Vade farkı için yazılı sözleşme yoksa teamülün ispatı gerekir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/4520 E. 2024/6700 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesin
★ Emsal
Gerekçe özeti
Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında yazılı bir sözleşme ya da teamül hâlini almış fiili bir uygulamanın kanıtlanması gerekir; borçlunun daha önce aynı nitelikteki vade farkı faturalarını ihtilafsız ödemesi, tüm vade farkı faturalarını ticari defterlerine kaydetmesi, BA formlarıyla vergi dairesine beyan etmesi ve mutabakat formlarını imzalaması birlikte teamülün varlığını gösterir. Faturaları benimseyip defterlerine kaydeden borçlunun sonradan iade faturası düzenlemesi lehine sonuç doğurmaz. Faturaya dayalı alacak likit olduğundan itirazında haksız borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilir. Para borçları aksine anlaşma yoksa alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğinden, para alacağına ilişkin davada alacaklının yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
Ele alınan sorunlar
Para alacağına ilişkin davada yetkili mahkeme → ret
İddia: Davalı, sözleşmenin ifa yerinin Ankara, kendi şirket merkezinin İstanbul'da bulunması nedeniyle davaya bakan mahkemenin yetkili olmadığını savunmuştur.
Gerekçe: 6100 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereği genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir; sözleşmeden kaynaklanan davalarda aynı Kanun'un 10 uncu maddesi uyarınca borcun ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre aksine bir anlaşma yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Takip ve davanın konusu para alacağı olduğuna göre, davacı alacaklının kendi yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Vade farkı istenebilmesinin koşulu ve teamülün ispatı → kabul
İddia: Davalı, vade farkı talep edilebilmesi için yazılı bir sözleşme bulunması gerektiğini, faturaya itiraz edilmemesinin vade farkı talep hakkı doğurmayacağını, mal ve hizmet karşılığı içermeyen faturalara itiraz edilmemesinin kabul anlamına gelmediğini savunmuştur.
Gerekçe: Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül hâlini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli kararı). Somut olayda yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte, borçlunun uyuşmazlık öncesinde düzenlenen aynı nitelikteki bir kısım vade farkı faturasını ihtilafsız olarak ödemiş olması, tüm vade farkı faturalarının borçlunun ticari defterlerine kaydedilmiş olması ve vergi dairesine verilen BA formlarında bildirilmiş bulunması, düzenlenen mutabakat formlarında borçlunun kaşesi ve temsilcisinin imzasının yer alması birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında vade farkı ödenmesine ilişkin teamülün bulunduğunun kabulü gerekir; bu durumda alacaklı vade farkı talep edebilir ve davaya konu faturaların ödendiği borçluca ispatlanamadığından takipte haklıdır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Faturalar defterlere kaydedildikten sonra düzenlenen iade faturasının etkisi → ret
İddia: Davalı, taraflar arasındaki sözlü mutabakat doğrultusunda iade faturaları düzenlendiğini, davacının bu anlaşmayı hiçe sayarak takip başlattığını savunmuştur.
Gerekçe: Borçlu tarafından sonradan alacaklının vade farkı tutarınca iade faturası düzenlenmişse de bu faturalara alacaklı tarafça süresinde itiraz edilmiştir. Ayrıca alacaklının faturaları benimsenerek ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesi borçlu lehine bir sonuç doğurmaz; iade faturalarının sözlü mutabakat doğrultusunda düzenlendiği de ispatlanamamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
İcra inkâr tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı → kabul
İddia: Davalı, alacağın tek taraflı düzenlenen faturalara dayandığını, hangi bedel üzerinden hangi oranda vade farkı uygulandığının denetime açık olmadığını savunarak aleyhine tazminata hükmedilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Alacak faturaya dayalı olduğundan likittir; bu nedenle itirazında haksız bulunan borçlu aleyhine, kabulle sonuçlanan kısım üzerinden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi koşulları oluşmuştur. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Yazılı sözleşme bulunmadan vade farkı istenebilmesi için aranan teamülün hangi olgularla ispatlanacağı ve defterlere kaydedilen faturaya karşı sonradan düzenlenen iade faturasının sonuç doğurmayacağı yönünden Yargıtay içtihadı niteliğindedir.
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- Genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir; sözleşmeden kaynaklanan davalarda borcun ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. Aksine anlaşma yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğinden, konusu para alacağı olan davalarda alacaklının (davacının) yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vade farkı↗ teamül hâlini almış fiili uygulama↗ ticari defter kaydı↗ BA formu↗ mutabakat formu↗ iade faturası↗ itirazın iptali↗ likit alacak↗ icra inkâr tazminatı↗ ifa yeri↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/4520 E. , 2024/6700 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/271 Esas, 2023/865 Karar
KARAR Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/1361 E., 2020/617 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş yaptığı Dia Altyapı Yat. ve İnş.AŞ'nin 25.12.2017 tarihinde davalı firma ile birleştiğini, bu tarihten sonra faturaların davalı adına düzenlendiğini, fatura bedelleri süresinde ödenmediğinden, aradan geçen süre zarfında oluşan fiyat farklarının davalı tarafından ödenmesi hususunda tarafların anlaştığını, müvekkilinin davalıdan olan fiyat farkı alacağı için vade farkı açıklaması ile 23.03.2018 tarihli 53.100,00 TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68 TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60 TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88 TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli faturaları düzenleyerek davalıya gönderdiğini, davalının faturalara itiraz etmeyerek mutabakat formlarını imzaladığını, bir kısım ödeme de yapıldığını, davalının sonradan düzenlediği iade faturalarının müvekkili tarafından kabul edilmeyerek ticari defterlerine işlenmediğini, davalı aleyhine İstanbul Anadolu 11.
İcra Dairesinin 2018/31341 sayılı dosyasında başlattıkları takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin ifa yerinin Ankara, müvekkilinin şirket merkezinin İstanbul'da bulunması nedeniyle mahkemenin yetkili olmadığını, davacının tek taraflı ve keyfi olarak düzenlediği faturaların müvekkili şirket defterlerine işlenmediğini, vade farkı talep edilebilmesi için yazılı bir sözleşme bulunması gerektiğini, vade farkı faturasının karşı tarafa ibraz edilmesi ve karşı tarafça faturaya itiraz edilmemesinin vade farkı talep hakkı doğurmayacağını, bir mal ve hizmet karşılığı içermeyen faturalara itiraz edilmemesinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceğini, davacının faturalarında vade farkı ödeneceğine dair bir ibare bulunmadığını, davacının hangi bedeli esas alarak hangi oranda vade farkı uyguladığının denetime açık olmadığını, davacı tarafça tek sipariş formuna dayalı faturalar düzenlendiğini, faturalar karşılığında müvekkilince ödemeler yapıldığını, ancak davacının bu ödemeleri dikkate almadığını, davacının tüm ödemeleri inkarı halinde dahi alabileceği faiz miktarının talep edilen vade farkı tutarından düşük olduğunu, davacının;
28. 01.2018, 21.02.2018, 28.02.2018 ve 30.04.2018 tarihli toplam 135.516,38 TL tutarlı vade farkı faturalarının müvekkili şirket kayıtlarına alınarak hakkaniyet ölçüsünde davacıya ödendiğini, davacı ile müvekkilinin vade farkı hususunda anlaşmalarının bu tutar ve koşullarda doğru olduğunu, ayrıca tarafların müvekkilinin davacıya iade faturası kesmesi konusunda anlaştığını, ancak davacının bu anlaşmayı hiçe sayarak takip başlattığını savunarak davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacı şirketin 25.12.2017 tarihinde davalı şirketle birleşen Dia Alt Yapı Yatırımları ve İnşaat A.Ş. ile aralarında demir alım satım işinden kaynaklı ticari ilişki bulunduğu, satılan ürünler nedeniyle kesilen faturaların zamanında ödenmediği iddiasıyla davacı tarafça vade farkı faturaları kesildiği, bu vade farkı faturalarının davalı defterlerine kaydedildiği ve davalı tarafça vergi dairesine verilen BA formlarında yer aldığı, ayrıca kesilen vade farkı faturalarından 28.01.2018 tarihli 17.240,00 TL bedelli, 21.02.2018 tarihli 56.590,24 TL bedelli, 28.02.2018 tarihli 11.918,00 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli 49.767,68 TL bedelli faturaların davalı tarafça ödendiği, 23.03.2018 tarihli 53.100,00 TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68 TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60 TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88 TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli faturaların ödenmediği, vade farkı faturalarından dolayı taraflar arasında 23.10.2018, 22.10.2018, 27.08.2018, 22.06.2018, 20.04.2018 ve 23.07.2018 tarihli mutabakat formlarının düzenlendiği ve formlarda davalının kaşesinin ve davalı temsilcisinin imzasının bulunduğu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 E., 2003/1 K.
