalarının üstündeki yazıların ise bu şahıslara ait olduğunun
belirlendiği, gelinen noktada davalı şahıs kefiller ..., ... ve ... yönünden geçerli bir eş rızası bulunmadığından, davalı ... yönünden hem geçerli bir eş rızası
olmadığından hem de kefalet beyanı 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde öngörülen şekilde kefil tarafından yazılmadığından, kefil şirketler yönünden ise kefalet beyanlarının şirket yetkilileri tarafından yazılmamış olmasından ötürü, geçerli bir kefalet sözleşmesinden söz edilemeyecek olup, davalıların bu sözleşmeden kaynaklı borçtan sorumlu tutulmalarının mümkün görülmediği, 15.05.2014 tarihli ikinci sözleşme tarihi itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 584/3 fıkrası gereği asıl borçlu şirketin ortak ve yetkilisi durumundaki şahıs davalılar yönünden eş rızasının aranmayacağı, alınan raporda bu sözleşme bakımından ... ile ... Tekstil ... Tekstil'in kefalet beyanlarının davalı şahıs ve şirketler yönünden de yetkililerine ait olmadığının tespit edildiği, bu durumda 6098 sayılı Kanun'un 583 maddesinde zorunlu kılınan şekil şartları davalılar ...
ve ... yönünden yerine getirilmiş olup, diğer davalı kefiller yönünden ise geçerli bir kefalet sözleşmesinin varlığından bahsedilmesinin mümkün olamayacağı, bilirkişi tarafından 15.05.2014 tarihli sözleşme öncesinde kullandırılan kredi nedeniyle asıl borç tutarının 120.578,42TL, işlemiş akdi faizin 1.326,36TL, takip tarihine kadar işlemiş %72 temerrüt faizinin 32.797,33TL ve takip tarihi itibariyle kredi borcunun toplam 154.702,11TL olduğunun tespit edildiği, bilirkişi ek raporunda her iki kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan krediler nedeniyle takip tarihi itibariyle talep edilebilecek toplam tutarın 1.156.743,65TL asıl alacak, 281.265,70TL işlemiş faiz, 300,00TL ihtiyati haciz gideri olmak üzere 1.438.309,35TL olarak belirlendiği, bu tutardan 02.07.2012 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan krediden kaynaklı 120.578,42TL asıl alacak ile 34.123,69TL işlemiş faizin düşülmesi gerektiği, bu tutarın düşülmesi sonucu talep edilebilecek alacağın 1.052.721,32TL asıl alacak, 255.315,93TL işlemiş faiz ve 300,00TL ihtiyati haciz vekâlet ücreti olmak üzere 1.308.337,25TL olarak belirlendiği, sözleşmelerde davacının kefillerden çek depo talebinde bulunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından, davalıların gayrı nakit alacaktan sorumlu tutulamayacakları, talep edilen temerrüt faiz oranının yerinde olduğu, tarafların tacir olması ve sözleşme serbestisi hükümleri bir arada gözetildiğinde, davalıların genel işlem koşulu yönündeki savunmasının da yerinde görülmediği gerekçesiyle, davalılar ...
ve ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüyle bu davalıların takibe yönelik itirazının kısmen iptaline, takibin bu davalılar yönünden 1.052.721,32TL asıl alacak, 255.315,93 TL işlemiş faiz ve 300,00 TL ihtiyati haciz vekâlet ücreti olmak üzere toplam 1.308.337,25 TL üzerinden devamına, diğer davalılara yönelik davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... Otomotiv arasında 02.07.2012 ve 15.05.2014 tarihli genel kredi sözleşmeleri akdedildiği, davalıların da her iki sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, sadece ...'in ikinci sözleşmede kefil olarak yer almadığı, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek 01.12.2015 tarihinde borçlu ve kefillere kat ihtarnamesi keşide edildiği, kat ihtarının 03.12.2015 tarihinde borçlu ve kefillere tebliğine rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalılar aleyhine İstanbul 19. İcra Dairesinin 2016/14820 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalılar tarafından;
02. 07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinde eş rızasına ilişkin imzaların kefil olan müvekkillerinin eşlerine ait olmadığı, kefalete ilişkin el yazıları müvekkillerine ait olup tüm yazıların aynı kişi tarafından yazıldığı, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, 15.05.2014 tarihli kefalet sözleşmesinde ise davalılar ... ve ...'in sorumlu oldukları azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefilliğe ilişkin ifadelerin tamamının ve ayrıca kefalet tarihinin aynı kişi tarafından yazılmış olduğu, bu nedenle bu sözleşmenin de şekil şartlarına aykırılık nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürüldüğü, davalı gerçek kişi kefillerin ilk sözleşme tarihi olan 02.07.2012 tarihi itibariyle asıl borçlu ...
Otomotiv şirketinin ortak ve yöneticisi oldukları, davalıların kefaletinin eş rızasına tabi olduğu, mahkemece eş rızasına ilişkin imzalar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen adli tıp raporunda; kefil olan gerçek kişilerin eşlerine atfen eş rızasına ilişkin olarak atılan imzaların, bu kişilerin eşlerine ait olmadığının
tespit edildiği, mahkemece alınan adli tıp raporunda;
02. 07.2012 tarihli sözleşmede davalılardan ... ile ... Tekstil ve ... Tekstil yetkililerine ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olmadığı, 15.05.2014 tarihli sözleşmede ise davalılardan ... ile ... Tekstil ve ... Tekstil'e ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olmadığının tespit edildiği, ayrıca davalıların kefalet imzasına yönelik bir imza itirazı bulunmadığından, kefiller yönünden imza incelemesi yaptırılmamış olmasının bir eksiklik olarak kabul edilemeyeceği, davacı vekilinin raporun eksik incelemeye dayalı olduğu yönündeki istinaf nedeninin yerinde görülmediği, alınan adli tıp raporu doğrultusunda 02.07.2012 tarihli sözleşmede yer alan davalı gerçek kişi kefillerin eş rızasının bulunmadığı, gerçek kişi kefillerden ...
ile kefil olan şirketlere ait kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin ... ile kefil şirket yetkililerine ait olmadığı, bu kefiller bakımından da kefalet sözleşmesinin 6098 sayılı Kanun'un 583/1 maddesinde düzenlenen şekil şartlarını taşımadığı anlaşılmakla, kefalet sözleşmeleri geçersiz olup, davalıların kefil sıfatıyla 02.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi borcundan sorumlu olmadıkları, 15.05.2014 tarihli sözleşmede ise davalılardan ... ile ... Tekstil ve ... Tekstil yetkililerine ait ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olmadığından bu davalılar bakımından söz konusu kefalet sözleşmesinin de geçersiz olduğu, ancak; bu ikinci sözleşmede davalılardan ...
ve ...'e ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olduğu tespit edildiğinden kefalet sözleşmesinin bu davalılar bakımından geçerli olduğu, sözleşme tarihi itibariyle borçlu şirketin ortağı olduğu anlaşılan bu davalıların kefaleti eş rızasına da tabi olmadığı, taraflar arasında düzenlenmiş olan 02.07.2012 tarihli ilk sözleşmedeki kefaletlerin geçersiz olduğu tespit edilmiş olmakla, mahkemece, bilirkişi tarafından tespit edilen her iki kredi sözleşmesinden kaynaklanan toplam alacak tutarından, ilk sözleşme gereği kullandırılan krediden kaynaklanan toplam 154.702,11TL alacağın çıkarılması suretiyle, kalan alacak bakımından ikinci sözleşmede geçerli kefaletleri bulunan ...
ve ...'in sorumluluğuna hükmedilmesi yerinde olup, davacı vekilinin bu hesaplamaya yönelik olarak ileri sürdüğü istinaf nedeninin de yerinde görülmediği, somut olayda alacağın bir kısmı davacı banka tarafından borçlu şirkete kullandırılan KMH kredisinden kaynaklandığı, bu durumda KMH alacağı yönünden faiz bakımından kredi kartlarına ilişkin 5464 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı, mahkemece de bu hükme uygun olarak yapılan hesaplamaya itibar edilerek %30,24 oranında temerrüt faizine hükmedildiği, söz konusu akdi ve temerrüt faizi oranları TCMB tarafından belirlenmekte olduğundan, davacı vekilinin faiz oranının hatalı uygulandığı yönündeki istinaf nedeni de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 08.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1089326800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz