6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Vade farkı için yazılı sözleşme yoksa teamülün ispatı gerekir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/4520 E. 2024/6700 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesin

★ Emsal

Gerekçe özeti

Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında yazılı bir sözleşme ya da teamül hâlini almış fiili bir uygulamanın kanıtlanması gerekir; borçlunun daha önce aynı nitelikteki vade farkı faturalarını ihtilafsız ödemesi, tüm vade farkı faturalarını ticari defterlerine kaydetmesi, BA formlarıyla vergi dairesine beyan etmesi ve mutabakat formlarını imzalaması birlikte teamülün varlığını gösterir. Faturaları benimseyip defterlerine kaydeden borçlunun sonradan iade faturası düzenlemesi lehine sonuç doğurmaz. Faturaya dayalı alacak likit olduğundan itirazında haksız borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilir. Para borçları aksine anlaşma yoksa alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğinden, para alacağına ilişkin davada alacaklının yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

Ele alınan sorunlar

Para alacağına ilişkin davada yetkili mahkeme → ret

İddia: Davalı, sözleşmenin ifa yerinin Ankara, kendi şirket merkezinin İstanbul'da bulunması nedeniyle davaya bakan mahkemenin yetkili olmadığını savunmuştur.

Gerekçe: 6100 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereği genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir; sözleşmeden kaynaklanan davalarda aynı Kanun'un 10 uncu maddesi uyarınca borcun ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre aksine bir anlaşma yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Takip ve davanın konusu para alacağı olduğuna göre, davacı alacaklının kendi yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Vade farkı istenebilmesinin koşulu ve teamülün ispatı → kabul

İddia: Davalı, vade farkı talep edilebilmesi için yazılı bir sözleşme bulunması gerektiğini, faturaya itiraz edilmemesinin vade farkı talep hakkı doğurmayacağını, mal ve hizmet karşılığı içermeyen faturalara itiraz edilmemesinin kabul anlamına gelmediğini savunmuştur.

Gerekçe: Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül hâlini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli kararı). Somut olayda yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte, borçlunun uyuşmazlık öncesinde düzenlenen aynı nitelikteki bir kısım vade farkı faturasını ihtilafsız olarak ödemiş olması, tüm vade farkı faturalarının borçlunun ticari defterlerine kaydedilmiş olması ve vergi dairesine verilen BA formlarında bildirilmiş bulunması, düzenlenen mutabakat formlarında borçlunun kaşesi ve temsilcisinin imzasının yer alması birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında vade farkı ödenmesine ilişkin teamülün bulunduğunun kabulü gerekir; bu durumda alacaklı vade farkı talep edebilir ve davaya konu faturaların ödendiği borçluca ispatlanamadığından takipte haklıdır. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Faturalar defterlere kaydedildikten sonra düzenlenen iade faturasının etkisi → ret

İddia: Davalı, taraflar arasındaki sözlü mutabakat doğrultusunda iade faturaları düzenlendiğini, davacının bu anlaşmayı hiçe sayarak takip başlattığını savunmuştur.

Gerekçe: Borçlu tarafından sonradan alacaklının vade farkı tutarınca iade faturası düzenlenmişse de bu faturalara alacaklı tarafça süresinde itiraz edilmiştir. Ayrıca alacaklının faturaları benimsenerek ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesi borçlu lehine bir sonuç doğurmaz; iade faturalarının sözlü mutabakat doğrultusunda düzenlendiği de ispatlanamamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

İcra inkâr tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı → kabul

İddia: Davalı, alacağın tek taraflı düzenlenen faturalara dayandığını, hangi bedel üzerinden hangi oranda vade farkı uygulandığının denetime açık olmadığını savunarak aleyhine tazminata hükmedilemeyeceğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Alacak faturaya dayalı olduğundan likittir; bu nedenle itirazında haksız bulunan borçlu aleyhine, kabulle sonuçlanan kısım üzerinden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi koşulları oluşmuştur. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Yazılı sözleşme bulunmadan vade farkı istenebilmesi için aranan teamülün hangi olgularla ispatlanacağı ve defterlere kaydedilen faturaya karşı sonradan düzenlenen iade faturasının sonuç doğurmayacağı yönünden Yargıtay içtihadı niteliğindedir.