sayılı kararına göre, "vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması..." gerektiği, davalı tarafça bir takım vade farkı faturalarının ödenmesi, tüm vade farkı faturalarının davalı defterinde kayıtlı olması, tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça ba formlarında bildirilmesi ve mutabakat formları birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında vade farkının ödenmesine ilişkin teamül bulunduğunu kabulü gerektiği, davacının vade farkı talep edebileceği, davalı tarafça davaya konu vade farkı faturalarının ödendiğinin ispatlanamadığı, bu nedenle davacının takipte haklı olduğu, takipte faizin türü ve oranı belirtilmediğinden alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği, alacağın faturaya dayanması nedeniyle likit olduğu ve kabulle sonuçlanan kısım üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi gereği genel yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğu, sözleşmeden kaynaklanan davalarda, mezkur Kanun'un 10 uncu maddesi uyarınca borcun ifa yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre aksine bir anlaşma yoksa para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceği, somut olayda takip ve davanın konusu para alacağı olduğundan, davacı şirketin kendi yerleşim yeri olan İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğu, davacı şirket tarafından, 25.12.2017 tarihinde davalı şirkete devir yoluyla birleşen Dia Alt Yapı Yat.
ve İnş. A.Ş.'ye demir satışı yapıldığı, satışı yapılan ürün bedellerinin zamanında ödenmediği iddiasıyla davacı tarafça davalıya hitaben vade farkı açıklamalı uyuşmazlık konusu 6 adet faturanın düzenlendiği, işbu faturaların tümünün davalı tarafça ticari defterlerine kaydedildiği ve yine davalı tarafça BA formlarıyla vergi dairesine bildirildiği, vade farkı istenebilmesi için, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunması gerektiği, somut olayda taraflar arasında bu hususta akdedilen bir sözleşme bulunmadığı ancak davalı tarafça davacının 28.01.2018 tarihli 17.240,00 TL bedelli, 21.02.2018 tarihli 56.590,24 TL bedelli, 28.02.2018 tarihli 11.918,00 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli 49.767,68 TL bedelli faturalarının ihtilafsız olarak davacıya ödendiği, davalı tarafça, davacının uyuşmazlık tarihi öncesinde düzenlediği aynı nitelikteki vade farkı faturalarının ödenmiş olması, taraflar arasında vade farkı ödeneceğine dair teamülün bulunduğunun kabulünü gerektirdiği, davacının tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça benimsenerek ticari defterlerine kaydedilmiş olması ve davalı tarafça BA formları ile vergi dairesine beyan edilmiş olmasının da, davacının vade farkı alacağının varlığını doğruladığı, davalı tarafça sonradan 06.10.2018 tarihinde davacının vade farkı tutarınca iade faturası düzenlenmişse de, faturalara davacı tarafça süresinde itiraz edildiği, ayrıca davacı faturaları benimsenerek ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesinin davalı lehine bir sonuç doğuramayacağı, davalı vekilince, taraflar arasındaki sözlü mutabakat doğrultusunda iade faturalarının düzenlendiği ileri sürülmüşse de, bu hususun ispatlanamadığı, bu nedenle taraflar arasındaki teamülün varlığı, davacının tüm faturalarının davalı defterlerinde kayıtlı oluşu ve davalı tarafça vergi dairesine beyan edilmesi birlikte dikkate alındığında davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, alacak faturaya dayalı olup likit olduğundan, itirazında haksız bulunan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de doğru olduğu, takip talebinde faiz oranı belirtilmediğinden, yasal faizi aşmamak üzere avans faizine hükmedilmesinin yerinde olduğu, hüküm tarihindeki tarife uyarınca davacı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 10, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7 nci maddesi.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 23.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1080669400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz