6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Çağrısız genel kurulda pay sahibi yoksa kararlar yoklukla malûldür

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/1276 E. 2024/6834 K. ·

OnandıKesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Çağrısız genel kurul toplantısında alınan kararların kurucu unsuru, bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve toplantıya itiraz etmemesidir; çağrı yapılmamış ve bir pay sahibi hazır bulunmamışsa çağrısız genel kurul oluşmaz ve alınan kararlar yoklukla malûldür. Hazirun cetvelindeki imzanın pay sahibinin eli ürünü olmadığının belirlenmesi ve sonradan icazet verildiğine dair delil bulunmaması bu sonucu değiştirmez. Yok hükmündeki genel kurul kararları aradan zaman geçmesiyle sıhhat kazanmaz ve yokluğun tespitinin istenmesi hakkın kötüye kullanılması sayılamaz.

Ele alınan sorunlar

Çağrı yapılmayan genel kurulda tüm pay sahiplerinin hazır bulunmaması hâlinde alınan kararların hukuki niteliği → kabul

İddia: Davacı, toplantı tarih ve saatinin kendisine bildirilmediğini, bu nedenle toplantılara katılamadığını, bir kısım toplantı ve hazirun belgelerinde yokluğunda sahte imza atıldığını, anonim şirket genel kuruluna pay sahiplerinin usulüne uygun davet edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Çağrısız genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurulda alınacak kararların kurucu unsurudur. Dava konusu toplantılara ilişkin çağrıların yapılmadığı ve hazirun cetvellerinde davacının adı karşısına atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı belirlenmiştir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığından alınan kararlar yoklukla malûldür. Toplantıya katılmayan pay sahibinin sonradan alınan kararlara icazet verdiğine ilişkin delil de bulunmamaktadır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Yok hükmündeki genel kurul kararlarının yokluğunun tespitini istemenin hakkın kötüye kullanılması sayılıp sayılmayacağı ve zamanla sıhhat kazanma → ret

İddia: Davalı, genel kurul kararlarına karşı karar tarihinden itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde iptal davası açılabileceğini, aradan geçen uzun yıllara rağmen tüm genel kurul kararlarının iptalinin istenmesinin haksız ve kötü niyetli olduğunu savunmuştur.

Gerekçe: Yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemez; yok hükmündeki genel kurul kararları aradan zaman geçmesi nedeniyle sıhhat kazanmaz. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Bozmaya uyularak kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi → ret

İddia: Davalı vekili, Bölge Adliye Mahkemesince bozma sonrası kurulan hükmün bozulmasını istemiştir.

Gerekçe: Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Çağrısız genel kurulda tüm pay sahiplerinin hazır bulunmasının kurucu unsur olduğu, aksi hâlde kararların yoklukla malûl olduğu ve yok hükmündeki kararların zamanla sıhhat kazanmayacağı yönlerinden emsal değeri taşır; Yargıtay onaması nedeniyle bağlayıcıdır.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
Yok hükmündeki genel kurul kararları aradan zaman geçmesi nedeniyle sıhhat kazanmaz; bu kararların yokluğunun tespitinin istenmesi hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
çağrısız genel kurul genel kurul kararının yokluğu kurucu unsur hazirun cetveli icazet hakkın kötüye kullanılması mutlak butlan genel kurul kararının iptali bozmaya uyma

Atıf yapılan mevzuat: 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu — 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 3686762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 3706762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 3816762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 536 · 818 sayılı Borçlar Kanunu — 818 sayılı Borçlar Kanunu 20 · 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu — 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 2 · 6100 sayılı Kanun — 6100 sayılı Kanun 373(3)

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2024/1276 E.  ,  2024/6834 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2023/1920 Esas, 2024/58 Karar

HÜKÜM

Kısmen kabul

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen genel kurul kararlarının mutlak butlan ile hükümsüzlüğü, iptali, kâr payının tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekil tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette babası Şakir Kaya'nın 03.11.1999 tarihinden ölümünden sonra 2000 yılından itibaren pay sahibi olarak yer aldığını, davalı şirketçe babasının ölümünden sonra ilkokul mezunu müvekkilinin cahilliğinden faydalanılarak notere götürmek suretiyle veya doğrudan okumasına müsaade edilmeden bir takım belgeler imzalatıldığını, müvekkilinin esasen hangi belgeleri imzaladığı ve nerede olduklarını bilmemekle birlikte, davalı şirketin 09.05.2012 tarihinde yapılan 2011 yılı olağan genel kurul toplantısı, 25.04.2011 tarihinde yapılan 2010 yılı olağan genel kurul toplantısı, 04.03.2010 tarihinde yapılan 2009 yılı olağan genel kurul toplantısı, 07.04.2009 tarihinde yapılan 2008 yılı olağan genel kurul toplantısı, 15.04.2008 tarihinde yapılan 2007 yılı olağan genel kurul toplantısı, 30.03.2007 tarihinde yapılan 2006 yılı olağan genel kurul toplantısı, 28.03.2006 tarihinde yapılan 2005 yılı olağan genel kurul toplantısı, 08.04.2005 tarihinde yapılan 2004 yılı olağan genel kurul toplantısı, 22.03.2004 tarihinde yapılan 2003 yılı olağan genel kurul toplantısı, 30.04.2003 tarihinde yapılan 2002 yılı olağan genel kurul toplantısı, 29.04.2002 tarihinde yapılan 2001 yılı olağan genel kurul toplantısı, 27.04.2001 tarihinde yapılan 2000 yılı olağan genel kurul toplantısı, 26.05.2000 tarihinde yapılan 1999 yılı olağan genel kurul toplantısı ile 17.06.2003 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında, toplantı tarih ve saatinin müvekkiline bildirilmediğini, müvekkilinin toplantıya bu nedenle katılamadığını, şirketin elde ettiği kârdan müvekkilinin payını almadığını, genel kurullarda şirket kârının olağanüstü yedeklere ayrılmasına karar verildiğini, 2008, 2007, 2006, 2005, 2004, 2003, 2002, 2001, 2000 ve 1999 yıllarına ait toplantılar ve 17.06.2003 tarihli olağanüstü toplantıda müvekkilinin yokluğunda sahte imza atıldığını, anonim şirketlerin genel kurul toplantısına paydaşların usulüne uygun olarak davet edilmesi gerektiğini, babasının ölüm tarihinden beri müvekkiline hiç bir şekilde kâr payı verilmediğini, bu durumun ana sözleşmeye aykırılık taşıdığını ileri sürerek 09.05.2012, 25.04.2011, 04.03.2010, 07.04.2009, 15.04.2008, 30.03.2007, 28.03.2006, 08.04.2005, 22.03.2004, 17.06.2003, 30.04.2003, 29.04.2002, 27.04.2001 ve 26.05.2000 tarihli genel kurul kararlarının mutlak butlan ile hükümsüzlüğüne karar verilerek iptalini, şimdilik 2000 - 2012 yılları arasındaki 1.000,00 TL kâr payı alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; genel kurul kararlarına karşı karar tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde iptal davası açılabileceğini, müvekkili şirketin ve yönetim kurulunun bugüne kadar kardeş olmaları sebebiyle hiçbir hissedarın hakkına halel getirmeyecek şekilde şirketin iştigal konuları ile ilgili işleri gerçekleştirdiğini, kararlar aldığını, tüm hissedarların ve aile bireylerinin yapılan işlerden haberi olduğunu, davacının beyan ve iddialarının aksine kâr payı dağıtılmamasında ana sözleşmeye aykırı bir durumun bulunmadığını, ana sözleşmede dağıtılacağı yazılı olsa dahi, genel kurulun kâr payı dağıtılmamasına ve şirket menfaatleri için yedek akçe olarak ayrılmasına karar verebileceğini, müvekkilinin 2000 yılında davacının hissedar olmasını takiben 2003 yılında yasal zorunluluklar nedeniyle sadece bir kez sermaye artırımına gittiğini, bunun da davacının yararına bir şekilde bedelsiz ve eşit oranda gerçekleştirildiğini, hal böyle iken davacının aksi yöndeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, aradan geçen uzunca yıllara rağmen 2000- 2011 yılları arası tüm genel kurullara ait kararların iptalini talep etmesinin de haksız ve kötü niyetli olduğunu, noter belgelerinden de görüleceği üzere davacının çok kısa zaman aralıkları ile çok farklı imzaları kullandığını, sabit bir imzasının olmadığını, zaman zaman kendisini vekille temsil ettirdiğinin açıkça anlaşıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, bozma ilamında genel kurul toplantılarının hazirun cetvellerinde davacı isminin karşısına atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı sonucuna varıldığı, çağrısız genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve toplantıya itirazda bulunmamasının, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil ettiği, ancak yapılan incelemede temyiz konusu genel kurul toplantılarına ilişkin çağrıların yapılmamış olduğunun tespit edildiği, herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararların yoklukla malûl olduğu, yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesinin hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceği, toplantıya katılmayan pay sahibinin sonradan toplantıda alınan kararlara icazet verdiğine ilişkin bir delilin de dosyada bulunmadığı, bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesince temyiz konusu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu ve aradan zaman geçmesi nedeniyle yok hükmündeki genel kurul kararlarının sıhhat kazanmayacağı hususu göz önüne alınarak, temyiz konusu kararlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın tümden reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, temyiz olunan kararın bozulmasına karar verildiği, bozma ilamı gereği;

davalı şirketin 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantılarında alınan kararların yoklukla malûl olduğu, yok hükmünde bir genel kurul kararının yokluğunun tespitinin istenilmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008, 07.04.2009 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine, diğer genel kurul kararları ile ilgili talebin reddine, davacının kâr payı dağıtılmasına ve tahsiline ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

IV. TEMYİZ İNCELEMESİ

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, genel kurul kararlarının mutlak butlan ile hükümsüzlüğü, iptali, kâr payının tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 368, 370, 381, 536 ncı maddeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci maddesi.

3. Değerlendirme

Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

V. SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 26.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1084494100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2023/1920 E. 2024/58 K.

Çağrısız genel kurulda çağrı yapılmadan alınan kararlar yoklukla malûldür

Gerekçe özeti

Çağrısız genel kurul toplantısında, tüm pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve toplantıya itirazda bulunmaması alınacak kararların kurucu unsurunu oluşturur. Toplantı çağrısı yapılmamış ve pay sahibinin toplantıya katılmadığı veya itiraz ettiği hazirun cetvellerindeki imzanın kendisine ait olmadığı tespit edilirse, o toplantıda alınan kararlar yoklukla malûldür. Yok hükmündeki bir genel kurul kararının yokluğunun tespitinin istenmesi hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez ve bu tespit talebi herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir; aradan zaman geçmesi kararı sıhhatli kılmaz. Buna karşılık, pay sahibinin bizzat katıldığı ve imzasının kendisine ait olduğu tespit edilen toplantılara ilişkin olarak, uzun yıllar sessiz kalıp sonradan bu kararların hükümsüzlüğünü ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.

Emsal değeri

Çağrısız genel kurul toplantısında çağrı yapılmaması ve pay sahibinin katılmaması/itiraz etmesi halinde alınan kararların yoklukla malûl olacağı ve bu yokluğun tespitinin talep edilmesinin herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmadığı ve hakkın kötüye kullanılması sayılamayacağı yönündeki gerekçe, benzer çağrısız genel kurul uyuşmazlıklarında emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: çağrısız genel kurul yokluk (yoklukla malûllük) butlan hakkın kötüye kullanılması hak düşürücü süre kar payı dağıtımı hazirun cetveli imza incelemesi

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/1920

KARAR NO 2024/58

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 15/11/2018

NUMARASI 2014/362 Esas - 2018/1144 Karar

DAVA

Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 10/01/2024

Dairemizce verilen kararın Yargıtay 11. HD. tarafından bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkette babası ...'nın 03.11.1999 tarihinden ölümünden sonra 2000 yılından itibaren pay sahibi olarak yer aldığını, davalı şirketçe babasının ölümünden sonra ilkokul mezunu müvekkilinin cahilliğinden faydalanılarak notere götürmek suretiyle veya doğrudan okumasına müsaade edilmeden bir takım belgeler imzalatıldığını, müvekkilinin esasen hangi belgeleri imzaladığı ve nerede olduklarını bilmemekle birlikte, davalı şirketin 09.05.2012 tarihinde yapılan 2011 yılı olağan genel kurul toplantısı, 25.04.2011 tarihinde yapılan 2010 yılı olağan genel kurul toplantısı, 04.03.2010 tarihinde yapılan 2009 yılı olağan genel kurul toplantısı, 07.04.2009 tarihinde yapılan 2008 yılı olağan genel kurul toplantısı, 15.04.2008 tarihinde yapılan 2007 yılı olağan genel kurul toplantısı, 30.03.2007 tarihinde yapılan 2006 yılı olağan genel kurul toplantısı, 28.03.2006 tarihinde yapılan 2005 yılı olağan genel kurul toplantısı, 08.04.2005 tarihinde yapılan 2004 yılı olağan genel kurul toplantısı, 22.03.2004 tarihinde yapılan 2003 yılı olağan genel kurul toplantısı, 30.04.2003 tarihinde yapılan 2002 yılı olağan genel kurul toplantısı, 29.04.2002 tarihinde yapılan 2001 yılı olağan genel kurul toplantısı, 27.04.2001 tarihinde yapılan 2000 yılı olağan genel kurul toplantısı, 26.05.2000 tarihinde yapılan 1999 yılı olağan genel kurul toplantısı ile 17.06.2003 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında, toplantı tarih ve saatinin müvekkiline bildirilmediğini, müvekkilinin toplantıya bu nedenle katılamadığını, şirketin elde ettiği kardan müvekkilinin payını almadığını, genel kurullarda şirket karının olağanüstü yedeklere ayrılmasına karar verildiğini, 2008, 2007, 2006, 2005, 2004, 2003, 2002, 2001, 2000 ve 1999 yıllarına ait toplantılar ve 17.06.2003 tarihli olağanüstü toplantıda müvekkilinin yokluğunda sahte imza atıldığını, anonim şirketlerin genel kurul toplantısına paydaşların TTK'ya göre usulüne uygun olarak davet edilmesi gerektiğini, babasının ölüm tarihinden beri müvekkiline hiç bir şekilde kar payı verilmediğini, bu durumun ana sözleşmeye aykırı olduğunu belirterek, müvekkilinin usulüne uygun olarak genel kurul toplantılarına çağrılmadığından ve de imzası yokluğunda sahte olarak atılmış olduğundan, 09.05.2012, 25.04.2011, 04.03.2010, 07.04.2009, 15.04.2008, 30.03.2007, 28.03.2006, 08.04.2005, 22.03.2004, 17.06.2003, 30.04.2003, 29.04.2002, 27.04.2001 ve 26.05.2000 tarihli genel kurul kararlarının mutlak butlan ile hükümsüzlüğüne karar verilerek iptaline, 2000 - 2012 yılları arasındaki 1.000-TL kar payı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; TTK'nın 381. maddesi gereğince, genel kurul kararlarına karşı açılacak iptal davalarının kararın alındığı tarihten itibaren 3 ay içerisinde açılması gerektiğini, bunun hak düşürücü süre olduğunu, davacının en son 09.05.2012 tarihinde gerçekleştirilen ve 2011 yılına ait olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptalini istediğini, davacının gerek 2009 yılından önceki genel kurullara katılmış olması ve gerekse 09.05.2012 tarihinde gerçekleştirilen 2011 yılına ait olağan genel kurul toplantısı ilanı ve kendisine yapılan tebliğ ile de önceki yıllara ilişkin olarak 2000 - 2010 yılları arasında yapılan tüm olağan genel kurullardan haberi olduğunu, bu durumda davacının gerek 2000 - 2010 ve gerekse 2011 yıllarına ait genel kurul toplantıları kararları için en geç 09.08.2012 tarihinde dava açması gerekirken, 3 aylık hak düşürücü süreyi geçirdikten sonra 11.02.2013 tarihinde davayı ikame ettiğinden davanın öncelikle bu yönden reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin ve yönetim kurulunun bugüne kadar kardeş olmaları sebebiyle hiçbir hissedarın hakkına halel getirmeyecek şekilde şirketin iştigal konuları ile ilgili işleri gerçekleştirdiğini ve kararlar aldığını, tüm hissedarların ve aile bireylerinin yapılan işlerden haberi olduğunu, davacının beyan ve iddialarının aksine kar payı dağıtılmamasında ana sözleşmeye aykırı bir durumun bulunmadığını, ana sözleşmede kar payı dağıtılacağı yazılı olsa dahi, genel kurul kar payı dağıtılmamasına ve karın şirket menfaatleri için yedek akçe olarak ayrılmasına karar verebileceğini, genel kurulun alacağı bu haklı kararda hukuka aykırılık bulunmadığından davacının aksi yöndeki iddialarının da dinlenmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin 2000 yılında davacının hissedar olmasını takiben 2003 yılında yasal zorunluluklar nedeniyle sadece bir kez sermaye artırımına gittiğini, bunun da davacının yararına bir şekilde bedelsiz ve eşit oranda gerçekleştirildiğini, hal böyle iken davacının aksi yöndeki beyan ve ibdalarının gerçeği yansıtmadığı gibi, üstelik aradan geçen uzunca yıllara rağmen 2000 - 2011 yılları arası tüm genel kurullara ait kararların iptalini talep etmesinin de haksız ve kötü niyetli olduğunu, ayrıca noter belgelerinden de görüleceği üzere davacının çok kısa zaman aralıkları ile çok farklı imzaları kullandığını, sabit bir imzasının olmadığını ve zaman zaman kendisini vekille temsil ettirdiğinin açıkça anlaşıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacının katılmadığı halde 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 08.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantılarında adına sahte imza atıldığının tespit edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.11.2016 tarihli 2005/8391 Esas 2006/11756 Karar sayılı hükmünde de belirtildiği üzere, davacının bizzat katılarak oylamalarda oy kullanmış ve oy kullanma görevini ifa etmiş gibi gösterilmesi halinde genel kurulun yok hükmünde olduğu, bu nedenle davacının imzasının sahte olarak atıldığı bu genel kurul kararlarının yoklukla malul olduklarının tespitine karar verilmesinin gerektiği, davalı taraf her ne kadar hak düşürücü süre itirazında bulunmuş ise de, yoklukla butlan halinde hak düşürücü sürenin söz konusu olmayacağı, dava konusu olan diğer genel kurul kararlarında ise, bilirkişi rapor ve ek raporlarında yokluk veya butlan yaptırımına tabii tutulacak bir durumun bulunmadığı, bu nedenle bu kararların iptal davasına tabi olabileceği, ancak genel kurul kararlarının iptali için de hak düşürücü sürenin dava konusu diğer genel kurul kararları yönünden geçmiş bulunduğu, bu nedenle söz konusu kararlar yönünden davanın reddinin gerektiği, kaldı ki bir an için hak düşürücü süre dolmasaydı dahi, yoklukla malul olduklarına karar verilen ve davacının imzasının sahte olarak kullanıldığı kararlar dışındaki genel kurullarda alınan kararların esasen iptal sebebini de taşımadığı, Yargıtay 11.

Hukuk Dairesinin 2002/11904 Esas - 2003/5051 kararında, kar payı dağıtımının TTK'nın 533. maddesi gereğince genel kurulun yetkisinde olduğu, genel kurulca verilecek karar ile muaccel olduğu, ancak genel kurul direngen olup, kar payı dağıtmamakta direnirse o vakit şirket ortağının mahkemeden kar payı dağıtılması ve miktarı hususunda dava açabileceği hususundaki hükmü nazara alınarak, bilirkişi heyetinden şirketin finansal alanı, o finansal alandaki genel kurul tarihlerinde görülen Türkiye'deki ekonomik durum ve şirketin faaliyet alanı ve kapasitesi nazara alınarak; şirketin kar payı dağıtması gerekirken dağıtmamakta direngen hale düşüp düşmediği hususunda ek rapor alındığı, bilirkişi heyetinin ikinci ek raporunda şirketin faaliyet ve mali durumuna nazaran kar payı dağıtmamakta direngen hale düştüğünün kabul edilemeyeceği tespit edilmiş olup, bu tespitin de kabule şayan bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 08.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine, diğer iptal taleplerinin zaman aşımı nedeniyle reddine, davacının kar payı alacağı isteminin de reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

İstinaf yoluna başvuran davalı vekili; karara esas alınan imza incelemesi raporlarının eksik inceleme ürünü ve hatalı olduğunu, raporlara yönelik itirazlarının değerlendirilmediğini, bu raporlarda, farklı imzalar kullandığı sabit olan ve hatta davadan çok kısa bir süre öncesine ait bir ihtarnameye noter huzurunda attığı imzaya dahi, mahkeme huzurunda bu noter belgesi gösterilip sorulduğunda, imza benim değil diyen davacının kendi imzaları arasındaki benzerlik ve farklılıkların bilirkişilerce teknik olarak incelenmediğini, davacının toplantılara katıldığı resmi belgelerle, hükümet komiseri tutanağı ile sabitken, üstelik üzerinden yıllar geçtikten sonra imzasını inkar eden kötüniyeti açık davacının, tutanaklara da değişik imza atmış olabileceğinin açık olduğunu, nitekim raporlarda davacının eli ürünü olduğu tespit edilen 2001 ve 2007 yılı genel kuruluna ait davacı imzaları ile, eli ürünü olmadığını ifade ettikleri 2006 yılı ve farklı olmasına karşın yine eli ürünü olduğunu iddia ettikleri 2002 yılı genel kurul imzaları ile eli ürünü olmadığını ifade ettikleri 2008 yılı imzaları arasında çok büyük benzerlikler bulunduğunu, raporlardaki 2001-2002-2007 yılında yapılan genel kurullara ait hazirun cetvellerindeki imzaların davacı eli ürünü olduğu, davacının 2010-2011-2012-2013 yıllarında yapılan genel kurullara ise katılmadığı ve hazirun cetvellerinde imzasının bulunmadığı yönündeki tespitlerin doğru olduğu ve bu tespitlerin, dosyada mevcut posta kayıtları ve sair delillerle sabit olması, davacının bir kısım toplantılara katıldığını, bir kısım toplantılara ise usulüne uygun çağrıya rağmen katılmadığını doğrular mahiyette olduğunu, ayrıca davacı taleplerinin MK'nın 2.

maddesine aykırı olmasına rağmen mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, artık bu aşamadan sonra toplantılara katılmayarak alınan kararlara hiçbir itirazda bulunmayan davacının, imzanın kendisine ait çıkmadığı 2009 yılı ve öncesine ait genel kurullara ilişkin iptal talebinde bulunmasının kötü niyet taşıdığını, TMK 2. maddesindeki dürüstlük kuralına da uygun olmaması sebebiyle, davacının genel kurul kararlarının iptalini isteme hakkının bulunmadığını, ayrıca davacının işbu davada bir taraftan genel kurul kararlarının iptalini talep etmesi, diğer taraftan ise kar payı dağıtılmasına karar verilmesini talep etmesinin de, davacının içinde bulunduğu çelişkiyi ve kötü niyeti gösterdiğini, yine davacının 2007 yılındaki toplantılara katıldığı ve tutanaktaki imzaların kendisine ait olduğu tespit edildiğine, yani davacı 2007 yılında yönetim kurulunu ve denetçileri yapılan işlemlerle ilgili ibra etmiş olduğuna göre, mahkemenin artık 2007 yılı öncesine ait genel kurullarla ilgili iptal kararı verememesi gerektiğini, davacının şirketteki hissesi 1,38 olup, davacının sahip olduğu pay oranı ve toplantılarda kararların diğer ortakların oybirliği veya oybirliğine yakın nisaplarla alınmış olması itibariyle, genel kurullarda alınan veya alınacak kararlara bir etkisinin olmayacağının da açık olduğunu belirterek, kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

SÜREÇ VE GEREKÇE

Dairemizce verilen 2019/829 Esas - 2021/858 Karar sayılı 03.06.2021 tarihli karar ile; davaya konu 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 08.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantılarına ait hazirun cetvellerinde davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı tespit edilerek söz konusu genel kurul kararlarının hükümsüzlüğüne karar verildiği, mahkemece bu hususta ATK ve grafoloji uzmanlarından oluşan iki ayrı heyetten rapor alınmış olup, raporların birbirini doğrular nitelikte olduğu, bu nedenle davalı vekilinin, itirazlarının dikkate alınmadığı ve raporların hükme esas alınamayacağı yönündeki istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, ancak dava konusu karar batıl olsa da, butlan iddiasının ileri sürülmesinin TMK'nın 2.

maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde kabul edildiği takdirde, artık kararın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceğinin kabul edildiği, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/2104 esas 2013/19627 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, genel kurul kararının butlanının ileri sürülmesi herhangi bir süreye tabi olmamakla birlikte, butlana ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız rıza ve tahammül gösterilip de, sonradan butlanının ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi gerektiği, doktrinde de, ortaklık dahil hiç kimsenin zararı sözkonusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan butlanının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin de çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyacağına da işaret edildiği, dava konusu butlana tabi 17.06.2003 tarihli olağanüstü genel kurulda bedelsiz sermaye artışına karar verildiği, diğer tüm genel kurul kararlarının ise bilanço ve kar zarar hesapları ile yönetim ve denetim kurulunun ibrası, şirket karının ihtiyat olarak şirket bünyesinde bırakılması hususlarına ilişkin olduğu, kararların bu haliyle etkisi kısa bir süre devam eden, şirket veya ortaklara zarar verici nitelik taşımayan kararlardan olduğunun anlaşıldığı, davacının imzasını inkar ettiği 27.04.2001, 29.04.2002 ve 30.03.2007 tarihli toplantılara ilişkin hazirun cetvellerindeki imzanın kendisine ait olduğunun tespiti karşısında, bu toplantılara katılan davacının, yokluğunda yapılan genel kurul toplantıları ve bu toplantılarda alınan kararlardan haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dava tarihinin 11.02.2013 olduğu da dikkate alındığında, söz konusu genel kurul kararlarına karşı uzun yıllar sessiz kalan davacının, yıllar sonra kararların hükümsüzlüğünü ileri sürmesi bu bakımdan hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu kanaatine varılarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir."Davacı vekilince kararın temyizi üzerine Yargıtay 11.