Usul tespitleri

Yetkili mahkeme
Genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir; sözleşmeden kaynaklanan davalarda borcun ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. Aksine anlaşma yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğinden, konusu para alacağı olan davalarda alacaklının (davacının) yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vade farkı teamül hâlini almış fiili uygulama ticari defter kaydı BA formu mutabakat formu iade faturası itirazın iptali likit alacak icra inkâr tazminatı ifa yeri

Atıf yapılan mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu — 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 66100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 10 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu — 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 89(1)

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2023/4520 E.  ,  2024/6700 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/271 Esas, 2023/865 Karar

KARAR Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2018/1361 E., 2020/617 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş yaptığı Dia Altyapı Yat. ve İnş.AŞ'nin 25.12.2017 tarihinde davalı firma ile birleştiğini, bu tarihten sonra faturaların davalı adına düzenlendiğini, fatura bedelleri süresinde ödenmediğinden, aradan geçen süre zarfında oluşan fiyat farklarının davalı tarafından ödenmesi hususunda tarafların anlaştığını, müvekkilinin davalıdan olan fiyat farkı alacağı için vade farkı açıklaması ile 23.03.2018 tarihli 53.100,00 TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68 TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60 TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88 TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli faturaları düzenleyerek davalıya gönderdiğini, davalının faturalara itiraz etmeyerek mutabakat formlarını imzaladığını, bir kısım ödeme de yapıldığını, davalının sonradan düzenlediği iade faturalarının müvekkili tarafından kabul edilmeyerek ticari defterlerine işlenmediğini, davalı aleyhine İstanbul Anadolu 11.

İcra Dairesinin 2018/31341 sayılı dosyasında başlattıkları takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin ifa yerinin Ankara, müvekkilinin şirket merkezinin İstanbul'da bulunması nedeniyle mahkemenin yetkili olmadığını, davacının tek taraflı ve keyfi olarak düzenlediği faturaların müvekkili şirket defterlerine işlenmediğini, vade farkı talep edilebilmesi için yazılı bir sözleşme bulunması gerektiğini, vade farkı faturasının karşı tarafa ibraz edilmesi ve karşı tarafça faturaya itiraz edilmemesinin vade farkı talep hakkı doğurmayacağını, bir mal ve hizmet karşılığı içermeyen faturalara itiraz edilmemesinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceğini, davacının faturalarında vade farkı ödeneceğine dair bir ibare bulunmadığını, davacının hangi bedeli esas alarak hangi oranda vade farkı uyguladığının denetime açık olmadığını, davacı tarafça tek sipariş formuna dayalı faturalar düzenlendiğini, faturalar karşılığında müvekkilince ödemeler yapıldığını, ancak davacının bu ödemeleri dikkate almadığını, davacının tüm ödemeleri inkarı halinde dahi alabileceği faiz miktarının talep edilen vade farkı tutarından düşük olduğunu, davacının;

28. 01.2018, 21.02.2018, 28.02.2018 ve 30.04.2018 tarihli toplam 135.516,38 TL tutarlı vade farkı faturalarının müvekkili şirket kayıtlarına alınarak hakkaniyet ölçüsünde davacıya ödendiğini, davacı ile müvekkilinin vade farkı hususunda anlaşmalarının bu tutar ve koşullarda doğru olduğunu, ayrıca tarafların müvekkilinin davacıya iade faturası kesmesi konusunda anlaştığını, ancak davacının bu anlaşmayı hiçe sayarak takip başlattığını savunarak davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesince, davacı şirketin 25.12.2017 tarihinde davalı şirketle birleşen Dia Alt Yapı Yatırımları ve İnşaat A.Ş. ile aralarında demir alım satım işinden kaynaklı ticari ilişki bulunduğu, satılan ürünler nedeniyle kesilen faturaların zamanında ödenmediği iddiasıyla davacı tarafça vade farkı faturaları kesildiği, bu vade farkı faturalarının davalı defterlerine kaydedildiği ve davalı tarafça vergi dairesine verilen BA formlarında yer aldığı, ayrıca kesilen vade farkı faturalarından 28.01.2018 tarihli 17.240,00 TL bedelli, 21.02.2018 tarihli 56.590,24 TL bedelli, 28.02.2018 tarihli 11.918,00 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli 49.767,68 TL bedelli faturaların davalı tarafça ödendiği, 23.03.2018 tarihli 53.100,00 TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68 TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60 TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88 TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli faturaların ödenmediği, vade farkı faturalarından dolayı taraflar arasında 23.10.2018, 22.10.2018, 27.08.2018, 22.06.2018, 20.04.2018 ve 23.07.2018 tarihli mutabakat formlarının düzenlendiği ve formlarda davalının kaşesinin ve davalı temsilcisinin imzasının bulunduğu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 E., 2003/1 K.

sayılı kararına göre, "vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması..." gerektiği, davalı tarafça bir takım vade farkı faturalarının ödenmesi, tüm vade farkı faturalarının davalı defterinde kayıtlı olması, tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça ba formlarında bildirilmesi ve mutabakat formları birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında vade farkının ödenmesine ilişkin teamül bulunduğunu kabulü gerektiği, davacının vade farkı talep edebileceği, davalı tarafça davaya konu vade farkı faturalarının ödendiğinin ispatlanamadığı, bu nedenle davacının takipte haklı olduğu, takipte faizin türü ve oranı belirtilmediğinden alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği, alacağın faturaya dayanması nedeniyle likit olduğu ve kabulle sonuçlanan kısım üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi gereği genel yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğu, sözleşmeden kaynaklanan davalarda, mezkur Kanun'un 10 uncu maddesi uyarınca borcun ifa yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre aksine bir anlaşma yoksa para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceği, somut olayda takip ve davanın konusu para alacağı olduğundan, davacı şirketin kendi yerleşim yeri olan İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğu, davacı şirket tarafından, 25.12.2017 tarihinde davalı şirkete devir yoluyla birleşen Dia Alt Yapı Yat.

ve İnş. A.Ş.'ye demir satışı yapıldığı, satışı yapılan ürün bedellerinin zamanında ödenmediği iddiasıyla davacı tarafça davalıya hitaben vade farkı açıklamalı uyuşmazlık konusu 6 adet faturanın düzenlendiği, işbu faturaların tümünün davalı tarafça ticari defterlerine kaydedildiği ve yine davalı tarafça BA formlarıyla vergi dairesine bildirildiği, vade farkı istenebilmesi için, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunması gerektiği, somut olayda taraflar arasında bu hususta akdedilen bir sözleşme bulunmadığı ancak davalı tarafça davacının 28.01.2018 tarihli 17.240,00 TL bedelli, 21.02.2018 tarihli 56.590,24 TL bedelli, 28.02.2018 tarihli 11.918,00 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli 49.767,68 TL bedelli faturalarının ihtilafsız olarak davacıya ödendiği, davalı tarafça, davacının uyuşmazlık tarihi öncesinde düzenlediği aynı nitelikteki vade farkı faturalarının ödenmiş olması, taraflar arasında vade farkı ödeneceğine dair teamülün bulunduğunun kabulünü gerektirdiği, davacının tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça benimsenerek ticari defterlerine kaydedilmiş olması ve davalı tarafça BA formları ile vergi dairesine beyan edilmiş olmasının da, davacının vade farkı alacağının varlığını doğruladığı, davalı tarafça sonradan 06.10.2018 tarihinde davacının vade farkı tutarınca iade faturası düzenlenmişse de, faturalara davacı tarafça süresinde itiraz edildiği, ayrıca davacı faturaları benimsenerek ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesinin davalı lehine bir sonuç doğuramayacağı, davalı vekilince, taraflar arasındaki sözlü mutabakat doğrultusunda iade faturalarının düzenlendiği ileri sürülmüşse de, bu hususun ispatlanamadığı, bu nedenle taraflar arasındaki teamülün varlığı, davacının tüm faturalarının davalı defterlerinde kayıtlı oluşu ve davalı tarafça vergi dairesine beyan edilmesi birlikte dikkate alındığında davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, alacak faturaya dayalı olup likit olduğundan, itirazında haksız bulunan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de doğru olduğu, takip talebinde faiz oranı belirtilmediğinden, yasal faizi aşmamak üzere avans faizine hükmedilmesinin yerinde olduğu, hüküm tarihindeki tarife uyarınca davacı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ İNCELEMESİ

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 10, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7 nci maddesi.

3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89 uncu maddesi.

3. Değerlendirme

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 23.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1080669400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/271 E. 2023/865 K.

Vade farkı faturalarının ödenmesi teamülü ve itirazın iptali

Gerekçe özeti

Taraflar arasında vade farkı ödenmesine ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmasa da, borçlu tarafın aynı nitelikteki önceki vade farkı faturalarını ihtilafsız olarak ödemiş olması, alacaklı tarafça düzenlenen tüm vade farkı faturalarının borçlu defterlerine kaydedilmiş ve vergi dairesine BA formuyla bildirilmiş olması, taraflar arasında vade farkı ödenmesi hususunda teamül oluştuğunun kabulü için yeterlidir. Borçlunun sonradan düzenlediği iade faturalarına alacaklının süresinde itiraz etmesi ve alacaklı faturalarının önceden ticari defterlere kaydedilmiş olması, sonraki iade faturalarının borçlu lehine sonuç doğurmasını önler.

Emsal değeri

Yazılı sözleşme bulunmasa da, borçlunun önceki dönem vade farkı faturalarını ihtilafsız ödemesi ile faturaların ticari defterlere kaydedilmiş ve vergi dairesine bildirilmiş olmasının, taraflar arasında vade farkı ödenmesi konusunda teamülün varlığını ispatlayacağına ilişkin değerlendirme yönünden emsal niteliktedir.

Kavramlar: itirazın iptali vade farkı teamül ticari defter kaydı BA formu icra inkar tazminatı yetki itirazı genel yetkili mahkeme ifa yeri

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2021/271

KARAR NO 2023/865

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 17/11/2020

NUMARASI 2018/1361 Esas - 2020/617 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; davalı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında başlattıkları takibe davalının itiraz ettiğini, müvekkilinin iş yaptığı ... AŞ'nin 25.12.2017 tarihinde davalı firma ile birleştiğini ve bu tarihten sonra faturaların davalı adına düzenlendiği, fatura bedelleri süresinde ödenmediğinden, aradan geçen süre zarfında oluşan fiyat farklarının davalı tarafından ödenmesi hususunda tarafların anlaştığını, müvekkilinin davalıdan olan fiyat farkı alacağı için vade farkı açıklaması ile 23.03.2018 tarihli 53.100-TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68-TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60-TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88-TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36-TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36-TL bedelli faturaları düzenleyerek davalıya gönderdiğini, davalının faturalara süresinde itiraz etmeyerek mutabakat formlarını imzaladığını, davalının sonradan düzenlediği iade faturalarının müvekkili tarafından kabul edilmeyerek ticari defterlerine işlenmediğini belirterek, davalının takibe yönelik itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; sözleşmenin ifa yeri Ankara ve müvekkilinin şirket merkezinin İstanbul adresinde bulunması nedeniyle mahkemenin yetkili olmadığını, bu nedenle davanın yetkisizlik nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının tek taraflı ve keyfi olarak düzenlediği faturaların müvekkili şirket defterlerine hiçbir zaman işlenmediğini, vade farkı talep edilebilmesi için bir sözleşme bulunması gerektiğini, vade farkı faturasının karşı yana ibraz edilmesi ve karşı tarafça faturaya itiraz edilmemesinin vade farkı talep hakkı doğurmayacağını, bir mal ve hizmet karşılığı içermeyen faturalara itiraz edilmemesinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceğini,davacının faturalarında vade farkı ödeneceğine dair bir ibare bulunmadığını, kaldı ki davacının hangi bedeli esas alarak hangi oranda vade farkı uyguladığının da denetime açık olmadığını, davacı tarafça tek sipariş formuna dayalı faturalar düzenlendiğini, faturalar karşılığında müvekkilince ödemeler yapıldığını, ancak davacının bu ödemeleri dikkate almadığını, davacının tüm ödemeleri inkarı halinde dahi alabileceği faiz miktarının talep edilen vade farkı tutarından düşük olduğunu, davacının;

28. 01.2018, 21.02.2018, 28.02.2018 ve 30.04.2018 tarihli toplam 135.516,38-TL tutarlı vade farkı faturalarının müvekkili şirket kayıtlarına alınarak hakkaniyet ölçüsünde davacıya ödendiğini, davacı ile müvekkilinin vade farkı hususunda anlaşmalarının bu tutar ve koşullarda doğru olduğunu, ayrıca tarafların müvekkilinin davacıya iade faturası kesmesi konusunda da anlaştığını, ancak davacının bu anlaşmayı hiçe sayarak takip başlattığını belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; davacı şirket ile 25/12/2017 tarihinde davalı şirketle birleşen .. AŞ arasında demir alım satım işinden kaynaklı ticari ilişki bulunduğu, satılan ürünler nedeniyle kesilen faturaların zamanında ödenmediği iddiasıyla davacı tarafça vade farkı faturaları kesildiği, bu vade farkı faturalarının davalı defterlerine kaydedildiği ve davalı tarafça vergi dairesine verilen BA formlarında yer aldığı ayrıca kesilen vade farkı faturalarından 28/01/2018 tarihli 17.240-TL bedelli, 21/02/2018 tarihli 56.590,24-TL bedelli, 28/02/2018 tarihli 11.918-TL bedelli ve 30/04/2018 tarihli 49.767,68-TL bedelli faturaların davalı tarafça ödendiği, 23/03/2018 tarihli 53.100-TL bedelli, 18/05/2018 tarihli 46.994,68-TL bedelli, 18/06/2018 tarihli 53.418,60-TL bedelli, 18/07/2018 tarihli 60.257,88-TL bedelli, 18/08/2018 tarihli 78.000,36-TL bedelli ve 18/09/2018 tarihli 78.000,36-TL bedelli faturaların ödenmediği, vade farkı faturalarından dolayı taraflar arasında 23/10/2018, 22/10/2018, 27/08/2018, 22/06/2018, 20/04/2018 ve 23/07/2018 tarihli mutabakat formları düzenlendiği ve formlarda davalı kaşesinin ve temsilcisinin imzasının bulunduğu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih 2001/1 esas, 2003/1 karar sayılı kararına göre, "vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması.." gerektiği, davalı tarafça bir takım vade farkı faturalarının ödenmesi, tüm vade farkı faturalarının davalı defterinde kayıtlı olması, tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça BA formlarında bildirilmesi ve mutabakat formları birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında vade farkının ödenmesine ilişkin teamül bulunduğunun kabulünün gerektiği, davacının vade farkı talep edebileceği,davacının takibinde haklı olduğu, takipte faiz türü ve oranı belirtilmediğinden alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği, alacağın likit olması nedeni ile icra inkar tazminatı şartlarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davalı vekili; davacının icra takibinde talebini vade farkı olarak açıkça belirtmediğini, davanın açılmasından sonra takip konusunun vade farkı olarak beyan edilmesinin iddianın genişletilmesi niteliğinde olduğunu, işin ifa yeri Ankara olduğundan Ankara mahkemelerinin yetkili olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin merkezi İstanbul'da bulunduğundan yetkili mahkemenin İstanbul (Çağlayan) mahkemeleri olduğunu,kararın yetki yönünden kaldırılması gerektiğini, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, mahkemece hükmedilen faiz oranı, başlangıcı ve davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını,raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi için yeniden rapor alınması gerektiğini, mahkemece iade faturaları düzenlenmesinin davacıyla anlaşılan hususlar arasında olduğunun göz ardı edildiğini, taraflar arasında ödenecek bedele ilişkin anlaşma sağlandığını, anlaşma sağlanan tutar kadar olan faturaların kayıtlara alındığını, diğer faturalar için ise iade faturası düzenlendiğini,vade farkı ödeneceğine ilişkin bir sözleşme bulunmadığı gibi sipariş formlarında ve faturalarda vade farkına ilişkin bir kayıt bulunmadığını, ekonomik şartlara uygun olarak taraflar arasında kararlaştırılan şartlara uygun 4 adet vade farkı faturasının müvekkilince ödendiğini, ancak bu ödemelerin devam eden fahiş vade faturalarının kabulü sonucunu doğurmayacağını, davacıyla mutabık kalınarak dava konusu 6 adet vade farkı faturası için 06.10.2018 tarihli 6 adet iade faturası düzenlendiğini, müvekkilince düzenlenen iade faturalarının davacının da kabulünde olduğunu, bu konuda taraflarca sözlü olarak anlaşıldığını, davacının tanzim ettiği faturaların müvekkilinin kayıtlarına alınması ve iade faturalarının tanzim tarihlerinin aynı olmasının da tarafların mutabık kaldığını gösterdiğini, faturanın içeriğine süresinde itirazda bulunulmadığı taktirde sadece faturada belirtilen verilerin doğru olduğu karinesinin doğacağını, bu durumun fatura konusu mal veya hizmetin de verildiğinin kabulünü gerektirmediğini, uyuşmazlık halinde işin yapıldığının kanıtlanması gerektiğini, müvekkilince davacıyla mutabakata varılması akabinde ödenmiş vade farkı bedelinin bulunmasının, vade farkı anlaşması anlamına gelmeyeceğini, müvekkili şirket yetkilisi tarafından imzalanmamış olan mutabakat belgelerinin geçerli olmayacağını, ancak mahkemece mutabakat belgelerinin kim tarafından düzenlendiği, imzalayan kişinin bu hususta yetkili olup olmadığının araştırılmadığını, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, vade farkı faturalarına dayalı cari hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. HMK'nın 6. maddesi gereği genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Sözleşmeden kaynaklanan davalarda, HMK’nın 10. maddesi gereğince borcun ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. 6098 sayılı TBK'nın 89/1 maddesine göre ise, aksine bir anlaşma yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Somut olayda takip ve davanın konusu para alacağı olduğundan, davacı şirketin kendi yerleşim yeri olan İstanbul Anadolu mahkemeleri yetkili olup, davalı vekilinin yetki itirazı yerinde değildir. Davacı şirket tarafından 25.12.2017 tarihinde davalı şirkete devir yoluyla birleşen ...AŞ'ye demir satışı yapıldığı, satışı yapılan ürün bedellerinin zamanında ödenmediği iddiasıyla, davacı tarafça davalıya hitaben vade farkı açıklamalı uyuşmazlık konusu 23.03.2018 tarihli 53.100-TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68-TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60-TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88-TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36-TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36-TL bedelli faturaların düzenlendiği, davacının işbu faturalarının tümünün davalı tarafça ticari defterlerine kaydedildiği ve yine davalı tarafça BA formlarıyla vergi dairesine bildirildiği, fatura bedellerinin ödenmemesi üzerine davacı tarafça icra takibi başlatıldığı ve davalının takibe itirazı üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Vade farkı istenebilmesi için, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunması gerekmektedir. Somut olayda taraflar arasında bu hususta akdedilen bir sözleşme bulunmamaktadır. Ancak davalı tarafça davacının 28.01.2018 tarihli 17.240-TL bedelli, 21.02.2018 tarihli 56.590,24-TL bedelli, 28.02.2018 tarihli 11.918-TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli 49.767,68-TL bedelli faturaları ihtilafsız olarak davacıya ödenmiştir. Davalı tarafça, davacının uyuşmazlık tarihi öncesinde düzenlediği aynı nitelikteki vade farkı faturalarının ödenmiş olması, taraflar arasında vade farkı ödeneceğine dair teamülün bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir. Davacının tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça benimsenerek ticari defterlerine kaydedilmiş olması ve davalı tarafça BA formları ile vergi dairesine beyan edilmiş olması da, davacının vade farkı alacağının varlığını doğrulamaktadır.

Davalı tarafça sonradan 06.10.2018 tarihinde davacının vade farkı tutarınca iade faturası düzenlenmişse de, faturalara davacı tarafça süresinde itiraz edilmiştir. Ayrıca davacı faturaları benimsenerek ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesinin davalı lehine bir sonuç doğurması mümkün değildir. Davalı vekilince, taraflar arasındaki sözlük mutabakat doğrultusunda iade faturalarının düzenlendiği ileri sürülmüşse de, bu husus da kanıtlanabilmiş değildir. Bu nedenle taraflar arasındaki teamülün varlığı, davacının tüm faturalarının davalı defterlerinde kayıtlı oluşu ve davalı tarafça vergi dairesine beyan edilmesi de gözetildiğinde, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Diğer yandan alacak faturaya dayalı olup likit olduğundan, itirazında haksız bulunan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi isabetlidir. Davacı tarafça takip talebinde faiz oranı belirtilmediğinden, yasal faizi aşmamak üzere avans faizine hükmedilmesi yerindedir. Ayrıca mahkemece hüküm tarihindeki tarife uyarınca davacı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 25.259,12-TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin yatırılan 6.314,78‬-TL harcın mahsubu ile kalan 18.944,34‬‬-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından yapılan 22‬-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

01/06/2023

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.