Hukuk Dairesi'nin 11/04/2023 tarihli 2021/5560 Esas - 2023/2238 Karar sayılı kararı ile; davacının itirazı üzerine temyiz konusu 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantılarının hazirun cetvellerinde davacı isminin karşısına atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı sonucuna varıldığı, çağrısız genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve toplantıya itirazda bulunmamasının, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil ettiği, ancak yapılan incelemede temyiz konusu genel kurul toplantılarına ilişkin çağrıların yapılmamış olduğunun tespit edildiği, herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararların yoklukla malûl olduğu, yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesinin hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceği, toplantıya katılmayan pay sahibinin sonradan toplantıda alınan kararlara icazet verdiğine ilişkin bir delilin de dosyada bulunmadığı, bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesince temyiz konusu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu ve aradan zaman geçmesi nedeniyle yok hükmündeki genel kurul kararlarının sıhhat kazanmayacağı hususu göz önüne alınarak, temyiz konusu kararlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın tümden reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, temyiz olunan kararın bozulmasına karar verilmiştir.Dairemizce usul ve yasaya uygun görülen bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, Yargıtay bozma ilamı gereği;

davalı şirketin 30.04.2003, 17.06.2003, 22.03.2004, 18.04.2005, 28.03.2006, 15.04.2008 ve 07.04.2009 tarihli genel kurul toplantılarında alınan kararların yoklukla malûl olduğu, yok hükmünde bir genel kurul kararının yokluğunun tespitinin istenilmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmış olması nedeniyle yeniden hüküm kurulmak suretiyle, hükmün kesinleşen kısımlarının tekrarı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay bozma ilamına uyularak yeniden hüküm verildiğinden, Yargıtay HGK'nın 2021/96 esas 2021/205 karar sayılı, 04.03.2021 tarihli ilamı gereği taraflar yararına istinaf duruşma vekalet ücreti takdir edilmemiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/11/2018 Tarih 2014/362 Esas 2018/1144 Karar sayılı kararın HMK'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın kısmen kabulü ile; davalı ... AŞ'nin; 30/04/2003 - 17/06/2003 - 22/03/2004 - 18/04/2005 - 28/03/2006 - 15/04/2008 ve 07/04/2009 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun TESPİTİNE, diğer genel kurul kararları ile ilgili talebin reddine, Davacının kar payı dağıtılmasına ve tahsiline ilişkin taleplerinin reddine," İlk derece mahkemesine ilişkin olarak ; Alınması gereken 427,60-TL karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 24,30-TL harcın mahsubu ile kalan 403,30-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan toplam 48,60-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 3.050-TL bilirkişi ücreti, 860-TL adli tıp rapor ücreti ve 501,50-TL tebligat gideri olmak üzere toplam 4.411,50-TL'nin davanın kabulü oranında hesaplanan 2.205,75‬-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 1.700-TL bilirkişi ücreti, 860-TL adli tıp rapor ücreti ve 150-TL tebligat gideri olmak üzere toplam 2.710-TL'nin davanın reddi oranında hesaplanan 1.355-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına,Karar tarihindeki AAÜT gereği, 2.180-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 2.180-TL maktu vekalet ücretinin ise davacıdan alınıp davalıya verilmesine, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,"Davalı tarafından yatırılan 44,40-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafından istinaf ve temyiz aşamasında yapılan 90,10-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 45,05-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısımın davacı üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından istinaf ve temyiz aşamasında yapılan 69,13-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 34,56-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.10/01/2024

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.